Son iki gündür Suriye meselesi üzerinden Hizb-ut Tahrir’e yönelik ortaya atılan iddiaları ve yapılan ithamları hayretle takip ediyoruz. Söylenenleri okuyan bir kimsenin şaşkınlık yaşamaması mümkün değildir. Büyüklerimizin şu sözü tam da bu tabloyu anlatıyor: “Bilmiyorsanız susun da adam sansınlar.” Ne var ki bugün sosyal medya mecralarında dolaşan birçok paylaşım, sahiplerinin meseleleri ne kadar yüzeysel bildiğini ve İslamî siyaset ile fıkıh alanındaki cehaletlerini açıkça ortaya koymaktadır.
İddialardan biri şudur: Suriye henüz İslamî ahkâmın tam olarak uygulanmasına uygun değilmiş, bu nedenle tedricî davranılmalıymış. Oysa bu söylem yeni değildir. Tarih boyunca şeytanın hakka karşı kullandığı en eski yöntemlerden biri, hakkı geciktirmeyi maslahat adı altında süsleyerek insanlara sunmaktır. Halbuki Allah Subhanehu ve Teâlâ bu dini kemale erdirmiştir. Üsluplar değişebilir, araçlar değişebilir; fakat Resûlullah’ın (sav) ortaya koyduğu şer’î metod değişmez.
Taif halkının putları meselesi buna güzel bir örnektir. Resûlullah (sav), yeni Müslüman olan Taiflilerin kendi elleriyle putlarını kırmalarını şart koşmamış, bu görevi sahabelere vermiştir. Buradan çıkarılacak sonuç şudur: Önemli olan putun yıkılmasıdır; kimin yıktığı değil. Fakat hiç kimse kalkıp da “İnsanlar putlara alışmıştır, onları zamana yayalım, biraz daha bekletelim” dememiştir. Çünkü batılın varlığına süre tanımak başka, insanların nefislerini yönetmek başka şeydir. Birincisi şer‘an kabul edilemez.
Yine bazıları Suriye’de İslamî hükümleri uygulayacak yeterli kadro bulunmadığını iddia etmektedir. Bu da gerçekle bağdaşmayan bir iddiadır. Devletler kanunları benimser, hâkimler ve kadılar da bu kanunları uygular. İslam tarihinde de uygulama bu şekilde olmuştur. Ayrıca bugün Şam beldesinde ve İslam ümmetinin farklı bölgelerinde, İslam ahkâmını tatbik edecek derecede ilim sahibi binlerce âlim ve talebe bulunmaktadır. Sorun kadro eksikliği değil, şer’î hükümlerin uygulanmasına yönelik siyasi iradenin varlığı veya yokluğudur.
Bir başka iddia da hilalin görülmesi meselesinin hilafetle ilişkilendirilmesinin yanlış olduğu yönündedir. Oysa temel fıkıh kitaplarına müracaat eden herkes bilir ki, hilalin ilanı bireysel bir tasarruf değil, ümmeti ilgilendiren kamusal bir karardır. Bir kişi hilali görebilir; ancak bu görmenin ümmete ilan edilmesi ve bağlayıcı hâle gelmesi devlet otoritesiyle ilgilidir. Bu nedenle meselenin İslamî yönetimle ilişkilendirilmesi bir slogan değil, doğrudan doğruya fıkhî bir hakikattir.
Bazıları da Suriye cihadı sürecinde Hizb-ut Tahrir’in kaç silahlı hareket kurduğunu veya kaç şehit verdiğini soruyor. Oysa bu soru, Hizb-ut Tahrir’in kuruluş fikrini ve çalışma metodunu hiç anlamamış olmanın göstergesidir. Hizb-ut Tahrir, işgal altında bulunan İslam beldeleriyle ilgili tavrını onlarca yıldır kitaplarında açıkça ortaya koymuştur. Merak edenler sloganlara değil, doğrudan kaynaklara müracaat etmelidir.
Daha da ilginç olan ise, bu eleştirileri yapanların önemli bir kısmının ne herhangi bir cihad hareketine mensup olmaları ne de ümmetin mücahitlerini maddi ve manevi olarak destekleme hususunda ciddi bir gayret göstermeleridir. Hizb-ut Tahrir fertleri kadar ümmetin meselelerini gündem yapan, yazılarıyla, konferanslarıyla, açıklamalarıyla mücahitleri savunan bir çabayı ortaya koymamış kimselerin bugün rüzgârın estiği yöne göre konuşmaları düşündürücüdür.
“Bu hareket kurulduğundan beri hiçbir mesafe alamadı” demek ise ancak hakikate gözlerini kapatmakla mümkündür. Bugün Hizb-ut Tahrir, dünyanın onlarca ülkesinde faaliyet gösteren en yaygın siyasi İslamî hareketlerden biridir. Bu hareketin mensupları yıllardır küresel ölçekte baskılara maruz kalmaktadır. On binlerce mensubu çeşitli ülkelerde hapsedilmiş, işkencelere uğramış ve ağır bedeller ödemiştir. Libya’da Kaddafi rejimi, Irak’ta Saddam rejimi, Özbekistan’da İslam Kerimov rejimi ve daha niceleri Hizb gençlerini cezaevlerinde işkenceyle şehit etmişlerdir.
Müslümanca düşünen her akıl sahibi bu acı gerçeği ikrar eder. Bu noktadan sonra yapılması gereken, başındakilere aldanmadan laik-demokratik küfür sistemine yeniden esaslı bir "LÂ" diyerek, Peygamberlik metodu üzere Raşidî Hilafetin kurulması yolunda safları birleştirmektir.
@mahfildijital Kim çıkardı hoca? Sorunları anlatmakta üzerine yok. Çözüme gelince diliniz lal oluyor. Bu bozuk Nizamı sürdüren sizin gibi ilmi ile amel etmeyen âlimler değil mi? Bugün sorunları anlatıp seçim zamanı geldiğinde sorunları üreten hüküm sahiplerine oy vermek farzdır diyorsunuz.
@dailyislamist Şehid Ebû ubeydenin oğlu gerçekleri söylemiş fazlası var eksiği yok. Bu rejimler arabulucu değil Gasıp yahudi varlığının yılmaz savunucları komumundalar.
🔴 Kassam Tugayları eski sözcüsü şehid Ebu Ubeyde'nin oğlu İbrahim Kahlut, şahsi Telegram hesabından yaptığı paylaşımla "Bizi yüz üstü bırakanlara karşı hiç olmadığı kadar sert konuşacağım" diyerek bazı ülkeler hakkında görüşlerini yayınladı:
🇶🇦 Katar, Amerikan yapımıdır; bir arabulucudan ziyade bir suç ortağıdır ve Amerikan güçlerine kalkan olmuştur.
🇪🇬 Mısır bugün ağırlığını ve etkisini büyük ölçüde kaybetmiş, tarihine ve konumuna yaraşır o mevcudiyetini yitirmiştir. Sisi ülkeyi aciz hale getirmiştir. Onu arabulucu bir devlet olarak görmüyoruz, aksine İsrail'in çıkarlarına hizmet ettiğini görüyoruz. İsrail ile yapılan gaz anlaşması, İsrail'e sunduklarının sadece küçük bir kısmıdır. Refah Sınır Kapısı, Mısır tarafından tamamen siyonistlerin talimatlarıyla yönetilmektedir.
🇹🇷 Türkiye, kendisinden etkili bir tutum beklediğimiz bir ülke iken, sahip olduğu güce denk bir rolünü göremediğimiz bir ülkeye dönüştü. Görüyoruz ki Erdoğan, sözleri eyleme dönüştürmekten ziyade hitabet sanatında ustalaşmış; öyle ki koparılan gürültü çok büyük kalsa da yaratılan etki yok denecek kadar az.
🇯🇴 Ürdün; halkının göründüğünden çok daha güçlü olmasını umut ediyorduk ancak hayal kırıklığının boyutu tüm beklentilerin ötesindeydi. Kral Abdullah, gerçekte iktidar koltuğunun yerini alan bir vazodan ibarettir; ne bir kararı vardır ne de halkından başkasına yeten bir gücü. Ürdün istihbaratı yalnızca Gazze'ye destek gönderenleri avlamak için çalışıyor.
🇸🇦🇧🇭🇦🇪 Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn hükümetleri, İslam ve Müslümanlarla savaşmaya büyük bir küstahlıkla ortak olmuş; siyonistlerin Gazze'ye açtığı savaşı ve ABD'nin nüfuzunu desteklemek için milyarlarca dolar harcamışlardır. Herkesin yeri değiştirilmeden önce bu hükümetler derhal değiştirilmelidir.
🇱🇧 Lübnan'da insanlar Hizbullah konusunda farklı düşünebilir: Kimisi onun hata yaptığını düşünür, kimisi de elinden geldiğince Gazze'ye destek verdiğini. Ancak anlaşılması zor olan şey, bazı insanların sadece itiraz etmekle kalmayıp, bedel ödeyen veya fedakarlık yapan herkese saldırmasıdır. Eğer yaşananların Gazze'ye bir destek olduğunu düşünüyorsanız, kan döken ve kayıp verenlere nasıl saldırıyorsunuz? Eğer bunun bir hata olduğunu düşünüyorsanız, sizin sunduğunuz alternatif nerede?
🇹🇳🇱🇾 Libya ve Tunus... Sanki hafıza çemberinden çıkmışlar gibi ağır bir sessizlik içindeler; ne anılmaya değer bir mevcudiyetleri var ne de görülen bir etkileri..
🇾🇪 Yemen... hikmet ve onurun Yemen'i; mesafenin uzaklığına rağmen Gazze'ye karşı görevinden vazgeçmedi. Uzaktakilerden önce yakındakilerin yapamadığını yaparak, duruşuyla etkili oldu ve yardım/destek meydanında sesi gür çıktı.
Ebu Ubeyde CB Erdoğan ve özellikle Hakan Fidan'a sormuş.
Garantörler... Arabulucular Nerede?
Ben söyleyeyim; Trump'ın yanıbaşında, Netanyahu ile Abraham Anlaşması yapmak için ise bir adım uzaktalar...
Binlerce aileyi yıktıktan, on binlerce insanı madur ettikten ve yüzbinlerce genci evlilikten soğuttuktan sonra nafaka kanunu iptal edildi. Kaynağı ilahi olmayan, beşer şaşar insan aklına dayanan yasalar toplumu bozguna uğratır. "Şayet hak/hukuk onların isteklerine göre olsaydı yer, gök ve içindekiler bozguna uğrardı" Müminün, 71.
@mahfildijital İslamda tedricilik yoktur.Rasul SallAllahu Aleyhi Vesellemin getirdiği ve tatbik ettiği Din nettir.Ona uyumayıp kendi heva heveslerinize uyar Reel politik,konjonktür safsatalarıyla Müslümanları oyalarsanız bu büyük ihanet karşılığında Allah Azze ve Cellenin Gazabına uğrarsınız...
"Laiklikten Kurtuluş Beklenmez!" Abdullah İmamoğlu
Abdullah İmamoğlu hocamızın, “Çöküşten Kurtuluşa İslam’ın Çağrısı” başlıklı konferansta gerçekleştirdiği konuşmadan bir kesit.
https://t.co/bv3fhB51Zm