TBMM Adalet Komisyonu’nda aynen kabul edilen 2/3793 sayılı Kanun Teklifi, içeriği itibarıyla bir İHANET BELGESİ mahiyeti taşımaktadır!
Bu Teklifin düzeltilebilmesi için, Adalet Komisyonu Başkanı tarafından Komisyona geri çekilmesi gerekir.
Bu tarihî adımın atılabilmesini sağlamak için TÜRKİYE’Yİ DİRENMEYE ÇAĞIRIYORUM.
Bu çağrının etkili olabilmesi için, bugün (9 Ağustos Pazar) akşam saat 21.30’da başlamak üzere, 10 dakika süreyle pencereleriniz açık olacak şekilde lambalarınızı açıp kapatmanız, önem taşır!
Anafartalar Zaferi’nin yıl dönümünde, vatanın bağımsızlığı uğruna destan yazan başta Anafartalar kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Çanakkale’nin tüm kahramanlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Anafartalar Zaferi kutlu olsun. 🇹🇷
@BernaCan_ İlkesiz ve tutarsız siyaseti ödüllendiren bir seçmen kitlesinin bulunduğu toplumlarda, bu tür vakalarla sıkça karşılaşılması vaka-i adiyedendir.
Yazının temel tezi, Türkiye’deki laiklik ilkesinin bir tür sömürgecilik mekanizmasının ürünü veya devamı olduğu iddiasına dayanmaktadır. Ancak bu sonucun, ileri sürülen hukuki ve tarihsel gerekçelerle desteklendiğini söylemek mümkün değildir.
Öncelikle, Lozan Barış Antlaşması’na yapılan atıflar isabetli değildir. Zira işaret edilen hükümler, devletin anayasal düzenini veya laiklik ilkesini tesis etmeye yönelik olmayıp, esas itibarıyla gayrimüslim azınlıkların haklarının korunmasına ilişkin uluslararası güvenceleri düzenlemektedir. Bu nedenle, söz konusu maddelerden hareketle laiklik ilkesinin Lozan’a taraf devletlerin anlaşma yoluyla Türkiye’ye dayatıldığı sonucuna ulaşmak, hukuki yorum ilkeleri bakımından isabetli değildir.
Ayrıca, tarihsel kronoloji de bu iddiayı desteklememektedir. Lozan Barış Antlaşması 1923 yılında yürürlüğe girmiş, laiklik ilkesi ise anayasal düzeyde ancak 1937 yılında, Anayasa’nın 2. maddesinde yapılan değişiklikle açıkça güvence altına alınmıştır. Dolayısıyla yaklaşık on dört yıllık bu zaman farkı dikkate alındığında, laiklik ilkesinin doğrudan Lozan Antlaşması’nın bir sonucu veya onun zorunlu bir uzantısı olarak değerlendirilmesi tarihsel ve hukuki açıdan ikna edici değildir.
Son olarak, kapitülasyonların kaldırılmasının ardından yabancı uzmanlardan veya danışmanlardan teknik destek alınmasının “yeni bir sömürgecilik yöntemi” olarak nitelendirilmesi de kavramsal açıdan sorunludur. Egemen devletlerin kendi iradeleriyle teknik bilgi ve danışmanlık hizmeti almaları, uluslararası uygulamada olağan bir idari ve teknik iş birliği yöntemidir. Bu durumun tek başına egemenliğin devri veya sömürgeci bir ilişkinin varlığına delil olarak gösterilmesi, uluslararası hukuk ve devletler hukuku bakımından temellendirilebilecek bir değerlendirme değildir.
Suudi Arabistan, herhangi bir hayvana zarar verenlerin 5 yıla kadar hapis cezası ve 10 milyon Suudi Riyali'ne kadar para cezası ile cezalandırılacağını duyurdu.
Üniversitenin, öğrencilerin ve personelin güvenliğini sağlama yükümlülüğü kapsamında, hukuken gerekli görülen hâllerde risk oluşturan kişiler hakkında önleyici ve uyarıcı tedbirler alması görev ve sorumluluğunun bir parçasıdır. Bu kapsamda, mevzuata ve yargı kararlarına uygun şekilde bilgilendirme ve uyarı yapılması, olası zararların önlenmesi bakımından idarenin özen yükümlülüğünün gereğidir. Aksi hâlde, gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle meydana gelebilecek zararlardan idarenin hukuki ve şartları oluştuğu takdirde idari sorumluluğu gündeme gelebilir.
2016’daki yasal düzenlemeyle jandarma, İçişleri Bakanlığına bağlı bir genel kolluk teşkilatı hâline gelmiş; askerî görevleri ise kanunla belirlenen özel görevlerle sınırlandırılmıştır. Bu nedenle ilçe jandarma komutanlığı da kaymakamın idari yetki alanındaki kamu kurumlarından biridir. Kaymakamın resmî ziyarette komutanın koltuğuna oturup oturmaması tamamen takdire bağlı bir meselesidir; tartışılacak bir konu değildir.
Ayrıca, tartışmanın nedeni Kaymakamın kadın ya da başörtülü olması ise son derece seviyesiz ve yanlıştır.
Davutoğlu ve partisinin siyasete veda ettiği anlaşılıyor. Bu vesileyle birkaç söz etmek gerekiyor.
Kendisini dürüst bir siyasetçi görüntüsü verdi; ancak ne yazık ki başarılı bir politikacı olduğunu söylemek zor. En zayıf olduğu alan ise, ironik biçimde, uzmanlık alanı olan dış politikaydı.
Komşularla sıfır sorun politikası ile başladığı siyaset yolculuğuna, değerli yalnızlıkla noktaladı.
Hakkını teslim etmek gerekir ki, uzun uzun konuşup neredeyse hiçbir şey söylememe konusunda da kendine özgü bir yetkinliğe sahipti.
Yeni yaşamında kendisine mutluluk ve huzur diliyorum.
Altılı Masa’nın en büyük yapısal hatalarından biri, demokratik temsil ilkesiyle bağdaşmayan karar alma yöntemiydi. Yaklaşık %1 oy potansiyeline sahip partiler ile yaklaşık %30 oy alan partilerin aynı veto ve karar gücüne sahip olması, siyasal meşruiyet ve temsil adaleti bakımından savunulması güç bir modeldi. Sanırım bu durum derin stratejik deformasyonun sonucuydu. Malum uluslararası kuruluşlarda genelde ittifakla kararlar alınır :)
Mülki idare hizmetlerinde görev yapmış biri olarak Eski Tunceli Valisi hadisesi üzerine aşağıdaki değerlendirmeyi @TC_icisleri ve kamuya yapma gereği duydum.
kamuya yansıyan hadise, yalnızca bireysel sorumluluk çerçevesinde ele alınmamalıdır. Bu olay, aynı zamanda mülki idare sisteminde atama, değerlendirme ve denetim süreçlerinin kurumsal açıdan gözden geçirilmesini gerektiren önemli bir örnektir.
Mülki idare amirleri, Devletin taşradaki en üst düzey temsilcileridir. Bu görevlere yapılacak atamalarda liyakat, mesleki yeterlilik, temsil kabiliyeti, etik değerlere bağlılık ve kamu hizmeti anlayışı temel ölçüt olmalıdır. Bunun yanında, görev süresince etkin idari gözetim ve denetim mekanizmalarının işletilmesi de kamu yönetiminin vazgeçilmez bir unsurudur.
İçişleri Bakanlığımızın bünyesinde bu sorumluluğu başarıyla üstlenebilecek bilgi ve tecrübeye sahip çok sayıda değerli mülki idare amiri bulunmaktadır. Bu nedenle, yaşanan bu olayın kurumsal süreçler bakımından da değerlendirilmesi; atama ve denetim mekanizmalarının objektiflik, liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri doğrultusunda güçlendirilmesi, kamu yönetimine duyulan güveni artıracaktır.
Güçlü devlet, hatalardan ders çıkaran; güçlü kurum ise süreçlerini sürekli geliştiren kurumdur. Temennimiz, bu hadisenin mülki idare sistemimizin daha da güçlenmesine vesile olmasıdır.
@sedattbozkurtt Toplumun büyük bir kesime, S. Demirel’in her söylemini ve tutumunu sorgulamadan reddediyorlardı. Çünkü bu topraklarda çoğu zaman doğruya değil, önyargıya değer verilir.