Biz kamuda tasarruf diyoruz, makam araçları TOGG olsun diyoruz, herkese araç, koruma gerekme diyoruz.
Öbür tarafta 3 Ay bakanlık yapana 40 yıl makam aracı ve koruma tahsis ediliyor.
Gerçekten devlet ne zaman kamuda tasarruf yapıp bu gereksiz masrafları kısacak, halk olarak merak ediyoruz.
@TC_icisleri@RTErdogan
#KamudaTasarruf #Ekonomi
AH AMAN AMAN
Teker teker alınıyorlar salona. Hiçbirisi “gizli” ya da iddia edildiği gibi “sahte” değil.
Kanlı canlı karşısında duruyorlar İmamoğlu’nun ve savcıya verdikleri ifadeleri bu defa yüzüne karşı söylüyorlar.
Davada şimdiye kadar 76 kişi itirafçı oldu. Onlar konuştukça İmamoğlu geriliyor, öfkeleniyor, hakaretler havada uçuşuyor. Hepsi, birlikte iş yaptığı insanlar. Pek çoğunu yakından tanıyor.
Her şey bir tarafa, hani tüm iddianame hayal mahsulü insanlar üzerine kurulmuştu? Hani sahte isimlerle yalanlar üzerine binlerce sayfa yazılmıştı?
Öyleyse İmamoğlu’yla yüzleşen bu kişiler kim?
Müteahhit arkadaşı Mustafa Keleş, Büyükçekmece’deki projesinin imar ve iskânı için kendisinden rüşvet olarak villa istediğini söyleyince cevap veremiyor.
Sadece yalancı diye bağırıyor. Yetmiyor, az önce “ağabey” dediği adama “aşağılık” diye hakaret ediyor. Aynı şekilde alıyor cevabını. Keleş devam ediyor sözlerine: “Herkese söker polemiğin ama bana sökmez”.
Bir başka ağabeyi geliyor salona. Müteahhit Cemal Üneş, İmamoğlu’nun kendisinden 2018 yılında 500 bin TL rüşvet istediğini söylüyor. Yani o tarih itibariyle yaklaşık 100 bin dolar. Bu rüşveti beş taksitte senetle ödediğini yüzüne karşı söylüyor.
İmamoğlu’nun tavrı yine benzer: “Emin misin Cemal abi, ben mi senden istedim?” Evet diyor ağabeyi: “İstedin. Beni Mehmet Çakılcıoğlu’na gönderdin. Senetleri o yaptı”.
Yer, tarih, miktar, rüşvet iddiasının tüm ayrıntıları giriyor mahkeme tutanaklarına.
Fakat İmamoğlu tüm bunlara cevap vermek yerine beddua ediyor. Sonunda da “Vah ki vah. Allah yardımcın olsun senin” diyor.
Ağabeyi cevap veriyor: “Benim değil de senin yardımcın olsun”.
Artık iddianamede adı geçen insanların var olup olmadığını tartışmıyor kimse. Oysa aylarca söyledikleri tek şey buydu. Sadece oyalamışlar kamuoyunu.
Çünkü bu kişileri herkesten çok İmamoğlu ve medyası tanıyormuş meğer. Üstelik çok yakından.
Gözaltına alınmadan birkaç gün önce Özgür Özel’le birlikte İmamoğlu için miting yapıp, davanın tamamen siyasi olduğunu iddia eden Antalya eski Belediye Başkanı Muhittin Böcek tutuklandığında çark etmiş, itirafçı olmuştu.
Şimdi itiraflarına her gün yenisini ekliyor. O da Antalya’dan selamlıyor Silivri’yi.
Bu defa, adaylık için İmamoğlu’nun kendisinden 15 milyon euro istediğini, bunun 5 milyonunu verdiğini söylüyor. Oğlu, bunun 1 milyonunu sırt çantasında getirip Veli Ağbaba’ya CHP Genel Merkezi’nde teslim ettiğini söylemişti.
Yine rüşvetin yeri, tarihi, miktarı tüm detaylarıyla giriyor tutanaklara.
İmamoğlu ise suçlamalara cevap vermek yerine şiir okuyor.
Üstelik çok manidar:
“Sisli bir sabahtı henüz, etrafı bürümüştü bir duman. Uzaktan geldi bir ses, ah aman aman”
Artık bundan sonraki celselerde “ahlı vahlı şiirler” yerine, gözyaşı döktüren “ağıtlar” bekliyoruz eski başkandan.
Çünkü cevapsız kalan soruları artık şiir de paklamaz.
Murat Özer, Akşam Gazetesi, 22 Ağustos 2026, Cumartesi.
22 Ağustos 1943'te, İngiliz emperyalizminin Batı'nın idolü Winston Churchill ile el ele vererek 5 milyona kadar Hintliyi açlıktan öldürdüğü Bengal soykırımının (Hindistan) bu fotoğrafları ilk kez yayınlandı.
İngiliz hükümeti, 1942'de, bölgedeki bir siklonun yol açtığı mahsul krizinin ortasında, savaş cephesindeki İngiliz askerlerine yiyecek göndermek için, İngilizler tarafından işgal edilen Bengal'in (Hindistan) yerli halkından tüm pirinç rezervlerini çalmaya karar verdi.
İngilizlerin kışkırttığı gıda kıtlığı karşısında, stoklar tutulmaya başlandı ve fiyatlar fırladı; bu da halkı gıdadan mahrum bırakarak açlıktan ölümlerine yol açtı.
Bengal soykırımının fotoğraflarının yayınlanmasının ardından skandal İngiltere'ye ve Avam Kamarası'na kadar ulaştı. Winston Churchill'in verdiği yanıt: "Bengal'de 5 milyon insanın yok edilmesi doğal seçimdir, çünkü Hintliler tavşan gibi üreyen aşağı bir ırktır"
İngiliz sömürgeciliği, yalnızca 1880 ile 1920 yılları arasında, yani 40 yılda Hindistan'da yaklaşık 165 milyon ölüme neden oldu ve Birleşik Krallık, 1765 ile 1938 yılları arasında Hindistan'dan yaklaşık 45 trilyon dolar yağmaladı.
Menderes Özdere Çukuraltı Plajı mavi bayraklı bir plaj. Mavi bayrak kuralları kesin olarak yasakladığı halde denize getirilen en az 10 sahipli, oralardan ayrılmayan ve 2 defa CİMER’e yazdığım halde toplanmayan en az 5 sahipsiz köpek kumlara dışkılarını bırakıyor.
Kime şikayet edeyim?
Ankara’da başıboş bırakılan sahipli köpeğin kovalaması yüzünden 15 yaşında bir çocuk hayatını kaybetmiş!
Soruşturma başlatılıp sahibinin gözaltına alındığı haberi var. En ağır şekilde cezalandırılmasını istiyoruz. Hiç kimse köpeğini gelişigüzel ortalığa salamaz.
Köpeğin sebep olduğu ölüm ve yaralamalar sahibi veya hayvanı gözetimi altında bulunduranın sorumluluğundadır.
Köpeğe el konulup sahibine ceza soruşturması dışında ayrıca idari para cezası da uygulanması gerekiyor. Yazık bir hayat baharında soldu.
@ankaratarim@ankaradkmp@AnkaraValiligi@ankaracbs
Nasuh kimdir?
NASUH TÖVBESİ
Rabb-i Teâlâ’mız, Kur’an-ı Kerîm’de “Ancak tövbe edenler, kendilerini düzeltenler ve gerçeği açıkça ifade edenler bunun dışındadır. İşte bunların tövbesini kabul edeceğim. Doğrusu ben tövbeleri kabul eden ve rahmeti bol olanım.”[1] diyerek tövbenin önemine vurgu yapmaktadır. Ayetteki ‘Kendilerini düzeltenler’ ibaresi dikkat çekicidir. Mesnevî-i Şerifte Hz. Mevlanâ(K.S.) bir hikâye anlatır Tevbe-i Nasuh… “Nasuh Tövbesi” anlamındadır. Bu kelime, Arapça mübâlağalı ism-i fâildir. Yapılan işte aşırılık bildirir. “Çok fazla nasihat eden” manasına sokar kelimeyi. Bu öyle bir tövbedir ki etrafa nasihat verme derecesindedir. Mesnevî-i Şerîf’teki hikâye ise Nasûh isminde birinin başından geçmektedir. Nasuh kimdir, olay nedir hikâyeye bakarak bir şeyler çıkaralım.
“Eski zamanlarda Nasuh adında bir tellak vardı. Mesleği nedeniyle kadınları kolayca elde eder, baştan çıkarırdı. Nasuh’un yüzünde hiç sakal yoktu. Bu sebeple erkek olduğu belli olmaz ve kendini rahatlıkla gizlerdi. Yıllarca tellaklık etmesine rağmen kimse onun erkek olduğunun fark etmedi. Nasuh’un sadece yüzü kadınsı değil, sesi de kadın sesi gibiydi. Hep kadın kıyafeti giyerdi, kadın mı erkek mi kimse onu fark edemezdi. Bu yüzden rahatça hamamda çalışır, oraya gelen hanımları genç kızları rahatça keseler, ovar, yıkardı.
Zamanla Nasuh yaptığı işten pişman oldu, tövbe etti ama tövbesini tutamadı. Birçok kez tövbesini bozdu. Sonunda “Allah dostlarının duası kabul olur” diyerek bir Allah dostuna gitti:
-Bana dua et! dedi, ona sığındı.
O Allah(C.C.) dostu ârif kişi Nasuh’un sırrını anladı. Ârif kişilerde de Allah’ın Halîm sıfatı vardır. Etraflarına hilm ile muamele ederler. Bu sebeple Arif kişi o sırrı açığa vurmadı ve Nasuh’a dua etti:
-Ey içi kötü adam, bildiğin, gönlünde tuttuğun şeyden Allah(C.C.) seni kurtarsın. dedi.
O dua, Allah’a ulaştı ve duası kabul edildi. Yüceler yücesi Allah(C.C.), onu bu kötü işten, bu günahtan kurtarmak için bir sebep yarattı.
Günlerden bir gün padişahın kızı hamama geldi ve yıkanmaya başladı. Kız yıkanırken küpesindeki incilerden biri kayboldu. Sultanın hizmetçileri ve herkes inciyi aramaya başladı ama bir şey bulamadılar. Kimse dışarı çıkmasın diye önce hamamın kapısını örttüler, inciyi bir türlü bulamadılar. Bu defa herkesin ağzının içine varana kadar her yerlerini aramaya başladılar.
-İhtiyar genç, herkes anadan doğma soyunsun, üryan olsun. diye bağırdılar.
Nasuh çok korktu, şimdi erkek olduğu ortaya çıkacaktı. Bir kenara çekildi, rengi sapsarı oldu… Dudakları tir tir titriyordu. Azrâil’i görür gibiydi. Kendi kendine:
-Yarabbi, sayısız tövbe ettim, yapmayacağıma dair sözler verdim ama bir türlü tövbemi tutamadım. Ben kötü bir insanım, bana layık olanları yaptım. Sonunda da işte başıma bunlar geldi çattı. Arama sırası bana gelirse vah bana! Kim bilir daha neler çekecek, ne güçlüklere düşeceğim? Ciğerime yüzlerce kor ateşler düştü. Yüreğimdeki yangına bak. Böyle bir kaderi, böyle bir gamı, hiçbir insana verme. Senin acımana sığındım, kurtar beni, kurtar beni! Keşke anam beni doğurmasaydı ya da beni bir aslan parçalasaydı.
Allah’ım sana düşeni yap. Vaktim daraldı, hemen feryadıma yetiş, beni koru. Bu sefer de beni koru, suçumu ört ne olur? Her türlü yapılmayacak işlerden, günahlardan tövbe ettim. Bu sefer de tövbemi kabul et. Sözümde durmak için ömrüm boyunca gayrette olacağım. Bir daha günah işlersem artık duamı kabul etme ve sözümü dinleme.
Hem böyle söylenip titremede, hem yağmur gibi gözyaşları dökmede, hem de cellatların ellerine düştüm diye içten içe ağlayıp feryat etmekteydi. ‘Düşmanlarım bile bu duruma düşmesin!’ diyordu. Azrail’i gözünün önünde görüyordu. “Ya Rabbi, Ya Rabbi” diye o kadar söylendi ki kapı ve duvar da onunla beraber ‘Ya Rabbi’ demeye başladı.
Herkes arandıktan sonra:
-Hadi bakalım Nasuh, herkesi aradık, şimdi sıra sende. Gel seni de arayalım. dediler. Tam bu esnada:
-İnci bulundu. diye bir ses geldi. Nasuh’u aramaktan vazgeçtiler, böylece Nasuh da rezil olmaktan, ölmekten kurtulmuştu. Herkeste sevinç vardı. Ortalık sakinleşince Nasuh’u çağırdılar:
-Ey güzel tellak, padişahın kızı seni çağırıyor gel onu kesele, yıka ve ov! dediler. Nasuh akıllanmıştı reddetti. Hamamı terk edip gitti. Bir daha da tövbesini bozmadı…
İşte “Tevbe-i Nasuh” ya da “Nasuh Tevbesi” deyimi de bu hikâyeden kalmıştır. Bu hikâye daha önce hiçbir yerde anlatılmamıştır. Hz. Mevlânâ(K.S.) olayı müşahhaslaştırmak için bunu yazmıştır.
Tövbe, insan olmak bakımından kişinin kendisinden ortaya çıkan günahlardan, gönülden gelen bir arzuyla pişmanlık duyması ve bir daha o günahı işlememek üzere ciddi bir şekilde dönmesiyle olur. Bu şartlar göz önünde bulundurularak ettiğimiz tövbenin Allah’ın bize merhametinden dolayı kabul edileceğine ümidimiz vardır.
İslam âlimleri ayet ve hadislere dayanarak şöyle demişlerdir: “Cenâb-ı Hak affedici ve bağışlayıcıdır. Küçük günahları ve tövbeden sonra da büyük günahları affeder. Benim şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenleredir” hadis-i şerifine göre, bazı kimselere tövbeden önce de bağışlanmak nasip olur. Bununla beraber bize lazım ve kulluğa layık olan vaktinden önce tövbe etmektir.
Cenab-ı Hak tövbe edenleri dostlarından saymış ve Kur’ân-ı Kerîm’inde birçok yerde onlardan bahsetmiştir:
“İnna’llâhe yuhibbu’t-tevvâbîne ve yuhibbu’l-mutetahhirîn: Şüphesiz ki Allah, tövbe edenleri ve güzelce temizlenenleri sever.”[2]
Bir ayette de tövbe için şöyle buyurulmaktadır: “Ve-innî legaffârun limen tâbe ve âmene ve ‘amile sâlihan sümme’htedâ: Şübhesiz ki ben, tevbe eden ve îmân edip sâlih amel işleyen, sonra da hidâyette (sebât edip, sabırlı) olan kimseye karşı elbette çok mağfiret ediciyim.”[3] Peygamber-i âlî-şân Efendimiz de (S.A.V.) “Bir günahtan tövbe eden kişi onu hiç yapmamış gibi olur.” buyurmuşlardır. Hikâyemize konu olan ayet-i kerime ise Tahrim Suresi 8. ayetidir:
“Yâ eyyuhe’llezîne âmenû tûbû ila’llâhi tevbeten nasûha. ‘Asâ rabbukum en yukeffira ‘ankum seyyi-âtikum ve yudhilekum cennâtin tecrî min tahtihâ’l-enhâru yevme lâ yuhzi’llâhu’n-nebiyye velleżîne âmenû me’ahü nûruhum yes‘â beyne eydîhim ve bi-eymânihim yekulûne rabbenâ etmim lenâ nûranâ va’ğfir lenâ. inneke ‘alâ kulli şey’in kadîr.”[4]
Âyetimizin kelime kelime anlamına bakarsak;
“Ya eyyuhe’llezine âmenû: Ey iman edenler!
Tûbû ilallâhi: Allah’a tövbe edin
Tevbeten nasûha: (Başkalarına örnek olacak kadar) İçtenlikle ve kararlılık içinde.
‘Asâ rabbukum: Umulur ki rabbiniz
En yukeffire ‘ankum, seyyiâtikum: sizin kötülüklerinizi örter
Ve yudhilekum cennâtin tecrî min tahtihe’l-enhâr: ve sizi altından ırmaklar akan cennetlerine koyar
Yevme: O gün
Lâ yuhzillâhu: Allah utandırmaz
Nebiyye ve’llezine amenû me‘ah: peygamberi ve onunla aynı imanı paylaşanları
Nûruhum: Onların nuru
Yes‘â beyne eydihim ve bi eymânihim: önlerinde ve sağ yanlarında ilerleyerek yollarını aydınlatırken
Yekûlune: şöyle derler
Rabbenâ: Rabbimiz!
Etmim lenâ: Arttır eksiltme
Nûrenâ: Nurumuzu
Vağfir lenâ: ve bizi bağışla
İnneke ‘alâ kulli şey’in kadîr: Şüphesiz senin her şeye gücün yeter
Bu âyette yapılması istenen tövbenin nasıllığıyla ilgili olarak kullanılan nasûh kelimesinin âyetteki ifadesi, tövbenin tam mânâsıyla pişman olmak ve bir daha pişman olduğu o işe dönmeme azmini içermesi gerektiğinden bahseder. Kelimenin bu sözlük anlamları ve tövbede aranan şartlar dikkate alınarak bu kelime “(başkalarına örnek teşkil edecek kadar) içtenlikle ve kararlılık içinde” diye çevrilir. Böyle bir içtenlik ve kararlılıkla yapılan tövbeye de İslâmî kaynaklarda tevbe-i nasûh denilmiştir.
Edebiyatımızda Kadı Burhaneddin
“Ben tevbeyi kıldum ki ayruh dahı kılmayam Var ümîdüm Allâh’a bu tevbe nasûh ola”[5]
“Ben bir daha işlememek üzere günahıma tövbe ettim. Bu tövbemin Allah’a samimi gelmesine dair ümidim var.”
diye Nasuh Tövbesine temas eder.
Seyyid Mîr Hamza Nigârî ise
“Tut dâmen-i ehl-i dili tevbe-i nasûh it İhlâs ile tâ çekmeyesin dâg-ı nedâmet”[6]
“Gönül ehlinin eteğine yapış ve samimiyetle tevbe-i nasûh et ki pişmanlık derdi çekmeyesin.”
diyerek, Tövbe-i Nasuh’un bir gönül erinin eteğine yapışılarak yapılması gerektiğini bize hatırlatır.
İsmail Hakkı Bursevî’nin(K.S.) Ruhu’l-Beyân’ı dışındaki tefsirlerde Nasûh’un bir tövbekârın ismi olduğu şeklindeki rivâyetlere yer verilmediğini biliyoruz. Ruhu’l-Beyân’da da Hz. Mevlânâ’nın(K.S.) Mesnevî’sinde geçen ve bizim de özetleyerek aktardığımız hikâyeye işaret edilmektedir.
Peygamber-i Güzîn Efendimiz(S.A.V.), bir gün tövbeden bahsedince, Nasuh Tövbesinin ne olduğunu soran Hz. Muaz bin Cebel’e(R.A.) buyurdu ki:
“Tevbe-i Nasuh, işlenen günahtan pişman olmak, Allahü Teâlâ’dan mağfiret dilemek, bir daha öyle bir günah işlememek demektir.”
Tekrar hikâyemize dönersek Nasuh Tövbesi etmek için Nigârî’nin de dediği gibi ulu gönüllü birinden yardım istemek gerekiyor. Nasuh da öyle yapmıştı. Bir pir eteğin tutarak Allah’tan yardım istiyor. Bu hareketinden dolayı da Allahü Zülcelâl, Nasuh’un tövbe etmesi için bir vesile yaratıyor. Sonuçta Nasuh tövbe ediyor. Burada tövbenin de bir kaç yönü dikkatimizden kaçmıyor:
Nasuh yaptığı işin kötülüğünü görerek pişman olmuştur.
Bir ulu gönüllüden destek ister.
Bu işi bir daha işlememeye karar ve söz verir.
Hemen Allah’tan af ve mağfiret diler.
İnci bulunduktan sonra padişahın kızını yıkamak için kendisini çağırırlar ama o, günahı terk ettiği için kabul etmez.
Son olarak da günaha sevk eden çevreyi terk edip çıkar ve bir daha dönmemek üzere hamamı terk eder.
Buna göre Tövbe-i Nasuh’un şartlarını sıralarsak:
Pişman olmak
Bir daha işlememeye karar ve söz vermek
Allah’tan af ve mağfiret dilemek
Günahı terk etmek
Günaha sevk eden arkadaşları ve çevreyi terk etmek
Allah’ım cümlemizin tövbesini Nasuh Tövbesi etsin diyoruz vesselam.
[1] Kur’ân: Bakara, 2/160.
[2] Kur’ân: Bakara 2/222.
[3] Kur’ân: Taha 20/82.
[4] Kur’ân: Tahrim 66/8.
[5] Muharrem Ergin, Kadı Burhaneddin Divanı, İstanbul 1980, 956. Gazel, 5. beyit, s. 371.
[6] Nigârî, Dîvân, Haz. Prof. Dr. Azmi Bilgin, 2011 g. 89. gazel, 8. beyit, s. 68.
Kaynak: https://t.co/cSeICCT5pF
Yunus Emre uyarmıştı taa o zaman...
Müslümanlar zamane yatlı oldu,
Helal yenmez, haram kıymetli oldu.
Okunan Kuran’a kulak tutulmaz,
Şeytanlar semirdi, kuvvetli oldu.
Haram ile hamir tuttu cihanı,
Fesat işler eden hürmetli oldu.
Kime ki Tanrı’dan haber verirsen,
Kakır başın salar hüccetli oldu.
Şakirt üstat ile arbede kılar,
Oğul ata ile izzetli oldu.
Fakirler miskinlikten çekti elin,
Gönüller yıkanlar heybetli oldu.
Peygamber yerine geçen hocalar,
Bu halkın başına zahmetli oldu.
Tutulmaz oldu peygamber hadisi,
Halayık cümle Hak'tan utlu oldu.
Yunus, gel aşık isen tövbe eyle,
Nasuha tövbe ucu kutlu oldu.
Kedi köpek sahipleri ‼️
Düzenli sağlık kontrollerini yaptırdığınız hayvanlarınızdan tedirgin olmayınız.
Ancak hayvanınızı dışarıda çok kısa bir süre esnasında başıboş bırakır veya kaybederseniz, o sürede hangi hastalık etkenleriyle temas ettiğini bilemezsiniz,
Bu durumda, mutlaka veteriner hekime danışmanız, muayene ve testlerden geçirmeniz gerekir.
Örneğin, bahçenizdeki köpeğin, bahçenin kapı aralığından, sokaktaki başıboş bir hayvanla ağız burun teması yapma ihtimalini dahi düşünmeli ve bunu engellemelisiniz.
Kesintisiz kontrol şarttır ‼️
Teknik @ExcelTeknik
Şimdi sizden bir şey istiyorum.
Bu floodu sadece kaydetmekle kalmayın. O saf, her şeye "evet" demeye dünden razı komşularınızın olduğu apartman WhatsApp grubuna bomba gibi bırakın. Uyanın!
Yorumlara da bugüne kadar duyduğunuz en büyük "Müteahhit Yalanını" yazın. 👇
Bakalım sektörde daha ne iğrençlikler dönüyor, hepsini tek tek ifşa edelim.
12/7
Bu bilgileri kaydedin, sözleşme okurken rehberiniz olsun. Eşinize dostunuza gönderin, kan emicilerin tuzağına düşmesinler.
Matematiğin ve verinin gücüyle gayrimenkulde hayatta kalmak ve servet inşa etmek istiyorsanız beni takip edin. Zira daha yeni başlıyoruz. 🏢🔥
7/7
Irakta Kesnizani diye NAKŞİ bir Örgüt vardı. FETÖ SÜTÖ METÖ gibi örgütlüydü.
Halkın içinde sinsi sinsi büyüdüler. Kuran Kursları, Dershaneleri, Okulları, Yurtları vardı.
Saddam gibi bir adamın Rejiminde bile güçlenme yi bildiler. Çünkü CIA MOSSAD BND destekledi
Sonuç?
Diyarbakır ve çevresindeki illerde, şu an Mersin dahil,
Geçtiğimiz yıllarda Ankara, Eskişehir, Bursa, Çanakkale, Niğde dahil,
Kuduz karantina mihrakları kuruldu.
Karantina mihrakları başta olmak üzere, ülkemizde hastanelerinin içinde bile kedi köpekler cirit atıyor.
Kuduzla mücadele yönetmeliği böyle mi uygulanıyor ?
İnsan ve hayvan hastalıklarından sorumlu Bakan beyler,
Yönetemedikleri kuduz ve diğer zoonoz felaketlerine,
Biyogüvenlik rezaletlerine "öylece bakmaktan" usanmıyor !
Füzelerin, göklerde hakimiyetin, nasa üssü gibi hastanelerin, en kadim Milletin, dünya liderin olsun,
Okyanusları geç,
Derede, çocuklarını köpekler yesin,
Köpek- kedili hastanelerde, ilkel zoonoz hastalıklarla pençeleş,
Yılda yarım milyon vatandaşını kuduz aşıla !
Hâle bak !
Bakanlar, hâle bakın !
@tcbestepe@TCTarim@saglikbakanligi@hasandogan@Hayati_Yazici