Dicle Üniversitesi Hukuk fakültesinden mezun olan genç kızlarımız Türk bayrağı açıyor ve bir grup bölücü vatanhaini tarafından yuhalanıyor.
Diyecek söz kalmadı.
Bayrağa düşman olanlar NAMUSSUZDUR.
NOKTA.
Kızlarımızın alnından öpüyorum.
Öğretmen oldum ben” sevincini yüreğinde taşıyan, mesleğine ve öğrencilerine adanmışlığıyla gönüllerde iz bırakan Şehit Öğretmenimiz Şenay Aybüke Yalçın’ı, şehadetinin yıl dönümünde rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
Aziz hatırası ve aydınlık gülüşü daima yaşayacaktır.
Ruhu şad olsun.
Hürriyetçi Eğitim Sen Manisa
"Kürt kadınlarının çoğunun bedenleri ölü, kokuşmuş, soğuk ve çok kabadır."
Fıkra için yaygara koparanlar, bu sözlerin sahibi olan Öcalan'a "kurucu önder" diyor.
Asıl fıkra bu.
Öğretmenler Odası Gözetim Alanı Değil, Çalışma ve Dinlenme Alanıdır!
Okulların güvenliğinin sağlanması amacıyla riskli alanlarda kamera sistemi bulundurulması elbette önemlidir. Ancak öğretmenler odalarına sınav güvenliği gerekçesiyle kamera yerleştirilmesi, güvenlikten çok öğretmenleri izleme ve denetleme amacı taşıdığı yönünde ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Öğretmenler odası; öğretmenlerin dinlendiği, mesleki değerlendirmelerde bulunduğu, özel görüşmeler gerçekleştirdiği ve kişisel alanlarını kullandığı bir ortamdır. Bu alanların sürekli kamera ile izlenmesi; özel hayatın gizliliği, kişisel verilerin korunması ve insan onuruna saygı ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 8. maddesi, Anayasa’nın 20. maddesi ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu; herkesin özel hayatına saygı gösterilmesini ve kişisel verilerinin korunmasını güvence altına almaktadır.
Sınav güvenliği veya benzeri gerekçeler öne sürülerek öğretmenler odalarına kamera yerleştirilmesi hukuken tartışmalı olduğu gibi, çalışma barışını ve meslek mensuplarının huzurunu da zedelemektedir.
Öğretmenlerimizin mahremiyetine saygı gösterilmeli, güvenlik ile gözetim arasındaki çizgi aşılmamalıdır. Eğitim çalışanlarını sürekli izlenen kişiler hâline getiren uygulamalardan derhâl vazgeçilmelidir.
@HurEgitimSen@Yusuf__Tekin@tcmeb
#ÖğretmenlerOdasıMahremdir
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Onun ilke ve inkılapları, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesini ve devletimizin temel yönetim anlayışını şekillendirmiştir. Bu nedenle, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülen torba yasa teklifinde yer alan basın ve yayın faaliyetlerine ilişkin düzenlemeden “Atatürk ilke ve inkılapları” ifadesinin çıkarılmasını hayret ve üzüntüyle karşılıyoruz.
AK Parti’li komisyon üyelerinin önergesiyle gerçekleştirilen bu değişikliğin, bazı çevrelerin söz konusu ifadenin ifade özgürlüğünü kısıtlayabileceği yönündeki itirazları gerekçe gösterilerek yapılmış olması ise ayrıca düşündürücüdür.
Acaba Cumhuriyetçilik ilkesini millet egemenliğine dayanan halkın kendi kendini yönetme anlayışı olarak mı sakıncalı buluyorsunuz? Laiklik ilkesini, devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasını ve vicdan özgürlüğünün teminatı olmasını mı sorun olarak görüyorsunuz? Milliyetçilik ilkesini, ortak tarih ve kader etrafında kenetlenmiş bir millet olma bilinci olarak mı rahatsız edici buluyorsunuz? Halkçılık ilkesini fırsat eşitliği ve sosyal adalet anlayışı olarak mı kabul etmiyorsunuz? Devletçilik ilkesini milletin menfaatlerini esas alan kalkınma modeli olarak mı eleştiriyorsunuz? Yoksa İnkılapçılık ilkesini, çağın gereklerine uygun olarak yenilenme ve ilerleme iradesi olarak mı özgürlüklere aykırı görüyorsunuz?
Atatürk ilke ve inkılapları, herhangi bir siyasi görüşün değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş esaslarının, ortak milli değerlerinin ve anayasal düzeninin temel unsurlarındandır. Bu ilkeler, milletimizin bağımsızlık mücadelesinin mirası, çağdaşlaşma hedefinin rehberi ve Cumhuriyetimizin temel harcıdır.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında yapılması gereken; kurucu değerleri metinlerden çıkarmak değil, onları doğru anlamak, yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmaktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerinin ve kurucu iradesinin sembolü olan Atatürk ilke ve inkılapları, milletimizin ortak değeri olmaya devam edecek; tarihî ve toplumsal meşruiyetini hiçbir değişiklik ortadan kaldıramayacaktır.
@HurEgitimSen@TBMMGenelKurulu@TBMMresmi
#AtatürkİlkeVeİnkılapları
#Cumhuriyet
#TürkiyeCumhuriyeti
#MilliEgemenlik
Nagehan Alçı, fetö ile siyasetin Ergenekon kumpasında "tutuklu Türk subaylarının eşleri takvime soyunsun" dediğinde gözaltına alınmış mıydı? Toplumda ve Türk yargısında bir infial oluşmuş muydu? Bu açıklama Türk asker eşlerinin namusuna dil uzatmak değil miydi?
Kahrolsun devran!
İKTİDAR MASAL ANLATIYOR, YETKİLİ SENDİKALAR SEYREDİYOR MEMUR VE EMEKLİSİ YOKSULLAŞIYOR
TÜİK Mayıs ayı enflasyonunu yüzde 1,71, yıllık yüzde 32,61 olarak açıkladı.
ENAG Mayıs ayı enflasyonunu yüzde 2,16 yıllık enflasyonu yüzde 53,13 olarak açıkladı
5 aylık toplam enflasyon %16,61 olurken memur ve emeklilerinin enflasyon farkı %5,05 olarak gerçekleşti Daha bunun üzerine Haziran ayı enflasyonu eklenecek.
Bu tablo bize şunu göstermektedir:
Memur ve emeklisinin maaşı, yılın daha yarısına gelmeden enflasyon karşısında erimektedir.
Sorun yalnızca rakamların büyüklüğü değildir. Sorun; gerçekleşen enflasyon ile maaş artışları arasındaki farkın çalışanların sırtına yüklenmesidir.
Ekonomi yönetimi enflasyondaki aylık yavaşlamayı başarı hikâyesi olarak anlatırken, vatandaş markette, kirada, ulaşımda ve temel ihtiyaçlarda hayat pahalılığını yaşamaya devam etmektedir.
Kamu çalışanları enflasyon farkı adı altında aylar sonra telafi edilen kayıpları değil, maaşlarının enflasyona karşı korunmasını istemektedir.
Bu nedenle çağrımız nettir:
✅ Maaşlar yılda iki kez değil, gerçekleşen enflasyon oranında düzenli olarak güncellenmelidir.
✅ Enflasyon farkı uygulaması gecikmeli telafi mekanizması olmaktan çıkarılmalıdır.
✅ Memurlara refah payı verilmelidir.
Memur ve emeklisi sadaka değil, hakkını istemektedir.
Memur lütuf değil, emeğinin karşılığını istemektedir.
Çünkü açıklanan rakamlar ne söylerse söylesin, vatandaşın hissettiği gerçek enflasyon mutfakta, pazarda ve faturalarında yazmaktadır.
Alım gücü düşüyorsa, ücret artışı yeterli değildir. Gerçek başarı; rakamları değil, vatandaşın hayatını iyileştirmektir.
BEN DEĞİL, BİZ DİYEBİLMENİN GÜÇ VE HUZURUNU DUYABİLMEK NE GÜZEL!
Yıllık enflasyon, iktidarın tüm iddialı önlemlerine rağmen Mayıs ayında 7 ayın en yüksek oranına ulaşarak, %32,61'e ulaştı.
Hal böyle iken, üye sayısı en yüksek iki sendika genel başkanı, aylık mutad açıklamalarında, ek zam, refah payı ve seyyanen zam talep ettiler. Açıklamayı okursanız ortada bir muhatap yok, bir siyasi beceriksizlik yok, sanki tüm bu ekonomik kötü tabloyu görünmeyen eller kurgulamış. Hayret ki, hayret!
Toplam üye sayıları, 1 milyon 600 bini aşmış olan, bu sarı sendikaların cılız ve çoğu zaman iktidarın tüm politikalarını alkışlayan açıklamalarından, ne memur ne de emekli için hayırlı bir sonuç beklemek, resmen hayaldir.
Güçlü bir talep var mı? Yok! Hani derler ya;"Alan memnun, satan memnun!" Tam böyle bir fasit daire içindeyiz. Çıkış mümkün mü? Elbette.
Tek derdi koltuğunu korumak olan sendika ağaları ile bir sonuç alınamayacağı açıktır. Talimatla iş yapan, üst aklın yönlendirmesi ile konuşan, ya da susan bir sendikal anlayıştan ne bekleyebiliriz?
Daha bugün basına düştü; Bolu'da bir siyasi parti il başkanı, sağlık hizmet kolunda bir şube başkanını görevden aldık, diye açıklama yapıyor. Sen kimsin, diyen yok. İlgili sendikanın Genel merkezinden de ses, soluk yok. Üyelerden bir tepki var mı? O da yok! Kim düzeltecek tüm bunları o halde?
Sendikacılığı ahlaki temeller üzerine oturtmalı, evrensel sendikacılığın tüm gereklerini yerine getirmeliyiz. Başkalarını benzeri kusurlar sebebiyle, yerden yere vururken, kendi kusurlarını görmezden gelen bir sendikacılık ölüdür. Kendini aldatmaktadır, ancak!
Aksi takdirde, aktörlerin, sembollerin değiştiği ama sürekli patinaj yapan, ağababalarına bağımlı koltuk sevdalılarından kurtulamayız.
Sarı sendikacılık, en az iktidar kadar, memurların yaşadığı ekonomik, sosyal tüm problemlerin sorumlusudur.
Bir zihniyet dönüşümünü başaramadan ne ekonomik prangalardan, ne de kamuda kök salmış yandaş kayırmacılığı ve haksızlıklardan kurtulabiliriz. Ben değil, biz diyebilmenin güç ve huzurunu duyabilmek ne güzel!
#enflasyon #memur #sendika
Kayıplarımız her geçen gün artarken, açıklamalar çoğalıyor; ancak iş çözüm üretmeye geldiğinde ne yazık ki kimse elini taşın altına koymuyor.
Mayıs ayı enflasyonunun aylık %1,7 olarak açıklanmasının ardından, memurlar açısından 5 aylık verilerle kesinleşen enflasyon farkı %5,04’e ulaşmıştır. Buna Temmuz ayında uygulanacak %7 toplu sözleşme zammı da eklendiğinde, memur maaşlarına yansıyacak artış oranı şimdiden %12,40 seviyesine çıkmıştır. Haziran ayı enflasyon verisinin de eklenmesiyle bu oran daha da yükselecektir.
Ancak asıl sorun, açıklanan oranların vatandaşın günlük hayatta karşı karşıya kaldığı gerçek enflasyonu yansıtmamasıdır. Gıda, kira, ulaşım, enerji ve temel tüketim harcamalarındaki artışlar karşısında maaşlar hızla erirken, çalışanların alım gücü her geçen gün düşmektedir. Enflasyon farkı adı altında yapılan artışlar, yaşanan kayıpları telafi etmekten uzak kalmakta; sadece geçmiş dönemdeki erimeyi kısmen karşılamaktadır.
Eğitim çalışanları ve tüm kamu görevlileri artık geçici çözümler değil, refah payı da içeren kalıcı düzenlemeler beklemektedir. Aksi hâlde maaşlara yapılan her artış, daha çalışanların cebine girmeden enflasyon karşısında erimeye devam edecektir.
@HurEgitimSen
#enflasyon
2026 yılı LGS/YKS tercih danışmanlığı işlemleri ile ilgili bakanlığa resmi yazı yazdık. Rehber öğretmen ve psikolojik danışmanların çalışma saatleri belirlenmesi ve danışmanlığın uzaktan da yapılmasını istedik.
@leventkuruoglu
https://t.co/SX8aMXvS8A…
Sendika Hürriyettir! Hürriyet gülümsetir.
Öğretmenlerimizin ve eğitim çalışanlarımızın hak, hukuk ve menfaatlerini korumak için Milli Eğitim Bakanlığı'na müracaatlarda bulunduk.
Sorunları tespit ediyor, çözüm üretiyor, takipçisi oluyoruz.
#HürriyetçiEğitimSen
#EğitimÇalışanları
#Öğretmen