Ne Başbağlar’ı ne de mesullerini, bugün gerine gerine "pişman değiliz" diyen hainleri, vatandaşlarımızın katillerini, katillere statü arayan, katillere özgürlük verip kendi koltugunu muhafaza etmeyi umanları unuttuk!
5 Temmuz 1993’te Erzincan’ın #Başbağlar köyünde yaşanan hain terör saldırısında katledilen vatandaşlarımızı, şehitlerimizi rahmetle yâd ediyor, ailelerine sabır, Aziz Türk Milletine başsağlığı diliyoruz. Rabbim milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın. Aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.
Kaderini kişilere bağlayan ülkem...
Siyaseti bir piyasa (zenginleşme aracı) haline getiren zavallı milletvekilleri ve bakan/gölge bakanlar...
Yakışmıyor sana bunlar, ey halkım!
Ama suçun hepsi sende.
"Doğru Yol Partisi, Türk siyasi hayatında mirasçısı olduğu gelenek gibi büyük bir teveccühe mazhar olmuş, Anavatan Partisi ile birleşme sonrasında partimiz DEMOKRAT PARTİ'de çizgisini muhafaza etmiştir"
Gültekin UYSAL
DP Genel Başkanı
@DpGultekinUysal@_DemokratParti
Türkiye'nin demokrasiye ihtiyacı olduğunda 'demokrat' bir anlayışla fikrini kurumsallaştırmış, memleketteki adaletsizlikleri engellemek için 'adalet' diyerek Adalet Partisi'ni kurmuş Demokrat Geleneğin temsilcileri istikametini kaybeden ülkemize 'doğru' bir istikamet çizmek, vatandaşa doğru bir yol belirleyebilmek için 43 yıl önce bugün Doğru Yol Partisi'ni kurmuşlardı.
Merhum Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'in riyasetinde Merhum Ahmet Nusret Tuna'nın genel başkanlığında kurulan Doğru Yol Partisi, şüphesiz Türk siyasal hayatında mirasçısı olduğu gelenek gibi büyük bir teveccühe mazhar olmuş, Anavatan Partisi ile birleşme sonrasında partimiz Demokrat Parti'de çizgisini muhafaza etmiştir.
Kuruluş yıldönümünde başta Merhum Genel Başkanımız Süleyman Demirel olmak üzere kurucularından, idarecilerinden, il ve ilçe yöneticilerinden ahirete intikal edenleri rahmetle anıyor, hayatta olanlara hürmetlerimi sunuyorum.
Türk Milletinin tarih önünde hür, müreffeh ve korkusuzca yaşama mücadelesini zirveye taşımış Genel Başkanımız, Başbakanımız, 9. Cumhurbaşkanımız, Demokrat Geleneğin adeta 2. Büyük kurucusu Süleyman Demirel’i Isparta-İslamköy’de mezarı başında şükranla, rahmetle andık; Allah rahmet eylesin…
Ayrıca memleketin dört tarafından vefa duygusuyla Çalcatepe-Anıtmezar’da buluşan tüm dava arkadaşlarıma teşekkürlerimi sunuyorum.
Bursa İnegöl’de gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerde Demokrat Parti Bursa İl Başkanımız Sn. Kamil Goral, Merkez Karar Kurulu Üyemiz Sn. Ahmet Şen, İnegöl İlçe Başkanımız Sn. Murat Balakuş, İl Yönetim Kurulu üyelerimiz ve ilçe teşkilatımızla birlikte sahadaydık.
İnegöl Belediye Başkanı Sn. Alper Taban, Ziraat Odası Başkanı Sn. Sezai Çelik, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sn. Yavuz Uğurdağ, Mobilyacılar Odası Başkanı Sn. Yasin Altuntepe ve Manav Yörük Muhacir Türkmen Federasyonu Başkanı Sn. Halil Toy ile yaptığımız görüşmelerde, üretim ekonomisinin daraldığı, esnafın maliyet baskısı altında ezildiği ve yerel kalkınmanın daha güçlü bir vizyona ihtiyaç duyduğu gerçeğini bir kez daha yerinde gördük.
İnegöl, Türkiye ekonomisinin lokomotif ilçelerinden biridir. Ancak bu potansiyel, günübirlik politikalarla değil, planlı üretim, adil gelir dağılımı ve güçlü yerel destek mekanizmalarıyla sürdürülebilir hale getirilebilir.
Demokrat Parti olarak biz üreticinin, çiftçinin, esnafın ve sanayicinin sesini duyan, çözüm üreten ve yerelden kalkınmayı esas alan bir anlayışı savunmaya devam edeceğiz.
Karlar altında kaldı en güzel düşleri
Karadeniz'e döküldü umutları Çerkeslerin.
Tarihin en büyük acılarından ve insanlığın en büyük utançlarından birinin yıl dönümü bugün!
21 Mayıs 1864'te soykırım ve sürgünle yaşamdan ve vatanlarından koparılan Çerkesleri rahmetle anıyor, bu mezalimi ve nicelerine sebep olan zalimliği kınıyorum.
#ÇerkesSürgünü
CHP ile ilgili ‘Mutlak Butlan’ kararı dahil olmak üzere yaşananlar 'rakipsiz kazanma ve muhalefetsiz Türkiye' stratejisinin bir sonucu.
Seçimlere girmenin serbest ama kazanmanın yasak olduğu, demokratik rekabetin boğulduğu bir Türkiye hedefi var.
Artık kimse, hiç bir kurumsal yapı güvende değildir.
Kurban Bayramı’na bir kez daha ağır bir yükün altında giriyoruz.
Yaşamanın yalnızca karnını öyle ya da böyle doyurmak kabul edildiği, iktidarın topluma reva gördüğü bu düzende evladını okula aç göndermek zorunda kalan, evladı doysun diye bir simit almaktan bile geri kalan milyonlar, bugün bayram kutlayacak.
Bir ebeveyn için, kalbinde bir insana bir cana dair zerre sevgi besleyen herkes için bir gerçek vardır bizim kültürümüzde; onlar gülerse güler, onlar doyarsa doyar insanımız.
Evladı, eşi, sevdikleri bu iktidarın ortaya çıkardığı ekonomik buhranda bir lokmaya ya da siyasi anlayışları sebebiyle özgürlüğe aç olan milyonlarca, yüz binlerce insan nasıl bayram edecek?
Evladına bayramda harçlık veremeyen ana, babalar, torunlarına harçlık veremeyen dede, nineler neyi kurban verecek?
Yirmi üç yıldır süren AKP iktidarı için sattıkları, savdıkları, alt üst ettikleri, bitirdikleri, peşkeş çektikleri için "dünümüzü çaldılar" demiştik, ancak bununla yetinmediler; arefe gecesinde heyecanından uyuyamadığımız bayramları, neşemizi çaldılar.
Sofraların bereketinin azaldığı, alın terinin karşılığının eksildiği, gençlerin umutlarını başka ülkelere emanet ettiği, emeklilerin ay sonunu değil haftayı bile çıkaramadığı bir dönemin içindeyiz. Bir yanda israfın ve gösterişin büyüdüğü, diğer yanda insanların en temel ihtiyaçlarını dahi hesap ederek yaşamak zorunda bırakıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Oysa bizlere öğretilen din; açın halinden anlamayı, yetimin başını okşamayı, kul hakkından korkmayı ve adaleti ayakta tutmayı emreder. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de “Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder” buyururken, bugün adalet duygusunun yara aldığı, hakkın güçlüye göre eğilip büküldüğü bir dönemi yaşıyoruz. İnsanlar yalnızca ekonomik değil; vicdani, ahlaki ve toplumsal bir yorgunluğun da içerisindedir.
Kurban; sadece bir ibadet değil, paylaşmanın, dayanışmanın ve kardeşliğin sembolüdür. Ancak bugün milyonlarca insan bırakın kurban kesmeyi, evine et götürmeyi bile düşünemez hale gelmiştir. Bir annenin mutfakta tencereyi kaynatma telaşı, bir babanın çocuklarının ihtiyaçları karşısındaki mahcubiyeti, gençlerin geleceğe dair kaygıları bu ülkenin en büyük imtihanlarından biri olmuştur.
Peygamber Efendimiz “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” buyurmuştur. Bu söz yalnızca bireylere değil, toplumun yönetimine ve vicdanına da seslenmektedir. Çünkü adaletin olmadığı yerde huzur olmaz; liyakatin olmadığı yerde güven olmaz; merhametin kaybolduğu yerde ise bereket kalmaz.
Son dönemde yaşanan kutuplaşmalar, hukuka dair tartışmalar, toplumdaki gerilim ve insanların birbirine karşı tahammülünü kaybetmesi hepimizi derinden yaralamaktadır. Oysa bayramlar; kırgınlıkların değil kardeşliğin, ayrışmanın değil birlik olmanın zamanıdır. Fakat gerçek birlik, ancak adaletle ve hakkaniyetle mümkündür.
Bu Kurban Bayramı’nın; gösterişin değil samimiyetin, hırsın değil vicdanın, korkunun değil adaletin hâkim olduğu bir Türkiye’ye vesile olmasını diliyorum. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği, hiçbir gencin umudunu kaybetmediği, adaletsizliğin son bulduğu günlere kavuşmak duasıyla…
Bayramımız mübarek olsun. Rabbim bu millete huzur, adalet, bereket ve feraset nasip etsin.
Allah bu memlekete yeniden kutlayacağı bayramlar nasip etsin, Milletimiz kaybettiği neşesine kavuşsun.
27 Mayıs bir askeri darbenin, Milletin adına vazife edenlerin görevi kötüye kullandığı, milletin rızasını alamayanların topla, tüfekle o rızayı gaspa kalkıştığı gün değil yalnızca. 27 Mayıs bir sui misal; 27 Mayıs kötülüğe, hainliğe cesaret vermiş bir tecrübe aslında.
Siyasetin bir 'er meydanı' olduğunu bilip o meydanda mücadele etmeye korkanların, korkakların o meydanı kendileri için 'rakipsiz' kılma çabasıdır 27 Mayıs.
O korkaklık öyle bir raddeye erişmiştir ki rakip addedttiklerini iktidardan indirmek yetmemiştir onlara. O hainler rakiplerini cezaevlerine doldurmuş, yetinmemiş bedenlerin fani olduğunu unutarak hukuksuzluklarına, memlekete tasallutlarına, keyfiyetlerine engel olmasınlar diye 'rakip' bildiklerini dar ağacına yollamışlardır.
27 Mayıs aslında Demokrat Parti iktidarına karşı değil Türk Milletine karşı yapılmıştır. Millete tam anlamıyla ölüm gösterilmiş, sıtmaya razı olması söylenmiştir. Had millete bildirilmiştir. Zira Millet darbeci eşkıyaların kendisi için çizdiği kadere kani gelmemiş, kendi kaderini tayin etmeye kalkmıştır.
Darbeciler, ayağa kalkan bir milleti çökertmeye, henüz kırk yıl evvel dünyaya meydan okumuş, savaşlardan çıkmış ancak yıkıma, yokluğa karşın ayağa kalkmış Türk Milletine inancının, azminin hesabını sormak istemiştir.
O hain sürüsü, 1919'da savaş meydanlarında başlayan, 1950'da fabrikalarda , tarlalarda, okullarda devam eden mücadelenin kazanılmasını istememiştir. Çünkü Milletin kazancı onların kaybıdır.
Bir tarafından, ülkenin demokrasi ve hürriyetler üzerine sarfettiği bir buçuk asırlık çabanın çalınması, bir tarafından ise siyasetin meşruiyetine dair algıları değiştirmiş olması nedeniyle çok boyutlu bir organize kötülüktür 27 Mayıs.
Her daim belirttiğimiz üzere darbelerle mücadelenin yolu daha fazla demokrasi ve işler bir adalet mekanizmasıdır.
Bir siyasal ve toplumsal dönüşüme değil maalesef zihni bir dönüşüme de sebep olan ve sonrasında yaşanmış darbelere 'zihin' hazırlayan 27 Mayıs bizlere mücadele etmemiz gereken şeyin bu zihinler olduğunu göstermiştir.
Bu zihin ve zihniyetle mücadele etmek geçmiş darbelerle hesaplaşmak, geleceğe dair hesapları toptan kapatmaktır.
Bizler, Türk Milletinin refahı, kalkınması, gelişmesi ve huzuru için "demokrasi" diyen "adalet" diyen, Bayar'ın, Menderes'in, Polatkan'ın, Zorlu'nun inandığı ve mücadele ettiği davanın murisi olan bizler, sadece 27 Mayıs'la değil darbeyi bir çıkar bilen, hukuksuzluğa bel bağlayan, şahsi menfaatlerini Türk Milletinin menfaatlerinin önüne koyanlarla ay i ruh ve azimle mücadele ediyoruz, etmeye devam edeceğiz.
O gün Milletimize ihanet eden, Milletimize had bildirmek için Milletin seçtiği Başbakanı, Bakanları idama göndermeyi bile göze alanlara karşı Menderes'in son sözleri bizlere kılavuzdur;
"Devletime ve milletime ebedi saadetler dilerim. Hiç muğber (kızgın) değilim. Hiçbir iğbirar (Küskünlük) duymuyorum. Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda devletim ve milletime ebedi saadetler dilerim. Bu anda karımı ve çocuklarımı şefkatle anıyorum”
Bu vesileyle 1960'taki suç şebekesini bir kez daha lanetliyor, başta partimizin kıymetli isimleri, darbenin gerçekten mağduru olmuş abide şahsiyetlerini rahmetle anıyor, çelikten bir irade ile darbeci çeteyi yok varsaymış 3. Cumhurbaşkanımız, kurucu genel başkanımız Celal Bayar'ı, darbecilere karşı verdikleri milli mücadelede milleti için korkmadan şehadete yürüyen Başbakanımız Ali Adnan Menderes'i ve aziz bakanları Fatin Rüştü Zorlu'yu, Hasan Polatkan'ı şükranla, minnetle ve rahmet duaları ile anıyorum.
CHP ile ilgili ‘mutlak butlan’ kararı ile Türkiye’de siyaset maalesef mahkeme salonlarına sıkıştırılmış ve nefes alamaz hale getirilmiştir!
Siyasi partilerin kendi meselelerini çözeceği yer kendi meşru zeminleridir, kongrelerdir!
Bu karar Türk Demokrasisi’nin işleyişine açık bir müdahaledir; Ve korkarım ki Türk Demokrasisini tabii mecraından çıkaracaktır!
Turkcell Global Bilgi çalışanlarının banka promosyonu taleplerinin, karşılıklı diyalog ve şeffaf bir süreçle çözülmesi gerektiğine inanıyoruz.
Mevcut ekonomik şartlarda, emekçilerimizin beklentilerinin hakkaniyetli şekilde karşılanması ve çalışma barışının korunması en büyük temennimizdir.
#turkcellglobalbilgipromosyonhakkınıver
#Promosyon #Erzurum
Milletimizi kendi egemenlik hakları ile buluşturan, demokrasiyi iktidara taşıyan 14 Mayıs 1950 Seçimleri'nin yıl dönümü, biz Demokratlar için "Demokrasi Bayramı" kutlu olsun.
76 yıl önce Aziz Milletimizin hürriyet sınırlarının kalktığı bugün Üçüncü Cumhurbaşkanımız, Kurucu Genel Başkanımız Merhum Celal Bayar ‘milletimizin kaderine hakim olduğu’ gündür” demişti.
Bu seçimler sayesinde halk, ilk defa özgür iradesiyle yöneticilerini belirleme hakkına sahip olmuş, seçme ve seçilme hakkı tarihte görülmemiş ölçüde güç kazanmıştır.
Vatandaşın, önüne konanı, güçlünün, iktidarın tasnif ettiğini onaylayan olmaktan çıkıp gerçek manada "seçmen" hüviyetine kavuştuğu bu gün bir milattır.
14 Mayıs 1950’de yapılan seçimler, yalnızca bir iktidar değişikliğinden ibaret değil; millet iradesinin sandıkta tecelli ettiği, vesayet zincirlerinin kırıldığı ve gerçek anlamda milli egemenliğin tesis edildiği bir milattır.
Türk demokrasi tarihinde Tanzimat’tan beridir denenen, lakin çeşitli sebeplerle vakıf olunamayan ‘demokrasiye geçiş’ teşebbüslerinin başarılı olduğu, ‘bir devre son verilen ve başka bir devrin açıldığı’ bugün bizler için, Milletimiz adına bir bayramdır.
Demokrat Parti olarak, 1950 ruhunu yaşatmaya; milletimizin hak ettiği gerçek demokrasi, adalet ve özgürlük mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Dün olduğu gibi bugün de halkın iradesini esas alan, hukukun üstünlüğünü savunan bir anlayışla yolumuza devam ediyoruz.
Geldiğimiz iklimde, o gün, 76 yıl evvel bugün aşılmış bu kutlu merhaleyi ileri taşımak şöyle dursun, o gün mücadele edilen iklime geri dönmeyi gayret edinenleri de Milletimizle birlikte tarihe not ediyoruz.
Bu vesileyle o kutlu günün kutlu isimlerine, 3. Cumhurbaşkanımız ve partimizin kurucusu Celal Bayar'ı, şehit Başbakanımız Adnan Menderes'i, şehit bakanlarımız Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı, kutlu bir mücadeleyle cumhuriyeti demokrasiye taçlandırmış diğer kutlu isimleri saygı ve rahmetle yad ediyor, bayram gibi kutlayacağımız 14 Mayısların yakın olduğuna inanarak milletimizi saygı ile selamlıyoruz.
Bayramımız kutlu olsun.
TÜİK Başkanını değiştireceğinize, ENFLASYONU hortlatan politikalarınızı DEĞİŞTİRİN!!!
Akp’nin milyonları yoksullaştırma programı olan ‘Enflasyonla Mücadele Programı’, milli sanayiinin rekabet gücünü kaybetmesine, 100 binlerin işini kaybetmesine ve binlerce işletmenin iflas etmesine/kapanmasına sebep oldu ve dahası olacaktır!!!
“Ekonomi güvenliği olmayan devletlerin bağımsızlığı da risk altındadır!”
Dün TBMM Genel Kurulu'nda yaptığım konuşmayı izlemek için tıklayınız:
https://t.co/jnfPMwawQi