@cemilaksu08 Türk burjuvasi ile Ortadoğu'da emperyalizmin köpekliğini yapmak için anlaş sonra sağa sola havla. Siz Rojava damlarında halay çekmeye devam edin
Sevgili Tuzlalı Komşularım,
Öncelikle bugüne kadar bana verdiğiniz her türlü destek için sizlere gönülden teşekkür ederim.
Genç yaşta bana güvenerek, Tuzla gibi çok güzel ama aynı zamanda da büyük sorunları olan bir ilçenin yönetilmesi görevini emanet ettiniz. Ben de güveninize layık olabilmek için var gücümle çalıştım. Göreve geldiğim günden bu yana tek bir gayem oldu: Tuzla’nın kronikleşmiş sorunlarını çözmek ve siyasi parti ayrımı gözetmeksizin, her bir komşumun hakkını, hukukunu korumak.
Ne yazık ki bazen siyasi hesaplar, halkın ihtiyaçlarının, umutlarının ve haklarının önüne geçebiliyor.
Yaklaşık iki yıldır, önce yetkililere, sonra da sizlere anlatmaya çalıştığım gibi, ilçemiz tarihinin en büyük barınma ve mülkiyet kriziyle karşı karşıya.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Teftiş Kurulu tarafından gönderilen rapor doğrultusunda; yaklaşık 50 bin vatandaşımızın evlerinin yıkılması riski ortaya çıkmış, 16 bin dairenin elektrik, su ve doğal gazının kesilmesi talimatı verilmiştir.
Ortada geçmişten gelen hukuki bir problem olduğu doğrudur; ancak söz konusu olan sadece hukuki ve teknik bir imar meselesi değil, insani bir krizdir.
Üstelik, yıllar boyunca İmar Kanunu açısından sorunlu uygulamaların hayata geçirilmesini sadece seyretmekle yetinen ve meselenin içinden çıkılmaz hale gelmesine müdahale etmeyen İBB’nin de büyük sorumluluğu vardır.
İdarelerin yaptığı hataların bedelini 50 bin masum Tuzlalının, çocukların, ailelerin ödemesini kabul etmemiz hukuken de vicdanen de kabul edilemez.
Bu büyük felaketi önlemek, temel insan hakkı olan barınma ve mülkiyet sorunlarını çözerek, Tuzla’nın geleceğini kurtarmak için mevcut siyasi çatımız altında ve İBB nezdinde, konudan haberdar olduğumuz ilk günden itibaren her türlü girişimde bulunduk. Çözüm modelleri ürettik, rızaya dayalı alternatifler sunduk.
Maalesef, tüm çabalarımıza rağmen çözüm noktasında bir arpa boyu yol alamadık.
Bu düzeyde insani ve toplumsal bir meselede gösterilen duyarsızlığa şahit olmak büyük bir hayal kırıklığı yaşamama neden oldu. Eğer siyaset, halkın barınma hakkının önünde engelse, artık bir karar vermem gerekiyordu. Ben bugün o kararı veriyorum.
50 bin insanın evsiz kalma riskini, çocukların geleceğinin kararmasını sessizce izleyip "parti disiplini ve sadakati" kavramlarının arkasına sığınmayı reddediyorum.
Bugüne kadar mevcut siyasi zeminde çözüm üretmek için tüm girişimleri yaptım. Geldiğimiz noktada sorunun çözümü için karar verici iradeyle aynı zeminde çalışmak Tuzlalılar adına daha doğru bir karardır.
Çünkü benim asıl sorumluluğum, bana oy veren ya da vermeyen bütün Tuzlalılaradır.
Bu nedenle, benim için çok zor ama vicdanımın doğru olduğuna inandığı bir karar aldım. Bugünden itibaren yoluma Adalet ve Kalkınma Partisi çatısı altında devam edeceğim.
Bu kararın merkezinde siyasi ikbalim değil, Tuzla'nın geleceği var. Eğer mesele siyasi ikbal olsaydı, en kolay yol mevcut düzeni sürdürmekti. Kolay olanı değil, Tuzla için doğru olduğuna inandığım yolu seçiyorum.
Biliyorum, kararımı eleştirenler olacaktır. Farklı düşünen herkese saygı duyuyorum. Ancak inanıyorum ki zaman içerisinde bu kararın sebepleri ve Tuzla için doğuracağı sonuçlar daha iyi anlaşılacaktır.
Defalarca dile getirdiğim gibi, bedeli ne olursa olsun 50 bin insanı evsiz bırakmanın vebalini asla boynuma almayacağım.
Saygılarımla
Eren Ali Bingöl
Tuzla Belediye Başkanı
@sahindeniz1919 Bu nasıl bilgisizliktir anlamıyorum birde özgüvenle yazıyor yıl 2026 daha yeni farketmiş felan filan.
Sen yeni farkettiysen bu yeni olmuş olmuyor.
Kahramanları İmamoğlu, Kılıçdaroğlu, Özel gibi liderler ki hazmedememiş. Yazı tüylerini diken diken etmiştir. NATO eyleminde 100 den fazla üyesi gözaltına alınan partiyi lak lak yapmakla suçluyor.
Toplumun sol siyasete hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyduğu bir dönemden geçiyoruz.
Bu toplum Haluk Levent'e güveniyor da 40 yıldır bize niye güvenmiyor diye sorsanız sanki daha faydalı olacak.
Etliye sütlüye karışmadan solculuk yapıp anca lak lak yapıyorsunuz
@onurdalar10 Haluk Levent vakasına dair yazılmış ideolojik yazı değil "kahraman" bağımlılığına dair yazılmış yazı ve bu uzun süreden beri yapılan birşey .
@MaliGuller Özgür Özel kaçıp Eskişehir'e gideceğine Ankara'da sokaklara çıkıp 165 kız çocuğunun resimleri ile kitlesel bir yürüyüş yapabilirdi. Meydan ortada!
Yukarıdaki kısa özette sömürü düzeni yok, emperyalizm yok, Cumhuriyet yok, laiklik yok, NATO yok, “çözüm süreci” yok, hiçbir önemli konu yok. Sadece ve sadece CHP’nin AKP ile ilişkilerine dair çok genel bir fotoğraf var.
Yeterince açıklayıcı olmalı.
CHP’nin AKP ile “normalleşme” sicili
Öncesini bir kenara bırakalım…
15 Temmuz-7 Ağustos 2016 Yenikapı Ruhu: Fethullahçı fesatı darbe yapacak noktaya getiren iktidar bunun sorumluluğuyla zayıf düşmüşken CHP ona can simidi oldu. Darbe tehdidi atlatılmıştı, şimdi muhalefet-hükümet ayrımı olmaksızın elbirliği ile demokrasi ve hukukun üstünlüğü tesis edilecekti. Bu “ruh” sırasında Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkan, Özgür Özel Meclis Grup Başkanvekili idi. Son derece uyumlu bir görüntü verdiler. AKP ilk haftaların sarsıntısını atlatıp kendi yolunda hamle üstüne hamle yapmaya başlayınca “kontrollü darbe” diye bir kavram keşfettiler. Ama ruh bir kez özgür kalmıştı!
2019-2021 arasında “kucaklama”, “birleştiricilik”, “helalleşme” vurgusu hakim oldu. Belki bunlar iktidarla değil toplumla yapılacaktı ama AKP’ye benzeme açısından epey yol aldı CHP bu yıllarda. Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel arasında CHP’nin bu politikalarına dair herhangi bir anlaşmazlık gözlenmedi.
AKP artıklarının da yer aldığı Altılı Masa kurulurken, yani 2023 seçimlerine gidilirken de CHP’de bugün gerilimde öne çıkan isimlerin hiçbirinin farklı bir yaklaşımı olmadı. CHP’yi AKP’nin alanına sokma, ona daha fazla benzetme konusunda kolektif bir çaba yürütüldü. Davutoğlu ve Babacan’ı Cumhuriyetçi kesimlere pazarlamak için elbirliği ile çalıştılar.
2023 Kasımı’nda CHP’de Kurultay gerçekleşti. Özgür Özel Genel Başkan seçildi. Kılıçdaroğlu ise Kurultay öncesinde Cumhurbaşkanı adayı olduğu, milletvekili seçimlerine girmediği için Meclis’in de dışında kaldı, ofisine çekildi.
CHP 2024 yerel seçimlerinde başarılı oldu, birinci parti konumuna geldi. Parti tabanında “derhal erken seçim” beklentisi ortaya çıktı. Özgür Özel ve arkadaşları, “halk seçim istemiyor, böyle bir talebimiz olmayacak” diyerek “normalleşme”den söz etmeye başladı. AKP ve Erdoğan ile ilişkilerde yumuşama arayışında olduğunu defalarca tekrarladı. Ekrem İmamoğlu da benzer açıklamalar yaptı. Kılıçdaroğlu tepki gösterdi, “Erdoğan ile normalleşilmez, nesiyle normalleşeceksiniz” dedi. Özgür Özel ısrarla “normalleşme” çizgisini savundu, hatta bu açılımı Kılıçdaroğlu’nun “hellalleşme” politikasına benzetenlere “normalleşme bana aittir” diye itiraz etti.
İktidarın yanıtı yerel yönetimlere operasyon oldu. Anlamı açıktı: “Seçme ve seçilme hakkını takmayız, siyasetin alanını daraltırız, bizim normalimiz budur.”
İktidarın normalinde son aşama Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına atanması oldu. Kendisi AKP medyasından kamuoyuna büyük bir rahatlık ve pişkinlikle seslenmeye devam ediyor. Normalleşti, hatta normalleşmenin de ötesine geçti. Özgür Özel ise “Saray rejimine hizmet” ile suçlamakta kendisini.
Yukarıdaki kısa özette sömürü düzeni yok, emperyalizm yok, Cumhuriyet yok, laiklik yok, NATO yok, “çözüm süreci” yok, hiçbir önemli konu yok. Sadece ve sadece CHP’nin AKP ile ilişkilerine dair çok genel bir fotoğraf var.
Yeterince açıklayıcı olmalı.