Enver Paşa’nın yaveri ve Suriye direnişinin mimarı Yusuf el-Azma hakkında yeni bir makale yayınlanmış:
"İmparatorluksuz Bir Kurmay Subay: Yusuf el-Azma (1884-1920) ve Geç Osmanlı Askeri Düzeninin Çöküşü"
1907’de Harp Akademisi’ni birincilikle bitiren Yusuf, İstanbul’da 1. Kolordu Kurmay Başkanı, Çanakkale’de 5. Ordu Karargahı’nda kurmay subay, Galiçya’da 15. Kolordu irtibat subayı, Filistin’de 20. Kolordu Harekat Şube Müdürü ve vekaleten Kurmay Başkanı, Irak’ta ise 6. Ordu Kurmay Başkanı görevleri üstlendi.
Türkiye’deki ikamet iznim iptal edildi. Ülkeden ayrılmak zorunda kaldım ve çıkışta giriş yasağı konuldu. Şu an Türkiye’den uzaktayım.
Ama bütün bunlar beni yaptığım işlerden vazgeçirmedi.
Antalya’da yıllar içinde kendi imkânlarımızla kurduğumuz Tatar Kütüphanesi’ne bugün Tataristan’dan 50’den fazla yeni kitap daha ulaştı. Bu kitaplar kendi kendine gelmedi. Onları bulmak, toplamak, göndermek, insanlarla görüşmek, yıllardır bu ağı kurmak da bu çalışmanın bir parçası.
Bugün Antalya Tatar Kütüphanesi’nin arşivinde artık 600’den fazla kitap var.
Bu benim için sadece bir sayı değil.
Çünkü benim için Türkiye’de geçirdiğim yıllar hiçbir zaman sadece “ikamet etmek” olmadı. Türkiye benim için zamanla ikinci bir vatana dönüştü. Burada ailemi kurdum, kızım burada büyüdü, dostlar edindim, hayatımın çok önemli bir bölümünü burada yaşadım.
Ama ben Türkiye’de sadece yaşamadım.
Elimden geldiğince bir şeyler kurmaya, üretmeye, Tatar kültürü ve Türk dünyası için faydalı olmaya çalıştım.
Antalya’da Tatar etkinlikleri düzenledik, insanları bir araya getirdik, kitaplar topladık, kültürel çalışmalar yaptık. Sonra sıfırdan bir Tatar kütüphanesi kurduk. Kitapları tek tek bulduk, Tataristan’dan getirdik, taşıdık, raflara yerleştirdik. Bugün o raflarda 600’den fazla kitap bulunuyor ve bu sayı büyümeye devam ediyor.
Ben Türkiye’yi seviyorum.
Bunu sadece sözle söylemek istemedim hiçbir zaman. Benim için bir ülkeyi sevmek; orada yaşamanın ötesinde, o ülkeye bir şey katmak, üretmek, insanları bir araya getirmek, kültürü yaşatmak ve faydalı olmaya çalışmaktır.
Ben de Türkiye’de bulunduğum yıllar boyunca tam olarak bunu yapmaya çalıştım.
Bugün ikamet iznim iptal edilmiş, Türkiye’den ayrılmak zorunda kalmış ve giriş yasağıyla karşı karşıya kalmış olabilirim. Ama yaşananlar benim Türkiye’ye olan sevgimi de, orada başlattığımız işleri de ortadan kaldırmıyor.
Türkiye benim için sadece yaşadığım bir ülke değil. Hayatımın, ailemin, emeğimin ve yıllardır yaptığım işlerin çok büyük bir parçası. İkinci vatanım dediğim yer.
Şu an Türkiye’den uzakta olabilirim.
Ama çalışmaya devam ediyorum.
Bugün Tataristan’dan 50’den fazla yeni kitap daha Antalya’ya ulaştı. Kütüphanemizde artık 600’den fazla kitap var.
Şartlar değişebilir. Yerimiz değişebilir.
Ama yolumuz da, emeğimiz de, yaptığımız işler de devam eder. 📚
@smitterma1@Xinustune3nokta Sosyalizm işçi haklarının yerlerde işsizliğin uçurumda olduğu zamanlarda yükselir 1880 1930 arası tamda böyleydi bu devirlerde dünyanın her bir tarafında sosyalist isyanlar çıktı SSCB yıkılalı tekrardan aynı evreye dönüyoruz. Haliyle 20 30 seneden yeni devrimler görmek mümkün.
Ben bir Türk olarak çok mu şey istiyorum? Tataristan’dan baskılar nedeniyle ayrıldıktan sonra sadece ailemle Türkiye’de yaşamak, çalışmak ve Türk dünyasına hizmet etmek istiyorum; Türkiye’de hâlâ hakkaniyetli, adaleti seven ve onu yaşatan çok insan olduğuna inanıyorum, sesim onlara duyulsun!
TÜRKİYE’DE İKAMETİMİ NASIL KAYBETTİM?
NEDEN İKİNCİ VATANIMDAN AYRILMAK ZORUNDA KALDIM?
Oturum izinim iptal, giriş yasağı…
Son günlerde bana en çok sorulan soru şu: “Nail, ne oldu? Türkiye’den neden ayrıldın, ikametin nasıl iptal edildi ve neden şimdi geri dönemiyorsun?”
Bugüne kadar bu sürecin bazı parçalarını anlattım. Artık bütün hikâyeyi, tarihleriyle birlikte baştan sona anlatmanın zamanı geldiğini düşünüyorum. Çünkü yaşananlar tek bir günde olmadı. Yaklaşık bir yıl süren, birbirini takip eden ve bugün geriye baktığımda hâlâ birçok soru işareti bırakan bir sürecin sonunda buraya geldik.
Ben İstanbul’daki bir üniversitesinde doktora öğrencisiydim. Üniversiteyle öğrencilik ilişiğimin 29 Eylül 2025 tarihinde kesildiğini daha sonra öğrendim. Fakat bu durum bana o tarihte bildirilmedi. Ben ilişiğimin kesildiğini ancak Kasım ayının sonlarında öğrendim.
Bu benim için çok önemli bir ayrıntıydı. Çünkü yabancı bir öğrenci açısından öğrencilik durumu yalnızca eğitim meselesi değildir; ikamet statüsüyle de doğrudan bağlantılıdır.
Üstelik ilgili mevzuata göre öğrenciler ve ilgili öğretim kurumları, öğrencilik ve kayıt durumundaki değişiklikleri belirli süre içerisinde İl Göç İdaresine bildirmekle yükümlüdür. Yönetmelikte bu süre 20 gün olarak belirtiliyor.
Ben ise üniversitenin benimle öğrencilik ilişkisini kestiğini yaklaşık iki ay sonra öğrendim.
Bu nedenle bugün hâlâ şu sorunun cevabını bilmiyorum: Üniversite bu değişikliği ilgili makamlara tam olarak hangi tarihte bildirdi?
Peki ben öğrendikten sonra ne yaptım?
İlk baktığım yer e-Devlet oldu. Orada ikamet iznim hâlâ aktif görünüyordu. Elimde bulunan ikamet kartının geçerlilik süresi de devam ediyordu. Hukukçularla, tanıdıklarımla görüştüm, üniversiteye sordum. Bana yeniden üniversiteye başvuru yapabileceğim söylendi.
Ben de bunu yaptım.
2026 yılının başında yeniden üniversitelere başvurmaya başladım. Daha önce öğrencisi olduğum üniversiteye de tekrar başvurdum. Başvurum olumlu sonuçlandı ve bana kabul mektubu gönderildi.
Ardından yaklaşık 1.000 dolar ödeme yapmam ve 27 Mart’a kadar üniversiteye gelerek kayıt işlemlerimi tamamlamam istendi.
Ben de bu ödemeyi yaptım.
Çünkü amacım başından beri çok açıktı: öğrencilik durumumu yeniden düzene koymak, eğitimime devam etmek ve Türkiye’de tamamen yasal şekilde yaşamaya devam etmek.
Fakat kayıt için üniversiteye gittiğimde bu defa belgelerim kabul edilmedi. Daha önce üniversiteyle ilişiğimin kesildiği ve Türkiye’deki statümle ilgili bir problem bulunduğu söylendi.
Ben de telefonumu çıkarıp e-Devlet’i gösterdim. Çünkü ikamet iznim sistemde hâlâ aktif görünüyordu.
Bugün geriye dönüp baktığımda burada benim hâlâ anlamakta zorlandığım bir zincir var.
Üniversiteyle ilişiğim kesiliyor, ben bunu yaklaşık iki ay sonra öğreniyorum. Buna rağmen ikametim e-Devlet’te aktif görünmeye devam ediyor. Daha sonra aynı üniversiteye yeniden başvuruyorum, kabul mektubu alıyorum, yaklaşık 1.000 dolar ödeme yapıyorum ve kayıt için tarih veriliyor. Fakat kayıt için gittiğimde belgelerim kabul edilmiyor.
O dönemde bu meseleyi sosyal medyada da yazdım. Ve açık söyleyeyim: artık Türkiye’den çıkmaya hazırlanıyordum.
Hatta 10 Nisan için uçak biletimi satın aldım.
Bu ayrıntıyı özellikle anlatmak istiyorum. Çünkü bugün doğal olarak şu soru sorulabilir:
“Madem böyle bir problem vardı, neden daha önce Türkiye’den çıkmadın?”
Ben aslında çıkmaya hazırlanıyordum.
Biletimi almıştım ve 10 Nisan’da Türkiye’den ayrılacaktım.
Fakat çıkışıma günler kala durumu yeniden araştırdım ve çeşitli görüşmeler yaptım. e-Devlet’te ikamet iznim hâlâ aktif görünüyordu. İkamet kartımın geçerlilik süresi devam ediyordu. Aldığım bilgiler doğrultusunda yaz döneminde yeniden üniversiteye başvurarak öğrencilik durumumu düzeltebileceğimi düşündüm. Üniversite tarafından da yaz döneminde tekrar başvuru yapabileceğim söylenmişti.
Bu nedenle 10 Nisan’daki çıkış planımı iptal ettim ve yaz dönemini beklemeye karar verdim.
Bugün geriye dönüp baktığımda bütün hikâyenin en önemli
Taliban controls Afghanistan
Iran controls the strait of Hormuz
Ansarallah controls the Bab el-Mandeb Strait
140,000 veterans have committed suicide since 9/11
Yata yata 100-120 bin TL maaş alan kadınlar olduktan sonra Türk nüfusu tabi eksiye düşer. İşçiye, emekçiye, üretene, risk alana cezalar, hayat pahalılığı ve düşük ücreti reva gören bir devlet çöker de gider de.
BELGRAD’A ULAŞTIK…
Selam dostlar!
Dün gece Sırbistan’ın başkenti Belgrad’a ulaştık. Önce Saraybosna, ardından uzun ve yorucu bir otobüs yolculuğu ve şimdi Belgrad…
Son günler bizim için hem bedenen hem ruhen çok ağır geçti. Birkaç gün içinde Türkiye’de kurduğumuz hayatımızdan kopup bavullarla yola çıktık. Evimiz, eşyalarımız, dostlarımız, çalışmalarımız, yıllardır verdiğimiz emek orada kaldı. Daha yaşadıklarımızın şokunu sindiremeden kızımız yolda hastalandı; ateşi yükseldi, kustu, geceleri uyuyamadı. Benim de sağlık durumum kötüleşti. Uykusuzluk, hastalık, yol yorgunluğu, belirsizlik ve aynı anda çözmemiz gereken onlarca mesele üst üste geldi.
Oturum iznimin iptal edilmesi, Türkiye’den aceleyle ayrılmak zorunda kalmamız, sınırda giriş yasağıyla karşılaşmamız ve ardından başlayan yolculuk…
Dün gece Belgrad’a vardığımızda elimizde birkaç bavul, hasta bir çocuk ve kafamızda yüzlerce soru vardı. Dilini tam bilmediğimiz, çok az insan tanıdığımız, hiçbir düzenimizin bulunmadığı bir şehirdeyiz. Yarın gece nerede kalacağımızı, birkaç gün sonra hangi evde yaşayacağımızı, günlük ihtiyaçlarımızı nasıl karşılayacağımızı ve bu yolun bizi nereye götüreceğini bugün hâlâ bilmiyoruz.
Türkiye’den ayrılırken de söyledim: Ben Türkiye’den vazgeçmedim. Vazgeçmeyeceğim!
Türkiye’ye döneceğim ve bunun için mücadele edeceğim.
Türkiye benim için yıllarca yaşadığım herhangi bir yerden çok daha fazlası oldu. Beş yılı aşkın süre boyunca orada Tatarlar, Tataristan, Türk dünyası ve milli davamız için çalıştık. Yüzlerce etkinlik düzenledik, Tatarları bir araya getirdik, dilimiz, tarihimiz ve kültürümüz için çalıştık, milli hafızamızı yaşatmaya uğraştık.
Türk dünyası ve Tatarların milli hakları, özgürlüğü ve geleceği için örgütlü bir mücadele zemini oluşturmaya çalıştık. Türk dünyasının daha güçlü, daha özgür ve birbirine sahip çıkan bir dünya olması için emek verdik.
Ben vatan kaybetmenin ne demek olduğunu zaten biliyorum. Benim Vatanım Tataristan. Orada doğdum, orada büyüdüm, milli mücadeleye orada başladım. Tataristan’dan ayrılmak zorunda kaldığım gün hayatımın en ağır kopuşlarından birini yaşadım. O acıyı yıllardır içimde taşıyorum.
Türkiye zamanl ikinci vatanım oldu. Ailemi orada kurdum. Kızım orada büyüdü. Tatar ve Türk dünyası için yürüttüğümüz çalışmaların merkezi orası oldu. Dostlarımız, mücadele arkadaşlarımız, projelerimiz, kütüphanemiz, yüzlerce etkinliğimiz ve yılların emeği orada kaldı.
Bir vatanı bir kez kaybettim. İkincisini kaybetmeyeceğim.
Türkiye’ye dönmek istememin anlamı da burada yatıyor. Oraya yalnızca kendi hayatımızı geri kurmak için dönmek istemiyorum. Tatarların milli hakları ve özgürlüğü için daha örgütlü mücadele etmek, Türk dünyası için çalışmak, milletimizin sesini büyütmek ve özgürlüğe ihtiyacı olan başka halklarla dayanışmak için dönmek istiyorum.
Benim mücadelem yıllardır aynı yerde duruyor: vatan, özgürlük, milli irade ve milletimizin kendi geleceğine sahip çıkma hakkı.
Belgrad şimdilik bu mücadelenin geçici durağıdır. Burada önce ailemizi toparlayacağız, kızımızın iyileşmesini bekleyeceğiz, başımızı sokabileceğimiz bir yer bulacağız. Ardından Türkiye’ye dönüş için hukuki, akademik ve çalışma yolları dahil önümüzde bulunan bütün imkanları zorlayacağız.
Başımız dik. İnancımız ayakta. Tatar bayrağımız yanımızda.
Bir gün Tatar bayrağını yeniden kendi vatanım Tataristan’da, Türkiye bayrağını ise yeniden Türkiye’de özgürce yükselteceğim.
Önümüzdeki günlerde oturum iznimin neden iptal edildiğini, sınırda neler yaşandığını ve geri dönüş için önümüzde hangi yolların bulunduğunu da tek tek anlatacağım.
Bugün Sırbistan’ın başkenti Belgrad’dayız. Hem bedenen hem ruhen çok yorgunuz.
Biz biraz yaralı, biraz şaşkın, geleceğin ne getireceğini bilmeden yolumuza devam ediyoruz.Yarın nerede olacağımızı bilmiyoruz.
Ama davamız belli, yönümüz belli: Tatarların hakları ve özgürlüğü, Türk dünyasının geleceği ve Türkiye’ye dönüş mücadelesi.
Buraya Türkiye’ye dönüş yolunu bulmak ve bunun için mücadele etmek üzere geldik
İrlandalı çocuk müslüman olurum ama üç tane hadis var onları kabul edemem demiş, imam da ya onlar zanni, at gitsin sen müslüman ol kervan yolda düzülür demiş, İrlandalı da waaww İslam müthiş demiş
Araplara zıt gideceğim diye şunun lise öğrencisi için çok normal kıyafet olduğunu söyleyip durmuşlar :d
Araplar ters psikolojiyle ful + ful g.vat ve o...'ya dönüştürebilir bunları. Gerçi dünden meyilli duruyorlar zaten.
🚨 SKANDAL TELEFON GÖRÜŞMESİ!
Çinli elçiyi evinde ağırlayan İsmail Akdağ adındaki şahıs, Türkistan Kafe’nin sahibi Barış Kurt’u telefonla arayarak tehdit ve Doğu Türkistan’a yönelik ağır küfürlü hakaretlerde bulundu!
@turkistankahve@bariskurt52