Tarih Unutmaz Arşiv Yalan Söylemez.
Saat sabahın dördü...
Kaybeden aday hışımla İlçe Seçim Kurulu’ndan içeri girdi. Kurul Başkanı hâkime döndü ve bağırdı: “Şu haline bak sarhoş adam. Şu adalete bak. Kimlere kalmış. Seni yakacağım. Hepinizi adli tıbba göndereceğim, seni süründüreceğim. Yakacağım.”
Tarih: 27 Mart 1989.
Yer: Beyoğlu İlçe Seçim Kurulu.
Hakaret eden ise Beyoğlu’nda başkanlık seçimini yüzde 21.7 oy alarak kaybeden Recep Tayyip Erdoğan. Hakaret ettiği kişi, İlçe Seçim Kurulu Başkanı 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi Nazmi Özcan.
Erdoğan oyların sayımında “kesin bir şey olduğunu” düşünüyordu. İtirazı reddedilince kurulu basmış ve ağzından hakaretler dökülmüştü. Bununla da kalmamış, hâkimin sarhoş olduğunu ispatlamak için onu adli tıbba götürmeye çalışmıştı.
Erdoğan yargıdan kaçtı
Nazmi Özcan, Anadolu’nun birçok yerinde görev yapmış bir hâkimdi. “Delikanlı” denilen bir duruşu vardı. Silah taşıyordu. Sinirlerine hâkim oldu. Hayatında kimseye dava açmamıştı. O gün Erdoğan’ı adalete teslim etmeye karar verdi.
Özcan’ın yanı sıra 7 sandık görevlisinin daha imzasıyla tutanak tutuldu. Erdoğan, 31 Mart 1989 tarihinde polis nezaretinde Beyoğlu Adliyesi’ne getirildi. Tutuklama talebiyle Beyoğlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi. Avukatı Erdoğan’ın tutuklanacağını anlayınca, “Reis! Hemen gitmemiz lazım buradan” dedi. Erdoğan kaşla göz arasında kayıplara karıştı. O gün Erdoğan’a “kaç” diyen avukat sonradan AKP’de milletvekili olacak Zeyid Aslan’dı. Evet, Meclis’te gazetecilere “Bacak aranızı çektirip gazeteye bastırsam”, milletvekiline “Terbiyesiz. Senin kıçını si..erim” diyen, Meclis Komisyonu’nda Yargıç Ömer Faruk Eminağaoğlu’na uçan tekme atan kişi.
Hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarılan Erdoğan, 27 Nisan tarihinde adliyeye geldi. Kardeşi Mustafa Erdoğan aracılığıyla “birahane sahibi ve kumar işleriyle ilgilenen” Kudret Bey’e haber göndermişti. Kudret Bey, adliye binasındaki “dostları”yla görüştükten sonra Erdoğan’a “gidebilirsin” demişti. Erdoğan, tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi’ne gönderildi. Sadece 4 Mayıs 1989 tarihine kadar, yani bir hafta cezaevinde kaldı. Tekrar hâkim karşısına çıkarıldı ve 500 bin TL kefaletle serbest bırakıldı. Yargılama sonunda 6 ay hapis ve 20 bin TL para cezasına çarptırıldı. Hapis cezası TCK’nin 72. maddesi gereğince 920 bin TL para cezasına çevrilerek tecil edildi. Yani Erdoğan hapse ilk kez “şiir okuduğu” için değil, seçimlere itiraz ederken ettiği hakaret nedeniyle girdi.
BU HABERI LÜTFEN YAYIN SARAYLININ KIM OLDUĞUNU HERKES IYI BILSIN
KEMAL TAŞDEMİR..
Ne enteresan ?
“Bu şehre ihanet ettik, ben de sorumluyum” ErdoğanKaçak yapılara ruhsat verip bağış alıyoruz” Erdoğan
Bugün yargılanan kim ? kaçak yapılarla mücadele edilirken saldırıya uğrayan ramazan gülten ve Ekrem İmamoğlu
Ne garip değil mi ?
"Balık hafızalı olduğumuz için acele unutuyoruz...
2011 yılında, yani 15 Temmuz darbe girişimine daha 5 yıl varken, Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ve tüm kuvvet komutanları, Yüksek Askeri Şura toplantısı öncesi zamanın başbakanı Erdoğan ile saatler süren bir toplantı yapmış ve toplantı sonrası Işık Koşaner ve tüm kuvvet komutanları topluca istifa etmişlerdi...
Bu istifaların nedeni kamuoyuna açıklanmamıştı....
Darbe girişiminden sonra meclis darbeyi araştırma komisyonunda bilgisine başvurulan Koşaner, 5 yıl sonra istifanın nedenini şöyle anlatacaktı...
“Büyük bir general, subay, astsubay kitlesi yok yere hapisteydi. Mahkeme görevini yapmıyordu. Savcı ve hakimlerin tutumları aleni olarak hukuka aykırıydı. Rastgele toplu tutuklamalarla, silahlı kuvvetlere bir mesaj veriliyordu. Kamuoyu nezdinde aşağılamak ve kadrolarımızı boşaltmak, kendi kadrolarına yer açmaktı. Biz asker olarak emir verdiğimizde askerimiz koşarak ölüme gidiyor. Biz onun hakkını korumak zorundayız, ölümüne korumak zorundayız. YAŞ kararlarında bunların hepsini bana attıracaklardı. Bu mümkün değildi. Yaptığım zaman bu suça ortak olacaktım.....
O dönemde örgütün öğrenci evlerinden söz ediliyordu. Buradaki insanların öncelikle askeri okullara sokulmaya çalışıldığı söyleniyordu. Örgütün birçok ülkede okulları vardı. Bir okul olarak telakki edildiği için araştırma söz konusu olmuyordu. Güçlü mali kaynakları olduğu biliniyor. Örgüt kendine yandaş bir nesil yetiştirmeye çalışıyor ve bu da hiç gözlerden kaçan bir olay değildi. Asker olarak bizim de dikkatimizi çekiyordu. Bu olayların nihai bir amacının olduğundan bir şüphemiz yoktu. "
İstifaların ardından 2 gün sonra da YAŞ toplandı... AKP iktidarında uzunca bir süredir YAŞ toplantılarında irticai faaliyetlerden dolay�� hiçbir asker ordudan uzaklaştırılmıyordu...Halbuki hükümete defalarca sunulan listeler vardı... Bu listelerde yer alan isimler, ordudan uzaklaştırmak bir yana terfi ettirildi...
Bu olaydan 5 yıl sonra hain darbe girişiminde bulunan subayların neredeyse hepsi, ordunun YAŞ öncesi hükümete bildirdiği bu listelerde yer alan isimlerdi.
Bugün geldiğimiz noktada, olayın bu boyutu bir tabu gibi gizlenmekte ve göz ardı edilmektedir.
8 - 9.000 kişi yargılanmıştır, hala yargılamalar devam etmektedir ama 15 Temmuz'un siyasi kanadından tek kişi ceza almamıştır.
SON GENEL KURMAY BAŞKANI OMURGALI DİK DURUŞLU PAŞAM IŞIK KOŞANER.....
📌 Yunan Türkolog Prof. Dr. Dimitri Kitsikis: Amerikalılar, 1947'de Truman Doktriniyle, Anglo-Sakson planını uygulayıp, tekrar Türk-Yunan konfederasyonu kurmak istediler. Çünkü Yunan'ın ve Türkiye'nin Rusya'ya yakınlaşması Amerika'nın menfaatlerine aykırıydı. Biz de güçlü Ruslardan korktuğumuz için ABD'ye yanaştık ama bu büyük bir hataydı. Anglo-Saksonlar Osmanlı'yı yok etmek istemediler ama zayıflatmak istediler.
📌 Batılılar bizi kışkırtana kadar Osmanlıyı, Ermeniler, Biz (Yunanlı) ve diğer devşirmeleri yönetiyordu.
📌 Yunan isyanı dünyanın en akılsız en ahmak isyanıydı. Osmanlı idaresindeki Yunan halkının isyan için hiçbir nedeni yoktu. Askerlikten muaf özgür ve zengin yaşıyorlardı. Boğazın iki yakasında ve Marmara Denizinin çevresindeki köşklerde, yalılarda yaşıyorlardı. İstanbul, Ege, İzmir ve Muğla gibi güzel yerlerde çoğunluk onlardaydı.
📌 Düşünün Fatih İstanbul'u fethediyor Türk olan Veziri Azam Candarlı Paşa'yı idam ediyor yerine Rum olan Zağanos Paşa'yı getiriyor, Fatih'in has adamı Zağanos Paşa'ydı.
📌 İstanbul'un fethi ile Rum ahali için değişen bir şey olmuyor. Ardından Rum Mehmet Paşa serasker yapılıp Karaman Türklerinin üzerine yollanıyor; Konya'daki asi Türkmenleri yerle bir ediyor. Bu yüzden söylüyorum ki 1821'lerdeki Yunan kalkışmaları Yunan halkı için felaketin başlangıcıdır. Batılıların gazına gelip, kendi imparatorluğumuzu (Osmanlı) yıkıp bu küçük, kıytırık devleti (Yunanistan'ı) kurduk!
📌 1922'de Kemal Paşa (Atatürk) Ege, İstanbul ve Karadeniz'deki 3000 yıllık Yunan varlığını bitirmiştir. Bu Yunan ahmaklığının bir sonucudur.
💫🇹🇷 Ve Atatürk ;
"Zenginliği ülkemdeki "gayriTürk" unsurlardan alıp Türklere verdiğim için malum azınlıkların bana hıncı bitmez! Gayri Türk unsurlar yine yönetime seçilip, Türkler yeniden sefalete düşürüld��ğünde, Türk genci o zaman beni ve yaptıklarımı daha iyi anlayacaktır..." demişti.
Şimdi anladınız mı Atatürk düşmanlığı yapanların özünde kimlerin torunu olduklarını !!
Bayramdan önce geldim Türkiye'ye. Bana 1 ay hoplaya zıplaya yeten para Türkiye'de 3 günde bitti gitti.
Devlet kazıkçı, onun altında üretici kazıkçı, bir altında satıcı kazıkçı. Devlet kazıklamaya başlayınca domino etkisi yaratmış.
Her yere kazık döşemişler. Nereye otursan kıçına kazık batıyor. Asgari ücretliler tez konusu olmalı; bu kazıkların üzerinde nasıl yaşayabiliyorlar diye.
2 kanada dolarına (66 TL) hamburger yiyorum yurtdışında. Hamburger yedim Türkiye'de 450 TL (13 ca dolar) hesap geldi.
Maaşlar dünyadan az, fiyatlar dünyadan yüksek. Bu nasıl bir orantı? Komple ülkeyi bir resetlemek lazım.
Sarık geldi
Sakal geldi
Cübbe geldi
Şalvar geldi
Türban geldi
50 metrede bir cami,
her sokakta Kur’an kursu..
Peki sonuç:
Çocuk istismarı sıradanlaştı
Kadın cinayetleri olağanlaştı
Eğitim çöktü
Üretim durdu
Hukuk sustu
Adalet kayboldu.
Bize kalan;
Korku
Yoksulluk
Yalnızlık.
1932 yılında İran'la yapılan sınır anlaşmasına göre Nahçıvan'la sınırımız yoktu.
Atatürk 1934'te o zamanki İran Şahını (son Şahın babası) Türkiye’ye davet ediyor.
Şah karayolu ile Haziran ayında Ankara’ya geliyor.
ATATÜRK onu çok iyi misafir ediyor. Bir akşam yemeğinde ATATÜRK Şaha:
"Şah hazretleri biliyorsunuz Nahçıvan Azerileri bizim
Soydaşlarımız. Sizden rica etsem bir kısım toprağı bedeli mukabilinde bize satsanız da onlarla sınır bağımız oluşsa" der.
Şah:
"Emrin olur Paşam, para ne demek?" der.
ATATÜRK ısrarla "az da olsa ödeyelim" der.
Nedeni bağış olması halinde İran’da gelecek nesillerin isteği olmamasıdır.
Hemen orada bir anlaşma yapılır. Bedelini cebinden öder.
Anlaşmadan sonra başta Mareşal Çakmak Paşa olmak üzere, "Paşam bunu niye yaptınız?" diye soranlara, "Bir gün Sovyetler dağılacak, işte o zaman o sınırdan geçerek soydaşlarımıza ulaşabileceğiz." şeklinde yanıt verir.
13 km'lik bu sınır 1934'te böyle sağlandı.
55 yıl sonra Sovyetler dağıldığında onlara ulaşabildik.
İşte olacakları yarım asır evvelden görebilen büyük ve tartışılmaz GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK dehası…
19 Mayıs yaklaşırken Türk Bağımsızlık Savaşı'na işbirlikçi sarayı (sultanı) da ortak etmek isteyen "devlet operasyonu"cular ortaya çıkar.
Gerçek şu ki, Türk Bağımsızlık Savaşı, bir taraftan işgalci emperyalizme, diğer taraftan işbirlikçi sarayın çıkardığı isyanlara, padisahçı yerli işbirlikçilere karşı kazanıldı. İşte gerçekler! 👇
Erol Mütercimler'den muhteşem bir kampanya
"Milletvekilliği bir meslek değildir, emekli maaşları almaları kabul edilemez, emekli maaşları almaları iptal edilsin..."
Destekleyenler..?!
Siz hiç boynuna hoparlör takıp sokak sokak gezerek dindarları taciz eden bir laik gördünüz mü?
Peki ya cami cami dolaşıp insanları dinden çıkmaya zorlayan bir dinsiz?
Laiklik baskı değil, saygıdır.
Binlerce psikolog işsiz gezerken, gitmişler tarikatlarla protokol imzalamışlar.
Sonra da, "okullarda neden cinayet işleniyor" diye hayıflanıyorlar.
Psikologlarla yapmanız gereken protokolü, tarikatlarla yaparsanız, okulların başına her şey gelir.
Ne yaptığını söyleyeyim;
1- Ülkenin ekonomisini batırdın, Merkez Bankası kasasını boşalttın.
2- Adaleti yok ettin, yargı hiç olmadığı kadar senin döneminde siyasallaştı.
3- Gençlerin umutlarını bitirdin, sonra da giderlerse gitsinler dedin.
4- Demokrasimizi gerilettin, meclisi etkisizleştirdin, bütün yetkileri kendinde topladın.
5- İsraf ettin, milletin parasını çarçur ettin, kendine kışlık yazlık saraylar yaptırdın, uçaklar arabalar aldın.
6- İnsanımızı birbirinden ayırdın, ayırımcılık yaptın, insanlar gerildikçe sen kazandın.
7- Devlette liyakati bitirdin, her yere liyakatsiz insanları doldurdun.
8- Devleti ayakta tutan kurumlarını, kurallarını, geleneklerini hiçe saydın, zayıflattın.
9- Eğitim sistemini çökerttin, bilimsel olmaktan uzaklaştırdın, tarikatların eline terkettin.
10- Özgür basını elinden geldiğince susturdun, yalandan suçlamalarla gazetecileri içeri attın.
11- Korku imparatorluğu kurdun, insanlar söylemez, yazamaz, çizemez oldu.
12- Yanlış ekonomi politikalarında ısrar ettin, enflasyonu hortlattın.
13- Depremle ilgili alınması gereken tedbirleri almadın.
14-Depreme, orman yangınlarına, sele müdahaleleri zamanında yapamadın, kayıpları artırdın.
15- Camiye günlük siyaseti soktun, insanları dinden soğuttun.
16- Yolsuzluk, hırsızlık, devlet malına çökme işlerini teşvik ettin, bunlara göz yumdun.
17- Devlet yönetiminde şeffaflığı, hesap vermeyi ortadan kaldırdın.
18- Kibrin o kadar arttı ki şahsın ile devleti aynı görmeye başladın.
19- Kendi kurduğun düzenin karşısında olduğunu düşündüğün herkesi yok etmek istedin, zulm ettin.
20- Yurt dışındaki itibarımızı yerle bir ettin, üçüncü dünya ülkeleri dışında kimseyle görüşemez hale getirdin.
21- 21 yıldır iktidardasın, ülkenin temel hiç bir sorununu çözemedin.
22- Kendin zenginleştin, dostların, arkadaşların, akrabaların, berberin, şoförün zenginleşti; ama halk fakirleşti.
23- Eğitimli, kültürlü, yetenekli insanları aşağıladın, cahilleri eğitimsizleri yücelttin, toplum geriledikçe geriledi.
24- Üniversiteleri binadan ibaret zannedip, her yere üniversite diye binalar diktin, gerçek üniversiteleri düşman belledin, zayıflattın.
25- Cumhuriyetimizin kurucularına saygısızlık yapt��n, Atatürk'e sövenleri cesaretlendirdin.
26- Sınırlarımızı kevgire çevirdin, elin Afgan’ı, Suriyelisi kontrolsüz bir şekilde ülkeyi işgal etti.
27- En kötüsü; insanımızı ayrıştırdın, birbirine düşman haline getirdin.
Vesaire vesaire...
Sabaha kadar sayarım.
Özet geç dersen; senin bu ülkeye yaptığın kötülüğü, gavur gelse yapamazdı.
BİZ BU KAFAYI ÇOK İYİ TANIYORUZ!
Bu kafa, Balkan Savaşı kaybedildiğinde okullarda dinsel eğitimin azaltılmasının buna neden olduğunu ileri sürmüştü. Bu kafa 1000 yıl geçse de değişmez!
BİLİMSEL EĞİTİM DÜŞMANLIĞI
Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde yeni okulların açılmasına İslamcı çevreler tepki göstermişti. Meşrutiyet döneminden itibaren toplumda geleneksel-dinsel anlayışın temsilcisi durumundaki “cami hocasının” karşısına çağdaş eğitim-öğretimin temsilcisi “muallimin” (öğretmenin) çıkması, İslamcıları çok rahatsız etmişti. Öyle ki 1912/1913 Balkan Savaşları sonrasında bazı İslamcı çevreler okul düşmanlığına başlamıştı. Balkan Savaşı’nın kaybedilmesini, ordunun hazır olmamasına, politik bölünmüşlüğe değil, yeni okullara ve buralarda genç nesillere bilimsel bilgiler veren öğretmenlere bağlamışlardı. Eğitimde “İslam dininin ihmal edilmesi” nedeniyle savaşın kaybedildiğini söylemişlerdi. Onlara göre dinsel eğitimin ağırlıkta olduğu geleneksel sıbyan mekteplerinin kaldırılması manevi bir yıkıma neden olmuştu! Bu nedenle o günlerde Mecliste bir milletvekili okullarda din derslerinin artırılmasını isterken, başka bir milletvekili ilkokullarda öğrencilere sadece Kuran okutulmasını teklif etmişti. (Niyazi Berkes, Türkiye'de Çağdaşlaşma, s. 454-455)
https://t.co/oz71jkakHJ
Ayrıntı için benim "Atatürk'ün Mirası LAİK CUMHURİYET" adlı kitabıma bkz.
ABİDE-İ HÜRRİYET: "Yaşasın Hürriyet Kahrolsun İstibdat"
Sayın Afyoncu, Abide-i Hürriyet Anıtı bugün bir belediyenin uydurup diktiği bir anıt değildir. Tarihi bir gerçektir. "II.Abdülhamit düşmanlığı" da değildir.
Abide-i Hürriyet Anıtı, Meşrutiyet karşıtı 31 Mart İsyanını bastırmak için İstanbul'a gelen ve bu sırada öldürülen 71 askerin hâtıralarını yaşatmak için İstanbul Şişli'de Hürriyet-i Ebediye Tepesi'ne 1909-1911 yılları arasında yaptırılmış bir anıt-mezardır.
Abide-i Hürriyet, Osmanlı döneminde İstanbul'da inşa edilmiş ilk ulusal anıttır.
Nisan 1909'da açılan proje yarışmasını Mimar Muzaffer Bey kazanmış ve âbide onun nezaretinde yapılmıştır. Anıtın açılışı Meşrutiyet’in ilanının üçüncü yıl dönömünde, 23 Temmuz 1911’de gerçekleşmiştir.
Anıtın kaidesinin üç cephesine ölenlerin adları yazılmış, bir cepheye Sultan Mehmed’in tuğrası, diğer yüzlere “Târîh-i İstirdâd-ı Hürriyyet, 10 Temmuz 1324” ve “Timsâl-i Meşrûtiyyet, 11 Temmuz 1325” yazılmıştır.
Ayrıca abidenin etrafında Enver Paşa, Talât Paşa, Mithat Paşa, Mahmud Şevket Paşa, gibi önemli İttihatçıların mezarları vardır.
Abide-Hürriyet, 1908 Meşrutiyet Devrimi'nin anıtıdır. İstibdata karşı hürriyetin sembolüdür.
1908'de İttihatçıların eylem ve baskısıyla ilan edilen 2. Meşrutiyet, (Meşrutiyet Devrimi) tarihimizin çok önemli ve ilerici bir aşamasıdır. Meşrutiyet Devrimi ile her şeyden önce 30 yıllık "Abdülhamit İstibdadı" sona ermiştir.
"Abdülhamit İstibdadı" tarihi bir gerçektir. Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi 2. Abdülhamit 1876'da açtığı Meclisi Mebusanı, 93 Harbi'ni bahane ederek 1878'de kapatmış ve tam 30 yıl Osmanlı'yı tek başına saraydan yönetmiştir. Bu sırada orduyu ve basını kontrol etmiş,basına sansür uygulatmış, gazeteciler ve aydınlar üstünde nefes aldırmayan bir baskı kurmuş, bu nedenle birçok gazeteci ve aydın yurt dışına kaçmak zorunda kalmıştır. Korkunç bir jurnal ağı kurmuş, muhalifleri susturmuştur. Örneğin, Mithat Paşa Taif'te ortadan kaldırılmıştır. Harbiye ve Tıbbiye gibi okullarda da büyük bir baskı kurmuştur.
2. Abdülhamit zor bir dönemde tahta oturmuştu. 93 Harbi sonrasında Rus ordusu İstanbul'a kadar gelip Yesilköy'e anıt dikmişti. Berlin Antlasması ile çok büyük miktarda toprak kaybedilmişti. 2.Abdülhamit döneminde kaybedilen Kars, Ardahan, Batum, Artvin 40 yıl Rus işgali altında kaldı. Osmanlı'nın Rumeli egemenliği sona erdi. 2. Abdülhamit Kıbrıs'ı, tarihte benzerine rastalanmayan garip bir antlaşmayla- İngiltere'ye teslim etti. Kıbrıs bir daha geri alınamadı.
2.Abdülhamit tahta çıktığında dış borçlarını ödeyemeyen Osmanlı iflas etmişti.Abdülhamit'in iflasa karşı çözümü Düyuni Umumiye'yi (Genel Borçlar İdaresini) kurmaktı.Batılı alacaklı ülkelerin temsilcilerinin kontrolündeki Düyuni Umumiye Osmanlı'nın neredeyse tüm önemli vergi gelirlerine el koyup işletmişti. Devlet içinde devlet durumundaki Düyuni Umumiye jandarmalı tütün rejisi kurmuş, rejinin kolcuları terör estirmişti.
Abdülhamit denge, taviz, imtiyaz politikası denilebilecek bir politika ile devleti ve tahtını korumaya çalışmıştı. Bu politika gereği İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya, Avusturya, vb ülkelere imtiyazlar vermişti. Bu Batılı ülkelerin hepsi Osmanlı'dan 15 ile 99 yıllık imtiyazlar koparmıştı. Osmanlı'nın madenlerini, demiryollarını, telefon, havagazı, suyu, limanları, bankaları... imtiyazlı yabancı şirketler tarafından işletilmişti.
2. Abdülhamit tarihimizin bir parçasıdır. -Döneminde çok misyoner okulu açılmış olsa da- yeni okullar açması gibi olumlu çalışmaları da vardır. Özel hayatında da çağdaş bir görünüm sergilemiştir.
2. Abdülhamit 30 yıl boyunca iktidarını korudu. Buna karşın vatan topraklarının tamamını koruyamadı. Döneminde çok toprak kaybedildi. Vatanın bağımsızlığını da koruyamadı.(Düyuni Umumiye ve Batıya verilen tavizler ve imtiyazlara bkz.) Batı, Abdülhamit'ten ne istedi alamadı? Abdülhamit'e suikast düzenleyen E.Joris'i bile çekip aldılar.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde gelecek kuşaklarının rol modeli Mustafa Kemal ATATÜRK'tür.
İBB özel kalem müdürü Kadriye Kasapoğlu da tahliye oldu.
Peki, Kadriye hanım ile savcı arasında geçen diyalogu hatırlıyor musunuz?
Savcı : 2023’te ikinci el bir araç almışsınız. Bu araç 2022 yılında yurt dışına giriş çıkış yapmış. Neden?
KK: Ne bileyim. Aracı ben 2023'te aldım
Savcı: Neden aracın sahibine 1.3 milyon TL gönderdin?
KK: Adamın arabasını aldım parasını gönderdim.
İBB davasının özeti bu işte.
Kadriye hanımı 309 gün cezaevinde tuttular. Tek başına büyüttüğü çocuğundan uzak kaldı, babası demans oldu…
Yaşattığınızı yaşamadan sakın ölmeyin!
TÜRKİYE KENDİ HİKAYESİNİ YAZDI. HEM DE ÖRNEK BİR HİKÂYE YAZDI
İbrahim Kalın farkında değil, ama Türkiye, Atatürk'ün önderliğinde Türk Bağımsızlık Savaşı'nı kazanarak ve tam bağımsız, üniter ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurarak kendi hikayesini yazdı. Bu öyle etkileyici bir hikayeydi ki tüm ezilen sömürülen mazlum uluslara da örnek oldu.
Türkiye;
Emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşını kazanarak,
"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" parolasıyla saray saltanatına son verip Cumhuriyeti kurarak,
Değişen zamana uymayan dinsel hukuk yerine insan aklının ve birikiminin eseri laik hukuku kabul ederek; aklın, düşüncenin ve vicdanın özgürlüğünü sağlayarak,
Yüzyıllarca baskılanan, hakları kısıtlanan kadına insanlık onuruna uygun haklar vererek,
Bağnazlığa, yobazlığa karşı "En hakiki mürşit ilimdir, fendir" parolasıyla bilime ve sanata önem vererek, akla ve bilime dayalı laik ve bilimsel eğitim sistemi kurarak,
Geri kalmışlığa ve dışa bağımlılığa karşı kendi kaynaklarını kullanarak, fabrikalarını kurarak ulusal kalkınmayı sağlayarak
Laik hukuk önünde eşit haklara sahip yurttaşların, Arap ümmet bilinci yerine kendi kimliğinin kişiliğinin, dilinin ve tarihinin farkına vararak uluslasmasını sağlayarak,
İç çatışmalara, haksız savaşlara, uluslararası saldırganlara karşı "Yurtta barış dünyada barış" parolasıyla barışı esas alarak kendi hikayesini yazdı.
Ancak Siyasal İslamcı siyaset, Türkiye'nin ve Türk ulusunun kendi hikayesini yazmasından fena halde rahatsız oldu. Atatürk'ün kurduğu tam bağımsız, üniter ve laik Cumhuriyet'i hedef aldı.
"Türkiye dahil İslam dünyası kendi hikayesini yazamadı!" biçimindeki söylem, Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil edenlerin söylemi olamaz, olmamalıdır.
Türkiye kendi hikayesini yazdı. Türkiye Atatürk'ün önderliğinde, tüm İslam dünyasına, tüm ezilen sömürülen dünyaya örnek olacak boyutta etkileyici bir hikaye yazdı. 👇
https://t.co/CVMLExuBhK
Adalet Bakanı kanun yapım sürecinden bihaber.
‘’12. Yargı Paketi’ni önce Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne sunduk’’ diyor.
Öncelikle şunu belirtelim: Külliye bir makam değil, bir yapıdır; oraya kanun teklifi sunulamaz.
Kanun teklifi önce Meclis Başkanlığı’na sunulur.
Cumhurbaşkanı'nın rolü ancak TBMM kabulünden sonra başlar.
Anayasa, yasama yetkisini sadece TBMM’ye verir.
Bakanın bu açıklaması, Meclis’in yasama görevini işlevsiz hale getirmeye ve yasama iradesini hiçe saymaya yöneliktir; hukukun ve demokrasinin önemini göz ardı etmektir.
Bakan, ne Türkçe biliyor ne Anayasa.
Boğazlarda NATO'ya üs kurdurmak "Boğazın Kilidi Montrö"yü etkisiz hale getirmek demektir. Bu durumda Türkiye'nin ve bölgenin güvenliği büyük bir tehditle karşı karşıya kalacaktır.
"Milli Şef: Türkiye Boğazlarda kimseye üs vermeyecek." (İkdam, 2 Kasım 1945)
"Türk görüşü: Boğazlarda üs kurma isteği, kabul edilmek değil, konuşma mevzusu dahi olamayacaktır." (Vakit, 18 Ağustos 1946)
Mustafa Kemal Atatürk şöyle diyor:
“Hilafet milletimize baş belasıdır... Hilafet hiçbir şey kazandırmamıştır. Birçok musibetler getirmiştir.”
(1923)
“Efendiler, açık ve kesin söylemeliyim ki, Müslümanları hâlâ bir halife heyulası (korkuluğu) ile uğraştırıp aldatmak gayretinde bulunanlar, yalnız ve ancak Müslümanların ve özellikle Türkiye’nin düşmanlarıdır. Böyle bir oyuna kapılıp hayal kurmak da ancak ve ancak cahillik ve gaflet eseri olabilir.” (1927)
“Halife ve halife makamının dinen, siyaseten varlığının hiçbir mana ve hikmeti yoktur.Türkiye Cumhuriyeti safsatalarla varlığını, istiklalini tehlikeye koyamaz.” (1924)
Atatürk'ün Halifelik eleştirileri için bkz. 👇
https://t.co/YtlQ0YowKl
Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından 02.03.2026 tarihinde telefonla aranarak, "Laikliği Birlikte Savunuyoruz" bildirisini imzaladığım için, ifadeye çağrıldım.
AKP, laikliğe aykırı niteliğini öyle bir düzeye taşımıştır ki, AKP iktidarı tarafından, şimdi laikliği savunmak nedeniyle suçlanıyoruz.
Hiç kimse laikliği savunmak nedeniyle suçlanamaz.
Laikliği savunmak suç ise, bu suçu işlemeye devam edeceğiz.
Laikliği savunduğumuz ve savunmaktan vazgeçmeyeceğimiz için aynı metni ifadem olarak da yazıp, altına imzamı atacağım.
Laiklik; aklın, halkın, milletin egemenliğidir.
Laiklik, özgürlüktür.
Din ve vicdan özgürlüğü de dahil, bütün hak ve özgürlüklerin yaşanabilmesi ancak ve ancak laik bir hukuk devletinin varlığı ile olanaklıdır.
Laikliği savunmak, herkesin hak ve sorumluluğudur.
Laikliği savunmak, gelecek kuşaklara karşı da sorumluluğumuzdur.
Bu nedenle laikliği savunmaktan vazgeçmeyeceğiz.
#LaikliktenVazgeçmiyoruz
#LaiklikÖzgürlüktür