Maalesef Safevi hükümdarı Şah İsmail Bağdat’a girince İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin kabrini açtırmış, kemiklerini çıkarttırıp yaktırmış, yerine de kara bir köpek gömdürmüştür. Sonrasında Bağdat’ı alan Şah I.Abbas da Ebu Hanife hazretlerinin kabrini tuvalet haline getirmiş, pazar yerine iki katır bağışlamış ve ihtiyacını gidermek isteyenler bu katırlarla oraya gidip tuvalet olarak kullanmış. Kanuni Sultan Süleyman Bağdat’a girince bu zulme son vermiş ve türbeyi yeniden yaptırmıştır. Şah İsmail Abdülkadir Geylani’nin de kabrini açtırıp kemiklerini yaktırmıştı. Yine Kanuni Sultan Süleyman 1534 yılında Bağdat'ı fethettiğinde ilk iş olarak bu tahribatın izlerini silmiştir. Kanuni, Mimar Sinan'ın planlarıyla Abdülkâdir-i Geylânî Türbesi ve külliyesini çok daha ihtişamlı bir şekilde yeniden inşa ettirmiştir.
İbn Battuta, 21 yaşında evinden ayrıldı; aslında 16 ay sürmesi gereken bir hac yolculuğunu tamamlamak üzere yola çıktı. Fakat tam 29 yıl sonra geri döndü.
Haritaya bakın—gerçekten bir “odysseia” yaşamış bir adam.
117.000 kilometrelik yolculuğundan bazı önemli kesitleri derledim:
🔸 24 Şubat 1304’te Tanca’da, İslam hukukçuları ve kadılardan oluşan bir ailede doğdu. İsmi kelimenin tam anlamıyla “ördek yavrusunun oğlu” demektir.
🔸 Bir kadı (İslam hukuk hâkimi) olarak yetiştirildi. Bu unvan, ziyaret ettiği her kıtada ona kapılar açacaktı—ve o da bunun farkındaydı.
🔸 Evden tek başına, bir eşeğe binerek ayrıldı. Mekke yolunda öyle şiddetli bir ateşe yakalandı ki, düşmemek için kendini eyerine bağlamak zorunda kaldı. Yine de devam etti. Bu, yolculuğunun bir modeli hâline geldi.
🔸 Yolculuğun başlarında, İskenderiye’de, Şeyh Burhaneddin adlı bir zat ona Hindistan’a, Sind’e ve Çin’e gideceğini ve orada belirli âlimlerle karşılaşacağını söyledi. İbn Battuta tam da bunu yaptı ve bu kehaneti şaşkınlık belirtmeden kaydetti.
🔸 1326’da haccını tamamladı, ardından Mezopotamya’ya giden bir kervana katıldı. Kuzey Afrika sahillerinde bir yerde, seyahat etmeyi sevdiğini keşfetmişti.
🔸 Katıldığı kervanlardan biri adeta hareketli bir şehirdi. Durduklarında yoksullar için dev bakır kazanlarda yemek pişirilirdi. Kendi pazarları, lüks malları ve taze meyveleri vardı. Geceleri tüm kervan boyunca meşaleler yakılır, karanlık âdeta gündüze çevrilirdi.
🔸 Sonrası neredeyse özetlenemez: İran, Irak, Azerbaycan, Yemen, Afrika Boynuzu, Mogadişu, Kenya ve Tanzanya kıyıları, Kırım, İstanbul, Orta Asya, Hindistan, Maldivler, Sri Lanka, Sumatra, Çin, Mali… Sahra Çölü’nü geçti, Büyük Kanal’da yol aldı, Pekin, Hangzhou ve Guangzhou’yu ziyaret etti, hatta Çin Seddi’ni gördüğü rivayet edilir.
🔸 Toplamda 117.000 kilometre. Bu, Zheng He’nin 50.000 km’sini ve Marco Polo’nun 24.000 km’sini aşar. Bunu bir görev, sponsor ya da donanma olmadan yaptı.
🔸 Yöntemi zarifti ve tek bir gerçeğe dayanıyordu: 1325’te İslam dünyası Fas’tan Malay Yarımadası’na kadar uzanıyordu ve Arapça bilen, şer‘î ilimleri bilen bir âlim her yerde misafir edilirdi.
🔸 İbn Battuta bunu ustalıkla kullandı. Saraylara âlim olarak girdi, kadı olarak atandı, hediyeler aldı, maiyetler oluşturdu, yerel evlilikler yaptı ve sonra yola devam etti.
🔸 Gittiği her yerde ölüm ritüellerini bir antropolog soğukkanlılığıyla kaydetti. Türkiye’de hükümdar annesi için 40 gün yas, İran’da düğünü andıran cenazeler, bazı yerlerde kölelerin ölüyle birlikte gömülmesi… Hepsini yazdı ve yoluna devam etti.
🔸 Delhi’de sultan onu başkadı yaptı. Hükümdar, cömertlik ve zulmün tuhaf bir birleşimi olarak tanımlanıyordu. İbn Battuta arkadaşlarının idamını izledi, her gün kendi hayatından endişe etti ve sonunda gözden düştü. Sultanı bir psikolog hassasiyetiyle anlattı.
🔸 Sonra hayatını kurtaran gemi kazası geldi. Çin’e elçi olarak gönderildi, yüzlerce hediye yükledi—at, köle, altın… Cuma namazına gittiği için gemiyi kaçırdı. Fırtına çıktı, gemiler battı. Her şey yok oldu. O ise hayatta kaldı ama Delhi’ye dönmeye korktu, Maldivler’e gitti.
🔸 Maldivler’de kadı oldu, yönetici aileyle evlendi, siyasete karıştı, hatta sultanlık için bile hamle yapmaya yaklaştı. Durum tehlikeli hâle gelince ayrıldı.
🔸 Haydutlardan, gemi kazalarından ve sultan şüphesinden kurtuldu. Bir keresinde soyuldu ve sadece pantolonuyla kaçtı. Kervanına yürüyerek yetişti ve devam etti.
🔸 Rihle adlı eserinde 60’tan fazla sultan ve 2.000’den fazla önemli şahsiyetle karşılaşmasını anlatır. Neredeyse her sarayda kendine yer buldu.
🔸 Hiç günlük tutmadı. Tüm hatıraları zihninde taşıdı. Yıllar sonra anlattığında, 29 yıllık yolculuğunu hafızasından yeniden kurdu.
🔸 Bazı âlimler Çin kısmının başka kaynaklardan alındığını düşünür. Onun anlatımı ile Marco Polo’nunki arasında benzerlikler vardır. Notları olmadığı için bunu kanıtlayamazdı.
Devamı++++++👇
Maden ocaklarında sopalarla düzeltilmesi gereken sırtlanları, çiçek gibi öğretmenlere teslim ediyorlar.
Kuzuya diyorlar ki bu sırtlanı adam et. Yazık değil mi öğretmenlere, yazık değil mi diğer çocuklara?
Eli bıçaklı bu katiller sadece öğretmene mi tehlike? Kendi çoluk çocuğunuza hiç mi düşünmüyorsunuz?
Fatmanur öğretmene Allah rahmet eylesin.
“Az yemek aşırı arzuları söndürür. Az uyku iradeyi anlaştırır. Az konuşmak belalardan korur. Sıkıntılara katlanmak kişiyi hedeflerine ulaştırır. İnsana en zor gelen şey, haksızlığa karşı anlayışlı davranmak ve sıkıntılara karşı sabretmektir.”
İmam Gazali
@alessaFlame @flamealess @AhmetYl90197076@tmerveeee Gayet iyi anlıyorum. İslam Hukuku'nun kadın haklarını kısıtlaması gibi bir durum yok. Siz öyle zannediyorsunuz. Gerçekte İslam kadar kadını ve kadın haklarını koruyan başka bir sistem yok.
@flamealess @AhmetYl90197076@tmerveeee Bal gibi de çelişki. İslam'ı bilmiyorsunuz, araştırın öğrenin. Din bir bütündür, bir kısmını reddetmekle bütününü reddetmek arasında fark yoktur. "Ben Müslüman'ım, Allah'a inanırım, namaz kılarım, oruç tutarım ama laik hukuk düzeni isterim." diyemezsiniz. Bunları ayıramazsınız.
TLC Türkiye kanalında Jeffrey Epstein ile ilgili bir program seyretmiştim. Adam röportajda aynen şöyle diyor: "Ben kendimle barışık bir insanım. Kendi kişiliğimi yaşamak konusunda özgürüm. Ne düşünmek istiyorsam düşünürüm ve sınırları kendim koyarım."
Sloganlar bir yerden tanıdık geliyor değil mi? Sınırları aş, kalıpları parçala, çerçevenin dışında düşün...
Başımıza ne geliyorsa çerçevenin dışına çıkanlar, kalıpları parçalayanlar, gönlünün götürdüğü yere gidenler, içindeki çocuğu dinleyenler ve kendisiyle barışmak için her türlü naneyi yiyenlerden geliyor.
Halbuki bunca kötülüğün yaşandığı bir zamanda en önemli şey çerçevenin içinde kalabilmektir. Çünkü dünyanın en değerli tabloları bile bir çerçeveye sahip olduğu için değerlidir.
Ne zaman ki "Hayatı uçlarda yaşamak" insanlara ideal bir tablo olarak sunuldu ve itidal üzere olmak sıradanlık olarak algılandı, işte o zaman dengemiz bozuldu.
Ne zaman ki "Kendi halinde birisi olmak" olumsuz bir durummuş gibi servis edildi, halimiz ahvalimiz o zaman değişti.
Ne mutlu bunca azmettiriciye rağmen çerçevenin içinde kalabilen, kalıpları parçalamayan, önemli ezberleri bozmayan, sınırları aşmayan, kendisiyle bir türlü barışamayan ve içindeki çocuğun sesini kesebilenlere...
Ne mutlu kimseye zarar vermeden, fazla gürültü yapmadan, dikkat çekmek için uğraşmadan kendi halinde yaşayıp giden "sıradan" insanlara...
#Epsteindosyalari
@SeyfullahSivi Burda muhatap devletin yanında olan Müslüman Kürtler değil. Onlar zaten kimin ne olduğunun farkında. Muhatap Müslüman'ım diyip PKK sempatizanı olan Kürtler. Tetiklenmeni gerektirecek bir durum yok. Sen niye üzerine alındın ki?