Hala yargıçlar var.
Yerebatan Sarnıcı'nın vakıflara devrine mahkeme dur dedi. İstanbul'un olan tüm kötülüklerine rağmen "şimdilik" İstanbul'da kaldı. Mahkeme süreci beklenecek.
Mücadeleye devam ediyoruz! Emeğinize sağlık. @nuriaslan_tr@VolkanDemir_PhD@DocDrOBahadir@mhrpolat@oktayozel
Vize İmparatorluğu araştırma dosyasının neden yasaklandığını okuduğunuzda anlayacaksınız. @canancoskun’un ödüllük araştırma dizisine aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz @ilketvcomtr
Özgür Özel’in de konuşmasında vurguladığı gibi, bu bir parti içi mesele veya CHP’nin sadece kendi içinde çözmesi gereken bir mesele değil. Bu aslında CHP’li olan olmayan herkesin, hepimizin meselesi. Bu Türkiye’nin meselesi. Bu meseleye sahip çıkmak, aslında kendi haklarımıza ve yarınlarımıza da sahip çıkmak demek. O sebeple de “seçilmiş CHP’lileri” bu mücadelede, başlarına ne gelecek olursa olsun, desteklemeye devam etmek önemli.
Bernie Sanders:
“Yapay Zeka, milyonlarca yazar, sanatçı, müzisyen, gazeteci, öğretmen, bilim insanı ve sıradan insanın yaratıcı eserleri üzerine inşa edilmiştir.
Bu eserler, büyük teknoloji oligarkları tarafından çalınmıştır.
Şimdi, onu geri alma ve Yapay Zeka'nın herkes için, sadece birkaç kişi için değil, çalışmasını sağlama zamanı.”
Olan-biteni CHP’nin iç çekişmesi olarak göremeyiz. Konu, CHP boyutlarını aştı. Siyaset yargı yoluyla dizayn edilemez. Ana muhalefet partisinin genel merkezine hangi gerekçeyle olursa olsun polis zoruyla girilmez, biber gazı sıkılmaz. Yaşananlar rejim krizi..
Narin Güran davasında kritik soru: Ağır cezalar hangi teknik raporlara dayandı?
"DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, Narin Güran davasında hükme esas alınan Ulusal Kriminal Büro raporu ile HTS dar baz analizini Meclis gündemine taşıdı."
https://t.co/HxvkqrfT3B
Silivri’den herkese merhaba,
Öncelikle paylaştığım videoyu yeniden izlemenizi ricaediyorum.
Videoda, 13 Haziran 2013 tarihinde Ankara’da, dönemin Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın davetiyle katıldığım heyetin, hükümet yetkilileriyle yaptığı 3.5 saatlik toplantı sonrasında, Başbakanlık konutunun merdivenlerinde yaptığım konuşmam yer alıyor.
O halimi düşünüyorum. TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Başkanı gencecik bir Tayfun. Hükümet davetiyle görev bilmiş kendine orada olmayı ve bu açıklamayı yapmayı.
Bu açıklamanın üzerinden kocaman bir 9 yıl geçti ve bir andasuçlu ilan edildik. Aklımızın hala almadığı bir karar.
Bugün, haksız yere tutukluluğumuzun 1000. gününü geride bıraktık.
1000 günlük anormallik yaşıyoruz.
1000 gündür demir parmaklıklar arkasındayız.
1000 gündür sevdiklerimize hasretiz.
1000 gün hayatımızdan geçti, gitti.
1000 gün dile kolay…
1’den 1000’e kadar saymaya başlasa insan usanır, bir yerde saymayı bırakır.
Oysa ben hiç bırakmadım, eşim Meriç bırakmadı, kızım Vera bırakmadı. Annem ve babam bırakmadı. Meslektaşlarım bırakmadı. Öğrencilerim bırakmadı.
Hayatı bir yerde durdurma isteği geliyor, yalan değil. Çünkü anılar hep dışarıda. O anların fototğrafıyla avunuluyor burada ancak.
1000 gündür bir bu anılara yenileri eklenir mi diye düşünüyorum.
Videodaki gencecik Tayfun bir daha düşüyor hatrıma.
Defalarca şiddetsiz ve demokratik tepki gösterilmesini, yasalara saygıyı hatırlatan ben değil miydim? Bütün TV kanalları bunlarıyayınlamadı mı?
Şimdi neden hiç parçası olmadığım ve karşı çıktığım şiddet eylemlerinin faili sayılıyorum?
Bu soruyu 1000 gündür soruyoruz.
Mahkemede de sorduk. Tanıkları dinleyin dedik. Bütün ulusal kanallara çıkan görüntüleri verdik. Bakın bu masumiyetin kanıtıdedik. Kabul etmediler. Peşin hükümle, siyasi inatla verilen 18 yıllık bir ceza ile tüm hayatımız altüst edildi. Yine de sormaya devam ettik. 1000 günde en az 1000 kere sorduk.
Sorsak, belki Silivri’nin soğuk duvarı bile dile gelir konuşurdu, bir cevap verirdi. Olayın birebir tanıkları ise susuyor. Hapishane duvarından bile daha soğuk olmak mümkün mü? Mümkünmüş.
Çok basit, çok temel bir sorular soruyoruz: Benim suçum ne? Bu suçun kanıtı ne? Bu cezanın gerekçesi ne? Haykırıyoruz. Ailem haykırıyor, ufacık kızım Vera haykırıyor, aynı soruları, çevirip çevirip soruyoruz. Cevap yok.
Adalet hepimiz için ne önemli bir kelime. Değil 1000 gün bir ömür geçse de bugün olduğu gibi gür haykıracağız: Adalet, hemen şimdi.
Biliyorum sıkılıyor canınız. Biliyorum adaletin geciktiği her gün bir kâğıt kesiği gibi acıtıyor canımızı.
Ama vazgeçmiyoruz umut etmekten. Ne olur hiç vazgeçmeyelim umuda tutunmaktan.
Dostlarım, haksız tutsaklığımızın 1000. gününde özgür ve güzel günlerimizin yakın olduğu umudu ile hepinizi Silivri’den hasretle selamlıyorum.
Sevgilerimle;
Tayfun Kahraman / Silivri K. C. İ. K. A/42
On the 78th Anniversary of the Nakba – 15 May 2026
Seventy-eight years ago, Britain committed one of the most catastrophic acts of colonial injustice in modern history. With the stroke of a pen, the British government disposed of a land it had no right to give – uprooting an entire people from their homes, their soil, and their heritage to install a project built on displacement, exclusion, and dispossession.
The Nakba was no accident of war; it was a deliberate, calculated campaign of erasure. Hundreds of villages were demolished. Hundreds of thousands of men, women, and children were driven from everything they had ever known.
Britain bears a historic and moral responsibility for this foundational crime – a responsibility it has never acknowledged, never atoned for, and never answered. Today, we name it plainly: what Britain inflicted upon the Palestinian people was a crime, and history will not allow it to be forgotten.
Yet, the crime did not end in 1948. The world’s governments, institutions, and international bodies chose complicity. For nearly eight decades, the international community has legitimised a regime built on stolen land, suppressed Palestinian resistance at every turn, and shielded Israel from accountability. They looked away – or actively enabled the oppressor – as war crime followed war crime.
The occupation deepened. Settlements expanded. The blockade tightened. The apartheid wall grew in length and height.
Now, before the eyes of the entire world, Gaza faces a genocide – a systematic campaign to destroy a people. Children are bombed in hospitals and schools. Families are starved by design as a weapon of war. An entire civilisation is being dismantled in real time. The collusion of world powers in this ongoing catastrophe does not merely dishonour them; it makes them active accomplices in every crime committed since the first.
And yet, Palestine endures. Through every massacre and siege, through expulsion, imprisonment, and collective punishment, through seventy-eight years of unrelenting assault on their very existence, the Palestinian people have never surrendered – and they never will.
Generation after generation has carried the flame: from those who fled with the keys to their homes in 1948, to the children of Gaza who today stand amidst the rubble and declare that they are still here. This is more than resilience; it is one of the most extraordinary acts of collective resistance in human history.
The Palestinian people have taught the world what it means to refuse to disappear. They will not be erased. They will not be silenced. And they will not rest until every inch of their land is free and every right is restored – fully, unconditionally, and without compromise.
The tide has turned, and the world knows it. The Zionist project, sustained for decades by propaganda, intimidation, and the suppression of truth, is losing its grip on the global conscience. Millions across every continent have taken to the streets. Students have risen on university campuses from London to Los Angeles. Artists, academics, lawyers, and doctors are raising their voices, and international courts have opened investigations.
The mask has been torn away, exposing the reality beneath: an apartheid regime, a colonial enterprise, and a system of terror and control that has no place in the modern world. The narrative that once protected Israel from scrutiny is collapsing. The impunity that shielded it from consequence is eroding. The end of the Zionist project as a viable political reality is no longer unthinkable; for the first time, it is inevitable.
On this 78th anniversary of the Nakba, the Global Alliance for Palestine makes this unshakeable pledge: we will not rest. We will not be silent. We will not be bought, intimidated, or deterred. We stand in full, unconditional solidarity with every campaign, movement, and act of resistance – legal, moral, cultural, and political – that advances the cause of Palestinian liberation anywhere on earth.
We will work without pause until the dream that has sustained an entire people across three generations becomes reality: a free Palestine, from the river to the sea. Full rights, full dignity, and full justice will be restored to every Palestinian – those living under occupation, those displaced in the diaspora, and those who gave their lives so that others might one day be free. https://t.co/nUI3OpUTup
The Nakba is not history; it is an ongoing wound. And we will not stop until it is healed.
Global Alliance for Palestine
15 May 2026
Değerli gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici'nin çok ayrıntılı, etik ve özenli çalışmalarından, Narin Güran cinayetinde bir türlü üstesinden gelinemeyen ve bir aileyi, bir köyü, onlarca hayatı mahveden medya yanlışları ve gazetecilik pratikleri konusunu lütfen bir kez daha okuyun.
Adalet herkes için önemlidir.
#nariniçinadalet
#narinveailesiiçinadalet
@mehmetucum@CAOIletisim1@abakingurlek@esik_platform@tkdfederasyon@CihnAydin
Bugün 45 yaşıma giriyorum ve bu, Silivri’de geçirdiğim 5. doğum günüm.
İnsan gençliğinde her şeyi düşünüyormuş da hayatının en orta yerindeki yılları bir hücrede, yapayalnız geçireceğini hiç düşünmüyormuş.
Beş yıl bir tohuma verildiğinde kök salar, toprağı değiştirir. Beş yıl bir çocuğa verildiğinde aklı, hayalleri büyür. Beş yılda ben de değiştim; sabrı, özlemi, umudu daha derinden öğrendim.
Ve bugün hâlâ tüm öğrendiklerimle beraber, bir gün yeniden sevdiklerimle yan yana olacağıma inanıyorum.
Adalete olan inancımla, destek ve dayanışmasını eksik etmeyen herkese sevgilerimle...
Yarın Anneler Günü.
Bütün Taksim “Ananın amına koyayım” sloganlarıyla inliyor.
Erkekler bağırarak söylüyor bunu, arada bazı yancı kadınlar da var. Galibiyet böyle kutlanıyor.
Başka takım kazansa da manzara değişmeyecekti, eminim.
Yakınındaki biri annesine küfretse en hafifinden cam çerçeve indirecek erkekler bunlar.
Sadece öfkenin değil, eğlencenin ve sevincin de dili bu olduğu için şiddet bu kadar yaygın.
@FSYuksek@d_ragip Ne güzel uğurlamışsınız Serpil Atılgan’ı. Yıllar önce ben de tanışmıştım kendisiyle ve çok etkilenmiştim. Akıllı, kültürlü, zarif ve de çok güzel bir kadındı. Sessiz, sitemsiz bir hayat yaşadı ve öyle de gitti… Yattığı yer incitmesin 🙏🏼