Değerli Dostlar,
Bugün Silivri'den, canım Nasuh'tan gelen mesajı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Sevgiler,
Mine
-----
Bugün 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27’nci yılı ve ben 33 gündür Silivri’de tutukluyum.
Dağ ve doğa kazalarında, deprem, seller ve diğer tüm doğal afetlerde ilk sivil arama kurtarma çalışmalarını bir avuç dağcı arkadaşımla birlikte bizzat başlattım. Ülkemiz sivil toplum kuruluşlarının ve gönüllülüğün gücünü, kapasitesini, potansiyelini, aktif vatandaşlık bilincini, yurttaş olarak neler yapabileceğini ve karşılıksız yardımseverliği kurucusu olduğum ve 20 yılı aşkın süre bizzat yönettiğim AKUT Arama ve Kurtarma Derneği’nden öğrendi.
Türk milleti, hiç görmediği, tanımadığı ve bir daha hiç görmeyeceği, ülkemizin bir başka köşesinde başı derde girmiş, kaza geçirmiş, afeti yaşayan yurttaşları için organize olmayı, birlikte çalışmayı, gönüllü olarak hizmet etmeyi, arama kurtarma çalışmalarına katılmayı, hayat kurtarmayı, toplum bilinçlendirme çalışmaları yapmayı AKUT’tan öğrendi. Arkasından da benzeri yüzlerce, binlerce sivil toplum kuruluşu kurarak, on binlerce gönüllü biraya gelerek bizzat bu çalışmalara dahil oldu.
AKUT’un çalışmaları rol model oldu. 17 Ağustos sivil, asker, kamu herkese ülkemizde sivil toplum kuruluşlarının, gönüllüğün ve karşılıksız yardımseverlik döneminin başlangıcı oldu. 17 Ağustos depreminde 220 yurttaşımızın hayatını AKUT kurtardı. AKUT, dünyada meydana gelen büyük afetlerde Türk milletinin özverisinin ve zorda olana yardım etme duygusunun ��rneği oldu. Yunanistan’dan Hindistan’a, İran’dan Pakistan’a, Haiti’den Tayvan’a, Mozambik sellerine kadar pek çok ülkenin bütün afetlerinde çalıştı.
Yıllar içerisinde yazdığım sayısız makale, köşe yazısı, çıktığım tv programları, verdiğim röportajlar ile sosyal sorumluluk bilincini, gönüllülük ruhunu, karşılıksız hizmeti, yurttaşlık duyarlılığını, sosyal girişimciliğin teorik alt yapısını anlatıp sorumlu yurttaş olma konusunda ilham olurken; 30 yılı aşan hizmetlerimin üstüne bugün “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” suçlamasına maruz kalmayı reddediyorum!
Yalnızca bizim halkımızın değil, tüm dünya milletlerinin güvenliği, sağlığı ve iyiliği için gösterdiğim çabalarımın karşılığı olarak büyük Türk Milleti bana 800’ün üzerinde plaket ve 2000’nin üzerinde onur, takdir ve teşekkür belgesi verdi.
Aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür Türk Milleti kendisini kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimseye bu teveccühü gösterir mi, göstermiş olabilir mi?
Bu sorumun cevabını size bırakıyorum.
Ali Nasuh Mahruki
#nasuhmahruki
⚫️9 bin PKK'lı teröristi affedecekler!
👉Bir telaş, bir heyecan, bir mutluluk!
💡Yasayı bir an önce Meclis'ten geçirmek istiyorlar.
👉Pazartesi günü saat 14.00'te açılması gereken Meclis'in sabah saat 11.00'de açılması için önerge verdiler.
👉İhanet sürecinin destekçileri tarafından önerge kabul edildi.
👉Yasanın 3 saat önce tartışılması, onaylanması ve "teröristlere müjdeli haberlerin verilmesi" için büyük bir yarış ve çaba içerisindeler.
🇹🇷Tarih önünde hesap vereceksiniz!
#İhanetinZamanAşımıYoktur
Markalaşma uzmanı bir arkadaşa yıllar önce “CHP nasıl iktidar olur?” demiştim.
Hiç unutmuyorum yanıtını.
“İki hamle yeter: Adını değiştir, genel başkanını değiştir.”
İspanya milli takım kaptanı Rodri, şampiyonluk kutlamasında kadraja girip fotoğraf çektirmeye çalışan Trump’ı “nazikçe” kadrajın dışına yolluyor. :)
Çok yaşa kaptan!
Bir insanın travmalarının olması onu sağlıksız biri yapmaz. Farkında olan, kabullenen ve kendini onarmak için çözüm arayan her insan sağlıklıdır. Asıl sağlıksız olanlar; asla yüzleşmeyen, kabullenmeyen ve çözümü, diğer insanları hasta ederek sağlamaya çalışanlardır.
İnançlı olduğu için kendisini seçilmiş, kurtarılmış sanarak inançsız insanları yargılayan her birey inançlarını..
..inançsız olduğu için de kendisini zeki, farklı ve aşmış görerek inançlı insanları aşağılayan her birey de kişiliğini sorgulamalıdır.
Sizin gerçekten dini değerlere karşı bir hassasiyetiniz olsaydı "her cuma bir ayet sallıyorum, bakara makara" diyen kişiyi büyükelçi yapmazdınız.
Sizin sadece çıkarlarınız var ve buna dini alet etmekten çekinmiyorsunuz!
#DenizGöktaşıSerbestBırakın
Deniz Göktaş'ın esprileri çoğu siyasi olduğu için güldürmeyebilir hatta kalitesiz bile olabilir, daha iyilerini yapar sorun değil.
Ama başka bir şey var; cesaret!
Dönüşü bile cesaret, tek başına!
Asıl gösteriyi o yapıyor.
Helal olsun!
Böyle bir tivit atacağım hiç aklıma gelmezdi.
Bizim meal yasaklanıca ilahiyatçı arkadaşlardan tepki için imza vermekten çekinenler olunca böylesi bir durum olmuştu.
Şimdi sırada komedyenler var.
Sınav yine çetin.
Genç arkadaşınız için bir şey demeyecek misiniz ustalar?!
DEVLET ERKANINA AÇIK MEKTUP
Bu açık mektubu, en başta sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan beyefendi olmak üzere, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkililerine, kısaca hukuk ve güvenlik bürokrasisine, yanısıra sayılarının hiç de az olmadığını umud ettiğim devlet erkanına hitaben yazmış bulunuyorum. (3 Temmuz 2026 Cuma)
Aşağıda fotoğrafta elleri arkadan kelepçelenmiş ve iki polis tarafından kollarından sıkı sıkı kavranılmış olarak (üstelik kapalı/korunaklı bir mekanda) götürüldüğü görünen Deniz Göktaş, hukuk terimleriyle söylemek istersem, ceza almış bir mahkum, bir hükümlü değildir. Yargısı sürerken cezaevinde yatmakta olan bir tutuklu da değildir. Kendisi henüz tutuklu veya tutuksuz yargılanmasına karar verilmiş bir sanık da değildir. Herhangi bir asayiş ihlali nedeniyle güvenlik güçleri tarafından derdest edilmiş herhangi bir mücrim de değildir.
Hükümlü değil, tutuklu değil, sanık değil, mücrim de değilse bu kişinin hukuksal durumu nedir?
Bu kişi yalnızca hakkında soruşturma açıldığını bile bile kendi özgür istenciyle ülkesine dönmüş ve havalimanında "şüpheli" sıfatıyla gözaltına alınmış genç bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır. Kısacası yalnızca "şüpheli"dir. Şayet 24 saat içinde savcı tutuklu veya tutuksuz olarak yargılanmasına karar verirse, en çok yasa önünde suçu henüz sabit görülmemiş bir maznun, bir sanık olacaktır. Hepsi o kadar!
Kendisi bildiğimiz kadarıyla, sabıkalı bir kanun kaçağı, aranan bir uyuşturucu müptelası ya da satıcısı, tehlikeli veya tehlikesiz bir terör örgütü üyesi, motosikletlere binip dükkanları tarayan, masum insanları öldüren bir çete ya da mafya mensubu, toplumun ve devletin düşmanlarıyla işbirliği saptanmış bir vatan haini, hatta eski tabirle yankesicilik, hırsızlık, gasp, tecavüz, taciz gibi yüzkızartıcı suçlardan birine bulaşmış suça yatkın bir katil, bir hırsız, bir tecavüzcü de değildir. Yalnızca bir şüphelidir. Evet, ağır cezada yargılanacak örgütlü bir suç işlememiş bir şüpheli! Üstelik kendisi, toplum tarafından tanınan, ailesi, ikametgahı bilinen, suça yatkınlığı, sabıkası ve tehlikesi olmayan üniversite mezunu bir genç komedyendir.
Hal böyleyken, yarım asır önce hiç de hafif olmayan siyasal suçlar işlemiş, günlerce işkence görmüş, çoğu sıkıyönetim döneminde Edirne Kalesi, Selimiye Kışlası, Maltepe Askeri Cezaevi olmak üzere 10'a yakın hapishanede hem tutuklu, hem hükümlü olarak yıllarca yatmış bir eski örgüt militanı olarak uluorta ters kelepçe takılmadı ne bana, ne dava arkadaşlarıma, ne de sözümona düşmanlarımıza. Hoş, bundan çok daha kötü muamelelere maruz kaldık. Filistin askısını ilk bizlerin üstünde denediler, gencecik delikanlıların hayaları dahil bedenlerine en çok bizim dönemimizde elektrik verdiler. Etlerimizi lime lime ettiler. Bir iç savaş yaşanıyordu. Diyarbakır, Mamak, Metris, Maltepe cezaevlerinde yapılanları tarih bile unuttu, yarım asır geçmesine karşın ne yazık ki biz unutmadık, unutamadık.
Tüm bunları hak etmiş miydik? Belki.
Bizler -faraza- masum olsak bile yaptıklarımız hiç kuşkusuz pek de masum şeyler değildi. Sözün özü, yaşananlar yaşandı, toplumun ve ülkenin geçmişinde kaldı, bizim ise ruhlarımızın derinliklerinde, daha da kötüsü arasıra birer kabus olarak bizi yoklayan lanet olası düşlerimizde.
İnsan onuru, yurttaş onuru gerçekte devletin onurudur, ülkenin onurudur. Devletin varlık nedeni bu onuru korumaktır. Dışarıda ülkenin düşmanlarından, içeride toplumun ve dirlik-düzenin düşmanlarından.
Bir hükümlü, bir tutuklu, bir sanık, bir suçlu bile olmayan, kendisine ve başkasına fiilen zarar vermeyen ve vermeyeceği anlaşılan 32 yaşındaki bir genç, hukuk nazarında en çok şüpheli sıfatını taşıyan bir evladımızı niçin bu denli hoyratça ve acımasızca ters kelepçeyle aşağılama yolu tercih edilir? İnanınız bunu anlamakta zorlanıyorum. Sözümona verilen mesajı değil, her defasında kadın-erkek-çocuk-genç-yaşlı demeden sözümona bu tür mesajlar vermeye ihtiyaç duyulmasını anlayamıyorum. Acaba bir örf-i idare, bir sıkıyönetim, bir olağanüstü hal uygulaması var da bir ben mi bundan haberdar değilim?!
Devletin varlık nedeni dirlik-düzeni korumak ve insan onuruna, yurttaş onuruna zarar gelmesini önlemektir. Küçük bürokrat işgüzarlıklarıyla memleket evlatlarının -velev ki suçlu olsunlar- onurlarına, haysiyetlerine bu tür ucuz mesaj verme bahaneleriyle kastedilmesi çok büyük bir yanlıştır ve bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir.
Devletten şefkat beklenir mi? Asla! (Şahsen bu konuda mazur görülmek isterim.) Ne ki devlet adamlarından, yöneticilerden yasalara titizlik göstermeleri, adalet üzere davranmaları, kamu vicdanını örselememeleri kesinlikle beklenir.
• "Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin." (Kur'an, 5 : 8)
Bu onların lütfu ve ihsanı değil, görevidir. Devlet birey olarak onurumu korumazsa, yurttaşlar olarak onurumuzu hiçe saydığını umursamazsa, bizlerden devletin sürekliliğine ve kalıcılığına sahip çıkmamızı beklemeye hakkı olur mu? Adaletin ve hakkaniyetin olmadığı yerde beka olur mu?
Bu yol, yol değil. Bu tarz aşağılama teknikleri toplumsal vicdanda ağır yıkımlara yol açmaktadır. Belki bazı işgüzar memurlar bilgiççe "korku salmanın yönetmenin ve egemenliğin gereği olduğunu" söyleyeceklerdir, hatta bu satırların yazarının gerekçelerini belki "çocuksu, romantik, entel sızlanmalar" olarak algılayacaklardır. Böylelerini mazur görüyorum, çünkü kendilerini insan ve yurttaş onurunu korumanın toplumun ve devletin onurunu korumak demek olduğun bilmeyen, kifayetsiz, liyakattan yoksun, işgal ettikleri makamlardan derhal el çektirilmeleri gereken kimseler arasında telakki ediyorum.
Sözün özü, ey devlet erkanı!
Son olarak bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek isterim. Ben kendimi cesur biri olarak görmem, herkes gibi ben de korktum, korkarım. Buna karşın o delikanlıyı, o genç komedyeni o halde görünce nedense korkuya benzer bir duygu hissetmedim, aksine içim sızladı ve utandım, hakikaten çok utandım. Ülkem adına, devlet adına, insanlık adına utandım. Gücün bu tür ucuz yollarla gösterilebileceğini sananlar adına utandım. Bu satırları da bu utanç lekesini taşımamak için yazmaya karar verdim. Sanıyorum kamu vicdanı da kendisi adına korkmaktan çok ülkemiz adına utanmış olmalı. O fotoğrafı gördüklerinde, ülkenin sağduyusunu yitirmemiş büyük bir kesiminin benimle aynı deneyimi yaşadığına inanıyorum ve bu nedenle bu tür nobranlıkları ülkem adına tehlikeli buluyorum.
Unutmayınız, utanmak erdemdir. Yurttaşlar için de, yöneticiler için de.
Saygılarımla.
Dücane Cündioğlu
Herkes haddini bilecekmiş, dini değerlerle alay edilemezmiş...
Peki madem öyle neden bakara-makara diyen adama haddini bildirip ters kelepçe takmadınız ve üstelik büyükelçilikle ödüllendirdiniz?
Sayın
ANKARA’lılara DUYURULUR …
NATO toplantısı boyunca LÖSANTE Yetişkin ve Çocuk Hastanemiz 24 saat NÖBETÇİDİR.
Kırmızı hatlar dışında kalan
LÖSANTE
Acil servis / Ameliyathane Tüm Poliklinik ve EVDE BAKIM Servisleri ile hizmetinizdedir .
Randevu için: 0.312.666.7.666
İncek🌻💐
Herkese günaydın
Dolaylı yollardan edindiğim bilgilere göre Maliye Bakanlığı’nda sensör geri ödemesi ile ilgili olarak yaş aralığını genişletip, belki tüm tip 1 diyabetlileri kapsaması ile ilgili bir çalışma varmış. Çünkü sensör kullanımı sonrasında genel diyabet maliyetlerinde belirgin azalma olmuş ve bu rakam tahmin edilenden daha fazlaymış.
Başka ülkelerdeki verilerden de sensörlerin takipteki tip 1 diyabetli çocuklarda ketoasidoz sıklığını, dolayısıyla hastane yatışlarını %50 civarında azalttığını biliyoruz.
Bizler tip 1 diyabetin 19 yaşında bitmediğini, onların ömür boyu sağlığını koruma sorunluluğumuz olduğunu biliyoruz.
Bu düşüncelerle “ Sensörler diyabetli herkesin ekmek, su gibi hakkıdır. Yaş sınırı kaldırılmalıdır” talebini yükseltmek için hep beraber uğraşalım ve bir kez daha sensör mücadelesi için öne atılalım. @sgksosyalmedya@memetsimsek