Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı eğitim sisteminde, eğitimin amacı, Cumhuriyet ilke ve inkılaplarına bağlı, yurttaşlık bilincine sahip bireyleri yetiştirmektir.
İslami eğitim sisteminin amacı ise İslam akidesine iman etmiş, Allah'ın hükümlerine bağlı şahsiyetler yetiştirmektir.
O halde eğitim hangi sistem altında nasıl olmalı?
https://t.co/dxjp2F2ze3
Bundan haftalar önce Suriye Kültür Bakanlığı 15 yıldır sürgünde olan kadın sanatçı Asala Nasri’nin Şam’da konser vereceğini duyurmuştu.
Bunun üzerine aralarında çok sayıda âlim ve davetçinin bulunduğu, “Şam Vaizleri Forumu” tarafından düzenlenecek konserin caiz olmadığından dolayı iptal edilmesi istendi.
Ne var ki dün Şam’da konser icra edildi…
Buradan Ahmed Şara’nın Suriye müftüsü olarak atadığı, elini öperek onura ettiği Usame Rifai'ye sormak isterim; böylesi bir etkinliğin haram olduğuna dair yöneticilere telkinde bulundunuz mu?
Her bir karışı İslam’a feda kılınmış kanlarla sulanmış Suriye topraklarında böylesi bir konserin haram olduğunun fetvasını yöneticilere söylediniz m?
Allah'tan korkan, Rabbânî âlimlerin görevi yalnızca yöneticileri taltif etmek, onların yanında fotoğraf vermek, baş tacı etmek midir?
Peki ya siz yöneticiler!
Allah’tan korkan Rabbani âlimlerin tepkilerini, hatırlatmalarını dikkate almayacaksanız neden onlara ihtiram duyuyor, âlimleri baş tacı yapıyorsunuz?
Sizi Batı'nın kültürü mü büyüledi?
Washington'dan esen rüzgârın etkisi altında mı kaldınız?
Yoksa Trump’ın parfümü mü başınızı döndürdü?
Gençlik; yalnızca bir yaş dönemi değil, insanın kim olduğunu, niçin yaşadığını ve hayatını hangi gaye üzerine inşa edeceğini sorguladığı önemli bir dönemdir.
Bu düşünceden hareketle gerçekleştirdiğimiz “Gençliğin Anlam Arayışı” panelimizde; gençlerin yaşadığı kimlik ve anlam krizini, modern hayatın gençlere sunduğu sahte hedefleri ve insanın varoluşuna dair temel soruları ele aldık.
Gençliğin yalnızca diploma, kariyer, tüketim ve haz ekseninde şekillenen bir hayatın içine hapsedilmemesi gerektiğini; insanın gerçek anlamını yaratılış gayesini bilmekte ve hayatını bu gaye doğrultusunda şekillendirmekte bulabileceğini konuştuk.
İslâm’ın gençliğe kazandırdığı kimlik, aidiyet, sorumluluk ve dava bilinci üzerine fikirlerimizi paylaştık.
Anlamını arayan değil, anlamını vahyin rehberliğinde bulan bir gençlik için…
#GeleceğimizİslamiEğitimde
#ŞahsiyetliNesil
Husumet Kur’an-ı Kerim Altında Son Buldu: Aydın’da İslami #Kardeşlik Kazandı
📌Toplumsal huzuru ve Müslümanlar arasındaki kardeşliği tesis etme gayretleri meyvesini vermeye devam ediyor. #Aydın’da Emlek ve Şimşek aileleri arasında bir süredir devam eden husumet, Köklü Değişim Aydın Temsilciliği’nin arabuluculuğu ve Kur’an-ı Kerim’in şahitliğinde barışla noktalandı.
Oh ne güzel dünya!
Sen şirket kur, küçük yatırımcılardan para topla, yüksek maaş ve kar payları ile zenginleş, sonra şirket battığında devlet devreye girsin ve oluşan enkazı kamu kaynaklarıyla ortadan kaldırsın.
Borsa İstanbul’da tasfiye edilen fonlar ve kamu bankalarına devredilen tasarruf finansman şirketleri, münferit birer finansal başarısızlık değildir. Reel üretimden kopmuş modern finansal sistemin ürettiği kaçınılmaz sonuçlardır.
Serbest piyasa dogmasının ve finans ekonomisinin ürettiği bu vahim tabloyu 4 temel eksende ele almak gerekir.
1-Kamu otoritesinin bu yapılara müdahale etmesi veya tasfiye süreçlerini üstlenmesinin ana sebebi, küçük yatırımcıyı korumak değildir. Yeni bir ekonomik kriz korkusudur. Finansal zincirin bir halkasının kopması, domino etkisiyle tüm piyasaya yayılma potansiyeli taşır. Devlet, sistemin kökten çökmesini engellemek adına enkazı temizler ve enkazı oluşturan yapının sorgulanmasını gözlerden uzaklaştırır.
2-Klasik sermaye piyasası teorisi, borsayı ve finansal araçları "üretime kaynak aktarma mekanizması" olarak sunar. Oysa günümüz kapitalist finans anlayışındaki fonlar ve türevleri, gerçek mal ve hizmet üretiminden tamamen bağımsız, gerçek olmayan (fiktif) bir değer üretme yarışından ibarettir.
Reel sanayiye veya katma değerli üretime dönüşmeyen, sadece para hareketinden para kazanmayı hedefleyen modeller "şişirilmiş değerler" oluşturur.
Sisteme yeni girenlerin kaynağıyla eski girenlerin doyurulduğu ya da varlık fiyatlarının aşırı köpürtüldüğü bu düzen, makroekonomik bir gerçekliğe dayanmadığı için ilk sarsıntıda patlamaya mahkûmdur.
3. Bu sistemin kurgusunda risk ve kazanç adil bir şekilde dağılmaz.
Sistemi kuranlar ve yönetenler, yüksek yönetim ücretleri, fahiş maaşlar, kâr payları ve primlerle süreç boyunca kişisel servet birikimleriyle zenginleşirler.
Küçük yatırımcı ise kazanç ve enflasyondan korunma arayışıyla sisteme çekilir, çöküş anında ise asıl kaybeden olur.
Tasfiye edilen veya kamuya devredilen yapıların bütçeye getirdiği yük, günün sonunda kamu kaynakları üzerinden bütün halkın sırtına biner.
4-Sermayedarlar büyüme evresinde, devlet piyasadan elini çeksin, serbest piyasa kendi dengesini bulur derler ancak kriz evresinde sistemsel risk var, kamu bizi kurtarmalı noktasına gelirler. Kârın özelleştirilip zararın kamusallaştırıldığı bu sistemsel çelişki aynı zamanda finansal aktörlerin kontrolsüz risk almasını teşvik eden büyük bir ahlaki yozlaşmaya da kapı aralamaktadır.
Batan fonları veya tıkanan tasarruf şirketlerini devralmak yaranın üzerine bant çekmektir. Gerçek üretime, istihdama ve somut katma değere dayalı olmayan ekonomi yaklaşımları yarayı tedavi etmeyeceği gibi kangrene dönüştürecektir.
İşte gerçekler!
Finans ve sömürüye dayanan kapitalist ekonomik sistem sermaye elitlerini her türlü risk ve zarardan korurken, krizlerin faturasını her daim ezip geçtiği halka keser!
Bu ve benzeri sayısız zulümlere İslam nizamından başka son verecek var mı?
#battık#teraportföy
📢 PANEL | MODERN ÇAĞIN BUNALIMINDA NESLİN KALKINMASI
Modern çağın gençler üzerindeki etkilerini konuşuyor; günümüzün fikrî ve ahlâkî bunalımları karşısında neslin nasıl yetiştirilmesi gerektiğini ve İslam Devleti’nin eğitim modelini ele alıyoruz.
📌 Panel Konusu:
“Modern Çağın Bunalımında Neslin Kalkınması ve İslam Devleti Eğitim Modeli”
🎙️ Konuşmacı:
▪️ Hüseyin Çoku
📅 19 Eylül Cumartesi
⏰ 20.30
📍 Köklü Değişim Adana / Yüreğir Temsilciliği
Koza Mah. Günebakan Sok. No:30 Yüreğir, Adana
#GeleceğimizİslamiEğitimde
#ŞahsiyetliNesil
İslamî akliyet ve nefsiyetin oluşturduğu İslamî şahsiyete sahip, Rabbini bilen bir gençlik hepimizin arzusu ve ümididir.
Ne var ki bu, kaynağı laiklik olan eğitim ve öğretim modeli ile asla mümkün değildir. Bu ancak bağrından Rabbani âlimleri, idealist ilim adamlarını ve hayırlı gençliği çıkartacak İslam’ın eğitim metodu ile mümkündür.
Ya Rabbi! Sen evlatlarımızı şeytani bütün fitnelerden koru ve razı olduğun hayatta yaşayabilmelerini nasip et.(amin
#ilkdersimizkardeşlik
Son günlerde pompaya yansıyan zamlarla birlikte mazotun litre fiyatı 100 TL’yi aştı. Bundan 15 sene önce 100 TL’ye 30 litre mazot alınabiliyordu.
İşin inkar edilemez gerçeği ise; bu zamlar sadece pompayla sınırla kalmayacak ve hayatın sair alanlarına da olumsuz manada etkisi olacaktır.
Ekonomik zorluklar, artan maliyetler, yüksek enflasyon ve borçlanma yükü hayatın her alanını olumsuz manada etkilemektedir.
İnsanlar hayatlarını idame etmekte zorlanıyor…
Ticaret meşgul olanlar ayakta kalma mücadelesi veriyor…
Ve dahası…
Bütün bu zorluklar kapitalist ekonomi nizamından kaynaklanmaktadır.
Her fırsatta, her platformda her konu bağlamında yegane çözümün İslam’ın kendisine has iktisat nizamında olduğunu söylüyoruz, söylemeye de devam edeceğiz.
Bugün kapitalizmin yol açtığı gelir dağılımındaki adaletsizlikler; malın kıtlığına değil, mevcut mal ve hizmetlerin bireyler arasında yanlış dağıtılmasına bağlıdır.
İslam iktisat nizamı; ekonomik dengeyi sağlamak için mülkiyeti; özel mülkiyet, kamu mülkiyeti ve devlet mülkiyeti olarak üçe ayırır. Servetin belli kimselerde tekelleşmesini engeller ve malın bireyler arasında İslam'ın ön gördüğü şekilde dağılmasını esas alır.
İşte petrol de insanların aralarında ortak olduğunu şeriatın nassla belirlediği kamu mülkiyeti kapsamına girmektedir. Kamu mülkiyeti kapsamına giren ne varsa; devlet tarafından yönetilir ve ortaya çıkan gelir tüm halkın maslahatı yönünde kullanılır.
Nasslarla insanlığın ortak kılındığı kaynaklar; insanlığın faydasına ücretle satılamaz.
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdular:
“Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Suda, merada ve ateşte…” [Ahmed bin Hanbel]
🎓 Üniversite öğrencilerinin barınma sorunu büyüyor!
Milyonlarca genç eğitim hayatını sürdürmeye çalışırken, mevcut yurt kapasitesi öğrencilerin tamamına yetmiyor. 6.301.434 öğrenciye karşılık yalnızca 1.003.259 yatak kapasitesi bulunuyor.
Bu tablo, gençlerin eğitim hayatında karşılaştığı barınma probleminin ne kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor.
İslam, toplumun temel ihtiyaçlarını karşılamayı ve gençlerin eğitimine imkân sağlamayı devletin sorumlulukları arasında görür. Barınma bir ayrıcalık değil, eğitim hakkının tamamlayıcı unsurlarından biridir.
Çözüm; gençleri yüksek kira, yetersiz yurt ve ekonomik kaygılar arasında bırakmak değil, İslami esaslar doğrultusunda kamu kaynaklarını toplumun temel ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde kullanmaktır.
Neslimiz tehlikede, kurtuluş İslami eğitimde!
#GeleceğimizİslamiEğitimde
#ŞahsiyetliNesil
Anti-Siyonizm Kongresi Cephe Toplantıları Adana’da devam ediyor!
Birinci Anti-Siyonizm Kongresi ile başlayan ve İstanbul, Tekirdağ ve Diyarbakır’da gerçekleştirilen Cephe Toplantıları, şimdi Adana’da devam ediyor.
“Hayatın Her Anında, Her Yerde Kongre” fikriyle; birlikte düşünmek, üretmek ve harekete geçmek üzere tüm Kongre paydaşlarını Adana’daki Cephe Toplantısı’na davet ediyoruz.
📅 3-4 Ekim 2026
📌 Yüreğir Kültür Merkezi, Adana
Okullar açılıyor ve yeni eğitim döneminin başladığı bu sabah, okulları, çocukları ve gençleri tehdit eden sokak çetelerine, yeni nesil suç örgütlerine yönelik Türkiye genelinde eş zamanlı operasyonlar yapıldı. Adalet Bakanı Akın Gürlek'in belirttiğine göre 78 Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmalar kapsamında, 2 bin 447 şüpheli hakkında adli işlem yapılmış. Bakan, okul ve öğrencileri tehdit eden bu çeteler ile ilgili "sokaklarımız suç örgütlerine bırakılmayacaktır." dedi.
Öğrencileri ve tüm toplumu bu tür suç örgütleri ve çetelerin tehdidinden korumak için atılan adımlar önemlidir zira sadece okullar değil, sokaklar ve tüm toplum tehdit altındadır. Ancak bu adımlar, sorunun çözümü için tek başına yeterli değildir. Çünkü bu sabah operasyon yapılan çetelerin elemanlarını da yine bu eğitim sistemi yetiştirdi, adeta suç makinelerine dönüşen bu kişiler aynı okullarda eğitim gördüler. Laiklik esası üzerine kurulu bu eğitim sistemi; düşünmeyen, sorgulamayan, tarihine ve değerlerine yabancılaşmış sorunlu bir gençlik yetiştiriyor. Her türlü fikri saldırıya karşı savunmasız, popüler kültür tarafından öğütülmüş, asosyal, apolitik, özgüvenini, yaşama gayesini kaybetmiş ve suça sürüklenmiş nesiller yetiştiriyor.
Bu sebeple okulları ve öğrencileri tehdit eden çetelere yönelik yapılan operasyon gibi laik eğitim sistemine de topyekun operasyon yapılması gerekir. Zira eğitim sistemindeki en büyük sorun laik Batı kültürünün kendisidir. Bu kültür imanlı, ahlaklı, şuurlu ve şahsiyetli nesiller yerine, deist, ateist, şuursuz, gayesiz, asosyal problemli nesillerin yetişmesine sebep olmaktadır. Toplumu orta çağ karanlığına hapseden işte bu laik Batı kültürüdür. Dolayısıyla neslimiz tehlikede, kurtuluş ise İslami eğitim sistemindedir.
Yapay Zeka Ekonomisi | Eko Vizyon
Eko Vizyon’un bu bölümünde; yapay zeka ekonomisini, onu kontrol eden güçleri ve bu ekonominin potansiyel etki sahasını ele alıyoruz.
"Yapay zekâ artık yalnızca bir teknoloji değil. Aynı zamanda sermaye, enerji, veri, çip, iş gücü, devlet gücü ve jeopolitik hâkimiyet meselesi.
Peki neden? Çünkü yapay zekâyı kim kontrol ederse yalnızca teknolojiyi değil, geleceğin ekonomisini de kontrol etme potansiyeline sahip olur..."
Dünya yapay zekâya trilyonlarca dolar harcıyor. İnsanlık tarihin en büyük teknolojik dönüşümlerinden birinin içerisine giriyor.
Ama aynı dünyada milyonlarca insan aç.
Milyarlarca insan temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.
Servet giderek daha az kişide toplanıyor. Ve teknoloji geliştikçe ekonomik güç de giderek daha fazla merkezileşiyor.
Büyüyen yapay zeka teknolojisi ile sömürü ve işgal artıyor. Üst düzey silahlar, istihbarat çalışmaları ile katliamlar ve suikastlar yapılıyor.
Öyleyse sorun teknoloji değil sorun, teknolojiyi yöneten ekonomik sistemdir.
Şimdi övüne övüne bitirilemeyen Mekke İttifakındaki müttefiğimiz Suudi Arabistan'a "İsrail" Husiler ile ilgili istihbarat desteği veriyormuş öyle mi? Yani aslında onlar da müttefik imiş! Şaşırdık mı? Hayır.
Hani bu ittifak "İsrail" içindi? Böyle pazarlamadınız mı?
Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkma gibi bir özelliği vardır.
Algı operasyonlarına ve birinci görevleri "İsrail'in" güvenliğini sağlamak olan yöneticilere fazla güvenmeyin.
Başkalarının dünyası için kendi ahiretinizi heba etmeyin!
Ulusalcılık, milliyetçilik adı altında Aziz Edward Tacının gölgesinde siyaset yapanlar asla başarılı olamayacaktır.
Onların kazanım dediği geçicidir. Bu topraklar elbet bir gün aslına dönecek sömürgeci güçleri ve onların hizmetkarlarını evlerine gönderecetkir.
Şu anda sevinme ve övünme sırası sizde.
Keyfini çıkartın. Fazla uzun sürmeyecek!
Yeri Dolmayan Boşluk: İtminân
İnsanoğlu var olduğundan beri dış dünyasını mamur etme telaşındadır; coğrafyalar aşmış, saraylar inşa etmiş ve ellerinin uzandığı her nesneyi mülkiyetine geçirmek istemiştir. Yeri gelmiş hakikati bir kenar bırakmış ve arzusuna uymayanı kaldırıp değiştirmiştir. Ne var ki maddî ve dünyevi imkânların genişlemesi, ruhun daralan coğrafyasını ferahlatmaya yetmemiştir.
Bu hengâmede istikametini kaybeden insan, sadece eşyanın tabiatına yabancılaşmakla kalmaz, ruhun merkezinden de uzaklaşır. Yeri dolmayan boşluğun verdiği acıyı madde ile uyuşturmaya çalışır, şiddet ile hafifletmeyi dener, zaafiyet ve tamah zemininde ruh aç kalınca yanlış yollar ile doyurmaya çalışır. Varlık gayesinden kopan bu arayışlar, kanayan bir yaraya tuz basmaktan farksızdır. Denenen her batıl yol o boşluğu kapatmak bir yana, insanı telafisi imkânsız bir çöküşe sürükler. Her geçen gün artan intihar vakaları bu gerçeği gözler önüne sermektedir.
Kalbin tüm bu kronik sarsıntılardan arınıp nihai bir sükûnete ermesini ise itminân olarak açıklayabiliriz. Tevekkül eden kul, Hakka güvenerek neticeyi her durumda O'na bıraktığında sırtındaki ağır yükten kurtulur; bu kurtuluşun akide düzleminde kalpte bıraktığı o kesin tatmin elbette itminândan başka bir şey değildir.
Kur’ân-ı Kerim’de bu hakikat, Bakara Suresi’ndeki Hz. İbrahim’in (as) duasıyla temellendirilir. Halilullah (as), ölülerin nasıl diriltileceğini sorarken ilahi hitaba muhatap olur: "İnanmıyor musun?" Hz. İbrahim’in verdiği cevap, kalbî tatminin nesnel bilgiden öte itikadi bir sükûnet olduğunu gösterir: "İnanıyorum, lakin kalbimin itminân bulması için istiyorum." (Bakara, 2/260) Bu nass, imanın yakin derecesine ulaşmasının ancak tüm pürüzlerin ilahi emirle bertaraf edilmesiyle mümkün olacağını fısıldar. Benzer bir derinlik Enfal Suresi’nde yer alır; Bedir’in o gerilimli ve nefes kesen sıcağında Müminlere indirilen sekine şöyle tasvir edilir: "Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve bununla kalpleriniz itminân bulsun (huzura ersin) diye yaptı." (Enfâl, 8/10) Siyer-i Nebî’nin tahlilinde bu halin en somut tecellisi Hudeybiye Musâharesi'dir. Antlaşma masasında zâhirî şartlar Müslümanların aleyhine gibi görünürken Ashab-ı Kiram’ın Resûlullah’a (sav) biat ederken gösterdiği o keskin duruş, dışarıdaki belirsizliğe rağmen kalplerin merkezindeki itminânın delilidir. Onlar, ne kılıcın keskinliğinden ne de antlaşma maddelerinin ağırlığından sarsılmışlardır; çünkü Rablerine olan teslimiyetleri, kalplerini sarsılmaz bir emniyete ulaştırmıştır.
Fecr Suresi’nin ufkunda yankılanan "Ey itminâna eren nefis! Rabbinden razı ve O'ndan rıza almış olarak dön Rabbine!" (Fecr, 89/27-28) daveti, bu dünyada dengeyi kurabilen şahsiyetlerin ebedî vuslat müjdesidir. İmtihan dünyasında savrulmadan yaşayabilmek, sükûnetle kaimdir. İnsanın imtihanı, dışarıdaki fırtınaları dindirmeye güç yetirmekten ziyade, sarsıntının temelindeki derin boşluğu hakikatin miracıyla doldurmaktır.Zira geçici telâşların sürüklediği insanın sığınağı da aradığı o nihai itminan makamı da yegâne hakikatte saklıdır: "Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla mutmain olur." (Ra'd, 13/28)
Ebrar Sultan ÖZDOĞAN
https://t.co/BQ8lPKpTW9
#GazzeyiUnutmayın
#GazzedeZulümArşaDayandı
#pazartesi