Çeşme’de Kıyı Yağmasına Dur Dendi! Kutlu Parti’den Alaçatı Satışına Sert Tepki: "Mesele Sadece Arazi Değil, Geleceğimizdir!"
Kutlu Parti Çevre, Şehircilik ve İskan Politikaları Başkanı Şule Tuntaş, İzmir’in Çeşme ilçesine bağlı Alaçatı bölgesinde bulunan değerli Hazine arazilerinin satışa çıkarılmasıyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Tuntaş, satışa konu alanların Alaçatı’nın kıyısı, turizm yapısı ve doğal çevresi açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekerek kamu yararı uyarısında bulundu.
35 BİN METREKARELİK SAHİL VE YENİ KONUT ALANLARI SATIŞTA
Satışa çıkarılan taşınmazlara ilişkin detayları paylaşan Tuntaş, Alaçatı Turizm Merkezi sınırları içerisinde yer alan, Babür Koyu ile Piyade Koyu’na cepheli ve üzerinde halihazırda Kali Beach Club’ın bulunduğu denize sıfır 35.336,93 metrekarelik Hazine arazisinin yanı sıra; ikinci etap kapsamında gelişme konut alanında kalan ve yapılaşma hakkı bulunan 24.341 metrekarelik bir alanın da satışta olduğunu belirtti. Bu durumun bölgede yeni konut projelerini gündeme getireceğini ifade etti.
"SADECE BİR PARSEL DEĞİL, ÇEŞME’NİN GELECEĞİ SÖZ KONUSU"
Söz konusu arazilerin sadece tek bir parselden ibaret olmadığını vurgulayan Tuntaş, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
"Böylesine değerli bir kamu arazisi satışa çıkarılırken kamu yararı nasıl korunacaktır? Bu arazinin imar hakkı ne olacak? Emsal kaç? Kaç kat yapılaşma olacak? Toplam kaç metrekare inşaat yapılabilecek? Turizm tesisinin kapasitesi ne olacak? Kıyı ve doğal alanlar nasıl korunacak? Bunların açıkça ortaya konulması gerekmektedir. Çünkü mesele sadece 35 bin metrekarelik bir arazinin satılması değildir. Asıl mesele; Çeşme’nin kıyılarının, doğal değerlerinin ve kamuya ait arazilerinin geleceğinin nasıl planlanacağıdır."
"RANT YERİNE PLANLAMA: ÖNCE KAMU YARARI, SONRA İMAR KARARI"
Şeffaf bir planlama ve süreç yürütülmesi gerektiğini belirten Tuntaş, kıyıların ve kamu arazilerinin yalnızca bugünkü ekonomik değeri üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Tuntaş, planlama ilkeleri ile gelecek nesillerin haklarının gözetilmesinin şart olduğunu vurgulayarak, "Unutmayalım ki güzel ülkemizin her karış toprağı hepimizin meselesidir. Bugün ihalenin son günüydü, bakalım kimler hak etti!" ifadeleriyle sürecin takipçisi olacaklarını belirtti.
KUTLU PARTİ
Çevre Şehircilik ve İskan Politikaları
Genel Başkan Yardımcısı
Sule Tuntas
#İzmir #Çeşme #Alaçatı #rant #yolsuzluk #Çevre #kutluparti #türkiye
Anasının "alim, alim" diye feryat ettiği Ali Şekeroğlu'nu Hakk'a uğurladık.
"Onur için" demişti dün.
Kulağınım üstü ne yatan Danıştay'da bekletildikten sonra eşit muamele istenen dosyanın gönderildiği AYM'nin yani en yüksek mahkemenin önünde
Ruhu şad olsun.
TRT Dış Yayınlar eski Haber Dairesi müdürü ve savaş muhabiri değerli kardeşim Abdurrahman Keskin de Kutlu Parti’de görev üslendi. Gerek basın-yayın konusundaki, gerekse uluslararası politikadaki tecrübesini Genelbaşkan baş danışmanı olarak değerlendireceğiz.
Kutlu Parti liyakatli bir kadroyla, alışılmışın dışında, kuva-yı milliye ruhuyla, tüm vatanseverlerin birleştiği, kimse önünde eğilmeyen, dik duran bir anlayışı ve kökü mazide olan âtiyi/geleceği planlamış bir düşünceyi temsil etmektedir.
Hayırlı olsun.
PKK Kürtlerin temsilcisi olamaz, olsa olsa Kürt bebelerinin, dedelerinin, ninelerinin katili olur.
Emperyalizmin paralı askerlerinden halk savaşçısı olmaz, olsa olsa katil sürüsü olur. Tek bir yurttaşımızın bile PKK’nın himayesine ihtiyacı yoktur.
Değerli kardeşim, fikirdaşım Prof. Dr. Özcan Yeniçeri Kutlu Parti’ye katıldı. Parti sözcümüz olarak dürüst, vatansever, liyakatli yönetim için Kutlu Parti saflarında omuz omuza birlikte mücadele edeceğiz. Bu kritik dönemde kendisine hoş geldiniz diyor, birlik ve beraberlik ruhuyla, vatan ve millet için, kişisel menfaatlerden uzak, gönül erleri için tek sığınılacak liman olarak, bu vatanı seven tüm vatanseverleri Kutlu Parti’de birleşmeye davet ediyorum.
Temmuz 2015-Eylül tarihleri arasında devam eden Hendek Barikat operasyonlarında asker, polis, güvenlik korucusu ve diğer silahlı unsurlardan tam 793 vatan evladı şehdate erdi.
Onlar devlet ebed müddet yaşasın diye hiç düşünmeden koştular şehadete.
Kiminin henüz bıyığı yeni terlemişti, kimi ise torun sevecek yaştaydı. Zerre tereddüt etmediler. Çoğu gönüllü talip olmuştu şehadete.
Hatta içlerinde bazıları yurt dışı görevini yarım bırakıp geldiler.
Dile kolay tam 793 kişi. Bir çırpıda söyleniveriyor.
Ama hepsinin ayrı bir hikayesi vardı.
Bir destan yazdılar ve sessizce gittiler.
Düşünmeli hazır vatan bulanlar.
Aziz ve asil ruhları şad olsun.
📣 Erdem Atay'dan Sırrı Sakık'a bomba gibi sorular:
* Sen 1978 yılında, bir otele kaçırılmış bir kızın 209 numaralı odasına zorla girdin mi?
* Orada 15 yaşında reşit olmayan bir kıza otel odasında silah zoruyla tecavüz ettin mi?
* Muş Ağır Ceza'da yargılandın mı?
* Yargılama sonucunda tecavüzden 9 ay hapis cezası aldın mı?
Ruhunuza sahtekârlık işlemiş. Sizin gibiler yüzünden gerçek tarihçi olan bizim gibiler inandırıcılığını kaybediyor. Gösterdiğiniz belgenin manda ile hiç ama hiç alakası yok. Hem manda diyorsunuz, hem de belge koyup kendinizi yalanlıyorsunuz. Robert Kolej müdürü ve Halide Edep gibi bazılarının ABD başkanına manda için yazdıkları mektuba karşılık King-Crane ismiyle gönderilen iki ABD’li manda meselesini araştırmıştır. Bunların temsilcileri Sivas kongresine de katılmışlardır. Mandayı savunan gruba karşılık manda karşıtları Manda ve Himaye kabul edilemez kararını alınca, bu tür bir yazı hazırlanmıştır. Hepsi bu.
🔴BUNCA KANIN, BUNCA GÖZYAŞININ SONU DENİZ KENARINDA VİLLA MI OLACAK?
Bunca gazimizin, şehidimizin acısına,anaların yüreğine düşen ateşe ve Kürt annelerinin yıllarca yaktığı bu ağıtlara sebep olan Abdullah Öcalan’ın, ömrünün son yıllarını deniz kenarında bir villada geçirmesini vicdanıma sığdıramıyorum,
içime sindiremiyorum
ve sindirmeyeceğim.
Umudum ve inancım odur ki Sayın Cumhurbaşkanımız da milletimizin vicdanını yaralayacak böyle bir şeye asla müsaade etmeyecektir.
Bu kadar acının, gözyaşının ve kaybedilen canların bir hatırası, bir hukuku vardır.
O hukuk da her şeyden önce milletimizin vicdanında korunmalıdır.
KUTLU PARTİ İZMİR 1. OLAĞAN KONGRESİ: ÇAĞLASA GÜVEN TAZELEDİ!
İzmir İl Başkanı Osman Serkan Çağlasa: "Aradığımız Şey Ünvan Değil, Çocuklarımıza Bırakabileceğimiz Daha Güçlü Bir Türkiye'dir"
Kutlu Parti İzmir İl Başkanlığımızın 1. olağan kongresi gerçekleştirildi. Kongre açılışında konuşan İl Başkanı Çağlasa: “Bir yıl önce İzmir'de yolun başındaydık ve bugün arkamızda güçlü bir teşkilat var. Bu yolun sonunda aradığımız şey ünvan değil, çocuklarımıza bırakabileceğimiz daha güçlü bir Türkiye'dir dedi.
Çağlasa; “Geçmişten aldığımız güçle Kuvayımilliye'nin cesareti ve Atatürk'ün açtığı yolda çalışmaya devam edeceğiz. Siyasetin gerçek sahibi millettir ve teşkilatımızın kapısı herkese açıktır. Asıl başarı insanların hayatına dokunduğumuz gün başlayacaktır. Derdimiz makam değil, Türkiye'dir” diye konuştu.
Kutlu Parti Genel Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu: "Seçilen Vekil ve Başkanlar Partisinden İstifa Etmeli, Bizim Ordumuz Sizlersiniz!"
Alkışlarla kürsüye davet edilen Kutlu Parti Genel Başkanı Prof Dr Yusuf Halaçoğlu ise özetle “Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri mutlaka yapacağız. Bir milletvekili veya belediye başkanı seçildiği partiden başka bir partiye geçtiği takdirde, vekillikten veya başkanlıktan istifa edecektir. Hakiki siyaset bunu icap ettirir. Sizin seçtiğiniz bir kişinin, sizden habersiz ve iradeniz hilafına başka bir partiye geçmesi kabul edilemez bir durumdur” diye konuştu. Halaçoğlu;
“İşte bu çarpıklıkların hepsi, inşallah Kutlu Parti iktidarıyla birlikte son bulacaktır” dedi.
Sözlerini; “Biz bir aileyiz ve omuz omuza bu kutlu mücadeleyi veriyoruz. Bu yolda "ben" değil, "biz" diyerek, bir saf halinde yürüdüğümüz takdirde başarırız. Başka türlü başaramayız” diye sürdüren Halaçoğlu;
-Bazı kesimler çıkıp "Siz bunları yapamazsınız" diyorlar. Yapıyoruz kardeşim, yaparız! Atatürk nasıl yaptıysa —ki bizim tek önderimiz ve liderimiz odur, onun dışında lider tanımayız— biz de öyle yapacağız. Ona da zamanında "Paran var mı?" demişlerdi, "Mücadeleye çıktığında bulunur" dedi. "Ordun var mı?" demişlerdi, "Kurulur" dedi. İşte biz de aynısını söylüyoruz: "Bizim ordumuz sizlersiniz"dedi.
#kutluparti #yusufhalaçoğlu #i̇zmir #türkiye #kongre
Son günlerde şahsım, siyasi tutumum ve gerçekleştirdiğim görüşmeler üzerinden çeşitli yorumlar yapılmakta; iddialar ve senaryolar üretilmektedir.
Bu nedenle bazı hususları hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde açık ve net biçimde kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.
Ben Ankara Büyükşehir Belediye Başkanıyım.
Ankara halkının bana verdiği görev; siyasi dedikoduların peşinden gitmek, her gün üretilen senaryolara cevap yetiştirmek değil; Ankara’nın sorunlarını çözmek, yatırımlarını hayata geçirmek ve 6 milyon vatandaşımıza hizmet etmektir.
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile gerçekleştirdiğimiz görüşmenin de tek gündemi Ankara’dır.
Sayın Cumhurbaşkanını Ahlat ziyareti dönüşünde havalimanında karşıladım ve görüşme talebimi bizzat kendilerine ilettim. Bu talebimize olumlu dönüş sağlanmasının ardından gerçekleştirdiğimiz görüşmede; Ankara’nın bekleyen büyük yatırımlarını, metro projelerini, kredi ve onay süreçlerini, hayata geçirmeyi planladığımız büyük fuar alanını ve şehrimizin çözüm bekleyen diğer meselelerini ele aldık.
Görüşmemizin gündeminde Ankara vardı. Ankara’nın yatırımları vardı. Ankara’nın geleceği vardı.
Başkanlık sisteminin getirdiği zorunluluklar nedeniyle büyükşehir belediyelerinin hayata geçirmek istediği bazı yatırımlarda merkezi idarenin desteğine ve onayına ihtiyaç duyulmaktadır.
Dolayısıyla Ankara’nın bir sorununu çözmek, bir yatırımının önünü açmak ve Ankara halkına verdiğimiz sözleri yerine getirmek için Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşmem gerekiyorsa bugün de görüşürüm, yarın da görüşürüm.
Bu görüşmeden siyasi sonuçlar çıkarmaya, parti değiştireceğim yönünde senaryolar üretmeye çalışanlara da açıkça ifade etmek isterim:
Beni seven, bana güvenen ve yıllardır yanımda duran insanları incitecek, kıracak ve hayal kırıklığına uğratacak bir tutum içerisinde olmam söz konusu olamaz.
Ayrıca bilinmesini isterim ki Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşmem öncesinde hem Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun hem de Sayın Özgür Özel’in bilgisi vardı.
Dolayısıyla Ankara için gerçekleştirilmiş, amacı ve içeriği son derece açık olan bir görüşmenin başka anlamlara çekilmesini doğru bulmuyorum.
Gelelim siyasi konulardaki tutumumun her gün televizyon ekranlarında farklı senaryolarla tartışılmasına…
Geçtiğimiz günlerde Ankara Büyükşehir Belediye Meclisimizde bir seçim gerçekleştirdik.
Dışarıdan bakıldığında bazı şeyler çok kolay görünebilir. Ancak yaşayan bilir.
Belediye meclislerindeki dengeleri, belediye başkanlarının hangi şartlar altında görev yapmaya ve hizmet üretmeye çalıştığını işin içinde olanlar çok iyi bilir.
Üsküdar’da yaşananları hep birlikte gördük. Hiçbirimizin tasvip etmeyeceği, onaylamayacağı olaylar yaşandı. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesinde Belediye Meclisi toplanamadı.
Bütün bunları görmezden gelemeyiz.
Belediye başkanlarımız zaten ağır ekonomik şartlarla, vatandaşlarımızın haklı hizmet beklentileriyle ve merkezi idareyle çözülmesi gereken meselelerle uğraşıyor. Bunların üzerine siyasi tartışmalar belediye meclislerine taşındığında şehirlerimize hizmet üretmek çok daha zor hale geliyor.
Ben tam da bu nedenle ısrarla sağduyu diyorum.
Ankara’da bugüne kadar kurduğum denge politikasının sonucunu kendi Belediye Meclisimizde gördük. Tüm çabalara rağmen Cumhuriyet Halk Partisi ve Yeni Parti olarak hiçbir fire vermeden seçimi kazandık.
Ben izlediğim yolun doğru olduğuna inanıyorum ve mevcut pozisyonumu koruyorum.
Çünkü bugün normal bir dönemden geçmiyoruz.
Her iki tarafı destekleyen tabanda da karşılıklı ciddi bir öfke ve kırgınlık bulunduğunu görüyorum. Bunun zaman içerisinde dineceğine inanıyorum. Ancak bugün itibarıyla bu öfke ve kırgınlığın henüz ortadan kalkmadığı da bir gerçektir.
Böyle bir ortamda taraf olmayı da, atacağım herhangi bir adımın taraflardan birine destek olarak yorumlanmasını da doğru bulmuyorum.
Hele benim üzerimden, iki tarafı destekleyen insanların yeniden karşı karşıya gelmesine katkı sunmayı hiç istemiyorum.
+++
Ne kadar imkânsız görünüyordu, değil mi, bir zamanlar?
Mesele zaten hiçbir zaman yalnızca birkaç kelime değildi.
Mesele, bir milletin kendi vatanında kendi adını söylerken sesini kısmaya mecbur bırakılmasıydı.
Bayrağına fazla bağlıysan “abartılı”, Türküm diyorsan “rahatsız edici”, Türkçeyi savunuyorsan “tahammülsüz” ilan edilmenin normalleştirilmesiydi.
Öyle ustaca yaptılar ki saldırmadılar; alıştırdılar.
Önce değerlerimizi tartışmaya açtılar. Sonra onları savunanları tartışmalı hâle getirdiler. En sonunda da insanlara, kendi memleketlerinde kendi kimliklerini savunmanın mahcubiyetini öğretmeye kalktılar.
İşte asıl tahribat budur.
Bir ülkeyi yıkmak için her zaman sınırlarını geçmeniz gerekmez. Bazen hafızasına girersiniz. Kelimelerinin anlamını değiştirir, değerlerini küçültür, ortak aidiyetlerini utanç meselesine çevirirsiniz. Sonra o millet hâlâ aynı bayrağın altında yaşar ama neden o bayrağın altında birleştiğini unutmaya başlar.
Fakat unuttukları bir şey var:
Türklük birilerinin lütfuyla verilmiş geçici bir sıfat değildir.
Türkçe, zamanı gelince rafa kaldırılacak bir ayrıntı değildir.
Bu bayrak da şartlara göre anlamı yeniden yazılabilecek bir dekor değildir.
Bunlar bu ülkenin süsü değil, omurgasıdır.
Omurganızı istediğiniz kadar eğebilirsiniz!
Ama kırdığınız gün, ayakta kalacağını sandığınız hiçbir şey eskisi gibi durmaz.
Titre.
Ama korkudan değil; ne hâle geldiğini fark etmenin sarsıntısıyla titre.
Sonra kendine dön.
Sana kim olduğunu unutturan gürültüden çık. Adını yeniden hatırla. Dilinin kıymetini, bayrağının ağırlığını, senden önce bu topraklarda bırakılmış bedelleri hatırla.
Başkalarının sana biçtiği kimliklerde kendini aramaktan vazgeç.
Kendi hafızana dön.
Kendi sözüne dön.
Kendi vicdanına dön.
Türkçene dön.
Bayrağına dön.
Cumhuriyetine dön.
En önemlisi de, Türklüğüne dön.
İnsan kendisini kaybettiğinde yolunu; millet kendisini kaybettiğinde vatanının manasını kaybeder.
Titre ve kendine dön.
Dön artık.
Çünkü senden istenen tek bir şey var artık,
Ülkene sahip çıkman!!
#siyaset #türkiye
İlk baskısı 2004, 4. Baskısı ise 2010’da yapılan ilk yayınlandığında ABD tarafından 28 aded alınan ERMENİLER: SÜRGÜN ve GÖÇ isimli Hikmet Özdemir, Kemal Çiçek, Ömer Turan, Ramazan Çalık ve Yusuf Halaçoğlu olarak 5 akademisyen tarafından yabancı arşivler kullanılarak hazırlanmış kitabımız TTK tarafından yeniden yayınlandı.
Kitap içeriği açısından ve kullanılan kaynaklar itibariyle çok ses getirmişti. Yeniden yayınlanması bence büyük önem taşımaktadır. İnşallah İngilizce, Fransızca ve Almanca olarak da yayınlanır. Bu konuyu merak edenlerin okumasını tavsiye ederim.