Kıymetli hocalarımızla gerçekleştirdiğimiz Karai Kenesası ziyaretimizden.. Çalışmalarıyla biz öğrencileri için bir ilham kaynağı olan bu programın mimarı @NArslantas_Prof hocama bilhassa teşekkür ederim💐
TÜRK KARAİ CEMAATİNİN İSTANBUL'DA AYAKTA KALAN TEK KENESASI...
Bugün bir grup akademisyen ve Türkiye’de Karailik ve Yahudilik çalışan yüksek lisans ve doktora öğrencilerimizle Hasköy'deki Karai Kenesası'nı ziyaret ettik.
Karailik, İslami dönemde, 750’li yıllarda Bağdat’ta Rabbanî Yahudiliğe bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. İslamiyet’ten de büyük ölçüde etkilenmiştir.
Detaylarını İslam Toplumunda Yahudiler kitabımda bulabilirsiniz.
Hasköy Karai Kenesası [Karai geleneğinde sinagog için “kenesa” ifadesi kullanılır]
İstanbul’un farklı bölgelerinde yaşamış olan Karailerin geçmişte çok sayıda ibadethanesi bulunmaktaydı.
Günümüzde ayakta kalan yapı, bugün ziyaret ettiğimiz kenesa.
Kenesa, Haliç’in kuzey kıyısında, Hasköy Karai Mahallesi’nde bulunmakta.
İstanbul’da tarih boyunca varlığı bilinen 30 Karai kenesası içinde günümüze ulaşabilen tek ve son yapı.
Yapının kesin inşa tarihi tespit edilememekle birlikte, Bizans döneminden kaldığı düşünülmekte.
16. yüzyılda harap vaziyette bulunan kenesa, 1536 yılında tamir edilmiştir. 1729’da meydana gelen yangında bir kez daha zarar görmüş, ancak yeniden ihya edilmiş.
Sonraki dönemlerde de çeşitli tahribatlara maruz kalan yapı, son olarak 1842’de Sultan Abdülmecid’in izniyle yeniden tamir ettirilmiş.
Binaya 1995 yılında elektrik tesisatı eklenmiş.
Yapı, yanından geçen caddenin yaklaşık 3-4 metre aşağısında yer almakta olup çevresi taş duvarlarla çevrili.
Ziyaret sırasında yakın ilgilerinden dolayı Hasköy Türk Karaim Musevi Vakfı mütevelli heyeti üyeleri İdil Karayeğen Hanım ile İzel Levi Coşkun (@izellevi) Bey ve kenesa kayyımı Mehmet Yücel amcaya teşekkür ederim.
@hamide_erdag
#Karailik #Karailer #Karaim #KaraiteJews #Hasköy #HasköyKenesası #KaraiKenesası #Yahudilik #TürkYahudileri #TürkKaraileri #Kenesa #Sinagog #YahudiTarihi #DinlerTarihi #KültürelMiras #Tarih #Akademi #MarmaraÜniversitesi #JewishStudies #KaraiteStudies #JewishHistory #Turkey #Istanbul #Heritage #Karaylar
Dünyada kapladığım yerin farkındayım. Herkesten farklı, çok daha önemli işler yaptığımı düşünmüyorum. Ben olmadığımda hayat durmaz, işler bir şekilde yürümeye devam eder. Öyle çok büyük iddialarım da yok. Tek temennim şu kısacık ömürde birkaç kalbe dokunabilmek, biraz iyi iz bırakabilmek ve birilerinin yüzünde küçük de olsa bir tebessüme sebep olabilmek. Bunu başarabilirsem, bu dünyadan boşa geçmemiş sayarım kendimi.
Dear Minister,
Israel Katz (@Israel_katz)
Mustafa Kemal Atatürk, the founder of modern Türkiye, was a commander who fought against occupying forces on the Jerusalem front.
Moreover, three of Türkiye’s subsequent presidents—İsmet İnönü, Cemal Gürsel, and Cevdet Sunay—served as commanders on the Jerusalem front.
For this reason, Jerusalem represents a historical responsibility for Türkiye, inherited from Mustafa Kemal Atatürk and the cadres who led the Turkish War of Independence.
Furthermore, in the interest of scholarly responsibility, I would like to correct one of your mistakes and remind you of a historical fact:
First, while the Jews exercised sovereignty over Jerusalem for approximately 540 years throughout history, the Turks administered the city for approximately 725 years.
Second, Israel is a state with an area of approximately 22,000 km². The Turks, by contrast, governed a territory of 5.2 million km²—roughly 235 times the size of Israel—for centuries, and did so in relative peace.
Moreover, the Turks played a significant role in the weakening and eventual collapse of the Western Roman Empire, while bringing the Eastern Roman Empire to a direct end.
Therefore, quite apart from the historical weight of the Turks, history does not provide much support for claims that seek to portray Jerusalem as belonging exclusively to a single people or tradition, as you suggest.
Jerusalem is a city regarded as sacred by approximately three out of every five people in the world.
What transforms it from a “City of Peace” (Yerushalayim / Dar al-Salam) into a “City of War” (ʿIr Milḥamah: עִיר מִלְחָמָה) is precisely the kind of monopolistic approach that you advocate—presenting the city as though it belongs exclusively to a single nation.
Jerusalem is the city of Prophets who preached peace to humanity. The “Ottoman Peace” remains a historical experience that is still remembered, longed for, and awaited in the region where you live today.
@RTErdogan@mustafaciftcitr@kilicdarogluk@ekrem_imamoglu@mansuryavas06
Türkiye-Ermenistan sınırındaki Arpaçay Nehri’nin kıyısında bulunan Ani Örenyeri tarih/doğaseverler için muhteşem bir ziyaret yeri.. Erken döneme ait eserlerle birlikte Anadolu’nun ilk Türk camisi olarak bilinen Menuçehr Cami (11. yy), ateşgede (1-4. yy) ve kiliseler bir arada☘️
Yerleşimci Yahudi teröristler üzerinde muazzam otoritesi bulunan Haham Dov Lior, bugün İsrail’in Güvenlik Bakanı Ben-Gvir’e dinen hükmî olarak "necis" (tame) olmasına rağmen, Harem-i Şerif’in girilmesi yasak olan bölgeleri dâhil tüm alanlarına girebilmesi için özel bir fetva verdi.
Bu istisnai fetvanın gerekçesi, Ben-Gvir’in Harem-i Şerif’teki varlığının İsrail devleti ve Yahudi halkı adına bir “egemenlik göstergesi” olarak değerlendirilmesi.
Oysa,İsrail Başhahamlığı 1967’den bu yana genel olarak Yahudilerin “Mabed Tepesi” (Har ha-Bayt) olarak isimlendirdikleri Harem-i Şerif’e, yani Mescid-i Aksa alanına çıkışı dinen yasaklamıştır.
Hem dinî kuralların ihlalinden kaçınmayı hem de Müslümanların kutsal mekânlarının bulunduğu bölgede siyasi-dinî gerilimi azaltmayı hedefleyen bu fetvanın birkaç sebebi var:
1. Harem-i Şerif alanı, Yahudi geleneği açısından kutsallık seviyelerine göre bölümlere ayrılır. En içteki bölge, “Kutsalların Kutsalı” (Kodeş ha-Kodaşim), sadece Başkâhin’in (Kohen Gadol) Kefaret Günü’nde (Yom Kippur) girebildiği bir alan. Yanlışlıkla bu alama girilerek bir cezaya maruz kalma korkusu var.
2. Necasetlik/cenabetlik durumu: Yahudi şeriatına göre, bir ölüyle temas veya mezarlık ziyareti gibi durumlarla “necislik durumu” (tuma) oluşur. Günümüzde, bu kirlilikten arınmak için gerekli olan “Kızıl İnek” külü ritüeli yapılamadığı için tüm Yahudiler teknik olarak “necis” kabul edilir. Bu necislik durumuyla Mabed alanına, özellikle iç avlulara girmek, Tevrat’ta ölüm cezası karşılığı olan bir ihlal olarak görüldüğü için normalde bu alana girmek kesinlikle haramdır.
3. Mekânın belirsizliği: Harem-i Şerif’te Mabed’in tam olarak nerede durduğuna dair arkeolojik ve tarihsel kesinliğin bulunmaması, dindar Yahudileri “yanlışlıkla en kutsal alana basma” korkusuna sevk eder. Bu yüzden birçok haham, bilmeden “yasaklı alana” basmamak için genel bir yasak fetvası vermiştir.
Bu yasak halen yürürlüktedir.
https://t.co/JNxZgY7v8s
Batı medeniyetinin en gelişmiş, en demokratik ülkesinin başkanı, dünyayı, kadim bir medeniyeti yok etmekle tehdit ediyor.
“Muasır medeniyet” diye önümüze konan Batı’dan ses yok!
İş barbarlık yaftası vurmaya gelince adres yine Batı-dışı toplumlar, özellikle de İslam! Yersen!
Gelin siyasi fırsatçılığı bir yana bırakın, selden kütük kapma hesabını terk edin, bari bu hassas dönemde Ankara merkezli siyaset yapmayı deneyin.
Hükûmetimizin Türkiye’yi etrafını kuşatan bu ateşten koruma çabalarına madem destek olmuyorsunuz, en azından köstek olmayın.
Önümüzdeki günlerde Türkiye'ye yönelecek operasyonun dayanağı, İran'da beklenen terörist ayaklanmalar olacak. TR'nin bu terör gruplarına olan karşıtlığını referans alıp, "İran İncirlik'i vurmuyor çünkü TR-İran birlikte çalışıyor" sosuna bulayıp bir medya operasyonu yapacaklar.
Bundan mütevellit saldırıları 28 Şubat’ta başlattılar ki -Trump’ın başta savaşın iki üç gün sürebileceği ifadesinden yola çıkarak- tam da Purim’de Ester’in soyu, rejimle bağlantı kurdukları Haman(ey)’ın soyuna bir kez daha galip gelecekti.. Ancak, وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِرٖينَ.
13 Haziran’da saldırılar başladığında aklıma gelen ilk senaryo, Zahide hocanın bu paylaşımındaki gibi olmuştu.
Rabbim kurdukları tuzakları kendilerine çevirsin..
İsrail'in İran'a açacağı 2. savaşta, sadece rejimi devirmekle kalmayıp Mescid-i Aksa'yı vuracağını ama İran vurmuş gibi yapacağını ve bu şekilde İslam dünyasını birbirine düşürürken MS 70'te Romalıların yıktığı tapınağını yeniden inşa etmeye çalışacağını aylardır söylüyordum...
Bismillah…
Öncelikle “batılı tasvir safi zihinleri idlaldir” diyerek başlayalım. Temiz bir alana girmedik. Ailelerinizle huzur içinde izleyeceğiniz bir belgesel vadetmiyoruz. Nasıl bir savaş meydanı veya bir ameliyathane kan tutanlara uygun değilse, belgeselimiz de safi zihinlere uygun değil. Bu, şiddetli estirilen “ailenizi yıkacağız” rüzgarlarına karşı set çekenlerle saf tutan, tam da o “savaş meydanının” kanı, çamuru içinde, mevzunun tam göbeğinde bir çalışma. Bu “savaş” çocukları korumak için, o yüzden bu “meydana” da çocuklarınızı yaklaştırmayın, izletmeyin dostlar…
İkincisi, bu çalışma sadece lokal olarak Türkiye’ye değil, dünya geneline hitap etme niyetiyle yapıldı. Elbette ülkemizi ilgilendiriyor, ama mesele tüm insanlığın meselesi. Tüm dünyada hedef “family values” ve en savunmasız durumda olan çocuklar. Türkiye bu tehditin muhatabı ama görece ehven durumda. Tabiri caizse ele geçirilmiş toplumlar, “kurtarılmış bölgeler” var, şükür ki Türkiye bu durumda değil. Lakin maalesef “geliyorlar”, yaklaşıyorlar. Biz direniş hattını sınırlarımızın ötesine kurduk, bu yüzden hitabı insanlığın ortak değerleri çerçevesinde tutmaya çalıştık. Hatta daha da ileri giderek bizzat LGBT diye tanımlanan insanların dahi bu faşizan aktivizme karşı çıkışlarını, bu rüzgara itirazlarını ekrana taşıdık.
Daha iyilerinin yapılacağına inancımız tamdır. Yıllardır bu faşizmin propagandası tedavüldeyken inşaallah buna direnen çalışmaların da sayısı artar. Bizimki sadece ufak bir kısmına büyüteç tutmak. Mesele çok daha geniş ve teferruatlı. Önce yapılan çalışmalar gibi bundan sonra da daha geniş nice çalışmalar yapılacaktır, yapılmalıdır. Başta bu meseleyi dert edinen Cumhurbaşkanımıza, bu imkanı sunan TRT’ye, konuyu idealistçe sahiplenen @zahidsobaci ‘ya, @tabiiresmi ekibine, sonra çalışma arkadaşlarımıza ve katkı sunan yerli yabancı tüm stklara, şahıslara, uzmanlara, mağdurlara teşekkür ediyoruz.
Dert, Adem ile Havva’nın tüm torunlarının derdi. Umarız az da olsa bir dermana, bu yangına kabımız nispetinde su dökmeye vesile olur.
Gayret bizden, tevfik Allah’tan.
@mirayyapim@gokkusagifasizm
Alternative Silence🍉 https://t.co/h4OKkdSyn6 @YouTube aracılığıyla.
Le Trio Joubran’ın Mescid-i Aksa ezanı, Beytulahm’deki Doğuş Kilisesi ilahi korosu ve Mahmud Derviş’in sesi eşliğindeki yeni eseri..
“يموتون أكثر من مرة في الحياة”
Some of us, who actually care about all human life, regardless of geopolitics, can condemn the Iranian government’s human rights abuses as we did the Israeli government’s genocide. But those of you who didn’t give a damn about the lives of Palestinian women don’t get to now pretend to care about the lives of Iranian women.
Stanford Shaw’ın Osmanlı Devleti ile Türkiye’de yaşayan Yahudileri ele aldığı çalışmasında Edirne Yahudi cemaatinin önde gelen isimlerinden Rabbi Yitzhak Tzarfati’nin Avrupa’da bulunan dindaşlarına yazdığı mektup:👇🏻
Turkish President Erdogan:
Throughout our history, we have been a refuge for the oppressed, opening our doors without regard to religion, language, or origin.
From Jews fleeing the Inquisition and Nazi persecution to those in need across the Caucasus, the Balkans, Africa, and Asia, we have always come to the aid of the distressed.
This was true in the past, it is true today, and it will never change.
Serdar Tuncer'in konukları Prof. Dr. İsmail Taşpınar ve Prof. Dr. Dursun Ali Aykıt oldu
@Yaziyor ile Başka Şeyler @tvnet'te başladı
İzlemek için 👉https://t.co/LLpZg908yF