Değerli dostlarım, bu bir kamu hizmetidir! Bu hizmetin daha fazla kişiyi ulaşması için RT yapabilirsiniz. 🌸
Türkiye Bilim Akademisinin (TÜBA) birçok yayınına aşağıda vereceğim linkten ücretsiz ulaşabilirsiniz.
Saygılarımla...
https://t.co/362d4tLasd
İhsan Fazlıoğlu (@ihsanfazlioglu ), Fuzûlî Ne Demek İstedi? adlı eserinde meşhur "Işk imiş her ne var Âlem'de / İlm bir kîl ü kâl imiş ancak" beytini şu şekilde izah eder:
Işk (Aşk): Fuzulî için aşk sadece duygusal bir durum değil; kozmolojik, ontolojik ve metafizik bir ilkedir. Varlıkta her ne varsa "Işk" ile varlığa gelmiştir, "Işk" ile akar ve "Işk" içindedir. Bu anlamda aşk, "Zat’ın ve Varlık’ın şârihidir (açıklayıcısıdır)".
İlm (İlim) ve Kîl ü Kâl: Beyitteki "İlm" ve "Kîl ü Kâl", bugünkü anlamda "bilgi ve dedikodu" demek değildir. Burada kastedilen, nazari düşüncenin (felsefe ve mantığın) dili olan "mantıklaştırılmış dil"dir. "Kîl ü kâl" aklın tanım ve kıyas gibi yöntemlerle yürüttüğü formel süreçleri temsil eder.
Temel Karşıtlık (Hâl vs. Kâl): Hoca'nın ifadesiyle; ilim (kîl ü kâl) okyanusun kıyısında durup onu betimlemek iken, aşk (ışk) okyanusa dalmak ve onu bizzat yaşamaktır. İlim bir "kâl" (söz/diskur) iken, aşk bir "hâl" (deneyim/yaşantı) dir.
Nihai Amaç: Fuzulî bu beyitle, kuru bir ilim tahsilinin (kıyasi bilgi) ne dünyevi ne de ruhi alemde insana gerçek bir paye ve rütbe kazandıramayacağını savunur. İnsanın asıl gayesi olan "selamet" (kendisiyle ve yaratıcıyla barışıklık), ancak aşkın kazandırdığı "makamat-ı hâli" katetmekle mümkündür.
Sonuç olarak Fuzulî, ilmi inkar etmez (nitekim "ilmsiz şiir temelsiz duvar gibidir" der); ancak hakikatin bizzat tecrübe edilmesi noktasında aşkı ilmin önüne koyarak, mantıki çıkarımların (kîl ü kâl) yetersiz olup aşk ile desteklenmesi gerektiğini ifade eder.
Şiir sadece 'şiir' midir? Yoksa bir medeniyetin nazarî tefekkürünün dile bürünmüş en yoğun tezahürlerinden biri midir?
Ne demişti Fuzûlî:
Şi'r zevkından olmayan vâkıf
Ehl-i nazmı mezemmet eylemesün
Kendü cehline i'tirâf etsün
Her kerâmâta sihr söylemesün
//Türkçe Divan'ın Dibâce (ön söz) kısmında//
Şiir zevkini bilmeyen, şiirden haberdar olmayan (şiirden anlamayan) kişi,
Nazım ehlini (şiir yazanları / şairleri) kötülemesin, yermesin.
(Bunun yerine) Kendi cehaletini, bilgisizliğini itiraf edip kabullensin.
(Şiirdeki) her olağanüstü güzelliğe, ilahi yeteneğe kalkıp da "büyü/sihir" demesin.
Bir yandan "İlmsiz şiir, esası yok duvar gibidir” diyen, diğer yanda ise “Işk imiş her ne var âlemde / İlm bir kîl ü kâl imiş ancak” nidasıyla varlığın yegâne şerhini ilâhî aşkta ve irfanda bulan âlim-şâir Fuzulî kimdir ve ne anlatmak istemiştir. Hep beraber bakalım:👇
İSAM tarafından yayımlanan hakemli akademik yayın İslam Araştırmaları Dergisi’nin 56. sayısı yayımlandı.
1997’den bu yana yayımlanan ve 2001’den itibaren Ocak ve Temmuz aylarında yılda iki sayı olarak çıkarılan dergide; İslam ilimleri ile İslam kültür ve medeniyet tarihi alanlarında özgün araştırma makaleleri, araştırma notları, değerlendirme yazıları, kitap tanıtımları, sempozyum değerlendirmeleri ve vefeyat yazıları yer almaktadır.
Yeni sayımıza göz atmak için; https://t.co/lifrVzYCIB
Önde gelen kültür tarihçilerimizden Erünsal Hoca’nın bu kıymetli bağışı, yazma eser koleksiyonerliğinin ne kadar önemli olduğunun kuvvetli bir delili. Saha çalışanlarının malumu olan bu yazmaları, Hoca’nın dişinden tırnağından artırarak nasıl topladığı farklı zemin ve zamanlarda anlatılırdı.
Şüphe yok ki Hoca şahsi bütçesinden harcayarak özenle devşirdiği bütün bu yazmaların vatanlarında kalmasını sağladı. Zamanı geldiğinde de korunmaları için onları Türkiye Yazma Eserler Kurumu’na bağışlıyor.
Evvela Erünsal Hoca’ya, sonra süreçte emeği görülen herkese teşekkür ediyor, yazma koleksiyonerliğinin böylece tekrar somutlaşan öneminin altını çiziyorum.
329 yazma eserden oluşan seçkin ve renkli bir koleksiyon TÜYEK yolunda.
İsmail Erünsal, kitap, yazma eser ve kütüphane ile ilgili meraklıların yakından tanıdığı, öncü hizmetlere ve eserlere imza atmış, maruf ve meşhur bir hocamız. Sahanın ülkemizdeki en önemli âlimi.
329 eserden oluşan seçkin bir yazma eser koleksiyonuna sahip. Bilenler bilir, hocayı tanıyanlar anlamıştır nasıl bir koleksiyondan söz ettiğimizi. Yakında herkes de öğrenme imkânını bulacak.
Ön görüşmelerini gerçekleştirdik. Vakfını yaptı. Kitaplar yarın Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanemizde. İki ay içinde de “İsmail Erünsal Yazma Eser Koleksiyonu” olarak dünyanın en büyük yazma eser portalın https://t.co/ICNu31LFMP’de erişime açılacak.
m
Muhtevası ve sayısıyla son yılların en zengin bağışlarından olan “İsmail Erunsal Yazma Eser Koleksiyonu” ayrıntılı bir katalog kitabıyla da kayıtlara ayrıca geçecek.
Süleymaniye Kütüphanemize yaptığı bu vakfı için Hocamıza medyunu şükranız. Sürecin şahidi, yakından takipçisi, vekil-i vâkıfı sevgili kardeşim Bilgin Aydın hocaya da müteşekkiriz.
İhsan Fazlıoğlu, Erhan Afyoncu ve Şeyhülmüverrihin Mehmet İpşirli hocalarımız da bu bağışın ilk haberdar, takdirlar ve müjdelenenleri olarak kayıtlardaki yerlerini aldılar.
Hayırlı olsun.
@mehmetipsirli@ihsanfazlioglu@eafyoncu
Yüzyıllardır kılık/isim değiştirerek devam eden #sömürgeciliği hesaba katmadan Müslümanların bugünkü hali hakkında yapılacak her açıklama eksik kalacaktır. "Fas'tan İspanya'nın Ceuta kentine" ifadesi çok yanlış. Ceuta zaten Fas'a ait bir şehir. Melile de öyle.
Yenilmiş Bir Medeniyetin Umutsuz Çocukları
Fas'tan İspanya'nın Ceuta kentine yaşanan göç hareketi basit bir sınır krizi değil. Bugün güncel olduğu için Fas'ta somutlaşan bu mesele özünde bir medeniyetin son birkaç yüzyılda yaşadığı büyük kırılmanın acı bir fotoğrafı.
Bir zamanlar Granada ve Kurtuba'nın sokakları Avrupa'nın en aydınlık şehirleriydi. Endülüs'te bilim, tıp, matematik ve felsefe üretiliyor, Mağrip şehirleri Akdeniz'in en önemli ticaret ve kültür merkezleri arasında yer alıyordu. Mali Sultanı Mansa Musa'nın serveti efsaneleşmiş, İslam dünyasının ilim ve zenginliği Batı'da hayranlık uyandırmıştı. Reqonquista esnasında Endülüs'teki kitaplar Mali Timbuktu'ya götürülüyordu imha edilmeyip korunmaları için.
Bugün ise aynı coğrafyanın gençleri, hayatlarını riske atarak tel örgüleri aşmaya, denizleri geçmeye çalışıyor. İnsanlar hem para için hem de güvenlik, hukuk, gelecek umudu ve insan onuruna yakışır bir yaşam için batıya göç etmek istiyor. Huzur, emniyet ve hayat için batıyı bir sığınak olarak görüyor.
Bir zamanlar Cebelitarık Boğazı'nın güneyinden kuzeyine doğru akan şey bilgi, bilim, mimari, ticaret ve medeniyetti. Kurtuba, Gırnata, İşbiliye ve Toledo'da yetişen âlimlerin eserleri Avrupa üniversitelerinde okutuluyor, Endülüs'ün şehir düzeni ve mimarisi hayranlık uyandırıyordu. Fas'ın Fes şehri, dünyanın en eski üniversitelerinden biri olan Karaviyyîn'e ev sahipliği yapıyor, Marakeş ve Tanca, Akdeniz'in en canlı ticaret merkezleri arasında parlıyordu. Buralar düşüncenin de dolaştığı limanlardı.
Ceuta'da gördüğümüz manzara son üç asırdır siyasi, ekonomik, bilimsel ve kurumsal üstünlüğünü büyük ölçüde kaybetmiş geniş bir coğrafyanın hikâyesi.
Bir zamanlar insanların ilim almak için geldiği topraklardan, İbni Haldun'un, İbni Rüşt'ün, İbni Batuta'nın diyarlarından bugün insanlar yaşamak için ayrılmaya çalışıyorsa, üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele tam da budur.
Batı'nın zenginliği kadar, bizim neden yeniden üretemediğimiz, neden bilgi, sosyal adalet, refah ve güven inşa edemediğimiz sorulmalı ve üzerinde düşünülmeli. Cehaletten, her alanda ve her düşüncede bolca görülen kör yobazlıktan neden kurtulamadığımız sorulmalı.
Sınırları zorlayan insanlar yalnızca tel örgüleri değil, aslında kaybedilmiş bir medeniyetin sessiz ağırlığını da omuzlarında taşıyor. Irak, Suriye, Afganistan, Libya, Yemen, Lübnan... Mısır'daki devasa nüfusun sosyoekonomik buhranı... Say sayabildiğin kadar.
Bu buhran ve ekonomik yokluklar en başta değerleri vurur ve vuruyor. Geçmişin saygınlığı, temsil değeri olan kavramlar al aşağı olur ve insanlar hızla uzaklaşır bu temsillerin saygınlık alanından. Bugün hemen tüm İslam dünyasında yaşanan yozlaşmanın ana nedenleri bunlar işte.
Yemek kültüründen mimariye, dil ve nezaketten giyim kuşama her alandaki kokuşmanın temeli cehalet, cehaletin merkezinde de yenilmiş medeniyetlerin istikametsizliği ve ideallerinin tükenmişliği yatıyor.
Yenilmiş Bir Medeniyetin Umutsuz Çocukları
Fas'tan İspanya'nın Ceuta kentine yaşanan göç hareketi basit bir sınır krizi değil. Bugün güncel olduğu için Fas'ta somutlaşan bu mesele özünde bir medeniyetin son birkaç yüzyılda yaşadığı büyük kırılmanın acı bir fotoğrafı.
Bir zamanlar Granada ve Kurtuba'nın sokakları Avrupa'nın en aydınlık şehirleriydi. Endülüs'te bilim, tıp, matematik ve felsefe üretiliyor, Mağrip şehirleri Akdeniz'in en önemli ticaret ve kültür merkezleri arasında yer alıyordu. Mali Sultanı Mansa Musa'nın serveti efsaneleşmiş, İslam dünyasının ilim ve zenginliği Batı'da hayranlık uyandırmıştı. Reqonquista esnasında Endülüs'teki kitaplar Mali Timbuktu'ya götürülüyordu imha edilmeyip korunmaları için.
Bugün ise aynı coğrafyanın gençleri, hayatlarını riske atarak tel örgüleri aşmaya, denizleri geçmeye çalışıyor. İnsanlar hem para için hem de güvenlik, hukuk, gelecek umudu ve insan onuruna yakışır bir yaşam için batıya göç etmek istiyor. Huzur, emniyet ve hayat için batıyı bir sığınak olarak görüyor.
Bir zamanlar Cebelitarık Boğazı'nın güneyinden kuzeyine doğru akan şey bilgi, bilim, mimari, ticaret ve medeniyetti. Kurtuba, Gırnata, İşbiliye ve Toledo'da yetişen âlimlerin eserleri Avrupa üniversitelerinde okutuluyor, Endülüs'ün şehir düzeni ve mimarisi hayranlık uyandırıyordu. Fas'ın Fes şehri, dünyanın en eski üniversitelerinden biri olan Karaviyyîn'e ev sahipliği yapıyor, Marakeş ve Tanca, Akdeniz'in en canlı ticaret merkezleri arasında parlıyordu. Buralar düşüncenin de dolaştığı limanlardı.
Ceuta'da gördüğümüz manzara son üç asırdır siyasi, ekonomik, bilimsel ve kurumsal üstünlüğünü büyük ölçüde kaybetmiş geniş bir coğrafyanın hikâyesi.
Bir zamanlar insanların ilim almak için geldiği topraklardan, İbni Haldun'un, İbni Rüşt'ün, İbni Batuta'nın diyarlarından bugün insanlar yaşamak için ayrılmaya çalışıyorsa, üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele tam da budur.
Batı'nın zenginliği kadar, bizim neden yeniden üretemediğimiz, neden bilgi, sosyal adalet, refah ve güven inşa edemediğimiz sorulmalı ve üzerinde düşünülmeli. Cehaletten, her alanda ve her düşüncede bolca görülen kör yobazlıktan neden kurtulamadığımız sorulmalı.
Sınırları zorlayan insanlar yalnızca tel örgüleri değil, aslında kaybedilmiş bir medeniyetin sessiz ağırlığını da omuzlarında taşıyor. Irak, Suriye, Afganistan, Libya, Yemen, Lübnan... Mısır'daki devasa nüfusun sosyoekonomik buhranı... Say sayabildiğin kadar.
Bu buhran ve ekonomik yokluklar en başta değerleri vurur ve vuruyor. Geçmişin saygınlığı, temsil değeri olan kavramlar al aşağı olur ve insanlar hızla uzaklaşır bu temsillerin saygınlık alanından. Bugün hemen tüm İslam dünyasında yaşanan yozlaşmanın ana nedenleri bunlar işte.
Yemek kültüründen mimariye, dil ve nezaketten giyim kuşama her alandaki kokuşmanın temeli cehalet, cehaletin merkezinde de yenilmiş medeniyetlerin istikametsizliği ve ideallerinin tükenmişliği yatıyor.
#Septe (#Ceuta) ve #Melile şehirleri esasen Fas'a ait olup İspanyollar'ın sömürge döneminden beri ellerinden çıkarmak istemedikleri Kuzey Afrika'da iki önemli liman şehridir. Bizim medya her nasılsa işin bu tarafını ya bilmiyor, ya da görmezden geliyor.
Hakkını vermek lazım..
Fas'tan Ceuta'ya mülteci akını İspanya'da büyük infial oluşturdu...Hatta tüm Avupa'da..
Aşırı milleyetçiler çok sert müdahale talep ettiler.
Ama İspanyol askerleri vicdanı ve profesyonelliği bırakmadı..
Yunan polisi olsa mületcilerin paralarını telefonlarını çalıp işkence yapıp deport ederdi..
Fas’tan yüzerek Ceuta plajına ulaşan ve bitkin düşerek yere yığılan bir göçmene İspanyol askerleri merhametle muamele edip tedavi için taşıdılar..
📢 Aday Öğrencilerimizi Bekliyoruz!
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi olarak aday öğrencilerimizi fakültemizde ağırlamaktan mutluluk duyarız!
🗓️ 3 Ağustos Pazartesi 🕑 14.00 – 15.00 📍 Âşık Paşa Konferans Salonu, Göztepe Güney Yerleşke
Rahim Acar'ın kaleme aldığı "Din Felsefesinde Nübüvvetin Yeri" başlıklı makalesine websitemiz üzerinden erişebilirsiniz.
https://t.co/BYXatDlGon
“Dinî tecrübe yaşayan kişinin kendini bağlayan tecrübe iddialarıyla, dinî tecrübe yaşayan kişinin başka insanlara ilâhî mesajı ulaştırmasını içeren dinî tecrübe iddialarının birbirinden ayrılması gerekir.”
#teklifdergisi #sayı27 #nebivehaber
Hacı Bayram Başer'in kaleme aldığı "Tasavvufta Nübüvvet–Velâyet İlişkisi" başlıklı makalesine websitemiz üzerinden erişebilirsiniz.
https://t.co/hnKDjksrLm
“Velâyet, aslında nübüvvet ve risâleti de kendi içine alan kuşatıcı bir dâire olduğundan gittikçe genelleşen bir düzlemde, her resul aynı zamanda bir nebî, her nebî de aynı zamanda bir velidir; nübüvvet ve risalet, bu geniş velâyet dairesi içinde Allah’ın yalnızca dilediği kullarına tahsis ettiği özel makamları ifade eder.”
#teklifdergisi #sayı27 #nebivehaber
Osmanlı ise Afrika’da hiçbir devletle kıyaslanmayacak çok daha hümanist bir mazi bıraktı. Güney Afrika halkı bile bunu iyi biliyor.
Bu programın sonunda o konuya da değiniyorum.
https://t.co/iuEwtD182K
bu konuları anlatıyorum.
Batı’nın Afrika Talanı kitabım o ders notlarımdan geliyor.
Cape Town üniversitesindeki postdoktora konum da bunları incelemekti.
Yani kahvehane ağzıyla tarih yorumlayan kesimden değilim.
Öte yandan konunun otoriter isimlerinden tarihçi E. D. Morel, +2
Geçen hafta bir programda Belçika Kongo’da 20 milyon yerliyi katletti dedim.
Yapılan yorumlardan ikisi trajikomik:
1. O kadar da yoktur hoca atma !
2. Osmanlı ne katliamlar yaptı, neden anlatmıyorsun?
Öncelikle tanımayanlar için söyleyeyim ben Afrika’da üniversitede derslerde+1
📢 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılı Yatay Geçiş Duyuruları yayımlandı.
• Kurumlar Arası Yatay Geçiş
• Merkezi Yerleştirme Puanı (Ek Madde-1) ile Yatay Geçiş
• Kurum İçi Yatay Geçiş, Çift Anadal ve Yandal
Detaylı bilgi için:
🔗 https://t.co/tKxWAztHhf
Bugün 11 Temmuz. Bosna katliamının yıldönümü. Avrupanın ortasında BM gözetiminde binlerce Müslüman katledildi. 1995'te güya barış yapılacak bahanesiyle Boşnaklara silah bıraktırılmıştı. Müslümanlar zorla kendi elleriyle kazdıkları toplu mezarlara gömüldüler. Şahit yoktu.
Srebrenitsa soykırımını mezarlıklarda yetişen Artemis çiçekleri ve sadece bunlara konan mavi kelebekler ortaya çıkardı. Kelebekleri ve çiçekleri takip eden araştırmacılar toplu mezarları buldular.