Utanç verici, bir o kadar da tüm İstanbullular için korkunç ve tehlikeli bir açıklama bu.
İstanbul emniyeti bu açıklamayla diyor ki ben canımın istediğine canımın istediğini yaparım, biri bir iddiada bulursa da yalan deyip geçerim.
Siz yaptığınız hukuksuzluklar duyulmasın diye milletvekillerini emniyet binasına almaktan bile korkan, onca insanın yanı sıra yakın zamanda Sevgili Mücella Yapıcı’ya karşı aynı suçu işlemekten mensupları mahkum olmuş bir kurumsunuz, çıkmış anlamadan, dinlemeden ve de utanmadan ne anlatıyorsunuz?
Ne zaman iddiaları araştırdınız da “mevzuata aykırı bir durum olmadığını” tespit ettiniz?
Şöyle bir durumda ortalama bir “devlet” kurumunun yapabileceği tek açıklama “duyduklarımız karşısında utanç içindeyiz, derhal araştırıp tüm sorumlular hakkında gereğini yapacağız” olabilirdi!
Ama kolluk kuvvetleri Anayasa’ya ya da hukuka ya da halka değil Saray’a bağlı çalıştığı için belli ki işkence yapmaktan da bir kadının işkence iddialarıyla ilgili şu dille açıklama yapmaktan da ne korkuyor ne de utanıyorlar.
Lakin kimse aklından çıkarmasın,
işkence zaman aşımı olmayan bir suçtur.
Gencecik bir üniversite öğrencisi olan İlayda Zorlu’nun şüpheli ve karanlık bir şekilde ölümünün şoku içindeyim.
İntihar olarak aktarılan bu olayın tüm boyutlarıyla araştırılması gerekiyor.
Son derece sosyal, aktif, yaşama dair idealleri olan bir üniversite öğrencisinin intihar etmesi hayatın olağan akışına aykırıdır.
Katıldığı eylemlerden ötürü emniyet birimleri tarafından evinin arandığı ve ailenin baskı altına alındığı iddiaları olayı daha düşündürücü hale getiriyor.
Hiç kimse bu dosyayı hasır altı edebileceğini zannetmesin.
Soruyoruz :
Aileyi arayan kişiler kimlerdir?
Aile niye aranmıştır?
Bu soruların cevabı bulunmalıdır!
İlayda’nın yarım kalan hayalleri ve mücadelesi artık bizim de omuzlarımızdadır.
#İlaydaZorlu
Ablam Tuğba 500 ( BEŞ YÜZ) gün önce 29 Ekim 2024'te gece 2'de balkondan düşerek hayatını kaybetti.
Sanık eşiyle Çanakkale'deki evinde yalnızdı.
Ablam öylesine bir günde düşmedi. Eşiyle 2 saatlik kanlı bir boğuşmanın hemen ardından düştü.
Profesör olan sanık eşi 17 yıldır ailemizin içindeydi ve ablam düştüğü gün bizimle direkt bağlantısını kesti.
Mahkemeler eşe karşı kasten öldürme yerine intihara yönlendirme olarak devam etti.
Bir kahramanlık hikayesi anlattı ama yaşananlara uymuyordu.
5 mahkemedir adalete olan inancımız artık kalmamıştı ama 6. mahkemede savcılık olayı SONUNDA şüpheli buldu ve dosya KASTEN ÖLDÜRME'ye döndü.
SONUNDA!
500 gündür ailecek kaybımızın acısı, anlamsız gelen adalet mücadelesi derken hissizleştik iyice.
Tek istediğimiz soruların cevaplanmasıydı.
Sorularımıza cevap bulmadan bu davayı kabullenmek hiçbir ailenin kabullenemeyeceği birşey
Biz sorularımıza cevap istiyoruz. Adalet tecelli etsin istiyoruz. Fizik mühendisi ve uygun bilirkişiler Güllü olayındaki gibi sürece dahil olsun. Adalet Güllü'ye ayrı Tuğba'ya ayrı işlemesin!
YETKİLİLERE TUĞBA'NIN AİLESİ OLARAK ÇAĞRIMIZDIR!
Bu kişi üniversitede profesör ve gençlere eğitim veriyor. Eşe karşı kasten öldürme ile yargılanan biri açığa alınmalı. Bu durumun psikolojisini bile ifade edebilmek normal değil.
500 gün oldu. Öğrencilere de üzülüyoruz. Biz de üniversite öğrencisi olduk. Bu normal bir durum değil.
Nur Sena Düzgün olayında Dicle Üniversitesi etik değerlerimiz diyerek gerekeni yapmıştı. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'ni de gereğini yapmaya davet ediyoruz!
Tek isteğimiz tüm şüphelerin giderilmesi ve adaletin tecelli etmesi!
SESİMİZİ DUYUN!
#TuğbaYavaşİçinAdalet #Düşersemİnanma
@tcailesosyal@yilmaztunc@MahinurOzdemir@EmineErdogan@erolozvar@YuksekogretimK@esik_platform@AsuKaya80TBMM@AylinNazliaka@Canakkalebarosu@alimahir@GiderAyhan@turanbulent@fidanataselim@gulbenergen@PuCCaa@sokakkedisitv@AvTurkanKara@comugazete@ComezTurhan@onsekizmartuni@kampusfmcomu@oncecocukkadin@bpthaber@ajans_muhbir@abakingurlek
Öğretmen öldürülüyor bakan bey cenazesine katılmıyor!
Bir anne ve kızı öldürülüyor Aile Bakanı cenazesine katılmıyor!
Ama sorsan onlar hep mağdur bizler hep parmak sallayan!
Kul Hakkı ile yaşayın!
Çok üzgünüm, çok öfkeliyim. Cıvıl cıvıl ve çok zeki bir çocuktu Hifa. Çok güçlü ve mücadeleci bir kadındı Fatma. Bir anne ve kızın canı, göz göre göre tarikatların karanlığına feda edildi. Hifa “Beni babamdan korur musun?” diye sorduğunda ona söz vermiştim, sözümü tutamadım.
Olacak şey değil…
Tüm başvurulara ve resmi dilekçemize rağmen Mehmet Murat ÇALIK şu sıralarda ring aracı ve eskortlarla ameliyat olduğu hastaneye değil, İzmir Şehir Hastanesi’ne götürülüyor.
Hastanedeyiz ve süreci takip ediyoruz.
Saat 12:00’de sürece ilişkin açıklamayı İzmir Şehir hastanesi önünde yapacağım.
Bir hastanın hastanesini, doktorunu seçme hakkı vardır. Tedavisini görmek istemesi, kontrol edilmek istemesi, dikişleri aldırmak istemesi, kendi doktoruna gözükmek istemesi kadar doğal ne olabilir?
Ekrem İmamoğlu'nun Yusuf Tekin'in nasıl rektör olduğunu anlattığı konuşması:
"Rektör olmak için 3 yıl profesör kalmanız lazım. 48 saatliğine kararname değiştirildi, 48 günlük profesör rektör oldu.
Bunlar kararname çocukları..."
Genç kuşağın durumu için üzgünüm;
Tarkan ve Cem Yılmaz’ın ötesine geçebilen yeni isimler çıkaramadılar.
Bu bir tesadüf değil.
Bu, yıllardır inşa edilen rejimin kültürü daraltan, alanı kurutan, riski ve yaratıcılığı cezalandıran ikliminin sonucu.
Sanatın, mizahın ve popüler kültürün nefes alacağı zemin bilinçli olarak yok edildi.
Yeni söz söyleyenler değil, sessiz kalanlar teşvik edildi.
Ortaya çıkan şey yeteneksizlik değil; sığlık.
Ve bu sığlıktan en çok etkilenen de bugün genç kuşak oldu.
Çünkü bu rejim yalnızca siyaseti değil, hayal gücünü de yönetmek istedi.
17 yaşındaki bir çocuk, 15 yaşındaki bir çocuk tarafından öldürüldü.
Bu cümle, hafifçe geçip gideceğimiz bir haber başlığı değildir.
Bu cümle, hepimizin omuzlarına çöken ağır bir sorumluluktur.
Koruyamadığımız, güvenli bir yaşam sunamadığımız her bir çocuğun hesabı; önce siyasilerin, sonra ilgili kurum ve kuruluşların, en sonunda da tüm yetişkinlerin, hepimizin sorumluluğudur.
Bugün bu ülkede çocuklar ve kadınlar; sokakta, evde, okulda, iş yerinde öldürülüyor. Şiddet artık yalnızca yetişkinlerin dünyasında değil, çocukların arasına da sirayet etmiş durumda.
Her geçen gün çocuklar arasında daha fazla şiddet vakası duyuyoruz. Bu bir tesadüf değil. Bu; yoksulluğun, güvensizliğin, umutsuzluğun ve ihmalin sonucudur.
Çocuklar korunamıyor.
Çocuklar yoksulluğa terk ediliyor.
Çocuklara aydınlık bir gelecek sağlanamıyor.
Eğitimden koparılan, güvenli yaşamdan mahrum bırakılan, yarınlarına inancı elinden alınan çocuklar; ülkenin geldiği acı ve tehlikeli noktayı açıkça gösteriyor.
Artık yaratılan suni gündemlerle toplumun dikkatini dağıtmaya çalışmayın.
Artık ülkemizin gerçek sorunlarını konuşmak zorundayız. Sürüklendiğimiz bu karanlığa dur demek zorundayız.
Biz, yaşam hakkını konuşmak zorundayız.
Çocukların yarınlarını konuşmak zorundayız.
Ekonomiyi, adil ve eşit yaşamı konuşmak zorundayız.
Bu ülkede siyaset ne için yapılıyor? Tüm bu sorunlar, tam olarak siyasetin ana konusudur. Vatandaşlarının sorunlarını çözemeyen bir siyaset o ülkeye artık hiçbir fayda sağlayamaz.
Ülkemizin çocuklarının, gençlerinin ve kadınlarının güvenli yarınları için tüm ilgili devlet mekanizmaları derhal harekete geçmek zorundadır.
Bugün susarsak, yarın daha fazla çocuğun adını bir haber başlığında okuruz. Ve o yük, artık hiçbirimizin taşıyamayacağı kadar ağır olur.
Anayasa Mahkemesi’nin, "Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşmesi yok hükmündedir" kararı Meclis'te okununca işler karıştı. AKP'lilerin tepkisi, Meclis Genel Kurulu'nu terk etmek oldu...
20 yıl önce ağabeyimi kaybettim, şimdi de Volkan abiyi. Ne diyeceğim ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Şunu biliyorum ki hayat gerçekten çok kısa..
Çok ama çok üzgünüm. Işıklar içinde uyu abi. Kazım’a da selam söyle bizden..
Gözaltına alınan/gözaltı süresi uzatılan meslektaş ve vatandaşlar adına sunulan itiraz dilekçelerini almamak için hakim ve personel adliyeyi terk etti. Dilekçeler teslim edilemeyince kapıya asıldı. 2025 yılı Türkiye’sinde, İzmir adliyesinde yaşanılan durum bu.