Tek isteği mutlu olmak ve saygı görmek olan bir insanın kimden ne beklentisi olabilir ki? O, çıkar değil; gerçek muhabbet arar. Samimiyet, içten, olduğu gibi kabul edilmek… Hepsi bu.
Yaş aldıkça insan net bir şekilde öğreniyor: Hayatında kaç yıldır olduğu değil, sana nasıl dokunduğu önemlidir. Uzun süredir tanıyan herkes seni hiç gerçekten tanımayabilir. Asıl kıymetli olan; seni yargılamadan gören, sen sustuğunda anlayan, düştüğünde el uzatan, varlığıyla yük değil huzur olan kişidir. Yanında rol yapma ihtiyacı hissetmediğin, gülebildiğin, zayıf yanlarını saklamak zorunda kalmadığın insanlar kalıcıdır. Zaman her şeyi siler ama samimiyet kalır. Çünkü insan, yanında kendini iyi hissettirenle büyür; geri kalan herkes sadece birer hatıradır.
Atalarımızdan özür dileyerek söylüyorum,
“keskin sirke küpüne zarar” sözünü artık daha iyi anlıyorum. Sürekli öfkeli olmak, her şeye sert tepki vermek önce kendine zarar veriyor. Haklı olsan bile bağırıp kırmak bir şey kazandırmıyor; aslında en çok kendi içini yıpratıyor. Sakin olmak zayıflık değil, bilgelik. Bazı şeyleri görmezden gelmek, susmak ve yoluna devam etmek gerçek güç. Keskin olan çabuk eskir, dengede olan uzun süre ayakta kalır.
Çok düşünüp kafayı yemeye gerek yok.
Sizi anlayıp iyi davranan kaliteli insanlar,
sizi anlamak istemeyip haset davranan kıskançlar. İnsanı anlamak zor değildir.
Hayatta tahammül edebildiğim tek bir şey yok,
o da şaka ya da saygı kisvesi altında yapılan saygısızlık ve birini aşağılamaya çalışma hali. Çünkü bu masum değil. İnsan gibi konuşmak varken laf sokmayı seçen, niyetini gizlemeye çalışıyordur. Şaka adı altında kırmak, saygı değildir; terbiyesizliktir. Kimse kimseyi küçülterek değer kazanmaz. Bu bir espri meselesi değil, karakter meselesidir. Sınır bellidir: Saygı yoksa, konuşmanın da anlamı yoktur.
—@emrevalez
Size nasıl davranılıyorsa, aynı netlikle karşılık vermekten çekinmeyin. Bu bir sertlik değil, öz saygıdır. Sürekli anlayan olmak sizi yüceltmez; sınır koymak, kendinizi korumanın en dürüst yoludur.
Şöyle düşündüğümüzde biz insanız; aynı duygularla sevinen, aynı acılarla yorulan varlıklarız. Ama buna rağmen birbirimizle yarışmayı, kırmayı, dökmeyi, çalmayı, hatta ihaneti normalleştirdik. Oysa başka bir yol mümkündü. Güçlenmek için ezmek yerine, birlikte büyümeyi seçebilirdik. Dost olmayı, yan yana durmayı, farklı fikirlere tehdit gibi değil zenginlik gibi bakmayı öğrenebilirdik. Birinin fikri bizden farklıysa hemen savunmaya geçmek yerine, “Dur, bu bakış açısı da iyiymiş” diyebilecek olgunluğu gösterebilirdik. Kim ne yaparsa yapsın, kıyaslamak yerine anlamaya çalışsaydık; kazanmak yerine katkı sunmayı öncelik yapsaydık. Saygıyı sadece kendimize değil, karşımızdakinin varlığına da borç bilseydik. Dünya daha adil olur muydu bilinmez, ama kesin olan şu ki daha yaşanır, daha insani olurdu. Çünkü insanı yücelten şey rekabet değil, birlikte üretebilme ve birbirine alan açabilme becerisidir.
Bana kalırsa bu yazımı Türkiye’de herkes
okumalı. Ama maalesef kayıtsız insanlar
birbirine doğruyu aşılamıyor.
Saygılı olduğu sürece herkesin fikirlerine
saçma bile olsa açığım. Herkesin mantıklı
olamayacağını elbette biliyorum. Sadece
öyle sansın diye susuyorum. Benim adım
king.
Sadece senin zihninde d��şmanız; orada
zaten her gün birileriyle kavga ediyorsun.
Benim gözümdeyse durum çok daha net:
Sen bir aptalsın. Kendini merkez sanıp
etrafındaki herkesi figüran ilan ediyorsun.
Her bakışı tehdit, her sessizliği plan zannediyorsun. Oysa ortada ne plan var ne düşman, sadece sen varsın. Zekayı gürültüyle, derinliği karmaşayla karıştırıyorsun. Ben seninle savaşmıyorum, çünkü rakibim değilsin. Sen kendi düşüncelerinin kalabalığında kaybolmuş, bunu da strateji sanan trajikomik bir detaysın.
Belki göndereceğin birileri vardır 🫡🤩
İnsanlar karmayı, masal gibi anlatılan bir intikam biçimi sanarak hafife alıyor. Oysa karma bir ceza sistemi değil; davranışın, niyetin ve seçimin er ya da geç karşılıksız kalmamasıdır. Kimse seni incittiği an bedel ödemez belki ama o yük, zamanla karakterine, ilişkilerine, huzuruna sızar. Kimi vicdanla sınanır, kimi yalnızlıkla, kimi de en çok değer verdiği şeyden kaybederek. Karma acele etmez; çünkü asıl dersi hızlı vermek değil, kalıcı öğretmektir. İnsanlar “yanına kar kaldı” sandıkları her kötülüğün, bir gün sessizce kapıyı çalacağını unutuyor. Ve o gün geldiğinde, kaçacak bir mazeret de, saklanacak bir insan da kalmıyor.
Karma intikam alacaktır. Bugünler de olduğu gibi herkes karmayı yaşıyor :)