Bu akşam (8 Ağustos) saat 21.00’de Haluk Tatar Bey’le YouTube kanalı üzerinden, Terörsüz Türkiye ve Pakistan-Türkiye-Suudi Arabistan tarafından imzalanan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması üzerine söyleşimiz olacaktır. Konuları ideoloji ve siyasi saplantılar olmadan izlemek isteyenleri davet ediyorum.
KURTULUŞ SAVAŞI ve MİLLÎ MÜCADELE
Herkes tutturmuş Millî mücadele mi kurtuluş savaşı mı denmeli?!
Topraklarınız düşman tarafından işgal edilmişse ve esarete düşüp kurtarıldıysan, buna kurtuluş mücadelesi denir. Dolayısıyla verilen bu mücadeleye kurtuluş savaşı denir. Kurtuluş için ölümü göze alarak bir araya gelenlerin millî ruh ve şuurla yürüttükleri, düşmandan ülkeyi temizleme idealine ise milli mücadele ruhu denir.
Söz gelimi Adana ve Antep gibi şehirlerimizin ve Anadolu’nun düşmandan kurtarılması bir kurtuluş savaşıdır. Ve haklı olarak kurtuluş bayramları kutlanır. Haliyle buna bağlı olarak, kurtuluşu sağlamak uğruna, hayatlarını hiçe sayarak, düşmandan yurdu temizlemek gibi yüksek idealde birleşenlerin eylemlerine de millî mücadele denir.
Millî mücadele sadece savaş ortamıyla alakalı değildir. Nitekim Millî Eğitim Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı bunun örneğidir. Bu bakanlıkların faaliyeti kurtuluş savaşı olarak nitelendirilmez. Yani ülkenin geleceği için verilecek ve o ülkenin ve o ülkede yaşayanların, yani topyekün milletin mutluluğu ve varlığının devamı için çok önemli olan eğitim ve savunma çalışmaları, millî bir mücadeledir.
Dolayısıyla kurtuluş savaşı ile millî mücadele birbirinden ayrılmaz iki kavramdır.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın bunu göz önüne alması gerekmektedir. Osmanlı Devleti başkenti düşman eline geçmiş, İngiliz, ABD mandasının konuşulduğu bir dönemde, padişah onların elinde esir duruma düşmüş, Cuma namazına bile İngiliz subayının izniyle giderken, Kurtuluş Savaşı tabirinden vazgeçmek, adında Millî kelimesi olan bir bakanlığa yakışmaz ve derhal düzeltilmesi gerekir.
KURTULUŞ SAVAŞI ve MİLLÎ MÜCADELE
Herkes tutturmuş Millî mücadele mi kurtuluş savaşı mı denmeli?!
Topraklarınız düşman tarafından işgal edilmişse ve esarete düşüp kurtarıldıysan, buna kurtuluş mücadelesi denir. Dolayısıyla verilen bu mücadeleye kurtuluş savaşı denir. Kurtuluş için ölümü göze alarak bir araya gelenlerin millî ruh ve şuurla yürüttükleri, düşmandan ülkeyi temizleme idealine ise milli mücadele ruhu denir.
Söz gelimi Adana ve Antep gibi şehirlerimizin ve Anadolu’nun düşmandan kurtarılması bir kurtuluş savaşıdır. Ve haklı olarak kurtuluş bayramları kutlanır. Haliyle buna bağlı olarak, kurtuluşu sağlamak uğruna, hayatlarını hiçe sayarak, düşmandan yurdu temizlemek gibi yüksek idealde birleşenlerin eylemlerine de millî mücadele denir.
Millî mücadele sadece savaş ortamıyla alakalı değildir. Nitekim Millî Eğitim Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı bunun örneğidir. Bu bakanlıkların faaliyeti kurtuluş savaşı olarak nitelendirilmez. Yani ülkenin geleceği için verilecek ve o ülkenin ve o ülkede yaşayanların, yani topyekün milletin mutluluğu ve varlığının devamı için çok önemli olan eğitim ve savunma çalışmaları, millî bir mücadeledir.
Dolayısıyla kurtuluş savaşı ile millî mücadele birbirinden ayrılmaz iki kavramdır.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın bunu göz önüne alması gerekmektedir. Osmanlı Devleti başkenti düşman eline geçmiş, İngiliz, ABD mandasının konuşulduğu bir dönemde, padişah onların elinde esir duruma düşmüş, Cuma namazına bile İngiliz subayının izniyle giderken, Kurtuluş Savaşı tabirinden vazgeçmek, adında Millî kelimesi olan bir bakanlığa yakışmaz ve derhal düzeltilmesi gerekir.
MHP Genelbaşkanı Devlet Bahçeli, Bebek katiliyle ilgili çıtayı biraz daha indirdi. Bu defa da “terörsüz Türkiye” politikasında bebek katiline “barış süreci koordinatörlüğü” verilmesi teklifinde bulundu. Her zaman olduğu gibi milletvekilleri de alkışladı. Artık eleştirilecek yanı kalmadı. Görünen odur ki, bir sonraki teklifi herhalde Genelbaşkanlık olacak!
Üretimin fedakâr insanları emekçi kardeşlerimin, Emek ve Dayanışma günü olan 1 Mayıs işçiler bayramını kutluyorum. KUTLU PARTİ olarak, kimi yer altında, kimi yer üstünde zor şartlarda çalışan, ülke ekonomisinin dinamik güçleri olan işçi kardeşlerimizin her zaman yanında olacağız. Onlar alınlarının teriyle geçimlerini sağlayan insanlarımız. Ezilmeden daha güzel ve sağlıklı günlere….
Son ABD/İsrail ile İran savaşı gösterdi ki :
1- İslâm devletleri birleşemez
2- Kendi kendine yeten savunma sanayiiniz olmazsa, kimse size çıkarı olmadan destek vermez
3- Müslümanız diyenlerin gerçek Müslüman olmadıkları ve siyonizm savunucusu oldukları
4- Ortaçağdan kalma mezhepler arası düşmanlığın devam ettiği ve Müslümanların akıllanmadığı
5- Türkiye’nin bir savaşa girmesi halinde bazı dindar geçinenler başta olmak üzere bazı kesimlere güvenilemeyeceği
6- İçinizdeki ayrılıkçı terör gruplarının, ister ismine terörsüz Türkiye de deseniz, siz ne yaparsanız yapın, fırsat doğduğunda düşman tarafında yer alacağı
7- Ümmet adı altındaki Ortadoğu devletlerine güven duyulamayacağı
8- Birlik ve beraberlik için Millî değerlerin gençlere öğretilmesinin şart olduğu
9- Liyakatli insanların yönetiminde ancak düşmana karşı başarı kazanılabileceği
10- Dua ile düşmanla baş edilemeyeceği
11- Ülkemizde İsrail sevicilerin sanıldığından fazla olduğu
12- Aynı Allah’a, aynı Peygambere, aynı kitaba inanan Şiileri, milyonlarca müslümanı katleden, soykırım yapan siyonistlerden ve Epstein canavarlarından daha kötü gören sözde dindarlar gördük.
Aslında biz bu maddelerdeki durumları, Millî Mücadeleyi verirken de görmüştük. Belli ki yüz yıl geçmiş olmasına rağmen, geçmişten ders almamışız. Ders almadığımız ve bu konuda yeterli eğitimi vermediğimiz için maalesef tarih tekerrür ediyor.
Bugün MHP Genelbaşkanı Bahçeli grup konuşmasında : “Aziz dava arkadaşlarım;
Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir” dedi.
Dedi ama maalesef yine İmralı’ya gitme konusunda olduğu gibi salondaki milletvekilleri ne hikmetse yine ayağa kalkıp alkışladılar. 50 bin kişinin katili için bu candan davranış içinde bulunan bu milletvekilleriyle ilgili artık bir yorum yapmaya gerek duymuyorum.
Bir akıl tutulması mı? Sanmıyorum.
Ancak bu konuşma gösteriyor ki, artık ne DEM’e, ne de İmralı’daki caniye ihtiyaç kalmamıştır.
Bugün MHP Genelbaşkanı Bahçeli grup konuşmasında : “Aziz dava arkadaşlarım;
Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir” dedi.
Dedi ama maalesef yine İmralı’ya gitme konusunda olduğu gibi salondaki milletvekilleri ne hikmetse yine ayağa kalkıp alkışladılar. 50 bin kişinin katili için bu candan davranış içinde bulunan bu milletvekilleriyle ilgili artık bir yorum yapmaya gerek duymuyorum.
Bir akıl tutulması mı? Sanmıyorum.
Ancak bu konuşma gösteriyor ki, artık ne DEM’e, ne de İmralı’daki caniye ihtiyaç kalmamıştır.
Kıbrıs Türk halkının varoluş ve egemenlik mücadelesinin sembolü, Türk milletinin hak ve hukukunu her şart altında kararlılıkla savunmuş bir devlet adamı olan KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Raif Denktaş’ı, vefatının yıl dönümünde saygı, rahmet ve şükranla anıyorum.
Değerli kardeşlerim,
14 Aralık’ta gerçekleştirdiğimiz “Dünya Türk Dil Ailesi Günü” panelimize gösterdiğiniz ilgi ve katılımdan dolayı sizlere yürekten teşekkür ediyorum.
Sonraki toplantılarımızı daha büyük salonda yapmayı plânlıyoruz.
Türkiye ve Türk Milleti sizlerle güçlüdür.
Değerli kardeşlerim.
UNESCO tarafından 15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü olarak tespit edilmiş bulunuyor. Bu vesileyle Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın destekleriyle bir panel düzenledik.
Panelde çok değerli konuşmacılar yer alacaktır.
Teşrifinizi bekleriz.