We are attending the meeting in Paris of the Committee on Equality and Non Discrimination (EGA) of the Parliamentary Assembly of the Council of Europe (PACE), of which I am a member and one of the vice-chairs.
At the meeting, the urgent situation caused by the severe pressure, detentions, and arrests targeting LGBTI+ individuals and organizations in Türkiye over the past week was the first item on the agenda. Following the Chair Beatrice Fresco Rolfo’s assessment of the emergency, the floor was first given to the participants from Türkiye: My remarks, delivered as the first speaker, are provided below:
“First and foremost, I would like to state that I wish I did not have to speak here, in the presence of my colleagues, about the events unfolding in our country in recent days.
Unfortunately, however, we are facing developments that go far beyond what could simply be described as “alarming” or “unpleasant.” We are witnessing an extremely serious and increasingly dire situation, accompanied by a great deal of misinformation and confusion.
Yes, this oppression is nothing new. It affects everyone, from artists to academics, from politicians to the entire opposition. However, the situation regarding LGBTI+ people, rights advocates, and LGBTI+ organizations is particularly alarming.
And I believe it is both necessary and important to discuss this issue.
Since the night of September 12, Türkiye has been witnessing an escalating wave of repression targeting LGBTI+ rights advocates, activists, and organization’s board members. Operations have spread across 15 provinces. Numerous people have been detained and arrested. LGBTI+ organizations have also become the target of investigations.
This crackdown is not limited to arrests and detentions. Access to the websites and social media accounts of numerous journalists, women’s organizations, LGBTI+ organizations, and human rights defenders has been blocked -sometimes entire accounts or sites, and other times individual posts and content. At the same time, there have been nighttime raids and arrests targeting sex workers, particularly trans sex workers.
It is important to distinguish between these issues: the crackdown on sex workers is not the same as the crackdown on LGBTI+ organizations and rights advocates (and the reverse is equally true). Therefore, when these very different issues are presented to the public within the same framework -such as “obscenity” and “morality”- an extremely misleading picture emerges. In a conservative society like Turkey, framing LGBTI+ identities and advocacy within the context of crime, immorality, or obscenity can weaken societal sensitivity toward the rights, dignity, and existence of LGBTI+ people, while reinforcing prejudice and hatred.
At the same time, the pressure on sex workers, particularly trans sex workers, further exacerbates their already extremely vulnerable situation and carries the risk of reinforcing their criminalization and marginalization.
We are also deeply concerned that legitimate European funding provided to civil society organizations is being portrayed as evidence of externally supported terrorist activities or “foreign interference.” We must acknowledge that this is not merely an attack directed at us in Türkiye. This situation carries a directly accusatory dimension for Europe as well as for the European institutions and organizations providing this legitimate support. We must not lose sight of the fact that this is an attack directed at all of us.
We are grateful for the solidarity shown from the very beginning by the Council of Europe Commissioner for Human Rights, the European Parliament, Amnesty International, and PACE, including PACE’s General Rapporteur on LGBTI+ Rights, Kate Osborne. Your solidarity is important, and we thank you for not leaving human rights defenders in Türkiye alone.
However, what is happening now goes far beyond a situation that can simply be described as “alarming.” As each day passes, we feel increasingly trapped by the pressures in a country that is moving along an extremely alarming trajectory toward authoritarianism. That is why international solidarity must go beyond mere expressions of concern, and it must be recognized that what is happening here is an attack not just against us, but against all of us.
Thank you
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin (AKPM), üyesi ve başkan yardımcılarından biri olduğum, Eşitlik ve Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’nin (EGA) Paris’teki toplantısındayız.
Toplantıda, Türkiye’de LGBTI+’lara ve LGBTI+ kurumlarına yönelik son bir haftadır yaşanan ağır baskı, gözaltılar ve tutuklamaların yarattığı acil durum gündemin ilk konusuydu. Başkanı Beatrice Fresco-Rolfo’nun yaptığı acil durum değerlendirmesini takiben önce Türkiyeli katılımcılara söz verildi: İlk sözü alarak yaptığım konuşma aşağıdadır.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, son günlerde ülkemizde yaşananlar hakkında, özellikle de burada, meslektaşlarımızın huzurunda konuşmak zorunda kalmamayı dilerdim.
Ancak ne yazık ki, sadece “endişe verici” ya da “hoş olmayan” olarak nitelendirilebilecek sınırların çok ötesine geçen gelişmelerle karşı karşıyayız. Çok sayıda yanlış bilgi ve kafa karışıklığının eşlik ettiği, son derece ciddi ve giderek daha da vahim bir duruma tanık oluyoruz.
Evet, bu baskı yeni bir şey değil, sanatçılardan akademisyenlere, siyasetçilerden tüm muhalefete kadar herkesi etkiliyor. Ancak LGBT+larla , hak savunucuları ve LGBT+ kurumlarıyla ilgili durum özellikle endişe verici.
Ve bu konuyu konuşmanın hem gerekli hem de çok önemli olduğunu düşünüyorum.
12 Eylül gecesinden bu yana Türkiye, LGBTI+ hakları savunucularını, aktivistlerini ve dernek yöneticilerini hedef alan ve giderek şiddetlenen bir baskı dalgasına tanık oluyor. Operasyonlar 15 ilde yaygınlaştı. Çok sayıda kişi gözaltına alındı ve tutuklandı. LGBTI+ örgütleri de soruşturmaların hedefi haline geldi.
Bu baskı, tutuklamalar ve gözaltılarla sınırlı değil. Çok sayıda gazetecinin, kadın örgütlerinin, LGBTI+ örgütlerinin ve insan hakları savunucularının internet sitelerine ve sosyal medya hesaplarına erişim engellendi. Bazen hesapların veya sitelerin tamamı, bazen de tek tek paylaşımlar ve içerikler. Aynı zamanda, seks işçilerini, özellikle de trans seks işçilerini hedef alan gece baskınları ve tutuklamalar yaşandı.
Bu konuları birbirinden ayırmak önemli: seks işçilerine yönelik baskı, LGBTI+ örgütlerine ve hak savunucularına yönelik baskı ile aynı şey değildir (tam tersi de aynı derecede geçerlidir). Dolayısıyla, bu birbirinden farklı konular kamuoyuna “müstehcenlik” ve “ahlak” gibi aynı çerçeve içinde sunulduğunda, son derece yanıltıcı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Türkiye gibi muhafazakar bir toplumda, LGBTI+ kimliklerini ve hak savunuculuğunu suç, ahlaksızlık veya müstehcenlik çerçevesine oturtmak, LGBTI+ bireylerin haklarına, haysiyetine ve varlığına yönelik toplumsal duyarlılığı zayıflatırken, önyargı ve nefreti pekiştirebilir.
Aynı zamanda, seks işçilerine , özellikle trans seks işçilerine yönelik baskı, onların zaten son derece savunmasız olan durumlarını daha da derinleştiriyor ve bu kişilerin suçlu muamelesi görmesini ve marjinalleşmesini pekiştirme riski taşıyor.
Sivil toplum kuruluşlarına sağlanan meşru Avrupa fonlarının, sanki dışarıdan desteklenen terörist faaliyetlerin ya da “yabancı müdahalenin” kanıtıymış gibi gösterilmesinden de derin endişe duyuyoruz. Bunun sadece Türkiye’deki bize yönelik bir saldırı olmadığını kabul etmeliyiz. Bu durum, Avrupa için ve bu meşru desteği sağlayan Avrupa kurumları ve kuruluşları için de doğrudan suçlayıcı bir boyut taşıyor. Bunun hepimize yönelik bir saldırı olduğu gerçeğini gözden kaçırmamalıyız.
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, Avrupa Parlamentosu, Uluslararası Af Örgütü ve PACE’nin, PACE’nin LGBTI+ların Hakları Genel Raportörü Kate Osborne da dahil olmak üzere, en başından beri gösterdiği dayanışmaya minnettarız. Dayanışmanız önemlidir ve Türkiye’deki hak savunucularını yalnız bırakmadığınız için size teşekkür ederiz.
Ancak şu anda yaşananlar, artık sadece “endişe verici” olarak nitelendirilebilecek bir durumun çok ötesine geçmiştir. Gün geçtikçe otoriterliğin son derece kaygı verici bir yörüngesinde ilerleyen bir ülkede baskılar neticesinde kendimizi giderek daha fazla kapana kısılmış hissediyoruz. İşte bu nedenle uluslararası dayanışma, endişe beyanlarının ötesine geçmelidir ve burada yaşananların sadece bize değil, hepimize yönelik bir saldırı olduğu kabul edilmelidir.
Teşekkür ederim.
#LGBTIRights
@KaosGL@galadernegi@DEMGenelMerkezi@DemPartiKadin@insanhaklari@BarisAkademik@TBMMresmi@ihdgenelmerkez@tbmmkefek@esik_platform@kadinkoalisyonu
Biri 13 diğeri 16 yaşında iki çocuk işçi daha iş cinayetinde yaşamını yitirdi.
Bu yıl tespit edilen 63 çocuk çalışırken öldü.
Aileler gerçekten güvende!
Who in their right mind
Thinks there is a ‘ceasefire’ in Gaza 🇵🇸
Defenceless people bombed and murdered
It’s a racist genocide
Israel 🇮🇱 is a terror state
Sanctions against 🇮🇱 now
Ban 🇬🇧 arms sales to 🇮🇱 now
Ban 🇬🇧 MPs taking 🇮🇱 money now.
That particular moment when Israel decided it would be a good idea to murder a Reuters journalist, in a hospital.
As rescue workers tried to recover his body, Israel murdered them also.
Live on TV, along with three more journalists.
Gebze-Denizli Mahallesi’ndeki yangın Ballıkayalar Tabiat Parkı’na da sıçradı. Yüreğimiz yandı.
Kuzey Ormanları’nın Gebze-Tavşanlı mevkisiinde yer alan Ballıkayalar Tabiat Parkı; karstik kanyonu, dik kayalıkları, zengin fauna ve florasıyla 1. Derece Doğal Sit Alanımız. 200 milyon yıllık jeolojik mirasımız. Marmara’nın nefesini, suyunu, orman varlığını, kısacası yaşamı var eden bir cennet.
Doğanın kendini onarma gücüne, bu alanın küllerinden yeniden doğacağına inanıyoruz.
Fakat her bir ağacın, her bir canlının yaşamı bizim sorumluluğumuzda. Sıcaklıkların yükseldiği, nemin azaldığı, rüzgar hızının arttığı ortamda en küçük bir ihmal bile binlerce yıllık ekosistemleri yok edebilir.
Lütfen ormanlık alanlarda ateş yakmayalım. Çöp ve izmarit bırakmayalım. En küçük dumanı, ateşi ya da yangın tehdidini gördüğümüz anda 112'ye veya 177'ye bildirelim.
Video: Instagram @umitmalkocoglu, Twitter @MalkocogluUmit
🔴 AİHM bugün, Kasım 2017’den bu yana cezaevinde olan Osman Kavala’nın tutukluluğunun hukuka aykırı olduğuna, adil yargılanma, ifade ve örgütlenme özgürlüğü haklarının ihlal edildiğine hükmetti.
❗️ Mahkeme, Kavala’nın tutukluluğunun insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil ettiğine ve Türkiye yetkililerinin insan hakları çalışmalarını engellemek gibi örtülü bir amaçla hareket ettiğine karar verdi. Kavala’nın mahkumiyetinin ardında onu cezalandırmak, susturmak ve insan hakları çalışmalarını engellemek şeklindeki örtülü bir amacın bulunduğu sonucuna vardı. Mahkeme, Osman Kavala’nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılmasına ve mahkûmiyet kararının kaldırılmasına karar verdi.
⚠️ Dört uluslararası insan hakları örgütü ise, Türkiye’ye AİHM kararını uygulama çağrısı yaparken, Avrupa Konseyi ve üye devletlerinden de Kavala davasını öncelikli konu olarak görmelerini ve kararın uygulanmasını güvence altına almak için somut adımlar atmalarını istedi.
Açıklamanın tamamı👉 https://t.co/1y3JtCBEPy
#OsmanKavalaSerbestBırakılsın
#FreeOsmanKavala
Bu yıl tespit edebildiğimiz 51. çocuk işçi ölümü..
Eren Gündoğdu..
15 yaşında, elektrikçide çalışan MESEM'li stajyer öğrenci/işçi..
Tekirdağ Çerkezköy'de bir inşaatta kablo çekerken elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti..
#ÇocukİşçiliğiİleMücadeleye
"¿Que clase de gente son los soldados israelíes que permiten que un niño de 14 años se desangre delante de ellos durante 40 o 45 minutos de agonía? ¿Que clase de personas son sus mandos militares que fomentan que se desangren niños?".
Chris Sidoti, de la Comisión de Investigación de la ONU, denuncia el sadismo de los soldados sionistas, que dejaron que un niño palestino de 14 años se desangrara hasta la muerte mientras lo observaban.
Henüz otopsi dahi yapılmadan intihar diye bize dayatan Van valisi ozan balcı, suistimali bulunan ilk savcı, başsavcı, ATK raporunu düzenleyen şahıslar hakkında soruşturma başlatılmalı ve etkin bir soruşturma yürütülmesi gereklidir.
@abakingurlek#RojinİçinAdalet
Madenci eşi Aynur Özdemir'in sesini herkes duymak zorunda.
"Sebahattin hayatımızı alt üst ettin, bizi borçtan borca soktun, şehir şehir süründürdün, kendini bilmezlerin maskarası ettin bizi. Çıkıp itibar diyorsun, senin itibarın kasandaki parandır."
Aynur Özdemir'in mücadelesi tüm işçi sınıfına örnektir. Kazanacağız, mutlaka ama mutlaka!
#MadenciMutlakaKazanacak
Yıldızlar SSS Holding derebeyliği!
* Madenciye borcunu, "şirket zorda" bahanesiyle ödemeyen Sebahattin Yıldız'ın yüzlerce gayrimenkulü var.
* Sadece Çeşme'de deniz kıyısındaki 13 bin 197 metrekarelik otel arazisini veya Ataşehir’deki 11 bin 673 metrekarelik arsanı satsa, tüm borçlarını öder!
* Yıldız'ın arazilerinin toplamı 21 km2'yi buluyor:
Ankara 19 milyon m2
Kütahya 739 bin 500 m2
Balıkesir 234 bin 888 m2
Afyonkarahisar 222 bin 595 m2
Tekirdağ 51 bin 955 m2
Eskişehir 30 bin 178 m2
İstanbul 17 bin 833 m2
İzmir 13 bin 668 m2
Trabzon 7 bin 589 m2
Başaran Aksu: "Dün şirket açıklama yapıyor; NTV, Habertürk, CNN siz nasıl haber yapıyorsunuz? Haklar ödendi mi? Sordunuz mu direnen işçilere? Nasıl gazetecilik lan bu, holding tetikçisi misiniz? Terbiyesiz herifler!"
Disappointed the BBC cancelled my interview on Israel's killing of Hind Rajab
2 producers eagerly reached out. They confirmed the time & one called to prepare a brief for the anchor
She asked me whether Israel's announcement is positive, I explained in detail it was a cover up.
The IDF is blaming the killing of Hind, her uncle, aunt & 4 cousins on the family itself for trying to flee by car & on the ambulance sent to rescue her for "failures in the co-ordination of the movement."
None of this is remotely true! The Red Cross immediately informed the IDF about 5-year-old Hind who was hiding in that motionless car, & they requested permission from Israel to allow an ambulance to rescue them.
After multiple long hours, Israel granted greenlight to the ambulance & provided them with a designated route on a GPS to drive on.
As soon as the ambulance reached Hind's car, the IDF ambushed & bombed them immediately with an American made anti-tank missile then opened fire on Hind's car. The car was hit with 355 bullets.
Israel then kept that area under lockdown for 12 days, & prevented anyone from approaching.
Hind's mom went daily to the Ahli baptist hospital hoping to find her daughter, until her lifeless body was brought in along with the charred remains of the ambulance men.
Israel then claimed after an "initial investigation" that its troops were NEVER in that area to begin with. They maintained that claim for 2 years despite ample recordings & satellite images debunking this lie.
The only reason Israel is now making this new announcement of a deeper investigation is to shield its soldiers & generals from the International Criminal Court by invoking the principle of "complementarity;" that the ICC cannot investigate a state that is already investigating itself in good faith.
I told the BBC producer Israel today also quietly shut down the investigation into the triple tap killing of American, Canadian, British, Australian & Polish citizens in the WCK massacre. Israel blamed the massacre on the aid workers themselves for "deviating from the predesignated route" & for hiring an armed security guard "without informing the IDF" (both claims where debunked by WCK themselves, who had coordinates their every step with the IDF).
I told the producer the Israeli commander responsible for this massacre, Nochi Mendel, is a fanatical settler who had signed a petition calling for starving Gaza & that he was celebrated by settler leaders & supported by Israeli government leaders after what he did.
Mendel even received a box of chocolate from the settler council's leader & a letter of support for what he did.
Mendel was initially dismissed by the IDF & blamed for the massacre, but was quickly & quietly reinstated & promoted in the Defence Ministry as the head of the settlements and national infrastructure unit.
It's abundantly clear Israel is NOT serious about prosecuting any of the atrocities committed in Gaza. Since the genocide began, only two soldiers were punished by the IDF; one for microwaving a living frog & another for cooking sausages in the army kitchen on Shabbat.
The producer asked me: What about the 150 cases the IDF said are pending review?
I answered: it's just a number designed to give the appearance of seriousness, but it's essentially meaningless.
If it took the IDF two whole years to admit the simplest of facts that the entire world had already known, which is that their troops were the ones who fired on Hind Rajab's car, how do you expect them to do with the remaining cases that are not as high profile?
Five minutes after the call, the producer wrote me that they decided to cancel the interview & will not even host anyone else to comment on the issue, & instead they'll play archival footage!
11 gündür madenci Enerji Bakanlığı kapısında bekletiliyor!
Alparslan Bayraktar daha kaç gün madenci ile görüşmekten kaçınacaksın? Başka yol yok, holding patronuyla kapalı kapılarda görüşmek çözüm değil. Muhatabın madencidir!
#MadenciMutlakaKazanacak
This is not Auschwitz. This is not Gaza. This is the West Bank, Palestine.
They are burning people's homes while families and children are asleep inside, violating the Geneva Convention and UNSCR 242.
The difference between Palestine and Auschwitz is that the world still has an opportunity to stop the Holocaust in Palestine.
Stop calling them "settlers"; they are terrorist invaders—state-sponsored terrorism.
20 Ağustos 2016’da Antep'te Beybahçe mahallesinde bir Kürt düğününe IŞİD’in düzenlediği saldırıda 40'ı çocuk olmak üzere 56 canımızı kaybettik.
Bu IŞİD barbarlığı; yoksul halka ve çocuklara yönelmiş açık bir katliamdı.
10 Ekim davasının delilleri gösterdi ki Antep'teki bu katliamın planları rahat rahat yapılmış, uygulanmış.
Diyarbakır, Suruç, 10 Ekim, Beybahçe, Reina... Sürüp giden bu katliam zincirinin bir halkası kırılsaydı, diğerleri yaşanmayacaktı.
İstihbarat raporlarında adları çarşaf çarşaf yer alırken "Eylem yapmadıkça dokunamayız" denilerek serbest bırakılan canlı bombalar, sınırları kevgire çeviren kirli politikalar ve mahkeme salonlarında gizlenen klasörler olmasaydı bu acıların hiçbiri yaşanmayacaktı.
Katliamların faillerine, firari sanıklara ve o katillere alan açan kamu görevlilerine göz yumanlar en az o tetikçiler kadar sorumludur!
Diyarbakır’dan Beybahçe’ye uzanan bu karanlık zihniyete, katillerin önünü açan ve failleri aklayan siyasi sorumlulara karşı adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.
Milyonlarca liralık şüpheli para hareketleriyle ilişkilendirilen Rasim Ozan Kütahyalı, iddianame hazırlanmadan tahliye edildi.
Hakkındaki tek maddi delil internette herkese açık stand-up gösterisi olan Deniz Göktaş ise 47 gündür “kuyu tipi” cezaevinde.
Göktaş’ın gösterisi çözümlendi, esprileri savcılıkta tek tek soruldu; ancak iddianame hâlâ yazılmadı. .
İki dosya, tutuklamanın neden birinde geçici tedbir, diğerinde ise peşin cezaya dönüştüğü sorusunu gündeme getirdi.
📢 Bağımsız Maden-İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu isyan etti
💬 “Hücrede tutuldu madenciler. Ülke tarihinde böyle bir uygulama açısından bir ilk! Neden? Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın millet bahçesinde düzenlediği eyleme katılıp taleplerini ifade edeceklerdi”
💬 “Biz devam edeceğiz böyle, başka bir çıkışımız da yok. 111 madenciyi tutuklamanız gerekir, önerim budur!”
💬 “Bu kadar sermaye taraftarlığı, bu kadar holding taraftarlığı… Pes yani”
Esto no es una grabación de la bomba de Hiroshima de 1945, es la limpieza étnica que "Israel" está llevando en el sur del Líbano, hoy voló por los aires la aldea de Kfar Tibnit y destruyó 14 barrios residenciales.
Los medios quieren esconder esta barbarie debajo de la alfombra.
Madenciler ve sendika yöneticileri 30 saati geçkin gözaltında bugün Erdoğan'ın katılacağı etkinliğe gitme ihtimali var diye dışarıda olan madenciler ve aileleri de gözaltına alındı.
Normal mi bu niye normal gibi davranıyoruz?