"Türkiyeliyim... Ermeni'yim... İliklerime kadar da Anadoluluyum. Bir gün dahi olsa, ülkemi terk edip geleceğimi 'Batı' denilen o 'hazır özgürlükler cenneti'nde kurmayı, başkalarının bedeller ödeyerek yarattıkları demokrasilere, sülük misali yamanmayı düşünmedim. Kendi ülkemi de o türden özgürlükler cennetine dönüştürmek ise temel kaygım oldu. Şu anda yaşayabildiğim ya da yaşayamadığım haklara da bedavadan konmadım, bedelini ödedim, hâlâ da ödüyorum...
"Kolay bir süreç değil yaşadıklarım... Ve ailece yaşadıklarımız. Ciddi ciddi, ülkeyi terk edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahi oldu. Özellikle de tehditler yakınlarıma bulaştığında... O noktada hep çaresiz kaldım. 'Ölüm kalım' dedikleri bu olsa gerek... Bütün bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.
Evet, kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet, biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce..."
-Hrant Dink
#HrantDink
Vefat etmiş bebek , çocuk fotoğrafları paylaşıp ardından hiçbir şey yokmuş gibi keyifli keyifli kendi bebeğinin fotoğraflarını paylaşanlar , akıl sağlığınızdan şüpheliyim.Bunun normal olmadığı nasıl anlatılır ben bilmiyorum,açıklayıcı cümlelerim yok.
DİDEM MADAK:
Niçin şiir yazmaya başladığımı düşündüğümde şunu fark ettim: O dönem şiir bana, herkesten ve her şeyden çok özgürlük vaat ediyordu. Yaşlanmak da benim için bir özgürlük vaadi aslında. Bu yüzden eteklerinin ucundan sarkan paçalı donlarına aldırmadan, örtmeden – gizlemeden dolmuşa binmeye çalışan, önüne gelen erkeğe yardım etmesi için elini uzatan yaşlı teyzelerin durumu bana çok büyüleyici gelmiştir hep. Yaşlı bir kadın hayatının bir dönemini kadın olarak geçirmiştir, ama artık tam bir kadın değildir. Yani bir kadın gibi kendini gizlemek, korumak zorunluluğu yoktur. Yaşlandığım vakit, şiirimin değişebileceğini düşünüyorum. Gecenin bir vakti kimsenin ilgisini çekmeden bir meyhaneye oturup, herkesin suratını inceleyebilirim o zaman. En fazla, bu buruşuk suratlı kadının niye kendilerini inceleyip durduğunu düşünürler. Sonra çok içip masada sızmama yakın, heyy kocakarı, derler bana, kapatıyoruz, hadi evine git. Genç bir kadın için tam bir yalnızlık mümkün olmuyor aslında. Eskiden cebimde bir falçata taşırdım mesela. Gecenin üçünde hiç korkmadan, arkamdaki ayak seslerini kollamadan, sokaklarda yalnız dolaşabilmek benim şiirime çok şey katabilir gibi geliyor. Yaşlanınca daha rahat ederim diye düşünüp, yaşlanma etkilerini geciktirici krem kullanmıyorum. Ne kendim ne de şiirim için. Ben sanırım yaşlanınca şu kabına sığamayan, çatlak ihtiyarlardan olacağım. Zaten şu an yazdığım şiirler beni, torunlarıma hayatımı anlatmak zahmetinden kurtaracak. O zaman haliyle gece ikiye kadar oturaklı, derin şiirler yazacağım, o saatten sonra da torunlarımla diskoya falan gideceğim. Herkesin ‘kaçık ihtiyar’ı ayıplamasını şiddetle istiyorum.
Varlık Dergisi, Sayı:1141, 1 Ekim 2002
Söyleşiyi yapan: Müjde Bilir
#didemmadak
4'e kadar okutup birakmak zorunda olduğum sınıfım derste beni ozlediklerini ifade edip öğretmenlerini ödül olarak beni araması için ikna etmişler.Bir sonraki ödülleri görüntülü konuşmak.Öğretmenlik tüm zorluklarına , pes edişlere rağmen ışıklı bir sevgidir.
86 sayfalık bu hazinenin neden tekrar baskılarının olmadığını, neden hakkında hiçbir yazı , eleştiri, yorum bulamadığımı anlayamadım.Dili biraz yoruyor fakat elden bırakmak imkansız.Huzursuzluğun içinden , tedirgin edici.
@EverestKitap#huşenggolşiri#sehzadeihticab
Ezberlenmis fikirlerin normallestigi ve aksinin mümkün olmasının suçmuş sayıldığı bu dünyadan çok sıkıldım.ezbere soylenen her türlü "fikrin" rahat rahat saçılırken bir de onay beklemesinden çok sıkıldım.Bir de ben düşündüğümü düşündüğünüz şekilde de düşünmüyorum.Oyle de değil.
Dünyada her memleketin zamanı ayrı.Ben sınırları belli zamanımdan bir rüzgara dönüşüp yok olurcasina esip doğaya karışmak istiyorum.Yok olmak sayılacak bir yerlere ait doğaya.
Konuşmak için sakinleşmeyi bekledim. Ne yazık ki ben bazı yazarların özürlerindeki samimiyete inanmıyorum. Çünkü aynı kişiler Gezi Olayları'nın kırkı çıkmadan da Gezi romanı yazdılar. O zaman konu böyle büyük bir felaket olmadığı için itirazlar olduysa da fazla büyümedi ama