Kürtler’in bugün yeniden zorunlu göçe tabi tutulduğu, siyasal ve hukuki olarak hak öznesi olmaktan dışlandığı bir dönemde, sürgün üzerine yazdığım makaleden tarihsel bir kesit paylaşmak istiyorum.
1925’te İran’a, ardından Başûr’a geçen Şeyh Said’in kardeşi Şeyh Mehdi ile Süleymaniye’de bir röportaj yapılır. Kendisine şu soru yöneltilir:
“Bu karışıklık ve ayaklanmanın amacı neydi?”
Şeyh Mehdi’nin cevabı:
“Kürt milleti, ifade ettiğim üzere, asil ve köklü bir millettir. Kararlılığı ve istikrarıyla hiçbir zaman Cengiz’in torunlarından oluşan bir topluluğa, hiçbir konuda üstünlük ve egemenlik tanımamıştır. Özellikle bu çağda, milliyet ve ulus bilincinin ön planda olduğu bir dönemde, bizler de diğer milletler ve topluluklar gibi ayrı bir kimlik ve ulusal haklar talep etmek istedik”
✍🏻 https://t.co/Pw68UaJCNX
#VÎDEO - Xwendekara doktorayê ya Zanîngeha Sciences Poyê Merve Firatê diyar kir ku li Fransayê xwendekar ji bo mafên xwe çalakî û xwenîşandanan li dar dixin
🎙️ "Nerazîbûna xwendekaran li Parîsê meha Îlonê dest pê kir"
🎙️ "Li gorî sendîkayan 800 hezar kes beşdarî xwenîşandanan bûne"
In our article, co-authored with @RiccardoGasco , we examine Turkey’s Syria policy, the dissolution of Kurdish military autonomy, and the uncertain future of Kurdish political rights within Syria’s emerging political order. 👇🏻
https://t.co/DwSanoCiNE
"Xweda heqê bizina kol, ji bizina biqiloç re nahêle..." Şêx Seîd Efendî
Çend meh berê me ev jimar çap kiribû.
Pir aleqe dît û hemen qediya.
Di salvegera Şêx Seîd Efendî û hevalên wî de, me careke din çap kir.
Em gişan bi hurmet û bi rehmet bi bîr tînin.
"Hereketa 1925’an divê ne tenê wekî berhema hesasiyetên dînî an jî tenê wekî berhema neteweperestiya Kurdî, lê wekî şikestineke dîrokî ya ku daxwazên dînî, siyasî û civakî bi hev re têkel bûbûn were nirxandin."
Qebrek û şînek nedîtî, mîrateyek rewşenbîrî ya ku hewl hat dayîn were tunekirin, û hafizeyeke civakî. Piştî sed salekî yadkirina Şêx Seîd Efendî û rêhevalên wî, bi hurmet.
Kürtler’in bugün yeniden zorunlu göçe tabi tutulduğu, siyasal ve hukuki olarak hak öznesi olmaktan dışlandığı bir dönemde, sürgün üzerine yazdığım makaleden tarihsel bir kesit paylaşmak istiyorum.
1925’te İran’a, ardından Başûr’a geçen Şeyh Said’in kardeşi Şeyh Mehdi ile Süleymaniye’de bir röportaj yapılır. Kendisine şu soru yöneltilir:
“Bu karışıklık ve ayaklanmanın amacı neydi?”
Şeyh Mehdi’nin cevabı:
“Kürt milleti, ifade ettiğim üzere, asil ve köklü bir millettir. Kararlılığı ve istikrarıyla hiçbir zaman Cengiz’in torunlarından oluşan bir topluluğa, hiçbir konuda üstünlük ve egemenlik tanımamıştır. Özellikle bu çağda, milliyet ve ulus bilincinin ön planda olduğu bir dönemde, bizler de diğer milletler ve topluluklar gibi ayrı bir kimlik ve ulusal haklar talep etmek istedik”
✍🏻 https://t.co/Pw68UaJCNX
@FerzanSheer@kurttarihi Silav. Na, nivîsa di Nubiharê de biyografiya Şêx Elî Riza ye. Lê nivîsa li vir behsa sê sirgûnan dike, ku di nav wan de endamên din ên malbatê jî hene. Bê guman, xalek hevpar heye ji ber ku Şêx Elî Riza di van sirgûnan de aktorê sereke bû.
"Şeyh Said'in Sürgün Ailesi: 1925'ten Sonra Şeyh Said Ailesinin Yaşadığı Üç Sürgün" Merve Fırat'ın kaleminden. 58-59. sayımızda.
https://t.co/hlnPFxisfS
Dostluk ve düşmanlık kurgusunu bu denli didaktik ve indirgemeci bir çerçevede kurmak, “Kürtlük” realitesini açıklamak yerine onu basitleştiriyor. ABD’li bir senatörün Kürtlere dair olumlu tutumunu dahi İsrail’le işbirliği arka planına indirgemek ne açıklayıcı ne de ikna edici; aksine Kürtlerin farklı tarihsel momentlerde, farklı aktörlerle kurduğu ilişkilerin pragmatik, zorunlu ve deneyimle şekillenmiş boyutlarını görünmez kılıyor. “Kürtler”in kimseye evlat olma borcu olmadığı gibi, siyasal öznellikleri —son protestolarda açıkça görüldüğü üzere— siyaset üretemeyen siyasetçilere rağmen, kendi elleriyle kazıya kazıya inşa ettikleri bir gerçeklik ve bu gerçekliğin yok sayılması artık namümkün.
Kürtlerin dostları ve düşmanları
https://t.co/MEOoWFyf48
Kürtler, “Kürtler” lafzına, ezilen, dayanışılan millet kimliğine sığmıyor.
Hem çok nüfus olarak sığmıyorlar hem de ellerindeki güç ve imkanlar yüzünden sığmıyorlar.
Büyük bir iştahla kullanılan “Kürtler” lafzı da artık Kürtleri temsil etmiyor.
Bir halktan sürekli tek bir kişi gibi söz etmek, onu sevmek değil; onu çocuklaştırmaktır.
Başı okşanacak mesafeye indirmektir.
Başı okşanan kimseyle de birlikte iş ya da siyaset yapılmaz.
Ezilen milletin dostları genelde o milletin ezilmişliğine meftun hale gelir.
Ezilen millet aktörleştiğinde, kendi adına konuştuğunda, güçlendiğinde, kendi çıkarları için pragmatik işbirlikleri yaptığında artık o kadar göze sempatik görülmez.
Halbuki “Benim doğrularım senin kaderin olsun” dostluk değil, ahlaki vesayettir.
Ezilen topluma pragmatik ve çoğul olma hakkını tanımayan, onları sürekli “saf iyilik”e hapseden herkes ne kadar iyi niyetli görünürse görünsün pek dost değildir.
Ezilen toplumlar kendilerini sürekli haklı, mağdur, direnen bir vitrine hapseden
dostluklardan eninde sonunda sıkılırlar.
Çünkü insanlar ve toplumlar yalnızca sevilmek değil, ciddiye alınmak da isterler.
“Kürtler” artık sadece ezilen bir halk değil. Çoğul aktörlerin içinde olduğu, çok sesli bir özne.
Dayanışmaya, sevilmeye değil, pragmatik işbirliklerine, eşit ilişkilere ihtiyaçları var.
Kürt Tarihi dergisinin bu sayısı bütünüyle Şeyh Said Hareketi’ne ayrılmış; sayıda son derece değerli araştırma makaleleri yer alıyor. Bu çalışmalardan biri de Merve Fırat’a ait.
Merve Fırat (@mrvefirat), 1925 yılında Süleymaniye’de yayımlanan Jiyanewe gazetesinde, Şeyh Medi ile yapılmış bir röportajı gün yüzüne çıkararak Türkçeye çevirmiş.
Röportaj şu ifadelerle başlıyor:
“Bu karışıklık ve ayaklanmanın amacı neydi?
Şeyh Mehdi’nin cevabı:
“Kürt milleti, ifade ettiğim üzere, asil ve köklü bir millettir. Kararlılığı ve istikrarıyla hiçbir zaman Cengiz’in torunlarından oluşan bir topluluğa, hiçbir konuda üstünlük ve egemenlik tanımamıştır. Özellikle bu çağda, milliyet ve ulus bilincinin ön planda olduğu bir dönemde, bizler de diğer milletler ve topluluklar gibi ayrı bir kimlik ve ulusal haklar talep etmek istedik”
Merak eden herkesin bu sayıyı bulup okuması lazım.
“Terörsüz Türkiye” sürecinde bir yıldır platformdan platforma, ekrandan ekrana koşan; en küçük eleştiriyi —Kürtler’den gelen yapıcı yorumları— barış karşıtlığı olarak yaftalayıp ‘küçümseyen’ ve işi önümüze “yerli De Klerk” diye sunulan Bahçeli’yi kutsamaya vardıran Kürt aydınlarımız…
Aradan on günden fazla zaman geçmesine rağmen hâlâ hatırı sayılır bir ses çıkmıyor.
Oysa konuşmak “süreci” bozmaz. Sessizlik ise her şeyi normalleştirir.
@bidildari@nubihar Ji bo bersiva dereng biborînin. Gelek spas ji bo xwendin û parvekirina ramanên we. Ji ber sînordarbûna rûpelan, min nivîs kurt hîşt; hêvî dikim ku di xebatek din de mijarê bi berfirehîtir çareser bikim.
@mrvefirat min nivîsa we ya @nubihar ê a hejmara 173an xwend gelekî xweş bû, min heta niha li derheqê Şêx Elî Riza de zêde agahî nizanibûn we gelek tiştên nû pêşkêş kirine û min ji nivîsa we sûd wergirt. Ez rica dikim ku hûn li ser mefkûre û fikrên Şêx Elî Riza jî nivîsekê binvsn
Hejmara 173an a Nûbiharê bi dosyaya xwe ya taybet ku li ser "100 Saliya Serhildana Şêx Seîd Efendî" ye derket.
Halê çapkirî: https://t.co/tRwKw9YTs0
e-kovar: https://t.co/t6whjHDbC3
Hûn dikarin bi rêya abonetiya salana ya sepana Nûbihar Kovarê bidestxin û bixwînin.
Google Play Store (Android): https://t.co/quxDWEAqRP
App Store (iOS): https://t.co/YUMgdg3fLp