Yüreğim,
Suud krallarına karşı
İsrail soykırımına karşı
ABD emperyalizmine karşı
savaşan onurlu Yemen halkının yanında.
Mazlum halkların yanında olmak hakkın yanında olmak demektir çünkü.
Ey talib, herkes susarken kimin yanındasın, en azından tarafını belli et.
Ben bu etimolojik çözümleme üzerinden felsefe yapma tarzını daha önce de eleştirmiştim ama İbrahim Kalın'ın konuşma üslubundan ve fikirlerinden hazzetmediğim için şimdi yine tekrar edeyim.
Bakın bir kelimenin etimolojik kökeni o kelimenin felsefi içeriğine dair neredeyse hiçbir şey söylemez; örneğin Platon'un felsefi sisteminin merkezinde yer alan eidos ve eidolon kavramları ontolojik olarak karşıtlık içerisindedir lakin etimolojik olarak aynı kelimeden türerler.
Siz bu kelimelerden birinin etimolojik çözümlenmesi ile o kavramın (mesela eidolon) felsefi anlamını kavrasanız diğerinin (mesela eidos) felsefi anlamını kavrayamazsınız.
Her şeyden evvel filozoflar aynı kelimelere bambaşka anlamlar yüklerler. Mesela Descartes induction tabirini deduction'un bir türü olarak kullanır, Hume ise induction'u bugün bildiğimiz anlamıyla kullanır; yani aynı kelimeyi iki farklı filozof epistemolojik açıdan karşıt biçimde kullanır.
Siz induction kelimesinin çözümlemesiyle bir filozofun kullanıma nüfuz etseniz diğerinin kullanımına nüfuz edemezsiniz. Asgari felsefe tarihi birikimine sahip insanlar bilir ki bu durumla felsefe tarihinde sürekli karşılaşılır.
Etimoloji üzerinden felsefe yapan insanlar çoğu zaman saçmalıyor, böyle analizlerin yerinde ve dozunda yapıldığına çok az şahit oldum.
İbrahim Kalın da burada saçmalıyor, hem etimolojik analiz paralayarak saçmalıyor hem de muhtemelen biz de devlet durağan değildir diyerek saçmalıyor. Ben Osmanlı ve İslam dünyasındaki devlet teorilerine hakim değilim ama az çok klasik felsefe vs okudum.
O felsefi tasavvurdan dinamik devlet ve toplum çıkmaz, çıkmaz, çıkmaz. Bilen damlasın yorumlara da görelim bakalım Osmanlı'da ya da İslam dünyasında devlete ve topluma dair hakim, merkezi teoriler durağan mı yoksa dinamik mi?
Kaldı ki dinamik toplum ve devlet bugünün ihtiyacı, dünün değil. Dinamik toplum ve devlete ne ihtiyaç vardı da o günün dünyasında bir düşünür böyle teoriler geliştirdi? Bir dünyada merkezileşen ve hakim konuma çıkan teoriler öyle bağlamsız ortaya çıkmaz.
Bence İbrahim Kalın zaten genel olarak saçmalıyor, özellikle "İslam ve Batı" ile "Ben, Öteki ve Ötesi" adlı kitaplarında batı ve İslam ilişkilerine dair diyalogçu, liberal bir perspektiften konuşarak çok daha ağır saçmalıyor. Bu kitaplar ödül falan da aldı, üzücü...
@ZeyyUgrioi@ErnAktsss Bunları insan içinde de söylüyor musun? Geri zekalı mısın? Futbol bilmiyorsun anladık da, gözün de mi kör. Barış bildiğin Avarel be! Real Madrid'de antrenmana bile çıkamaz.
Az sayıdaki cüppeli mesleklerde cüppe giyeni örter. Bunun anlamı mesleğin gayrişahsiliğinin vurgulanmasıdır. Giyen şahıs değil rolü önemlidir. Bu da gayrişahsilik olarak tarafsızlığın gereğinin yerine gitirilmesidir. Giysi ile üniforma aynı şey değildir.Subay üstünün emrine uyar.
@kemalsahinchp Sizin çok üstünüzde bir seviyede siyasi mizah yapıyor. İşine gelmeyince "soytarı"! Ne güzel memleket ya, ne kolay, yapıştır gitsin. Vicdansız, izansız adam.
@ulvisaran Kamu personeli hakkındaki vulgar yorumlarınızı şaşkınlıkla izliyoruz. Memurları milletin sırtından geçinen asalaklar olarak gören kitlenin sayısında, sayenizde ciddi bir artış oldu. Tebrik ederim.
Rahmi Koç, "Başımıza ne geliyorsa nüfus artışından geliyor. Okul yetmiyor, gıda yetmiyor, hastane yetmiyor, hiçbir şey yetmiyor." (2023) demiş. Türkiye'nin son 5 yıllık döneminde ücretli/yevmiyeli çalışan sayısındaki artış hızı, nüfus artış hızının (kümülatif) yaklaşık 8,4 katı. Koç'un dediğinin aksine, nüfus yerinde sayarken, proleterleşme hızlanıyor. Koç'un "okul, gıda, hastane" dediği şey de özünde beslenme, eğitim ve sağlık hizmetlerinin b��tünü. Bunların yetip yetmemesi nüfusla ilgili değil, bu hizmetlerin nasıl üretildiği, organize edildiği ve sunulduğuyla ilgili bir problem. Koç, Thomas Robert Malthus'un 1798'deki nüfus teorisini, nüfusun geometrik, gıda üretiminin ise aritmetik artma eğiliminde olduğu düşüncesini farklı bir ifadeyle kendi dilinde söylemiş. Bu tesadüf mü, belki. Ama olamayabilir çünkü sermayenin ideolojik kolonlarından biri her zaman bu Malthusçu formülasyondan beslenir. UNEP'in GEO-7 Raporu'nda (2025) da gezegensel krizlerin temel itici güçleri arasında açıkça nüfus artışı sayılıyordu. Malthus, nüfus davranışını ve üremesinin toplumlar üstü, zamandan bağımsız bir "doğal yasa" gibi ele alır. Bu nedenle yoksulluğun nedeni doğrudan yoksullar ve onların davranışlarıdır. Bu düşünce de kapitalist ideolojinin bireycilik anlayışının tezahürüdür; "işsizsen nedeni kişinin kendisidir" misali. Koç'un 237 yıl sonra adını anmasa da bu tip Malthusçu düşünceyi tekrarlaması büyük sermayenin küresel konumuyla da ilişkili. Malthus'un nüfus teorisi özellikle toprak lordları ve sermaye sınıfının çıkarlarıyla uyumlu bir ideolojik işleve sahiptir: Sorunu mülkiyet rejiminden bireyin kendisine ya da öznel koşullara iter. Bugün reel üretimde, finansal sistemde, tüm ekonomik yapıda 1 kişinin dolar trilyoneri olabilmesi sağlayan, dünya nüfusunun en zengin yüzde 10'luk kesiminin tüm kişisel servetin yüzde 75'ine sahip olabilmesini sağlayan şey hakim mülkiyet rejimidir. Mülkiyet rejiminden ve onun ürettiği siyasal ilişkilerden kaynaklanan eşitsizlik, gıdaya, barınmaya, sağlığa, eğitime, hatta temiz içme suyuna erişimi olanaksızlaştıran en birincil etkendir. Marx'ın Malthus'a itirazı bu nedenle önemliydi. Kapitalist üretim tarzında insanların geçimini sağlayabilecek üretim kapasitesi olduğu halde emek-gücünün bir bölümü "fazla" görüldü. Neden dünyada "fazla nüfus" var? Bunun da yanıtı var; bu sistem her daim fazla nüfustan şikayet etse de ona ihtiyaç duydu. Marx'ın göreli artı nüfus ve yedek sanayi ordusu kavramları bunu açıklar. Çünkü sermayenin emek-gücünü gerektiğinde kullanabilmesi kadar, gerektiğinde dışarıda tutabilmesi de birikimin koşuludur. Bu nedenle kapitalist toplumda "fazla nüfus", toplumun ihtiyaçlarına göre değil, sermayenin değerlenme ihtiyacına göre tanımlanan göreli bir kategoridir. Okul veya hastane yetmiyor değil; nitelikli eğitim ve sağlık satın alınabilir hale getiriliyor, metalaştırılıyor. Gıda yetmiyor değil; dünyada gıda fiyatları yerinde sayarken Türkiye'de gıda enflasyonu uçuyor. Bir kişinin 20 evi var ama başka bir kişi 20 yıl çalışsa da bir ev alamıyor. Toplumsal kaynak var ama herkese adil şekilde üleştirilmiyor. Dünya Ekonomik Forumunda da, Bilderberg toplantılarında da, başka büyük sermaye zirvelerinde de görürüz; Malthusçu nüfus anlatısı, kıtlık ve yoksulluğun nedenlerini mülkiyet ve bölüşüm ilişkilerinden ziyade nüfusun davranışlarına bağladığı ölçüde, kapitalist eşitsizliklerin yapısal nedenlerini görünmezleştiren ve sermaye açısından işlevsel bir ideolojik çerçeve sunar.
• abdal anlamak, aptal anlaşılmak ister, oysa ilkinin anlaşılmaya, ikincisinin anlamaya ihtiyacı vardır.
• abdal “hali değişen” demektir, aptal“değişmeyen”; o nedenle ilki evrilir, ikincisi devrilir.
• abdal anlar ve susar, aptal anlamaz ve konuşmaya devam eder.