@raskonihal Diyorsunuz ki Türkiye’nin hatta tüm dünya ülkelerinin mantığı yanlış. Resmen enayiler!
Siz bilmediğiniz konularda düşünmeyin Nihal hanım, kendinizi düşüncelerinizi geliştirmek için çaba harcayın. Biz öğretmenler benzer cümleleri okuyoruz, gülüp geçiyoruz. Yolunuz açık olsun
Hollanda’da bu sıcakta okulla aktivite yapılan bir tema parka gideceklerdi bizim çocuklar. Okul mail göndermiş, tüm önlemler alındı diye. Bazı yerlere otomatik güneş kremi makinesi ve şemsiyeler yerleştirmişler. Ayrıca serinlemeleri için yukarıdan serinlik veren,
VELİ TEHDİDİ
Ben Eskişehir’den bir kadın öğretmen olarak yazıyorum.
Bugün bir veli, sınıfıma kadar gelip öğrencilerin önünde üzerime yürüdü. Beni sınıf dışına çağırdı, tehditkâr bir tavır sergiledi. Derste olduğumu söylememe rağmen, “Dışarıda bekliyorum seni” diyerek dersimin sonuna kadar kapıda bekledi.
Ders bitiminde bağırıp çağırmaya başladı. Okul idaresine tedirgin olduğumu bildirmeme rağmen herhangi bir tedbir alınmadı. Bir kadın öğretmen arkadaşımın desteği sayesinde oradan uzaklaşabildim. Ancak bu kez de ikimize bağırıp üzerimize yürüdü.
O an şunu fark ettim: Biz öğretmenler ne kadar yalnız ve çaresiz bırakılmışız...
Polise şikâyet etsem ifade verilecek, sonra serbest bırakılacak ve belki de peşimize düşecek korkusu yaşayacağız.
Biz artık hiçbir öğrenciye tepki göstermeyecek miyiz? Hiçbir terbiyesiz davranış karşısında ses çıkaramayacak mıyız?
Üstelik ben, onun bana yaklaşıp bağırdığı mesafeye kadar bile hiçbir öğrenciye yaklaşmadım.
Eğer hizmetlimiz, “Bir şey yapacak” korkusuyla bir öğretmen arkadaşımı çağırmasaydı, bugün çok daha kötü şeyler yaşanabilirdi.
Bugün bir kez daha anladım:
Öğretmenlerin can güvenliği yok.
Ve bu çok korkutucu...
Doğu'da tam on yıl çalıştım. Köy okulu, yatılı bölge ortaokulu, taşımalı eğitim veren okul ve ilçe merkez okulu... Kısacası tipik bir Doğu kırsalında karşılaşılabilecek hemen her okul türünde görev yaptım.
Bu süreçte öyle şeyler gördüm ki bugün bazı tartışmaları izlerken şaşırmakta zorlanıyorum.
Mesela uzak bir köy okuluna atanıp o okulun yolunu bile görmeden merkeze on dakika uzaklıktaki bir okula görevlendirilen meslektaşlarım oldu. Hatta hiç gitmediği okuldan eş durumu tayiniyle merkeze kadrosunu almakla kalmayıp bir de yolluk ödeneği alanlar gördüm.
Ben de ilk atandığımda ilginç bir durumla karşılaştım. Göreve başlamadan önce atandığım okulu aradım. Okulun kapandığını ve norm fazlası olduğumu öğrendim.
İlçeye gidip göreve başladığımda ilgili şube müdürü bana okul tercihinde bulunmamı söyledi. Ben de boş kadrosu olan merkezdeki bir okulu tercih ettim. İki haftalık eylül seminerini burada tamamladım. Okullar açılınca da ilk haftayı bu okulda haftalık 30 saat dersle geçirdim.
Fakat kararnamem bir türlü gelmiyordu.
Bir gün çarşıda şube müdürüne rastladım ve durumu sordum. Bana, ilçedeki bir köy okulunda fen bilgisi öğretmeni olmadığı için okul hem matematikten hem de fenden mağdur olmasın diye ilin beni oraya uygun gördüğünü söyledi.
Tabi kadromun verildiği okulda, başka bir okulda çalışan fen öğretmeni görevlendirilmiş dersler için.
Sonunda ne oldu?
Haftanın üç günü kendi köy okulumda, iki günü ise merkezdeki o okulda ders verdim.
Peki merkez okulda açıkta kalan matematik derslerine kim girdi dersiniz?
Kaymakamlıkta memur olarak çalışan, (lise) matematik öğretmenliği mezunu fetöcü bir şahıs.
O dönem o derslere hangi yetkiyle girdi, ek ders ödemeleri hangi mevzuata göre yapıldı, doğrusu bugün bile bilmiyorum.
Bir başka anım da askerlik tecil işlemleriyle ilgili.
Saat öğleden sonra üç gibi okuldan çıktım. Doğrudan ilçe millî eğitim müdürlüğüne giderek gerekli evrakları teslim etmek istedim.
İlgili memur bana öyle bir çıkıştı ki görmeniz lazım.
"Neden bu saatte geldin? Neden daha erken gelmedin?" diye söylenip duruyor.
Meğer mesai bitmeden çıkıp köydeki hayvanlarını beslemeye gidecekmiş.
"Dersten çıktım geldim." dedim.
"Müdürünle gönderseydin." cevabını verdi.
Sanki okulun müdürü varmış gibi...
O sırada okul müdürlüğü işlerine aylardır beden eğitimi öğretmeni zoraki vekâlet ediyordu.
Neyse, sinirlendim. Evrakları alıp doğruca şube müdürünün odasına çıktım. Dosyayı masasına bıraktım ve:
"Ben askere gidiyorum." dedim.
Bir süre yüzüme baktı.
Sonra sakin bir şekilde:
"Ben göndermiyorum." dedi.
Ben de:
"Öyleyse memurunuza söyleyin adam gibi iş yapsın." karşılığını verdim.
Bir anda hava değişti.
"Buyurun hocam, oturun hocam, sakin olun hocam..." cümleleri havada uçuşmaya başladı.
Şube müdürü memuru aradı ve oldukça yumuşak bir dille:
"Beni öğretmenlerime karşı neden mahcup ediyorsunuz?" gibi şeyler söyledi.
Sonra bana dönüp:
"Hocam siz gidin, işlemleri biz hallederiz." dedi.
Daha sonra öğrendim ki o anda odada sessizce oturan bir kişi vardı, o kişi müfettişmiş.
Şube müdürünün o gün olağanüstü anlayışlı davranmasının sebebi de biraz buymuş.
Bunları niye anlatıyorum?
Çünkü taşrada işler çoğu zaman dışarıdan göründüğü gibi yürümez.
Özellikle köy okullarına yerel öğretmenler ve tecrübeli idareciler gitmek istemezler. Yeni atanmış öğretmenler daha ilk aylarında müdür vekili yapılır. Yolunu bulan merkeze yaklaşır. Köylerde oluşan boşluklar ise ücretli öğretmenlerle, geçici görevlendirmelerle veya sürekli değişen kadrolarla doldurulur.
Bedelini ise öğrenciler öder.
Bir gün, ilkokulunu köyde “birleştirilmiş sınıf”ta okumuş olan beşinci sınıf öğrencilerimden birine ilkokul öğretmeninin adını sordum.
Bir öğretmen söyledi.
Sonra bir tane daha...
Sonra bir tane daha...
Toplam yedi öğretmen ismi saydı.
Dört yılda yedi öğretmen.
Bazı köy çocukları gömlekten çok öğretmen değiştirerek büyüyor.
Bunları neden anlatıyorum?
Çünkü Irmak Öğretmen meselesini anlamak için biraz da kırsalı tanımak gerekiyor.
Köy okullarının nasıl ayakta kaldığını, görevlendirme sisteminin nasıl işlediğini, öğretmen sirkülasyonunun öğrenciler üzerinde nasıl bir etki bıraktığını görmeden yapılan yorumlar eksik kalıyor.
Taşra uzaktan bakınca başka, içinde yaşayınca bambaşka bir yer.
Vücut dili, sunulan çiçeğin sonu… Öğretmene saygı gösterdiği için çok teşekkür ediyoruz. #MahmutÖzerİstifa eder mi? #MebSendikalarıDinle r mi? https://t.co/Zil9fzx0ri
Küçük yerlerde mobing çok oluyormuş bakın. Buna önlem alınsın
Devletin atadığı görevli, sizin oyuncağınız değil😡
Birilerinin emekle büyüttüğü iş sahibi olmuş bir evlat onlar. Öğrenciye tokat atılmıyor, öğretmene ne hakla?
Merhum öğretmenimiz;
Ağrıya 1.5 yıl önce Hamur ilçesine atanmış
Çalıştığı kurumda vekil olarak görev yapan okul idarecisiyle sorunlar yaşamış.
İzmirli öğretmenimiz kılık kıyafet ve kültürel farklılıktan dolayı eleştirilmiş.
Süreç içinde baskıyla ve taraflı soruşturmalarla ilçeye 50km uzaklıkta ikamet imkanı olmayan bir okula görevlendirilmiş.
Maaşının yarısından fazlasını ulaşım ve kiralara vermesi sebebiyle ekonomik ve psikolojik olarak yıpranmış.
Durumu defalarca ilçe müdürüne bildirmesine rağmen sistemli ve kasıtlı olarak baskı altında tutulmuş.
@tcmeb@edipuzen@mebpersonel@memurlarnet@Yusuf__Tekin@Kamubiz_com@egitimgucusen@anadoluaes@EgitimBirSen@egitimajansi@egitimis@TalipGeylan06
@Butterfly_1606 Bizim çocuklar sezonu kapattılar, onlar için bitmiştir 😆 Gelen de bu kadar kişi ile ders mi yapılır hocaaam diyerek baskı kurmaya çalışıyorlar 🤷🏻♀️
Vücut dili, sunulan çiçeğin sonu… Öğretmene saygı gösterdiği için çok teşekkür ediyoruz. #MahmutÖzerİstifa eder mi? #MebSendikalarıDinle r mi? https://t.co/Zil9fzx0ri
Yeni göreve başlayan bir öğretmen, neden EBS’ye üye olmak zorunda hissediyor kendini? Adaylık süreci (herkes onlardan olmalı olmayanlara gözümüzün içine baka baka neler yapıyorlar, Korunma ihtiyacı (başka sendikadaysan tarafın bellidir, ne halin varsa görebilirsin) Kısaca mecbur!
@AciliLeblebi19@SivisKamil İlk görev yerim Ermenistan sınırında köyümsü bir ilçeydi. Hemen hemen hepimiz cikciktik … Benim bulunduğum yerde oralı olan öğretmen-idareciler zaten birbirini tutardı. Şu anki yaşımla hareket etsem oooo , neler yapardım. O yaşımda yapamadım🤦♀️
Bir çoğumuz zor şartlarda göreve başladı. Ben istifa etmeyi bile düşünmüştüm. Irmak Öğretmenimiz’in durumu, hislerini tahmin edebiliyorum. Çok üzüldüm #Irmaköğretmeniçinadalet