إن شاء الله ile بإذن الله Arasındaki Fark
إن شاء الله dediğimizde, kulun fiile yönelmesi ve o işi yapmaya yönelik bir irade ve kesbinin bulunması anlaşılır. Bu ifade özellikle gelecekte yapmayı düşündüğümüz bir iş hakkında kullanılır. Kişi bir işi yapmaya niyet eder ve “Allah dilerse bunu yapacağım” anlamında إن شاء الله der.
Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. İsmail’in sözleri
سَتَجِدُنِي إِنْ شَاءَ اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ
“İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”
بإذن الله ifadesinde ise fiilin Allah’ın izni, iradesi ve kudretiyle gerçekleşmesine yönelir. Burada kulun kesbi ve dahli yok sayılır.Allah’ın izniyle gerçekleşir.
Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur:
قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَىٰ قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللَّهِ
“De ki: Kim Cebrâil’e düşman ise bilsin ki o, Kur’an’ı Allah’ın izniyle senin kalbine indirmiştir.”
Fakat burada şu soru akla gelebilir:
وَكَمْ مِنْ فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِإِذْنِ اللَّهِ
“Nice az topluluk, Allah’ın izniyle nice çok topluluğa galip gelmiştir.”
Burada savaşa katılan müminlerin bir gayreti, fiili ve kesbi vardır. Öyleyse neden إن شاء الله yerine بإذن الله denilmiştir?
Şöyle denilebilir (Allah-u alem) ayette asıl vurgulanan husus, galibiyetin yalnızca müminlerin sayısına, gücüne veya kendi imkânlarına dayanmadığıdır. Az sayıdaki müminlerin çok sayıdaki düşmana karşı galip gelmesi, Allah’ın izni ve yardımıyla gerçekleşmiştir.
Dolayısıyla ayetin manası şudur:
Siz sayı ve güç bakımından az olabilirsiniz; fakat Allah’ın izni ve yardımıyla sizden çok daha güçlü bir topluluğa karşı galip gelebilirsiniz.
Burada müminlerin kesbi ve gayreti inkâr edilmemekte, fakat neticenin meydana gelmesindeki asıl kudret ve nusret kaynağının Allah olduğu vurgulanmaktadır.
والله هو الموفق للصواب
İnsanın duyguları sonsuz bir rezerve sahip değildir; onlarca kişiye aynı derinlikle paylaştırılamaz. Hayatımıza giren her insan, duygularımızdan ve masumiyetimizden bir parça tüketerek bizi eksiltir, dönüştürür.
Birine saf ve içten bir bağla bağlanabilmek için "duygusal diyetler" yapmak bir mecburiyettir. Rastgele ilişkiler yaşamak ve sürekli yeni arayışlar içinde olmak, zamanla ciddi bir ruhsal yozlaşmaya yol açar. Bir noktadan sonra insan kimseye karşı bir şey hissedemez hale gelir; sadakat duygusu körelir ve birini gerçekten ciddiye alıp ona sımsıkı tutunmak imkansızlaşır.
Bu tükenmişlik hali, kişinin hayata karşı hevesini de kırar. Artık hiçbir şeyden eskisi gibi keyif alamaz ve hayatındaki insanlara da huzur veremez olur.
Bu nedenle insanın kendisine sınırlar çizmesi ve belli kriterler koyması, aslında en başta kendisine yapacağı büyük bir iyiliktir. Hayatındaki kişiyi eksiğiyle, fazlasıyla içselleştirmek ve kolayca vazgeçmemek; hayattan yüksek tatmin almak ve gerçek bir amaç edinmek için şarttır.
Aksi halde, masumiyet yanlış ellerde tüketildiğinde, doğru kişi karşınıza çıksa bile ona bağlanamazsınız. Bir amaç bulamamanın getirdiği huzursuzlukla, bir oradan bir buraya savrulur ve ulaştığınız her yere beraberinizde yalnızca soğuk rüzgarlar taşırsınız.
Duygusal yozlaşmalar insanı ahlaki yozlaşmalardan bile daha hızlı tüketir. Çünkü duygu kaybının telafisi yoktur, insanın tüm nitelikli yönlerini yok eder...
Irak ve Filistin’de esirler idam edilecek.
Şayet iki yüzlü dünya bu esirler için bir şey yapmayacaksa —ki yapmayacak— o zaman bizlerin bir şeyler yapması, onların sesine ses olması lazım.
Belki sonuç değişmeyecek, zalimler zulümlerini icra edecek; ama bizler karınca misali safımızı belli etmiş olacağız.
Allah’ım, Sen onların üzerine sabır yağdır, ayaklarını sabit kıl, kafir topluluğa karşı onlara yardım et.
اللهمّ إني أسألُك بكلِّ اسمٍ هو لك سميتَ به نفسَك أو أنزلتَه في كتابِك أو علمته أحدًا من خلقِك أو استأثرت به في علمِ الغيبِ عندك ، أن تجعلَ القرآنَ العظيمَ ربيعَ قلبي ونورَ صدري وجلاءَ حزني وذهابَ همّي وغمّي
امين
Âişe (Allah ondan razı olsun) buyurdu ki:
"Rasûlullah, Ramazan'da da Ramazan dışında da on bir rekâttan fazla namaz kılmazdı."
Kaynak: Buhârî, Müslim
Ömer (Allah ondan razı olsun) döneminde sahâbe cemaatle 20 rekât teravih kılmıştır. Bu uygulama sahâbe icmâı olarak görülmüş ve Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde 20 rekât görüşü benimsenmiştir.
Hadislerde Rasûlullah'ın (Allah'ın selamı onun üzerine olsun) gece namazı 8 rekât olarak geçer. Sahâbe uygulamasında 20 rekât yaygınlaşmıştır. Çoğunluk mezhebe göre 20 rekât sünnet-i müekkededir. Ancak 8 rekât kılanın namazı da geçerlidir. Yani teravih 20 rekâttır diyen de, 8 rekât yeterlidir diyen de hadis ve selef uygulamasına dayanmaktadır.
Dipnot: Ayrıca Rasûlullah (Allah'ın selamı onun üzerine olsun) hiçbir namazı peşpeşe kılıp oldu bittiye getirmemiş, selam verdiği her namaz arasında başka bir ibadetle meşgul olarak gece namazlarını uzunca bir vakte yaymıştır. Hatta sahura kadar sürdüğü rivayet edilir.
Dolayısıyla yorgun, daha fazla kılmak istemeyen, başka bir ibadet yapmak isteyen, tuvalet ihtiyacından dolayı namazda duramayan, çocuk gibi başka sorumlulukları olanlar, vb. 8 rekattan sonra cemaatten ayrılabilir. Caizdir ve hiçbir cezası yoktur. Saf düzeni bozuluyor diye bir kaide yoktur. İbadetlere kendi yorumlarını katarak bid'ât çıkaranlardan uzak duralım. Hadiste geçen bir bilgiye saçmalık diyecek kadar kendimizi kaybetmekten de Allah bizleri korusun.
İnsan hayatı i'rab gibidir. Bazen merfû olur yükseklere çıkarsın, bazen mensûb olur hedefine yönelirsin, bazen de mecrûr olur aşağıya çekilirsin. Fakat iraden sülâsî mücerred gibi sağlamsa, başına gelen hiçbir âmil seni değiştiremez.
Bazı şeyleri beynim almıyor. Bu kadar mı yozlaştık, Tevhid'den uzaklaştık? Gerçekten artık bir dönüp bakmalı 'Neredeyim ve ne yapıyorum?' diye sormalı yetti artık.
Bu sabah erken saatlerde Halis Bayancuk Hoca gözaltına alınmış.
Müslümanların suç işlemişcesine şafak vaktinde gözaltına alınmaları zamanın değiştiği fakat zihniyetlerinin değişmediğinin bir göstergesidir.
Demokrasinin acı meyvelerinden olan çağdaşlık ve özgürlük adı altında her türlü münker serbest iken Müslümanlar gözaltına alınıyor.
Zaman değişse de İslam'a ve Müslümanlara yönelik zulüm değişmiyor.