Herkes imanını gözden geçirmeli. Allah kullarından samimi bir iman istiyor. O zaman Rabbimiz’den niyaz edelim, bizi şekilden sıyrılıp öze, kalıptan kurtulup manaya kavuşmaya muvaffak kılsın! Hayatımızın her anında, her türlü tavır ve davranışımızda hükmünü icra etmeyi nasip etsin
Yeşilay Fatih Şube Başkanı Mücahit Taş ve yönetimi, İlçe Başkanımız Fatih Karaismailoğlu’nu ziyaret etti.
Nazik ziyaretleri için kendilerine teşekkür ediyoruz.
"Hüzünlü bir akşam susmuşuz, durgunuz, hepsi bu..."
Azzam ve Tayfun'la "Ahmet Kaya'yı Neden Sevdik?" diye soracağız, sanki bir yayına sığacak cevaplar varmış gibi.
🗓️26 Eylül Cumartesi
🕰️22.00
https://t.co/BjECQJKCDC
Modernleşmek için bir bedel elbette ödenecekti. Bugün artık modernliğin tam ortasında kimlikleşmede zirveyi, sekülerleşmede beklenmedik bir dibi bulan Müslümanların bugün için takvanın nasıl birşey olması gerektiğini düşünmek zorunda kaldığı bir noktadayız
Bu dünyada ama mütevazı imkanlar içinde adanmış bir hayat yaşadıklarına inanılan sahabeler, İslam devleti zaman ve mekanda genişledikçe yerlerini yönetici elit ve konfor sınıflarına bıraktılar. Buna popüler dilde Emevi yozlaşması deniliyor. (Bu yozlaşmanın Emevilerle mi yoksa devlet ve imparatorluk haline gelmeyle mi ilgili olduğu sanki tartışmaya açık gibidir.) Yine de bu yozlaşmaya hem Arapların diğer milletlerden üstün olduğu fikri hem de mülkiyet ve hakimiyetin getirdiği dünyevileşme hali dahildir. İşte bu rehavet dalgasına karşı 7. Yüzyılın sonlarında bir tepki hareketi ortaya çıktı. Bir kısım insan sadelik ve takvayı esas almak üzere bu konfor toplumundan kendilerini ayrıştırdılar. Bir terk hareketi başlattılar. Bu harekete “zühd” hareketi deniliyor. Böylece zahitlik (asceticism) doğdu. Zahit Allah’tan korkan, yasaya itaat eden, taşkınlıktan ve günahtan ciddi olarak çekinen insan modelidir.
İslamdaki bu solcu hamleye daha sonra komünist bir devam ve alternatif geldi: Tasavvuf. Allah korkusu yerini Allah sevgisine bırakmaya başladı. Bu İslam tarihinin hippileri diyebileceğimiz aşk yolunun yolcuları, (“havf û reca abdalı” olan) zahidleri yüzeyde, kabukta kalmış ve öze inememiş acemiler görüp ta’n ettiler. Kimsenin hakkına girmeyeyim diyen zahidi, herşey hakk (“hak’tan ayân bir nesne yok”) diyerek şoka uğrattılar. Sınavı geçmek için çırpınan Zahid ile (ders çalışıp sınıfta kalmaktan korktuğu için) epey bir dalga geçtiler. Dersi iptal edip sevgiliyle sohbete çevirdiler. Ortalık biraz karıştı. Ta ki İmam Gazali ve ondan sonraki toparlayıcı kimi abiler çıktı ve bu iki çizgiyi (yasaya itaat endişesi ile yasa dahil sınır tanımayan aşk enerjisini) birleştiren bir tarihi sentez yaptılar. Bu trafik düzenlemesi sonrası takva artık ortalama her mümin için daha tanımlanmış, kurumsal olarak takibi yapılabilir bir hal aldı…
Takvanın Tarihi
https://t.co/SFxG3Bsdfk
Çermik ve Çüngüş Derneklerimizin düzenlediği güzel festivalde hemşehrilerimizle Esenlerde bir araya geldik. Emeği geçen herkese teşekkür ediyor, birlik ve beraberliğimizin daim olmasını diliyorum.
Selçuk Bayraktar (İYV GK Hitabı):
"18 aylık bebeğin üstüne sigara basanlarla hesaplaşmayı Rabbim bize nasip eylesin. Bunlarla hesaplaşmayı vesile kılacak yollarda da bizi memur eylesin inşallah.Bu yolda da şahsım adına şehit olmayı en büyük şeref bileceğimi ifade etmek isterim."
Hurmanın doğal lezzetini kaliteli çikolata kaplaması ve özenle seçilmiş iç dolgularıyla buluşturuyoruz
Günün her anına eşlik edecek, abartıdan uzak ve lezzeti net bir atıştırmalık arayanlar için hazırlandı
Hurmish ile kalın 🥳🥳🥳
Yakın dönemde Orta Doğu tarihinin seyrini değiştiren kırılmaları "Türk Gazeteciler Gözüyle Arap Baharı" başlığı altında konuşuyoruz.
Konuk: Gazeteci İsmail Çoktan
Tarih: 28 Ağustos Cuma
Saat: 22:00
🔗 https://t.co/vGlbts8PxK
Sevgili @fatihaltayli bey,
Söz konusu başkaları olunca edep dersi vermek kolay oluyor. Akıl vermek de. Çünkü kendinizi bir üst konuma taşırsınız bunu yaparken. Bilge resmi çizersiniz. Egoya iyi gelir.
Ama asıl mesele samimiyettir. Gerçek uyarı ile ego tatmini show'u bu ayırt eder. Samimiyet ise tutarlılık ve özeleştiride açığa çıkar.
Sevgili @cuneytozdemir beyin üslubunu sizin benle ilgili kullandığınız ifadelerle kıyaslamak bile mümkün değil. Hafızanız tazelensin diye benle ilgili kullandığınız birkaç ifadeyi paylaşayım:
“Bazı sözde kendini akademisyen olarak konumlamış”, “Yaratık”, “İnsanlıktan nasibini almamış”, “Dangalak”, “Kendini bilim adamı olarak düşünen”, “sözde bilim insanı”, “bu mesele olmasa adını duymayacağımız”, “palavradan bilim insanı”, “insan suretinde dolaşan yaratık”, “size mi girdi”, “bunlar yellenilmiş olabilirler, kötü kokar”…
Bunlarla ilgili bir geri adım ya da haddi aştığınız ile ilgili bir söyleminiz oldu mu? Hayır. Hal böyle iken @cuneytozdemir beye bunları söylemeniz ne kadar tutarlı, ne kadar samimi...
Dinin dini hakikatlerin izzetini koruduğu, siyaseti toplum üzerinden ahlakîliğe ve erdeme icbar ettiği ama siyasetin kirine ve cazibesine dini kaptırmadığı bir mesafe iki taraf için de doğru olan gerilimli konumlanmadır. Bunun mutlak bir teorik çözümü yoktur, belağatin konusudur.
Cemaatlerin yükseliş ve düşüşleri neye binaendir? Çeşitli dini gruplar belli bir eşiğe vardıktan sonra neden devletin radarına yakalanıp zamanı geldiğinde tasfiye ediliyorlar?
Cemaatler ve Devlet:
Din ile Siyaset ayrılabilir şeyler midir?
https://t.co/PCgkYuzbED
🗣️ Yeni Şafak yazarı Taha Kılınç:
“Geldiğimiz nokta itibariyle baktığımızda, Aksâ Tufanı’nın üç ana hedefinin de yerine geldiği söylenebilir.
Arap dünyasında İsrail’le ilişkiler konusunda başlatılan trend şuanda durdu.
İbrahim Anlaşmaları’nın yerini Mekke Anlaşması aldı örneğin.
Mekke Anlaşması’nın doğuracağı taze fırsatları kullanıp kullanmamak, Hamas’ın yeni yönetiminin elinde.
Ama İran’a fazlaca kulak verirlerse ve tümüyle Tahran’a tabi olurlarsa, Arap dünyası çapında bir dışlanmayla karşılaşacakları da açık.
Tercih kendilerinin."
Türkiye milyonlarca başörtülü hanımın olduğu bir ülke. Bir kaç kendini bilmez hoppa kadının yapıp ettikleri genele şamil edilemez. Bu konuyu menhecinden saptırmak olur.
Türkiye’de başörtülü hanımlarla alakalı bazı olumsuzluklar elbette var. Fakat bu doğal bir süreç. Bu konunun iki temel nedeni var. Kırsaldan şehre göçen, burada zenginleşen ve tüm bu süreci bir kaç on senelik kısa bir sürede tecrübe eden bir neslin çocukları. Başörtülülerin her yerde olacağına dair düşünceleri de bu sindirilmemiş zenginleşme tecrübesinin bir sonucu. İkinci olarak da hayatın her alanına sirayet eden sekürleşmenin, bu sekülerleşme ile birlikte içi boşalan değer ve kavramların bir yansıması.
Bu bir geçiş süreci. Bu geçiş sürecini bir şekilde tamamlayacağız. Belki yirmi yıl sonra her şey yerli yerince oturduktan sonra başörtüsüyle alakalı daha aklı başında yorumlar yapabileceğiz. Manzara karşımızda daha da netleşecek.
Suudi Arabistan da bugün benzer bir tecrübeyi; daha paldır küldür ve hazırlıksız bir şekilde tecrübe ediyor. Sindirilmiş, hakkı verilen ve edebi kuşatılmış bir şekilde imkanlara ulaşmak ayrı bir kalite istiyor. Bu konuda zirve olan Abdurrahman bin Avf (r.a) örneği asrı saadetten bir güzel numune olarak önümüzde duruyor.