Ahmet Turan Esin’in Yalçın Koç’un Theologia’nın Esasları isimli kitabında yer alan ve anlaşılmayan bir hususun arz edilmesi üzerine yaptığı açıklamadan.
https://t.co/SyBzBRcWCC
Ahmet Turan Esin’in sanat, zaman ve ilahî yaratım arasındaki ilişkinin nasıl anlaşılması gerektiğine yönelik yaptığı değerlendirmeden bir kesit.
https://t.co/smXG8HoDXX
İnsanoğlu hiçbir durumda şu iki hâlin birinden uzak kalmaz; o hâlin belirtileri de kendisinde görülür. Bazen şu: "Suçlular simâlarından tanınır ve, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar! (Rahman,41)". Bazen de şu: "Simâlarına gelince, yüzlerinde secde izi vardır (Fetih,29)".
Ahmed el-Gazali, Risâletu't-Tayr
dünyada ismimizin yanına iliştirmeyi meziyet bildiğimiz hiçbir ünvan, hiçbir vasıf yok. tahsilini maharet saydığımız hiçbir müfredat, hiçbir okul yok. yolumuza kılavuz ettiğimiz hiçbir doktrin, hiçbir inanç yok. kimseye bir şey borçlu değiliz. her şeyimizi bir adama borçluyuz.
@theorialogia Bu tabiki çok kapsamlı,cevabı kolay olmayan hatta belki çok özel bir soru diye düşünüyorum. Daha çok hayatında onu böyle bir noktaya yönlendiren bir karşılaşma, şahıs veya eser varsa nedir bunu merak ediyorum.
@theorialogia Anadolu mayası adlı eser ve orada açık edilen düşüncelere giden süreç nasıl gelişti? Hayatının hangi noktasında ne gibi tecrübelerle bu düşünceler kemale erdi? Maya ve Nazariyat üzerine olan düşünce veya tecrübelerinde onun için dönüm noktası olan anlar var mıdır?
Yalçın Koç ve Eserleri Hakkında Uygunguz Değerlendirmeler sadetinde;
Doğrudan söze girelim. Yalçın Koç Türk dilinde eser verenler içinde en kaliteli işlerden birini yapmış eşi benzeri pek olmayan kıymetli bir düşünürdür, alimdir. Yalçın Koç'un uzun yıllar içinde ortaya koyduğu şu çalışma; Türk dilinde iş yapanları, doğu'nun ve batı'nın geniş bir etkiye sahip olan o büyük düşünce geleneklerine muhtaç bırakmayan, ve hatta bu düşünce geleneklerine karşı eleştirel anlamda en sağlam hareket noktalarını tesis eden seçkin bir çalışmadır. Bu çalışmayı, bu eserleri, Türkiyenin mevcut entelektüel ve ilmi ortamına kıyasla ele almak zaten mümkün değildir, bu çalışmayı ilim tarihi boyunca gelen birinci sınıf çalışmalar içinde değerlendirmekle başlamak gerekmektedir. Mesela birinci sınıf düşünce işleriyle biraz olsun haşır neşir olmuş herkes Yalçın Bey'in eserlerini anlamaya başladığında bunu çok çabuk teslim edebilir.
Yalçın Koç'un eserleri, kalburüstüdür.
Türk dilinde iş yapan insanlar olarak biz de en az bir bu sebeple dahi Yalçın Koç'u ve çalışmalarını ciddiyetle önemsiyoruz.
Yıllardır Yalçın Koç'un çalışmalarını konu edinen bir çok değerlendirmeyi takip ederiz. Hala daha bırakalım bu eserlerin istediği ilmi-düşünsel bedellerin ödenmesini, hakettiği değeri görmesini ve gelişitirilmesi için kolların sıvanmasını, sadece giriş düzeyinde doğru düzgün anlaşılabildiğini dahi pek göremedik. En saf niyetle öğrenme azmi içinde olanların dahi bu eserlere muttali olmak hususunda hep gerek zihniyet, gerek dil bakımından bir çok engelle karşılaştıklarını duyduk, gördük. Doğaldır, böyle birinci sınıf yüksek işlerin kolay ve hemen anlaşılması beklenmemelidir*.
Ancak bununla beraber, manzara böyleyken, diğer yandan maalesef bu eserlerin en ciddiyetsiz, en salaş, en çürük, en kolpa, en ucuz, en teneke ellere malzeme edilmesi de hiç gecikmedi. Tam da içinde olunan şu çukura uygun bir sonuç.
Kısa keselim; şurada kalibresi zayıf, aklının yarısı giydiği küçük donunda olduğu her halinden belli olan, soyu, sopu, yurdu, ocağı belirsiz, hiçbir şahsiyet emaresi göstermeyen, karıştıra karıştıra yediklerini ayağı yanık it gibi dolaşıp ordan oraya kusmayı marifet sanan şu çok bilmişler taifesinden en uzak tutulması gereken isimlerden biri Yalçın Koç iken, işin ehli olacakların meydanı boş bırakması neticesinde bunun tam tersi olmaktadır.
Kimsenin neyi nasıl okuyacağına karışamayız. Kimin hangi düşük ihtiyaçlarını hangi formda tatmin etmek istediği de bizi ilgilendirmez. Biz mevzu kalem olduğunda yanıltanı, yamultanı, eksilteni usulünce mizana çekeriz, o kadar. Sözümüz buna değil. Sözümüz, meydanı hala boş bırakan ehliyetli olabilecek düş gezerlere.
Yalçın Koç'un eserleri Türk dilinde iş yapmak isteyen için şu zamanda ortaya gelmiş önemli bir kaynaktır; ve ehil olmayacakların eline bırakılması mümkün değildir. Bunu her manasıyla belirtmek isteriz.
*Not: Yalçın Koç'un kullandığı cins dil, bir çok kişi tarafından bu eserlerin anlaşılmasında hatta çalışma gündemine alınmasında bir engel olarak öne sürülüyor. Bu bahanedir, geçersizdir. Kafaya koyan ve anlayacağı olan biri ne yapar eder gider o dili bir şekilde çözer. Yalçın Koç'un eserlerini anlamadaki asıl engel kullanılan dil ve biçim değildir; asıl engel, eserlerde anlatılanların idrak edilmesi, ve bu idrak için ödenmesi beklenen bedellerdir. Bu yüzden de istenilen çap yoksa dil çözülse de bir yararı yok. Az gittin uz gittin, dere tepe düz gittin, döndün baktın anca bir arpa boyu yol gittin denmiş eskilerde; burada olacak olan da anca o kadar olur. Engel aşmak isteyen, önce asıl engelin ne olduğunu doğru teşhis etmek zorundadır.
"Tefekkür", "düşüncenin derinleştirilmesi" değildir; en derin düşünce dahi, sadece "düşünce"dır. Düşüncenin mahiyetinde, "düşünmek" yoluyla "tadilat" yapılarak "tefekkür" oluşturulamaz.
Yalçın Koç
Kâfirin aklına uyanın aklına tükürün!
...
Bir bağımlılık ilişkisinden söz edilecekse bağımlı olanın adına Türkiye denilmesine kimse şaşırmayacak ve bağlanılanın ABD olarak adlandırılmasına kimse itiraz etmeyecektir. Mezkûr iki ülkeden birinin diğerini denetim altında tutması inkârına güç yetirilemeyen bir gerçeği yansıtıyorsa denetleyenin ABD, denetlenenin Türkiye olduğuna da inkârcı bir yaklaşım getirmek mümkün görülmüyor. Dolayısıyla, bağımlı Türkiye’nin Amerikancısı bütün Amerikalılardan daha Amerikancıdır. Öyle olmasa ona niçin Amerikancı diyelim ki? Buna mukabil herhangi bir Amerikalının çıkarını denetlenmiş olmada aramasının gerçekçi bir tutumu yansıtmayacağı kabul edilebilir. Öyle olmasa ona niçin Amerikalı diyelim ki? Açıklaması zor duruma düşen bağlanandır, bağlayan değil. Denetleyenin bir karmaşa ile harekete geçtiği söylenemez; halbuki denetlenen hangi hareketi sergilerse sergilesin, davranışının arkasında bir karmaşa olup olmadığı merak konusudur.
...
Avrupa karşısında ellerinde tekebbürden başka bir şey bulundurmak gereği duymayan bir zamanın OsmanlIları zahmetsizce kurtuluşlarına çare olarak Avrupa’ya yaltaklanmaktan başka bir yol açamayacak olan Osmanlılar haline dönüştü.
...
Kâfirin aklına uymayı reddetmek gelişimini Avrupa’da sağlamış bir bilgilenme tarzına ve o tarzın ortaya koyduğu bilgilere sırt çevirmek, onları yok saymak değildir. Bilâkis kâfirin aklına uymayı reddetmek odur ki bu reddiyeyi benimseyen bir toplum kendi yapısı içinde bütün bilgilenme tarzlarının gelişmesine olanak sağlayan bir ortam sağlayabilmiştir. Zevk bakımından, vakar bakımından, irfan bakımından düşüklüğü sineye çekerek kâfirin aklına uymayı reddedemezsiniz. Kâfirin aklına uymak siyasette, sosyal hayatta, iktisat alanındaki çözüm arayışlarında özgün düşüncelere burun kıvırmak, fikriyat, sanat, bilim alanında züppeleşmek, efendisiz yaşanamayacağı fikrine sahip olacak derecede köpekleşmektir. Kurt kalmak sıska kalmaktır hükmünü ürkünç bulup semizleşme umuduyla köpekleşmeye yönelenler isabetli bir seçim yapmadıklarını XXI. yüzyılda artık anlasınlar. Köpek olmakla yağlı kemik bulmak arasında zorunlu bir mantık bağı yok. Sıska köpek artık gözümüzün alıştığı bir görüntüdür.
İsmet Özel, Cuma Mektupları-II
İran'a yönelik bu barbar saldırıyı haklı bulan hiç kimseye yanıt yazmıyorum. Uluslararası hukuk da dahil tüm kurumları çökmüş, güçlünün her şeyi yapabildiği bir dünya haliyle çürümüş bir insan yığını da yaratıyor. Dün okuduğu Epstein ifşalarında çocuk tacizcisi bir yönetici elitin varlığını öğrenmiş, 80 bin Filistinlinin yok edildiği bir soykırımı görmüş biri, saldırmayı ABD ve İsrail'e hala hak görüyorsa o insan için sadece üzülürüm. İnsan haysiyetine yakışmayan bir düşüş. Kimse o derinlikten bizden yanıt aldı diye çıkamaz.
Bu son derece kritik bir mesele. Türkiye'miz açısından da bütün insanlık açısından da tarikat ve cemaat arasındaki farkın temellendirilmesi, esasa bağlı olarak, merkezi fikriyata bağlı olarak bir fikriyat ekseninde, hakikat ekseninde temellendirilmesi, tanımlanması ve analiz edilmesi son derece kritik bir mesele. Bunu Ahmet Turan Esin Beyefendi gerçekten büyük bir vukufiyetle, sarahatle, son derece ikna edici argümantasyonlarla gerçekleştiriyor.
- Sadık Yalsızuçanlar (aşağıda linki verilen kayıttan)
Buradaki “çocuğa mahsus bilişsel yetilerin dar'al'ma'sı (‘narrowing down')” ifadesiyle ilgili çeşitli deneysel ve teorik psikoloji makalelerini bu tweet altında toplayacağım.
@birkelamdan@sultanmayer Kitapları belli bir sırayla okunmalı. Devam kitapları ilk kitaplarda tesis edilen kavramsal inşanın üzerine binerek devam ediyor. Şuana kadar 18 kitabı yayınlandı. Anadolu mayası ilk kitap, nazari mantık 6,Ahlak ve Nazariyat 12. Kitap.
biz de insanların dini yaşantılarını manyakça bir titizlikle ölçmenin takva sayıldığı bir dünyaya doğduk. sonra bir adam çıkıp içimizdeki domuzu göstermek suretiyle bizi bir güzel çırptı. heykel gibi duran bu cilalı vaiz profilini iyi tanıyoruz o yüzden.