Deniz Göktaş'ın gösterisini izledikten sonra koşa koşa twitter'a gelip "kesin alırlar" yazanların, bunu Deniz Göktaş için endişelendiklerinden değil, Deniz Göktaş'ın cesaretini takdir ettiklerinden de değil, kendi siyasal sinikliklerini onaylatma refleksiyle yaptıklarını düşünüyorum. Bu aptallığın başka açıklaması olamaz.
Futboldan anlamam ama insan davranışından anlarım. Voleybolcu kadınlara şampiyonluktan sonra esirgenen desteği, ortada hiçbir başarı yokken futbolculara verenler bu sonucu hazırladı. Devletin de, markaların da, halkın da buradan çıkaracağı ders açık: Önce performans, sonra ödül. Önce başarı, sonra alkış.
Davranışbilimin temel kuralı şudur: Ödüllenen davranış devam eder! Türkiye olarak futbolda yıllardır devletiyle, markasıyla, taraftarıyla vasatlığı ödüllendiriyoruz.
Kaç tane lisanslı sporcun var 85 milyonluk ülkesin? Kaç şehirde çocuklar, gençler için sporcu olarak hayal kurabilecekleri olanaklar yarattınız, ne gibi tesisleriniz var, sporu eğitime ne kadar entegre ettiniz? Hayatın başka her alanında olduğu gibi halkı, halkın çocuklarını, milyonlarca genci yok sayın, üç beş tane şımarık velede villa dağıtın, prim dağıtın, sonra da başarı bekleyin. Bu rejimde herhangi bir alanda elde edilen bir iki başarı varsa o da tesadüfidir, mucizedir. Yoksa bu rejimin üretebileceği gerçeklik bu, bu kadar.
TRT spikerinin İran ile Yeni Zelanda'yı karıştırarak maç anlatması bireysel hata değil. Vergilerle yürüyen milli kanalın kurumsal durumudur. Hazırlık, bilgi, heves, heyecan, gayret, özen, liyakat, kontrol, ciddiyet, denetim, çaba, yok. Rehavet ve umursamazlık var. Hazin.
Kılıçdaroğlu ve ekibi bu işe zaten CHP'yi %2-3'lere düşürmeyi göze alarak girişti. Dertleri toplum desteği değil, rejim himayesinde CHP'nin nimetlerinden ve olanaklarından yararlanmak.
O yüzden önemli olan onların ne yapacağına odaklanmak değil, önemli olan kopuşu gerçekleştirecek iradeye sahip olmak.
bu tivitleri kk atmıyor, bu tivitleri kk'nin ekibi atmıyor, bu tivitler kk'nin çalışma ofisinden atılmıyor, bu tivitler chp genel merkezinden de atılmıyor.
"Bir haber metni nasıl yazılmaz?" sorusunun cevabı aşağıda.
"Eski eş" derken boşanma davasının sonuçlandığı mı varsayılıyor, eğer dava hâlen sürüyorsa neden "eski eş" deniliyor, "eski eş" ifadesi hukuki bağlamdan azade mi kullanılıyor, acaba Burhan Akdağ Müge Anlı'dan mı boşanıyor yoksa ondan sonra evlendiği bir başka kadından mı?
Her şey muğlak.
Bilen anlayan bize bağlam sunsun lütfen. Eğer Müge Anlı olaylı bir şekilde boşanıyorsa, özel hayatını didik didik edip ayıplayalım ülkecek. Harika olur.
Mekke Allah'ın evi değildir.
Allah kişi değildir ki evi olsun.
O ev Hz. İbrahim'in Hacer ile ondan doğan İsmail için yaptığı evdir.
Hiçbir kutsallığı yoktur.
Peki, Hacer kimdir?
Kur'anda ismi geçen Mısırlı kadındır.
Çocuğu olmayan Sare tarafından İbrahim'e sunulduğunda henüz genç yaştaydı, İsmail'i doğurdu. Arapların devamı buradan gelir.
Hacer İslam kaynaklarına göre, Mısır firavunlarından Senan bin Ulvan'ın İbrahim'in karısı Sare'ye hediye ettiği bir köledir. İbrahim, çocuğu olmayan Sare'nin izniyle Hacer'le evlenir.
Sare'nin yıllar sonra İbrahim'den İshak adında çocuğu olur.
Yahudilerin devamı buradan gelir.
Peki, İbrahim (Abraham) kimdir?
Aramidir. Mezapotamya'da, Sümer topraklarında, Ur şehrinde doğmuştur. (Şimdiki Irak). Hz. İbrahim'in babasının Târahdır (Azer)
Hz. (Abraham) İbrahim Hz. Muhammed'den 2500 yıl önce yaşamış Yahudilerin atası, İsrail'in kök kurucusudur.
O dönemde İslamiyet yok ki Müslüman olsun.
Herkes Putperestti.
Peki, herkesin ona tapmasını istediği putunun adı neydi?
El-ilah(Allah).
Peki, Erkeklerde sünneti çıkaran kimdi?
İbrahim.
Peki, Sünnet olmayan kişi kimdi?
İbrahim? (Abraham)
Peki! Sünnet ne anlama gelir?
Ben de İbrahim'in (Abraham) putuna inanıyorum demektir..
Peki, Biz kimiz?
Türk.
Neden sadece Yahudi ve Müslüman erkekleri sünnetlidir?
Hani namaza dururken 'döndüm kıbleye' diyorsun ya kardeş, İşte o aslında döndüm, Kibele 'ye demektir.
Gerçi namaz da İslamiyetten bin yıllar önce pagan (putperest) dinlerinde yapılan bir tür tapınma ayinidir de o konuya hiç girmeyeceğim şimdilik.
Kibele ise Friglerin bereket tanrısının adıdır.
Cennetten gelmiş diye ağlayarak kafanı içine soktuğun, Hacerul Esved isimli taş da, Kibele'nin vajinasını {doğurganlığı} temsil eder.
Şekline bakarsan anlaman zor olmayacaktır.
Sonra cehennem diye bir yerin varlığına inanıyorsun.
Yok öyle birşey..
Senin cehennem dediğin şey, bu gün ki İsrail topraklarında bulunan ve tabanından petrol ve metan gazları çıktığı için sürekli yanan G-hinnom isimli vadinin adıdır, ve 'azap verici yer' anlamına gelir.
Sümerler döneminde ağır suçluları oraya atıp yakarlarmış.
Sonra bu vadinin ismi Sümerlerden Tevrat'a ordan da senin inandığın kitaba kopyalamış.
Zaten inandığın dinin tamamı Sümer, Mısır ve Yunan mitolojilerinden kopyalanmış.
Azıcık okusan, merak etsen anlayacaksın ama işte. Neyse..
Bir de Allah var tabi İslamiyet öncesi arapların çok tanrılı dinlerindeki en kudretli tanrısı olan Elilah. Namı diğer ay tanrısı
Yani bugün senin Allah diye inandığın şey aslında Ay tanrısı El-ilah'tan başkası değildir.
Hani şu minarelerin tepesindeki ay var ya... Hah işte o ay tanrısını temsil eder...
Muhammed çok tanrılı dinlere son verdi ve kabedeki en kudretli put olan El-ilah'ı tek tanrı olarak kabul ettirdi yaşadığı topluma.
Allah diye bir yaratıcının olduğu Muhammed'e ayetlerle bildirilen yeni bir durum olsa babasının adı "Abdullah' olmazdı.
Aynı şeyi zamanında, Mısır firavunu, Akheneton da yapmak istedi.
Çok tanrılı dinleri ve firavunların kutsiyetini yok etmeye kalkıştı ama sarayın ileri gelen rahipleri ve yobaz halkı tarafından linç edildi maalesef..
Tüm firavunların ihtişamlı mezarları varken, Akheneton'un mezarı dahi yoktur.
Ha bir de Yahudilerden nefret ediyorsun, kullandığın isimler bile onların isimleri
Josef - Yusuf
Jackop - Yakup
Abraham - İbrahim
Tothmoses- musa
Elyesa - İlyas
Daha liste uzar gider...
Ne Arap, ne de Yahudi soyuyla hiç bir ilgimiz yoktur.
Peki, Neden onların efsanelerine uyup bu tür tapınım işlerini yapıyoruz?
Bir Arap ile Yahudi inancı ki Cumhuriyetimizi batırıyor.
Biz halen gerçekleri göremiyoruz.
Yerin dibine batsın kör cehalet.
Bir dinin ayakta kalabilmesi, onun ekonomik olarak da güçlü olmasına bağlıdır.
Çorak bir arazide olan Mekke’nin gelir kaynağı da, kutsal olan Kâbenin tavaf edilmek için dünyanın her yerinden gelen müslümanların ziyaretiyle sağlanıyor.
Velhasıl, bir şeye inanıyorsun ama neye inandığını bile bilmiyorsun.
(Devamı +) ⬇️