Bazı tereddütler aslında ne istediğini bilmemekten kaynaklanmaz. Bzen yalnızca onun bizden talep edeceği bedelle henüz barışamamışızdır. İşte çoğu zaman arzumuz ile imkân arasında değil; arzumuzun gerektirdiği bedel ile o bedeli üstlenme kudreti arasında kalırız
Praemeditatio malorum. Bir şeyin kaybedilebilir olduğunu kavradığınızda, onun üzerindeki mülkiyet duygunuz değişir. Bazı şeyler ancak kaybetme ihtimali ciddiye alındığında gerçekten görülür.
Kesin bir yanlış, çoğu zaman belirsiz bir doğrudan daha katlanılabilirdir arkadaşlar. Çünkü yanlışın karşısında tutarlı bir konum alabiliriz; belirsizlik ise bizi sürekli kendi hükmümüzü yeniden tesis etmeye mecbur bırakır
Neticenin mülkiyeti hiçbir zaman bize ait değil sevgili arkadaşlar. Çoğu şeyde bize düşen yalnızca istikameti tayin etmek. Mesele tahakküm arzusundan vazgeçmek. İnsan kendi eyleminden çok sonucunu garanti etmek istiyor
Belki de bazı insanların hakiki talihi burada saklıdır: Kendilerine mahsus kıymeti, zamanın, şartların değişimine rağmen muhafaza edebilmek. Belki de bu yüzden, yıllar sonra bile insanın içinden onlara küçük de olsa manalı bir şey bırakmak geliyor
Yaş geçtikçe her adımın doğru, her kararın isabetli, her ihtimalin hesaplanmış olması gerektiğine inandığımızdan, hayat gittikçe tecrübe olmaktan çıkıp hep tashih edilen saçma bir projeye dönüşüyor. Oysa varoluşun süper bir nüshası yok bence; yalnızca üstlenilmiş bir biçimi var
İlber Ortaylı.
1973 yılında başlayan Cebeci maceramdaki ilginç figürlerden biriydi.
Mızrak tutan olmadı hiç sahnede, hep parlak bir hatip ve küstah görünmekten çekinmeyen bir tür Oscar Wilde dublörüydü sanki.
Ama Wilde kadar gözükara değildi, orijinallik ve renklilik hususunda vasıflı olsa da hep işini bilen bir temkini arka cebinde taşırdı.
Namütenahi bilgi ve malûmatı ile donatmıştı omuzundaki rütbeleri, lâkin bir tavır adamı değildi.
Temkinli bir jonglör!
Alkışı mebzul, matemi de makbul oldu.
Toprağı üşütmesin.
🌿
Yalan, tarihin çöplüğünde curuflaşıp çürürken, Rosa’nın sözleri yaşamaya devam ediyor. Ve baş harflerini asma kilitlere işleyen aşıklar, yeminlerini Rosa Luxemburg Köprüsü’nün demirlerine kilitliyorlar.
Sinemanın yaşayan en büyük yönetmenlerinden, düşünürlerinden Bela Tarr yaşamını yitirmiş. 7,5 saatlik Satantango'sunu ara vermeden, geceden sabaha izlediğimi hatırlarım. Satantango, Werckmeister Harmonies, Turin Horse, Karhozat. Bu filmlerden sonra başka bir insana dönüşürsünüz.
"Tarihi, bir yarışma olarak görenlerin gözünde Latin Amerika'nın gecikmişliği ve yoksulluğu, başarısızlığının sonucudur." diyor Galeano. "Bizler kaybetmişizdir, başkalarıysa kazanmıştır. Ne var ki başkaları sırf biz kaybettiğimiz için kazanmış durumdadır."
When countries refuse alignment with U.S.-led economic institutions, they often face sanctions and destabilization, and sometimes coups or war. Venezuela’s mistake wasn’t oil itself, but refusing to hand control over to foreign corporations and U.S. power.
Sıradan şeylere yüksek bir anlam, alışılmışa gizemli bir itibar, bilinene bilinmeyenin onurunu, sonluya sonsuz bir görünüm vererek romantikleştiriyorum.
Novalis
Psikolojik jargonla hayattan kaçış: Herkes travmalı ya da narsist, kimse sorumlu değil.
Diken’de yeni yazım. 🌿
https://t.co/xZDzq40yvY @dikencomtr aracılığıyla
Hobbes'un şu sözünü her sosyal bilim bölümünün girişine çerçeveletip asmalı. Nesnelerimizin hepsi birer mücadele nesnesi, neyi nasıl çalıştığımız, neyi hiç çalışmadığımız, dediklerimizle ve demediklerimizle her yaptığımız, toplumsal mücadelelerin parçası. Öyle, "boş ver ver, biz işimizi yapalım" diye bir şey yok, hatta bunu dediğin anda bile yine mücadelenin parçası oluyorsun.
"Adalet ve adaletsizlik doktrini, kalemle de kılıçla da durmaksızın çekişme konusudur; oysa çizgiler ve şekiller doktrini için böyle bir durum söz konusu değildir. Çünkü bu alanda hakikat ne ise odur; insanlar bundan en küçük bir kaygı duymazlar, zira bu hakikat kimsenin hırsını, menfaatini yahut ihtirasını zedelemez. Ama şundan da hiç kuşkum yoktur: Eğer bir kimsenin hükmetme hakkına yahut hükmedenlerin çıkarlarına, bir üçgenin üç açısının bir karenin iki açısına eşit olduğu bilgisi aykırı düşseydi, bu doktrin mutlaka tartışmaya açılır, hatta bütün geometri kitapları yakılarak ortadan kaldırılır ve böylece susturulurdu." Thomas Hobbes, Léviathan, Paris, Sirey, 1971, s. 101.
Zohran Mamdani:
“Genel geçer kanaate göre ben ideal aday değildim.
Evet, yaşlanmak için elimden geleni yapmama rağmen gencim.
Ben Müslümanım.
Ben demokratik sosyalistim.
Ve en kahredicisi de bunlar için özür dilemeyi reddediyorum.”
Pedro Sanchez’i farklı kılan, sadece son cesur çıkışlar değil, tüm siyasi hikayesinin direnç ve dönüşüm üzerine kurulmuş olması. 2016’da partisinin baronları onu devirdiğinde çoğu kişi kariyerinin bittiğini düşündü. Ama tabanın gücünü arkasına alarak geri döndü. ++
Siyasi kariyerine teknokratik merkezde başlayıp dışlandıktan sonra kendi başına aracıyla tüm İspanya’yı gezdi ve kendi siyasi kimliğini yeniden yarattı. Tabandan siyaset inşa ederken kendisi de dönüştü. Merkezci müesses nizamın içinden gelen orta sınıf arkaplanlı doktoralı ekonomist adım adım anti-establishment yanını keşfetti. Gezdikçe popülaritesi büyüdü ve partisinin baronları tarafından kör kalınamayacak biri haline geldi.
Sonrasında da arkasına aldığı halk desteğiyle merkezinden dışlandığı partinin başına bir gövde gösterisiyle yeniden geçti. Bu İspanya siyasetinde eşi benzeri olmayan bir şey çünkü bir lider ilk kez baronlar tarafından değil, üyeler tarafından yeniden seçildi. Yani Sanchez’in meşruiyeti “aşağıdan” geldi.
2018’de tarihte ilk kez bir güvensizlik oylamasıyla iktidara gelen başbakan oldu. Kriz anlarını fırsata çevirebilme becerisini en başta gösterdi. Normalde böyle girişimler başarısızlıkla sonuçlanırken Sanchez dağınık muhalefeti birleştirerek tarihe geçti.
Sonrasında İspanya’nın ilk koalisyon hükümetini Podemos ile birlikte kurdu. Avrupa’daki çoğu merkez-sol lider kriz karşısında statükoya sığınırken risk aldı, sola daha da açılarak radikal yeni denemeler yaptı. Politik tarzı tam da burada ayrışıyor. Krizleri yönetmek yerine dönüştürme aracı olarak kullanıyor. Kaç kere iktidarı bitti deseler de erken seçimler ilan edip yine kazandı ve hayatta kaldı.
Ekonomi politikalarında da klasik neoliberal sosyal demokratlara göre daha cesur davrandı. Pandemi sonrası toparlanmada güçlü kamu müdahaleleri yaptı, asgari ücreti kayda değer şekilde artırdı, sosyal harcamaları genişletti, konut krizi hakkında radikal adımlar attı. Ve aynı anda İspanya’yı Batı dünyasının en yüksek büyüme oranına sahip ülkesine dönüştürdü. Yani yönetimi altında sadece sembolik değil yapısal ilerlemeler de çığır açıcıydı.
Katalan meselesinde ise bir yandan bağımsızlık krizini yumuşatıp diyalog kanallarını açtı, diğer yandan ayrılıkçılığı sınırlayıp Katalan siyasetini yeniden İspanya’nın kurumsal çerçevesine entegre etmeyi başardı. Geniş çerçeveli bir af yasası çıkararak Katalan siyasetiyle merkezin ilişkilerini normalleştirdi. Avrupa’daki çoğu liderin çözemediği bu tür etnik bölgesel krizlerde pragmatik ama sonuç alıcı bir profil çizdi.
Ama Sanchez’i özel kılan sadece İspanya içindeki hamleleri değil. Avrupa genelinde merkez-sol partiler zayıflarken, neoliberal teknokrat çizgide eriyip giderken, sosyal demokrasiyi iktidarda tutabilen tek büyük Batı Avrupalı lider oldu. Yani Avrupa konjonktüründe de bir istisna.
Uluslararası vizyonunda da bu fark var. Latin Amerika ile bağları canlandırması, Afrika açılımı, AB içinde “adalet merkezli” bir sosyal demokrat vizyon geliştirmesi onu kıta içindeki sıradan liderlerden ayırdı. Avrupa’nın içe kapanmacı atmosferinde daha evrensel bir bakış sundu.
Kişisel tarzı da farklı. Seküler bir lider, yemin ederken İncil’e el basmadı. Boyu, görünüşü, medya diliyle karizmatik bir Avrupalı imajı var ama teknokrat soğukluğundan uzak. “Manual de Resistencia” kitabında kendi hikayesini zaten direniş ve hayatta kalma üzerinden kuruyor.
Bugün attığı sert adımların “harbi” görünmesi tesadüf değil. Çünkü Sanchez siyaseti her zaman risk alarak, sınırları zorlayarak, kendi varlığını sürekli yeniden inşa ederek yaptı. Avrupa’daki pek çok sosyal demokrat lider teknokratik konfor alanında kalırken, Sanchez tersine krizleri göze alan bir figür oldu. Çünkü krizlerle büyüyebilmek onu bugünkü başarısına getirebildi.
Onu farklı yapan da bu. Hem kişisel hikayesiyle hem de siyasal hamleleriyle, Avrupa’da gerçekten sahici bir liderlik duygusu yaratabilen ve krizlerle dönüşebilen nadir isimlerden biri.
Türkiye'de post-truth yani hakikate kayıtsızlık döneminden geçtiğimizin önemli göstergelerinden birisi de insanların kendi mahallesinden olanların yalanlarını ve yanlışlarını umursamamalarıdır.