Mitostan canlanan, candan mitoslaşan bir olay örgüsü, harikulade bir hikâye, şahikalarda bir cezbe, her anlatıyı gönlüme nakşeden bir parça; bazen “o parça”. Bu süreklilikler, bu kadimler evreninin zihnimde yankılanan izlerini, “her yerdeki insan”ı mütemadiyen yeniden canlandırıyorum.
1. Apollon Tapınağı | Side, Manavgat, Antalya, Türkiye. Temmuz 2025.
2. Athena Tapınağı | Side, Manavgat, Antalya, Türkiye. Temmuz 2025.
3. Tholos Nymphaeum | Kibyra, Gölhisar, Burdur, Türkiye. Temmuz 2025.
4. Claudius Kapısı | Sagalassos, Ağlasun, Burdur, Türkiye. Temmuz 2025.
“Yaratılışa aşkı karıştıran Altın Aphrodite,
Bükemez, avlayamaz üç yüreği: erden Vesta,
Savaştan, ustaların sanatından başka bir şey
düşünmeyen Athena,
Ve Artemis; koruları, vahşi avları seven dağlarda.”
“Ey Phoibos, doğruluk tahtından,
Dünyanın kalbindeki yerinden
Sesleniyorsun insanlara.
Hiç yalan söylenmiyor, Zeus’un buyruğuyla,
Doğruluk sözünü karartacak gölge yok.
Ölümsüz bir hakla mühürledi Zeus
Apollon’un onurunu, konuştuğu zaman
Herkes inansın diye sarsılmaz bir inançla.”
Edith Hamilton, Mitologya, çev. Ülkü Tamer (Varlık Yayınları, 27. Basım, 2022), s. 19-20.
“O parça” ve serbest çeviri:
“Çılgınlık rüzgârında bir kartal gibi,
Delirmek üzere olan bir düşbaz ya da.
Cezbeye kapılıyor, dönüyor, deverân ediyor,
Mücadelesiz, bu ışıltıdan kaçamıyor.”
Myrath - Endure the Silence:
https://t.co/pN51HbVIno
Hoşça kalın, Usta. Bize Menocchio’yu ve onun “evreni”nden mikrotarihi bıraktığınız için hep buradasınız.
“İyi ki tarih ve tarihyazımının serüveni ne güzel.” diyen lisans birinci sınıf Handesi ve ondan sonraki Handeler, imza.
Zihnimde şöyle bir palimpsest: “Ruhum bir kadındır.” diyen Annemarie Schimmel, ki kendisi de bilhassa Anadolu’dan besleniyordu, ve “Anadolu’nun sfenksi kadındır.” diyen Nešalılar, Hattuša ve KUR URUḪa-at-ti. Böyle bir vuslat.
Annemarie Schimmel, nâmıdiğer Cemile Bacı, bu metnini onu İslam tasavvufunun özüyle tanıştıran “Anadolulu bacılarına”, kendi döneminin Bacıyân-ı Rûm’una ithafen kaleme almıştı. İslam tarihine ve sanatına damgasını vuran müennes estetik, Schimmel’in ırmaklar gibi akıp giden dilinde fenomenolojik bir hüviyet kazanmıştı. Anadolu’nun sade kadınları ve inancın en derin boyutları…
Buradan Hatti ülkesine ve onların Hattuš’una bağlanmadan yapamayayız zira somut, müşahhas (tangible) ve somut olmayan, mücerred (intangible) miras dendiğinde Anadolu’da hâlâ yaşayanlar; Hatti’ye ve ardından Hitit’e neredeyse bire bir tetâbuk eden geleneklerdir: kerpiç, ahşap, taş üçgenli mimariden (“hımış”; alt kat taş ve kerpiç, üst kat ahşap iskelet arasına kerpiç) binalarının temellerine rahip ritüelleriyle koyulan “aššu”lara (muska), günümüzde hemen her kentimize yayılan ekmeklerinden meddaha ve orta oyununa. İnanç sistemlerine verdikleri değerden maneviyat yönünde geliştirdikleri müthiş hassasiyete uzanan yol ise en önemlilerinden. Ve işte, Lykia’nın, Lukka ülkesinin dişi sfenksleriyle birlikte Hattuša’nın kadınları ve onlarla fiziken de aynı ufka bakmaya çalışan ben, Jürgen Seeher’in satırları ile. Bidayetten, Bezm-i Elest’ten, üç bin yıl evvele ve bugüne, ruhum bir kadındır benim de.
Müennes cinsinden güneşe dokunmaz bir zarar
Müzekker de arttırmaz kamerin şanını, bir o kadar
(Arapçada “güneş” manasına gelen “şems”in müennes/dişil bir kelime olması, güneşin ihtişamından hiçbir şey eksiltmez; “ay” manasındaki “kamer’in de müzekker/eril bir kelime olması, ayı güneşten daha şanlı yapmaz.)
🌄 Hattuša, Boğazkale, Çorum. | Nisan 2026.
Mayıs ve yazı karşılamaya hazırlanırken ilk yardım seti.
“İçinde bir dolu tatsızlık var diye bu âlemi kötü oluşmuş da addetmemeli. Zira {tatsızlıkların olmamasını beklemek} bu âleme hak ettiğinden fazla değer atfetmek, onu akledilirin bir görüntüsü değil de akledilirle aynı saymak olur. Oysa başka hangi görüntü {akledilirin} daha güzel bir görüntüsü olabilir?”
Plotinos, “Gnostiklere [veya Âlemin Zanaatkârının ve Âlemin Kötü Olduğunu Söyleyenlere] Karşı”, İkinci Dokuzluk.
•
“Parmak Çocukların bu lakırdıları, bu dünya telâşı ikinci bir sözlü çağ ile bu tür sanal yazıların birbirine karışacağı bir dönemi mi müjdeliyor? Bu yeniliğin dalgaları, bizi formatlayan sayfa çağını boğacak mı? Uzun zamandır sanaldan yayılan bu yeni sözlü çağı işitiyorum.”
Michel Serres, “İnsan Seslerine Övgü”, Parmak Kız.
•
“Simon Weil’in de belirttiği gibi, tapınma eğilimi Platon’un mağarasında bulunanlar için bir ‘yaşamsal gereklilik’tir. ‘En iyiler arasında bile, onun zekâyı ve iyiliği sıkı biçimde sınırlaması kaçınılmazdır.’ Boşluğun dehşetine uzun süre dayanmak kolay değildir: ‘Boşluk en yüce doluluktur ama insanın bunu bilmeye hakkı yoktur.’”
Paolo Zellini, “Açık Sonsuz”, Sonsuzun Kısa Tarihi.
•
“Plastik görüş, modern insan için estetik alanın dışında bile bir yoldur çünkü bu görüş, hakikatin bilinçli algılanmasından başka bir şey değildir, plastik olarak uygulanan düşüncedir. Ayrıca bizler hayatımızda da plastik görüşü uygulamaya çalışabiliriz. O, bize gerçekliği sezgiden daha güvenilir bir şekilde nasıl algılayacağımızı gösterecektir çünkü sezgimiz hâlâ perdelidir. Saf plastik görüş, genel olarak, tikelliğimizi azaltacak ve bizi tümelliğe yönlendirecektir, o zaman her şey otomatik olarak daha evrensel bir bakış açısıyla yapılacaktır.”
Piet Mondrian, Doğal Gerçeklik ve Soyut Gerçeklik.
Biraz matbuat, biraz yayıncılık tarihi. Sevdiceklerimiz.
İlk fotoğraftaki harita, İskenderiyeli Ptolemaios’un, Batlamyus’un, Geographia’sının (Geographike Hyphegesis) 1482’de İtalyan hümanist Francesco Berlinghieri tarafından dönemin modern harita teknikleriyle yorumlanmış bir edisyonundan: “Tabula Prima de Asia”.
Meridyenler ve paraleller birbirine eşit uzaklıkta, harita kenarları ise trapezium denen yamuk şeklinde değil; dikdörtgen şeklinde.
Incunabulum adı verilen ilk-orta matbu kitapların örneklerinden biri bir de bu tabula. Evvela hemen aşağıya, “Pamphylia Mare” (“Pamphylia Denizi”) ile “Lyciaco Pelago” (“Lykia Büyük Denizi”) kısımlarına, baktık mı?
🌊
İkinci karedeki varak, tabiatıyla “ilk incunabulum” kabul edilen meşhur, kırk iki satırlık Gutenberg Kutsal Kitabı’nın (“Gutenberg Bible”, “Mazarin Bible”, “B-42”; literatürümüze “Gutenberg İncili” olarak geçse de Yeni Ahit ve gospel meselesinin dilden dile, kültürden kültüre aktarımındaki karışıklıklardan ötürü “Kutsal Kitap” demek daha doğru olabilir) bir Vulgata (Aziz Hieronymus/Jerome) nüshasının baskısı.
Üçüncü karedeki sayfa, teknik biraz daha oturmaya başladığı için “daha profesyonel ilk incunabulum”lardan (ilk-orta dönem diyelim) kabul edilen eserlerin birinden: Ulrich Boner, Der Edelstein, Baskı: Albrecht Pfister, 1461.
Gelelim bu yazının sebeb-i telifine:
Incunabulumlara (çoğulu incunabula) bu ismin verilmesinin hikâyesi çok tatlı. Latincede “kundak bezi”, anlamına geliyor incunabulum, daha sonra aktarma ile “beşik” anlamını alıyor. Kronolojide ise bu şekilde isimlendirilen kitaplar “1501’den önce basılmış olanlar” (bkz. Jean-Claude Carrière) şeklinde konumlandırılıyor.
Gutenberg, 1450’lerde hareketli metal harfleri kullanınca matbaa, maddeten ve teknikte emeklemeye başlıyor. 1501’e kadar izlediğimiz aralık ise, tabiri caizse, büyüme dönemi oluyor matbaanın. Yani işte bu dönemler, matbaanın henüz “kundak”ta olduğu zamanlar.
Bundan sonra ise matbaacılığın teknikte o dönemde kemale ermeye başladığının kabul edildiği aralık geliyor ki “modern baskı” addediliyor artık eserlerin baskıları. Berlinghieri’nin haritası gibi eserlerden bahsedilirken “klasik haritacılığın modern tekniklerle geliştirilmiş versiyonu” denmesinin sebebi de bu. Zaten Berlinghieri’nin hâmisi de Floransa Rönesansı’nın önemli isimlerinden Cristoforo Landino’ydu.
Bu noktada incunabulumların el yazması olduğuna dair yanlış bir konumlandırma düşünülebiliyor. İşte öyle değil: Bunlar, nasıl diyelim, hâlâ yazma tekniklerine meyleden, onlara öykünür gibi duran (zaten yeni teknikler, henüz gelişmekte olduğundan, el yazmalarını taklit etmek durumunda) eserler.
“Matbu” kisveye bürünmüş tipografiler ve sayfa düzenleri yok daha. Dizgiler, gotik fontlarla yapılıyor; “mizanpaj” (kasıtlı anakronizm burada isteğim) kodeks dediğimiz dinî metin külliyatının o el yazması dekorunda hâlâ. Mesela inisiyaller, baş harfler, genellikle elle boyanıyor ya da rubrikler (vurgulanmak istenen kısımlar, bir şekilde bölüm başlıkları, ki genellikle kırmızı ile belirtildiğinden bu adı -“kırmızı aşı boyası”- almıştır) sonra ekleniyor dizgiye.
Yani evet, teknik gayet yeni ama uygulamada daha manuel müdahaleler söz konusu. Henüz sayfa düzeni tam olarak sadeleşmemiş, Latinize fontlar yaygınlaşmamış. “Adımlıyor”dur yani incunabulumlar. Nereye mi? Elbette bütün antikitenin “re-“ ön ekiyle dünyalarımıza “çağrıldığı” Rönesans’a.
İtalya’nın medâr-ı iftiharı, Trieste’li power metal “hâmi”si Rhapsody of Fire’ın çılgın riff’leri ve fantastik öyküleri, sanki bizlere adı geçen tüm deli-dâhilerin “ateş fırtınaları”nı salık verirmişçesine gelsin buraya öyleyse.
https://t.co/BmgYrAjP0Y
İnsanın hayatında bazı duraklar oluyor ve buralar bazı kavramlarla, kelimelerle karşılaşma, buluşma noktalarına dönüşüyor. Durakları tam olarak isimlendiremiyorum ama bu buluşmaların bendeki işteş aktörü philadelphos kelimesi. Dolayısıyla onunla muhtelif karşılaşmalar üzerine:
Philadelphos, Antik Yunancada “kardeşini seven” demek. Eski adı Philadelphia olan Alaşehir (Manisa) havalisi, MÖ 159 civarında güçlü Pergamon Krallığı’nın egemenliğine girer. En meşhur Pergamonlulardan Kral II. Attalos (ki “Antalya’nın kurucusu” unvanı da ondadır), ağabeyi ve selefi II. Eumenes’i çok sevdiği için “Philadelphos” unvanıyla bilinir. Eh, kentin yeniden kurucusu da olunca Alaşehir ve civarı “Philadelphia” (“kardeş sevgisinin olduğu yer”) adını alır. Kent, bölge adları bu şekilde birçok hikâye ile (eşlerin ve akrabaların adına kurulan şehirler) efsaneleşir genellikle.
Tabii “Philadelphos” unvanı, yalnızca bu şekilde bir aile bağını içeren sevgi için kullanılmaz. Bilhassa Mısır’daki hanedanlarda soyun devamı için kardeşlerle evlilik yaygın olduğundan bambaşka bir anlam da yüklenir buna: II. Ptolemaios Philadelphos gibi.
🌿 Büyük İskender’in (ki ben ona “III. Aleksandros” demeyi seviyorum en çok) ardıllarından (diadohoi), Mısır’ın “Helenistik” Ptolemaios Hanedanı’nın atası I. Ptolemaios Soter’in (“kurtarıcı”) rayihalara düşkün oğlu II. Ptolemaios Philadelphos, bir funda cinsi olan yalancı portakal çiçeği çalısına (“filbahri”, mock-orange, philadelphus coronarius) unvanını vermiştir mesela.
⚜️ Vahiy Kitabı’nda adı geçen ve günümüzde hepsi ülkemizin topraklarında bulunan Yedi Kilise’den biri, Philadelphia Kilisesi’dir (Aziz Yuhanna Kilisesi, Alaşehir, Manisa).
🎸 “Alasehir” adında ABD’li bir stoner rock, space rock, hatta krautrock grubu, daha doğrusu projesi vardı (Bardo Pond grubunun yan oluşumu). Pink Floyd’un da takdirini kazanmıştı bu grup zamanında. Grup üyeleri, isim alternatifi ararlarken Manisa, Alaşehir’le karşılaşıp bu kentin eski adının kendi şehirlerinde (evet, Philadelphia’dan bir grup) yaşadığını öğrenince bu isimde karar kılarlar. (İngiltere’nin önde gelen Quakerlarından William Penn, “hoşgörü” ve “kardeşlik” temalarını vurgulamak için şehre “Philadelphia” demişti 1682’de.) Seneler önce ben lisedeyken ve forum kültürü hayattayken “Encyclopaedia Metallum: The Metal Archives” adlı (şimdi doğrudan “The Metal Archives” olmuş sitenin adı), kâh ünlü kâh çok göz ardı edilmiş kâh yerel rock ve metal gruplarına künye bilgileri derleyen sitede bu bilgiyle karşılaştığımda müthiş sevinmiştim.
Yüzyılları aşan bazı duraklar işte.
1. Asasındaki zafer tanrıçası Nike ile II. Attalos Heykeli, Kale Kapısı, Attalos Meydanı, Muratpaşa, Antalya. Sanatçı: Meretguly Öwezov, 2003, Açılış: 2004. Berlin Pergamon Museum’a giden orijinal bir baştan ve bir gövdeden ilhamen. (Kaynak: Wikipedia Commons, “Cobija”)
2. Filbahri ya da yalancı portakal çiçeği çalısı. (Kaynak: A’dan Z’ye Bitkiler Dünyası)
3. Alaşehir Aziz Yuhanna (St. Jean) Kilisesi. (Kaynak: Kültür Envanteri, İBB Atatürk Kitaplığı Arşivi)
4. Alasehir’in ilk albümü “Sharing the Sacred (2006): https://t.co/vJ7r7CLdEb
A brief reminder:
Very delighted to introduce this wonderful work to Turkish readers! Shifting the focus from the centre of the map to its far corners, @reeshistory asks: “What have we learned over the centuries from life ‘on the edge of civilisation’?” Or, “Have we tried to see it?” @birgariparaf
📜
The Far Edges of the Known World, beni en çok heyecanlandıran kitaplardan biriydi çünkü Owen Rees, burada daha önce farklı perspektiflerle sorulmuş bir soruyu çok daha katmanlı, geniş bir açıyla, bilinen dünyanın bir ferdi olduğu halde uzak köşelerde durarak soruyor: “Medeniyetin sınırlarından” ne anlıyoruz, daha doğrusu bu anlamlandırmanın peşinde miyiz?
Eve gelip kitaplarını bir kez daha sevmek şöyle.
Binbir hali baharın. 🌱🪺🏔️
İkiztepe, Samsun • Hattuša, Boğazkale, Çorum • Antalya-Burdur. 29 Nisan-3 Mayıs 2026.
🎶 The Jesus and Mary Chain - April Skies: https://t.co/0W5sNbcgWA
Nice revnaklı şehirler görülür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rü’yada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.
⚜️
“Kundağım dergâhta bağlandı, dergâhta çözüldü.”
Dersaâdet’e, Âsitâne’ye, İstanbul’a yönelik benzer ilan-ı aşklar, birbirinden çok da dûr olmamış vakitlerde Yahya Kemal Beyatlı’dan ve Cemaleddin Server Revnakoğlu’ndan.
Peki, nedir kenti bu denli “revnakdâr” yapan?
Evvelâ adı üstünde, mekânsal ve zamansal vüs’atı bol bir güzel “âsitâne”, eşik. Öyle ya, tekkeler için kullanılırken İstanbul için de kullanılagelmiş bu araf, eşik nâm unvan.
“Sâniyen” diyeceğim fakat aslında bu başıdır meselenin, mekânın kurgusunun: delilik ve velilik. TDV İslâm Ansiklopedisi, daha “Cemaleddin Server Revnakoğlu” maddesini okumaya başladığınız anda şu malumatı verir: “[…] bazı garip davranışları yüzünden ‘deli sultan’ diye anılan annesi Şerife Revnak Hanım, II. Abdülhamid döneminde sarayın hazinedar ustası idi.” “Bazı garip davranışlar”, elzem olduğunun çok sonraları anlaşılacağı, yoluna baş koyulmuş birtakım hafî meselelerdi muhakkak. Hz. Pîr soyu.
🌅
İşte bu birkaç kare, Cemaleddin Server Revnakoğlu’nun “İstanbul”u ile “Suriçi”nde yatıp “Boğaziçi”nde kalktığımızdır. Serimi son derece tok, düğümü ziyadesiyle girift ve yer yer flu, çözümü ise mutlu. Buraya, bir bidayet-nihayet sarkacında belirlenmiş yollardan belki çeşitli mekrlere uğrayarak ve kahramanın yoluna katkılarını heybemize almamız gereken kâh görkemli kâh oyuncaklı kâh yorucu tâlî yollara bile isteye girerek geldik. Leylen ve nehâren. Güneşte ve ayda.
Binbir parçalı ve aşamalı tezgâh akışında zikremediğim kadar kıymetli dokunuşları için şahane ekibimize bir kez daha bin teşekkürle.
@Sudenaz34354285 İnşallah en hayırlı vakitte bu cân u gönülden, temiz dileğiniz vesilesiyle kavuşursunuz kendisiyle Sudenaz Hanım. Çekilişe katılmayı unutmayınız lütfen, az kaldı. Sevgilerimle. ☺️🌻
Bayramımız mübarek olsun!
Mesleğimin en sevdiğim yanlarından bir an eşlik ediyor bu bayramıma (da).
Anneannemle dedeme, meslek hayatlarında senelerce istifade ettikleri ve dönem dönem sohbetlerinde, derslerinde işledikleri Hak Dini Kur’ân Dili ile bu seneki, “sık sık müracaat edilen sureler” tefsirlerimizden Fâtiha Tefsiri’yle Yâsîn, Mülk ve Nebe’ Tefsiri’ni gösterip nasıl çalıştığımızı anlatıyorum.
“Nasılll? Beğendiniz mi? Taşıyamadım ama doğrudan buraya göndereceğim inşallah.”
(Beğenmelerinin benim için önemini arz eden şu gözlerle: 🥹)
“Çoook güzel olmuş gızzım, Allah razı olsun.”
“Şimdi fotoğrafımızı hocalarıma, arkadaşlarıma gösteriyorum; birlikte çalıştık ya, onlar da çok sevinirler. Olur mu?”
“Tammam.”
Daha ne söyleyeyim ki? Gözlerim dolu dolu yazıyorum bunları.
Allah sizi başımdan eksik etmesin benim canlarım.
~•~•~
@lazamani ve @muratkaya571 Hocalarıma bir kez daha teşekkürle.
Mitostan canlanan, candan mitoslaşan bir olay örgüsü, harikulade bir hikâye, şahikalarda bir cezbe, her anlatıyı gönlüme nakşeden bir parça; bazen “o parça”. Bu süreklilikler, bu kadimler evreninin zihnimde yankılanan izlerini, “her yerdeki insan”ı mütemadiyen yeniden canlandırıyorum.
1. Apollon Tapınağı | Side, Manavgat, Antalya, Türkiye. Temmuz 2025.
2. Athena Tapınağı | Side, Manavgat, Antalya, Türkiye. Temmuz 2025.
3. Tholos Nymphaeum | Kibyra, Gölhisar, Burdur, Türkiye. Temmuz 2025.
4. Claudius Kapısı | Sagalassos, Ağlasun, Burdur, Türkiye. Temmuz 2025.
“Yaratılışa aşkı karıştıran Altın Aphrodite,
Bükemez, avlayamaz üç yüreği: erden Vesta,
Savaştan, ustaların sanatından başka bir şey
düşünmeyen Athena,
Ve Artemis; koruları, vahşi avları seven dağlarda.”
“Ey Phoibos, doğruluk tahtından,
Dünyanın kalbindeki yerinden
Sesleniyorsun insanlara.
Hiç yalan söylenmiyor, Zeus’un buyruğuyla,
Doğruluk sözünü karartacak gölge yok.
Ölümsüz bir hakla mühürledi Zeus
Apollon’un onurunu, konuştuğu zaman
Herkes inansın diye sarsılmaz bir inançla.”
Edith Hamilton, Mitologya, çev. Ülkü Tamer (Varlık Yayınları, 27. Basım, 2022), s. 19-20.
“O parça” ve serbest çeviri:
“Çılgınlık rüzgârında bir kartal gibi,
Delirmek üzere olan bir düşbaz ya da.
Cezbeye kapılıyor, dönüyor, deverân ediyor,
Mücadelesiz, bu ışıltıdan kaçamıyor.”
Myrath - Endure the Silence:
https://t.co/pN51HbVIno
Hz. Âişe (ra) Validemiz sual ettiler: “Ey Allah’ın Resulü! Kadir Gecesi’nin hangi gece olduğunu bilecek olursam nasıl dua edeyim?”
Habîb-i Kibriyâ (sav), “Allahümme inneke afüvvün tuhibbü’l-afve fa’fü annî.” (Allah’ım; sen çok affedicisin, affı seversin; beni affet.”) de, buyurdular.
🌸
“Yâ âlimen bi hâlî, aleyke ittikâlî.” (“Ey benim halime vâkıf olan; sadece sana güvenir, sana dayanırım.”) Hz. Mevlânâ Dergâhı Semâhânesi’nin kubbesinin kalem işi bezemelerinin beyaz istifinden.
🌻
“Ey kardeşim bir gececik de uyumasan ne olur?
Mum gibi uyanık olsan, kıvılcım gibi diri olsan ne olur?
Gök kapıları geceleyin açılır, bahtlar gece uyanır.
Sen de ay gibi uyuma da talih yıldızın parlasın, güzelleşsin.
Sen göklere mensup bir kişi isen elbette o âleme özlemin vardır.
Bu kirli dünyada gökyüzünden uzak kalamazsın, yücelerden başka bir yerde yatıp uyuyamazsın ki!
Geceleyin yürü ki yollar geceleyin alınır, menzillere geceleyin varılır.
Eğer sen O eşsiz padişahı istiyorsan, O’nun yoluna koyulmak için sefere çıkmışsan bu sefer de uyuma.
İyi insanlar, Allah’ın merhametinin ve sevgisinin gölgesinde uyurlar.
Ey kardeş, bunu anla da sakın başka yerde uyuma.
⚜️
Canın için bir gececik olsun iş arasında uyuma.
Ömürden bir geceyi eksik say da diri ol, uyuma.
Kendi hevesin için binlerce gece uyudun, ne olur bir gece de Allah için uyuma.
Geceleri uyumaktan da münezzeh olan o Sevgili için uyuma, uyuma da gönlünü ona teslim et.
Yüce Allah’ın ‘Dostlar gece uyumazlar.’ sözünden utan da bir gececik uyuma.”
İnayet, şefaat, himmet. Kadir Gecesi de kandili de bildirilenlerden olalım.
26-27 Ramazan 1445 / 5 Nisan 2024.
#kadirgecesi
Velûd âlimemiz ve bilge ninemiz Prof. Dr. Annemarie Schimmel ve Muhammed İkbal ile yayıncılıkta kavuşmak, yeniden buluşmaktır bana. Benim çok kıymetlilerim. Rahmet olsun “Cemile Bacı”mıza ve “Allâme”ye. Şöyle bir üçlü ve “Annemarie Schimmel Kitaplığı”na merhaba.
Bahara.
@kadirsinasdanis, tam da “o gibi” tercüme etti.
Hayatımda okuduğum, çalıştığım, çevirdiğim en güzel kitap. Gerçek bir lezzet şelalesi.
Hem Platonculuğun "müfredatı" hem de tam bir felsefeye giriş kitabı. Hem Platon'u anlamak için harika bir rehber, hem de önemli bir antik eser.
Arka kapaktan:
Okur bu kitapta ne bulacak?
Platon’un diyaloglarındaki soslu ve süslü öğretinin Orta Platoncu âlimlerden Alkinoos’un elinde bir ders kitabına, daha doğrusu bir öğretmen rehberine nasıl dönüştüğünü, felsefenin işinin ruhu bedenden yüz çevirtip hakiki varolanlara yöneltmek olduğunu, diyalektiğin bu süreçteki rolünü, matematiğin aklı duyulurlardan koparıp akledilirlere hazırlayan bir basamak olarak kullanılmasını, tanrının dile getirilemez doğasını ve onun ezeli akletmeleri olan idea’ları, biçimsiz ve niteliksiz maddenin bir oyun hamuru gibi zanaatkârın elinde üçgenlerden katı cisimlere ve nihayet dört öğeye nasıl büründüğünü, âlemin ruhunun derin uykusundan uyanıp nasıl akıllandığını, yıldızların ve gezegenlerin zamanın ölçüsü olmak üzere yörüngelerine nasıl yerleştirildiğini, insan ruhunun hesaplayan yanının başa, öfkesinin kalbe ve arzularının göbek bölgesi civarına gemi azıya almış vahşi bir hayvan gibi nasıl bağlandığını, duyuların bedende nasıl işlediğini, hastalıkların kökenindeki çürümeleri, ruhun bozulmazlığını ve ölümsüzlüğünü, yazgının her şeyi kuşattığı halde neden her şeyi baştan belirlemediğini, kötülüğün ve işlenen suçların aslında nasıl istemsiz olduğunu, insanın en yüksek amacının kusursuz bir yurttaş olmak değil de gücü yettiğince tanrıya benzemek olduğunu, erdemlerin birer orta olmasını ve duygulardaki ince çizgiyi, aşkın ve dostluğun türlerini, kentin koruyucular ve zanaatkârlarla nasıl idare edileceğini, varolanlarla ilgilenen filozofla var olmayanların karanlığında gezinen sofist arasındaki o derin uçurumu ve daha birçok ilginç şeyi.
Kulak kesilenin Yeni Platonculuğun ayak seslerini de duyabileceği bir eser olan Didaskalikos, Platon’un öğretisini bir bütün olarak kavramak isteyenler için antik çağdan kalma en berrak aynalardan biridir.
Didaskalikos Platonculuğun Ders Kitabı | Kitapyurdu https://t.co/PLpiBJfNwo
@haydikelam Merhaba, Mukaddime bölümünü müstakil olarak yayımlama gibi bir gündemimiz olmadı henüz. Çok teşekkürler ilginiz için. İyi akşamlar diliyorum.
“Müştak olup özlediğimiz” Ramazan’a “merhaba”.
🌙
@ketebe’de Şubat 2026 bitmemişti elbette. Ramazan-ı Şerif’in bereketiyle, bu ayı takip eden güzelliklerden biri, burada.
Temel İslam kültürünün dilimizde sarahatle ifadesi için düşünülen projenin bir parçası olarak devrindeki en liyakatli isimlerden Babanzâde Ahmed Naim’e teklif edilen o çalışma: Sahîh-i Buhârî Muhtasarı: Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi. Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsiri Hak Dini Kur’ân Dili ile İslamî ilimlere dair Osmanlı’dan günümüze ışıldayan en kıymetli eserlerin başında.
İlmî ciddiyet, dil hassasiyeti, metodolojik bütünlük: İşte bu sacayağı ile klasik hadis mirasını Türkçede sahih zeminde buluşturabilen bir kıymet bu.
Babanzâde, bu çalışmasında Sahîh-i Buhârî’nin Arapça hadis metninin anlam derinliğini korurken Türkçeye dair imkânları müthiş bir nezaketle, özenle kullanır. Bu çalışma, onun ayrıntılı notlarıyla telif kıymeti taşır artık. Hadis ilminin temel meseleleri, rivayet farkları, şahsiyet tahlilleri… Bu başlıklar da metin akarken ölçülü ve açık bir üslupla aktarılır.
Bu baskıda Babanzâde’nin hazırladığı ilk üç cilt esas alındı: Onun sağlığında yayımlanan ilk iki cilt Latin harflerine aktarıldı, üçüncü cilt ise ilk baskısı kaynak alınarak yeniden dizildi.
Tercüme edilen hadislerin, dipnotlardaki rivayetlerin kaynakları gösterildi; ana hadislerin Buhârî’deki ve Müslim’deki (“Sahîhayn”daki) yerleri, gerektiğinde muteber hadis kaynaklarıyla birlikte tespit edildi.
Başta kıymetli hocam Asım Cüneyd Köksal (@lazamani) olmak üzere, bu şahane eser için ilmek ilmek dokumalar sunan değerli isimlere ve elbette göz nuru döken canım ekibimize bin teşekkürle.
Hans-Hermann Graf von Schweinitz, 21 Şubat 1865’te Liegnitz’de doğar. Subaylık eğitimini tamamlayıp göreve başlar. Doğu Afrika’da faaliyetlerine devam eden kölelik karşıtı komiteye tayin edilir 1891’de. İşte buradaki görevini ifa etmek için 29 Ekim 1891’de Napoli’den hareket eder ve bir seyyahlık serüveni başlar. 1893 Şubatında ise görevini tamamlayıp ülkesine döner ve bu kez Prusya Savaş Akademisi’nde görevlendirilir. Graf (Kont) von Schweinitz, ilerleyen senelerde de seyyahlığı bırakmaz; bir kez daha Anadolu’ya, Kafkasya’ya, Orta Doğu’ya ve Basra Körfezi’ne uzanır.
Bu bölümler, kendisinin, çok severek çalışıp Şubat 2024’te yayımladığımız In Kleinasien: Ein Reitusflug durch das Innere Kleinasiens im Jahre 1905 adlı seyir defterinden.
2026 Şubatını sırlarken bu kadar şubatın bir araya gelmesi apayrı bir tevafuk.
İvriz Kaya Anıtı’nı, misafirperverlik hikâyelerimizi, kontun eşinin iyileşme sürecinde havanın ve bakımın etkisini, dünyanın en güzel kirazlarını dinliyoruz şimdi.
“Yoldan geçen insanlar, bize sürekli İbris Vadisi’nin bereketinin emaresi olan mükemmel lezzette kirazlar ikram ediyordu. Saat iki sularında biri sarı, diğeri kristal berraklığında suyu olan iki nehrin birleştiği bir yerden geçtik; ikincisini takip ettik. Bu, İbris Nehri’ydi. Bir saat içindeyse meşhur İbris’e varmıştık. Eşimin dinlenmesi ve iyileşmesi için tüm dünyada buradan daha mükemmel bir yer bulamazdık. Bu yüzden eşim tamamen kendini toparlayıncaya dek Ereğli’de kalacağımız süre boyunca burada konaklamaya karar verdim.”
“Hemen yakınımızda, sadece derenin kısa koluyla birbirinden ayrılan, İbris’in meşhur olmasına vesile olan efsanevi Hititlere ait antik kaya resimleri* yer alıyordu. Binlerce yıl önce, iki figürden oluşan tasvirler kayaya oyulmuş, takdir-i İlahî’nin bir cilvesi olarak da gelecek nesiller için korunmuş. Muhtemelen bir hasat sunusunu temsil ediyordu. Böyle bir sanat eserinin burada, tüm ana yollardan uzakta, ıssız bir yerde dikilmiş olması ilk bakışta garip gelebilir ancak eseri çevreleyen muhteşem doğaya şahit olanlar, bereket tanrısına bir anıt dikmek için başka hiçbir yerin bu toprak parçasından daha uygun olamayacağını anlayacaklardır.”
“Böylesine bereketli toprakları bir daha hiçbir yerde görmedik.”
“Zaptiye Hasan, konaklama sorununu hallederken biz de İbris Deresi’ndeki küçük bir adacıkta, birbirinden güzel meyve ağaçlarının gölgeleri altında, sıcakkanlı köy ahalisinin hemen ayaklarımızın altına serdiği örtülerin üzerine yayıldık. Altında uzandığımız ulu ağaçlardan bizim için kirazların en lezzetlileri toplanmıştı. Bunlar “horan”dı**; yani yabancılara ve gezginlere konukseverliği göstermek için halkın ortak mülküydü. Herkesin bunlardan gönlünce yemesine izin veriliyordu. Hatta bizim için ağaçlardan dallar kesip bunları İbris’in buz gibi soğuk suyuna atarak onları soğutuyorlardı.”
“Kiraz ağaçları, henüz çok körpe olmalarına rağmen ülkemizdeki kiraz ağaçlarının asla sahip olamayacağı bir boyuta ve devasa bir gövde genişliğine sahipti. Oldukça iri meyvelerle dolu dalları bu yükün ağırlığı altında eğilmişti. Diğer tüm ağaçlar da bereketli bir ihtişam içindeydi. Bilhassa fındık ağaçlarının kocaman yaprakları bizi hayrete düşürmüştü.”
* İvriz Kaya Anıtı kastediliyor. İvriz Suyu’nun kaynağının başındaki Geç Hitit güzelliğimiz. Ereğli’ye (Konya) 12 kilometre uzaklıkta, Halkapınar sınırlarında.
** Horanta, hörende: “Birlikte yemek yiyen kişiler”, aile halkı.
“Toroslarda”, At Sırtında Küçük Asya: Bir Alman Subayının Anadolu Notları, 1905 içinde, Almanca Aslından Çeviren: Şahzâde Şenay Ataç, (İstanbul: @ketebe, 2024), s. 91-93, 97.