Hayatından çıkardığın insanlar seni unutmaz; kendini mağdur seni kötü biri olarak yeniden yazar herkese .
Çünkü gerçek, onların sorumluluk almasını gerektirir.
Oysa daha kolay olan, seni suçlu ilan edip kendi vicdanlarını temize çekmektir.
Ve bil ki mesele sen değilsin.
Mesele, senin yokluğunla yüzleşemeyen buna dair sorumluluk alamayan insanların kendilerini sözde koruma biçimi.
Seni kaybettiklerini kabul etmek yerine, seni değersizleştirirler.
Çünkü bazı insanlar için gerçekle yüzleşmektense, seni kötü biri olarak anlatmak çok daha konforludur.
Anlaman gereken kendi konforunu her daim seçen seninle olamamanın yüzleşmesine asla girmez.
Onlar çamura bulaşma riskine asla katlanmazlar.
Onlar hep temizdir değillerse bunun sorumlusu hep dışarıdakilerdir.
Bazı azlıklar; insanı yokluktan daha çok yorar. Çünkü yokluk kesindir; neyle karşı karşıya olduğunu bilirsin, ona göre kabullenir ya da yoluna devam edersin. Ama az olan, yarım kalan şeyler öyle değildir. Hep bir umut bırakır içinde, “belki düzelir”, “belki tamamlanır” diye bekletir insanı. İşte insanı asıl yoran da bu belirsizliktir; ne tamamen vazgeçebilirsin ne de gönül rahatlığıyla tutunabilirsin.
Zamanla fark ediyorsun ki hayat, gri alanlarda uzun süre kalınca çekilmez oluyor. Bir kapının eşiğinde bekler gibi; içeri de girmiyorsun, dışarı da çıkmıyorsun. Oysa insanın kendine yapabileceği en büyük iyilik, nerede duracağını ve ne zaman geri adım atacağını bilmektir. Herkesin hayatında değer verdiği, sabrettiği, belki de kendinden çok düşündüğü insanlar olur. Ama hiçbir ilişki, hiçbir bağ, insanın kendi huzurundan daha kıymetli olmamalı.
Vazgeçmek yenilmek değildir; aksine, kendini korumanın en olgun halidir. İçini tüketen, seni sürekli beklemeye mahkûm eden şeylerden uzaklaşabilmek, insanın kendine duyduğu saygının bir göstergesidir. Çünkü insan en çok, kendi değerini unuttuğunda kaybeder. Bu yüzden bazen geriye dönüp bakmadan yürümek, kalbini yoran ihtimalleri geride bırakmak gerekir. Unutma, kimse senden daha değerli değil; sen kendin için iyi olmazsan, kimse senin yerine bunu yapamaz.
Bırakabilme Cesareti
Kontrol, tehlike sinyali veren belirsizliği ehlileştirmek adına sığındığımız bir hayatta kalma stratejisidir.
Bazen bir fikre, bir insana veya bir alışkanlığa sıkı sıkıya tutunup onlarla iç içe geçmek, aslında sadece kendimizi güvende hissetme çabamızdır.
Bu nedenle kontrolü bırakmak, doğrudan belirsizliğin o tekinsiz sahasına adım atmayı gerektirir.
Oysa belirsizliğin ötesindeki kaos ve düzensizlikle yüzleşmeden, korkulan o tehlikenin aslında hiç gelmediğini keşfetmenin başka yolu yoktur.
Ancak bu cesareti gösterdiğimizde, korkunun korkulan nesneden çok daha büyük olduğunu kavrarız. Bu idrak, bizi kendi içsel kaynaklarımıza —becerilerimize, bağlarımıza ve yardım isteyebilme gücümüze— yönlendirir.
Kendimizi koruyup kollayabileceğimizi gördüğümüz her an, kontrolü bırakma cesaretimiz artar. Her deneyim, riski göğüsleme irademizi güçlendirerek kendimize duyduğumuz sarsılmaz güveni inşa eder.
Victor Hugo derki:
Ağaç gibi olun, yapraklarınızı değiştirin ama asla köklerinizi değil.
Fikirleriniz değişebilir ama değer ve ilkeleriniz asla..!
Bende derim ki:
Rüzgara direnen ağacın şekli bozuk, gövdesi yaralı ama özü sağlam ve kökü derin olur.
Bir psikolog olarak şunu çok net söyleyebilirim: Bir insan “çok çabuk sinirleniyor” gibi görünüyorsa çoğu zaman bu bir karakter sorunu değil, uzun süre taşınmış yüklerin sonucudur. Sinir sistemi aylarca hatta yıllarca tehdit, stres, kırgınlık ve yalnızlık altında kaldığında, küçük uyaranlara bile büyük tepkiler verir. Bu, zayıflık değil; bedenin hayatta kalma çabasıdır.
İnsanlar genellikle başkalarının sadece tepkisini görür, mücadelesini görmez. Oysa çoğu insan, kimsenin bilmediği sorunlarla aylarca tek başına savaşmıştır. Dışarıdan “sabırsız” ya da “huzursuz” görünen hâl, içeride biriken yorgunluğun ve görülmeme duygusunun ifadesidir.
Bu yüzden birinin davranışını yargılamadan önce, arkasında ne yaşadığını merak etmek iyileştirici bir adımdır. Çünkü çoğu zaman insanlar zor değil, çok yorgundur.
''Salt arayan kişi, ne yönü, ne yolu, ne yeri bulabilir.. Ancak bir yerden ayrılabilendir, yolu bulabilen-ne aradığını 'bilen' değil, nereden ayrılacağına karar verebilen..'' (Yürüme, Oruç Aruoba)
Terk etmen gereken yeri bilmek, nereye gideceğini bilmek kadar önemli..
"Ben artık kızgın, kırgın ya da öfkeli biri olmak istemiyorum." dediğinizde, korkularınızı aşmış, içinde sıkışıp kaldığınız kalıpları kırmaya ve bırakmanız gerekeni bırakmaya hazırsınız demektir. Bu, aynı zamanda öz saygınızı da geri kazanmaya başladığınızı gösterir. İlerleyin.