Millitavır'ı hatırlarsınız, Türk milletine el altından düşmanlık eden ancak parasını Türklerin teveccühünden kazanan medya network'ünü listelemeye yönelik bir girişimdi. Sonra apar topar siteyi yasaklattılar. Siteler yasaklanır ama belleğiniz yasaklanamaz, belleğinizi diri tutun.
114 yıl önce bugün 8 Ekim 1912'de #Karadağ Prensi Danilo Petroviç'in ilk merasim kurşunuyla başlayan #BalkanHarbi sonunda “Avrupadaki bütun topraklarımızi 168 bin km kare toprak ve dere yataklarında, Hristiyan komşularının evlerinde, samanlıklarda camilerde kiliselerde saklanan;
Yarın Tripoliçe Türk Katliamı'nın 205. yıldönümü.
Aynı soruları yeniden soruyorum:
1. Resmi olarak bir anma programı yapılacak mı?
2. Başta Ayasofya olmak üzere camilerde anma programı olacak mı?
3. Vahşi Yunanların yaptığı bu katliam ve benzerlerinin ders kitaplarına konularak okullarda öğrencilerimizin bilinçlenmesi sağlanacak mı?
#MoraSoykırımı
#TripoliçeKatliamı
Her Türk, 1821 #MoraKatliamı'nı bilmeli ve anlatmalıdır.
"Cumadan pazara kadar hava çığlık sesleriyle doluydu.
Bir Yunan 90 kişiyi öldürdüm diye övünüyordu.
Mora'daki #soykırım ancak öldürecek başka Türk kalmadığında sona erdi!"
@ArkeolojiveTurk
MANİPÜLATİF GELİRLER ÖZEL, ZARARLAR KAMUSAL OLAMAZ!
1- Borsada fonlarda manipülasyon yapanların yanına kar kalmamalı, acilen bunların mal varlıklarına tedbir getirilmelidir.
2-Yapılan manipülasyonlar sonucunda olağanüstü kazanç elde edenler tespit edilmeli bu kazançlara da el konulmalıdır.
3-Sağır sultanın duyduğu bu dümenler olup biterken üç maymunu oynayan bakan, başkan, müdür kim sorumluysa derhal görevden alınmalıdır.
4-Birilerinin dümen çevirip yurtdışına çıkardığı paralara tedbir getirilmesi için yurt dışındaki adli mercilerle derhal temasa geçilmelidir.
5-Bunlara arka çıkan siyasette, bürokraside, yargıda kim varsa ortaya çıkarılmalı onların da bu düzenden elde ettikleri kazançlara el konulmalıdır.
6-Ortaya çıkan zarar asla kamu tarafından karşılanmamalı, Devlet (helal kazananların vergileri) manipülatörlerin finansörü haline getirilmemelidir.
23 EYLÜL 1821
Tripoliçe şehir düştü. On binlerce Türk vahşice katledildi.
Ve katliam, şehir düştüğü anda bitmedi. Tam tersine günlerce sürdü. Kadınlar. Çocuklar. Bebekler. Yaşlılar.
Yunan isyancıları ve Filhelen destekçileri tarafından Tripoliçe’deki Türklerin tamamı vahşice katledildi. Tarihçiler kesin bir rakam veremiyor ama kaynaklar onbinlerce insandan söz ediyor.
Kolokotronis kendi anlatımında, şehre girdiğinde atının yere basmadığını, heryerin katledilen Türklerin cesetlerle kaplı olduğunu söyler. İngiliz tarihçi William St Clair ise Mora’daki kıyımın, öldürülecek Türk kalmayınca sona erdiğini yazar. Ama iş insanları öldürmekle bitmedi.
Mezarlıklar yıkıldı.
Camiler yok edildi.
Evler, eserler, iz bırakan her şey silindi.
Sanki orada hiçbir Türk hiç yaşamamış gibi.
Bir halk, hafızadan da silinmeye çalışıldı.
23 Eylül.
1821’de Tripoliçe’de öldürülen sivilleri hatırlamak için bir gün.
Tarih, yalnızca taç giyenleri değil, mezarı bile bırakılmayanları da anlatmak zorundadır.
Tripoliçe’nin kadınlarını, çocuklarını, bebeklerini, yaşlılarını ve şehirde vahşice katledilen onbinlerce insanı unutmayalım.
23 Eylül 1821
Tripoliçe Katliamı.
Unutmak tarih değildir.
Hatırlamak, intikam değil hafızadır.
@tcbestepe@MFATurkiye
23 Eylül 1821 - Tripoliçe Soykırımı Ulusal Anma Günü ilan edilsin!
Bu imtiyazı Türklerin yoğunlukta oldukları bir şehirde göstermezlerdi. Neden? Çünkü devletin Türkler üzerindeki hakimiyeti tamdır. Bürokrasinin ve siyasilerin bu kimseler üzerinde oy devşirme ve otorite konusunda herhangi bir kaygıları yoktur. Zira bu kimselere bürokrasi, direnç gösteremeyen, atomize olmuş bu yığınlara karşı otoritesini en sert haliyle uygular. Ama herhangi bir etnik öyle mi? Hayır. Lokal kriz çıkarma veya organize yahut blok halinde hareket etme potansiyeli yüksek, feodal bağları güçlü yapılara karşı tavizkar bir yatıştırma politikası izler. Sen Apo'ya tek kelime dahi edemezken, onların 12 kişinin katili Çetinkaya failini meydanlarda konuşturup, ölüleri için taziyeler düzenlemesinin sebebi de budur. Romantik düşünmeyiniz, devletin sizin üzerinizde herhangi bir otorite kaygısı olmadığı için bu durum böyledir.
Günün sonunda bu suistimal sarmalı genişledikçe, devlet kendi operasyonel kalibresini düşürecek ve uzun vadede kurumsal çöküş kaçınılmaz hale gelecektir.
Bu videoya dikkatli bakmanızı istiyorum. Korucular gri listede olan PKK'lı bir teröristi yakalayıp güvenlik güçlerine teslim ediyorlar.
Koruculardan birisi o anları kayıt altına alıyor. Ama şahsın terörist değil hırsız olduğunu düşünerek sosyal medyada yayınlıyorlar.
Güvenlik güçlerine teslim ediyorlar. Bir bakılıyor ki yakalanan şahıs Suriye'ye geçme hazırlığında olan gri listede aranan "Harun Elbak" kod adlı Selim Adıyaman, tutuklanarak cezaevine gönderiliyor.
Korucuların isimleri, aileleri anında sosyal medya platformlarında hedef gösteriliyor. Binlerce kişi yorumlarıyla ölmelerini istiyor.
"Şırnak'ta yaşatmayın" diye mesajlar paylaşılıyor.
Ve korucular araçla giderken saldırıya uğruyor.
Görüntülerdeki 2 korucu PKK tarafından şehit edildi.
Göz göre göre, meydan okuna okuna...
Siyasetteki, STK'lardaki sessizliği bir kenara bırakıyorum.
Devlet nasıl sessiz?
Köfteci Yusuf’ta 1 kilo köfte 690 TL.
Çiğ köftecide 1 kilo çiğ köfte 750 TL.
Birinde et var, diğerinde bulgur var ama bulgurlu olan 60 TL daha pahalı.
Bu arada markette bulgurun kilosu 35 TL.
Kıymanın kilosu 750-800 TL.
Yani hammadde arasında bile neredeyse 20 kat fiyat farkı var.
Ama adam etten köfte yapıp 690 TL’ye satıyor, öbürü bulgurdan çiğ köfte yapıp 750 TL’ye satıyor.
Bunu maliyetle falan açıklamak da zor.
Tamam, çiğ köftenin işçiliği var, yeşilliği var, sosu var, dükkan kirası var.
E köftecinin de çalışanı var, dükkanı var, elektriği var. Bir de üstüne et alıyor.
Normalde insan der ki etten yapılan daha pahalı olur.
Yok.
Köfteci Yusuf’tan 1 kilo köfte almak, çiğ köfteciden 1 kilo çiğ köfte almaktan 60 TL daha ucuz.
Eskiden 5 liraya çiğ köfte + ayran alırdık.
Aynı dönemde gidip köfte ya da döner yemeye kalksan 15-20 lira verirdin.
Çiğ köfte zaten öğrencinin ucuz olsun, karnım doysun diye yediği bir şeydi.
Köfteyle, dönerle arasında 2-3 kat fiyat farkı olurdu.
Şimdi bırakın aradaki farkı, fiyatlar kafa kafaya geldi.
Hatta çiğ köfte, köfteyi geçti.
Şaka gibi ama gerçek.
Bu fiyatlar çok saçma değil mi…
Islahat sonrası Düvel-i Muazzama baskısıyla azınlıklara verilen imtiyazları ve memleketin Türklerin âdeta köle işçi olduğu dev bir ticari müstemlekeye döndüğünü biraz okuyunca aklınızı yitirirsiniz. Varlık Vergisi'nin nispeten sebebi olan o safhayı konuşan bir "solcu" yok ama.
Vaktiyle Ermeniler de böyle şımarmış, Türkleri tehdit ediyordu; şimdi dünyanın dört bir yanında onları nasıl tehcir ettiğimizi anlatıyorlar.
Tehcir tek seçenektir, tekrar ediyorum;
“Tehcir tek seçenektir.”
2017 yılından bu yana Doğu Türkistan’da soydaşlarımıza yönelik uygulanan sistematik baskı ve asimilasyon politikaları, açık bir postmodern soykırımdır.
Çin’in dezenformasyon faaliyetlerine hizmet eden ve bu zulmü perdelemeye, sıradanlaştırmaya çalışan girişimler, Türk milletinde ve Doğu Türkistanlı kardeşlerimizde derin bir infiale yol açmaktadır.
Diyanet İşleri Başkanlığı camilerimizde zulmü kınar, Dışişleri Bakanlığımız zaman zaman kararlı bir duruş sergilerken; Diyanet Akademisi Başkanı Doç. Dr. Enver Osman Kaan’ın Ürümçi’deki Çin anlatısını destekleyen beyanatları devletimizin resmi tutumuyla açıkça çelişmektedir.
Mukaddes değerlerimizi temsil eden makamlar, her türlü siyasi ve ticari kaygının ötesinde, yalnızca hakikatin ve mazlumun yanında durmakla mükelleftir.
Türk Ocakları olarak; bu vahim hatanın kabul edilmesini ve başta Doğu Türkistanlı soydaşlarımız olmak üzere Türk kamuoyundan samimiyetle özür dilenmesini bekliyoruz.
Müslüman Türk’ün şiarı, zalimin söylemini tekrarlamak değil, zulme karşı durmaktır. Doğu Türkistan yalnız değildir; Türk milleti her daim mazlum soydaşlarının yanındadır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.