Evlenirsen pişman olursun. Evlenmezsen de pişman olursun. Çocuk yapsan da yapmasan da pişman olursun. Kierkegaard bunu 200 yıl önce şöyle söylemiştir:
"Neyi seçersen seç pişman olursun. Çünkü sorun tercihlerinde değil yaşanmamış bir hayatı romantize etmendir. İnsan her daim gidilmemiş bir yolu cazibeli ve gizemli bulur. Bu yüzden mesele en doğru seçimi yapman değil. Hangi pişmanlıkla yaşayacağını seçip karar vermendir."
Sen neye karar verdin?
@Nisanurcaydan Daha dinlediğini anlamayan biri olarak çok da şey etmeyin siz ya. Size ne milletin kendi için istediği kriterlerden?
Erkekler size aferin desin diye mi?
izlerken en sevdiğim cümle şu olmuştu;
“Sen bana, gerçekten sevilmeye değer bir kadının sevgisini kazanabilmek için, daha başka erdemlere sahip olmam gerektiğini öğrettin.”
İnsan büyüdükçe uykusunu kaçıran şeyler değişiyor,
8 yaşında: yatak altındaki canavarlar
15 yaşında: hoşlandığın kişi
22 yaşında: final sınavları
30 yaşında: faturalar
40 yaşında: çocuklar
50 yaşında: iş stresi
60 yaşında: sağlık sorunları
70 yaşında: çocukların derdi
80 yaşında: yine yatak altındaki canavarlar
Hayat insanı başladığı yere geri getiriyor.
Herkes hâline benzeyene ünsiyet hisseder. Hâlinden uzak olandan uzak olur. Seni birine çeken hep bir hâl ya da o hâlin sende olması isteğidir.
Bunu bir tartı gibi kullanmak lazım. Senden nefret edene ve sevene bakacaksın, hâli düzgün mü ?
İnsan kendi hâline dair kusurlara karşı daha kör olur, ama seni sevenlerin kusurlarını görürsün. Tabi kusura karşı gözün kör olmadıysa.
Eğer o kusur seni sevenler arasında genellik ifade edecek kadar yaygınsa muhtemelen sende de bir nebze olsun vardır.
Bu yüzden müslümanlar şahittir. Hadiste geçtiği gibi onların sevgisi gök ehlinin sevgisine alamettir. Hak arayandan gayrısının buğzu da nimettir. Hak arayan zaten samimi devam etse hak ehli arasına dahil olur.
Sevgi ve buğzun dinde temele alınan fonksiyonu aslında bu hâl benzemesi meselesinden olsa gerektir.