Bugün Bakanlar Kurulu toplanıyor ve iki ana gündem maddesinden biri ‘fon krizi’ denen ‘kravatlı soygun’ meselesi.
Birileri sistemi düzenleyen, denetlemesi gereken, ‘hakem’ vasfındaki kuruluşlardaki bağlantılarını kullanarak içeriden (inside) bilgi alıyor, vatandaşın rızkını kimi hisselerde topluyor, sonra içeriden aldığı bilgi ile bu hisseleri satıp (trade) vatandaşın helal rızkını kendine trasnfer ediyor.
Bakıyorsunuz işin içinde bir bakan yardımcısı, BDDK yetkilileri, SPK yetkilileri ile sıhri ilişkileri olan isimler, üst düzey bürokratlar var.
19 Ağustos'ta Cumhuriyet Başsavcılığının SPK'ya yazdıığı yazıdan haberdar olarak paraların çıktığı ortada.
Siyasi, bürokratik sistemde oluşan ahbap-çavuş ilişkilerinin sebebiyet verdiği bir yozlaşma ve güvenlik açığı çok net!!!
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan bugünkü Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası toplumsal vicdanda ve finansal piyasalardan başlayarak tüm ekonomide yapılan usulsüzlük ve Kravatlı Soygun ile ilgili topluma güven verilmesi için topyekun SPK, Borsa İstanbul, BDDK’dan başlayarak üst yönetimleri radikal bir karar ve tutumla yeni isimlerden oluşacağını kamuoyuna açıklamalıdır!!!
Türkiye Cumhuriyeti devleti ve milleti bilinçli, sistematik bir akılla her sahada KRAVATLI SOYGUN (kitabına uydurulmuş) ‘ a muhatap!!!
Fon Krizi diye ortalığa saçılan hadise 23 yıldır Anayasası, kanunları, kurumları bilinçli bir yıkım mühendisliği projesi neticesinde erozyona uğratılan, tarumar edilen bir ülkede oluşturulan kişi devleti ve ahbap-çavuş düzeninden dışa vuran çürümelerden biri!!!
Bu krizden sadece bu fonlara yatırım yapan 500 bine yakın vatandaş değil 86 milyon tüm Türkiye zarar gördü!!!
Sadece bu yağmayı yapanları, susanları, koruyanları yargılamak yetmez beraberinde asıl yapılması gereken Fon Krizi gibi sistematik hataları veren SOYGUN DÜZENİ’ni sorgulamaktır!!!
“Eskiden padişah ve vezir dalkavukluğu ne ise, bizim demokraside halk dalkavukluğu da o!
Zat-i Akdes-i padişahi yerine haşmetlü seçmen!
Okumak bilmez ama Sorbon felsefe hocasına sağduyusu ile taş çıkarır.
Bizde halkçı bu.
Halk düşmanı da okuma yazması olmayana cahil diyen!
Halk dostu olanlar ise onu olduğu gibi bırakmak isteyenler!
Halkçı bunlar!
Hayır, bunlar sömürücü, bunlar sömürgeci! Hollandalı yakın zamanlara kadar pençesi altında tuttuğu Endonezya'ya ne gözle bakmışsa, bizim politikacının oy verici Türk köylüsüne bakışı bu!”
Fakih Rıfkı Atay (Barış Yılları)
Lafıma çok söz söyleyecek olur!!!
Seçime dair adaylara dair tespitler yapanlara. öngörüler yapanlara 24 saatin siyaset için ne kadar uzun zaman olduğunu bilmeyenlerededir lafım…
Demedi demeyin!!
Memlekette sadece ölü dirilmez!!
Neler neler olacaktır!?
Bakla falı, anket oyunları sizi heyecanlandırabilir!!!
Gaza gelmeyin sürprizlere açık olun!!!
Her şey matematik değildir!!!
Derin mi derin kuluçka döneminin içindeyiz!!!
En güçlü olanın gerçekte zayıf, alternatif olanın balon olduğunu, süprizlerin tarihe kayıt düştüğü bir evredeyiz, DEMEDİ DEMEYİN!!
DUVAR NE KADAR YÜKSEK OLURSA OLSUN GÖK YÜZÜ ONDAN DAHA YÜKSEKTİR…
Afyonkarahisar’da Zafer Haftası programı çerçevesinde Büyük Taarruz’un başladığı Kocatepe’deydik…
Türk Milletinin 300 yıllık gerileyişinin toprağa gömüldüğü yerde 100 yıl önce o ufka bakan,Kurtuluş Savaşı’na liderlik eden büyük komutan Mustafa Kemal Paşa ve mücadele arkadaşlarını, şehitlerimizi, gazilerimizi şükran ve rahmetle yaddettik.
#Afyonkarahisar
#Kocatepe
#MustafaKemalPaşa
📌İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ SİYASAL İKLİME DAİR:..
Avcının eline düşen keklik, birazcık yem karşılığında en güzel ötüşüyle sevdiğini, arkadaşlarını, akrabalarını çağırır.
O ötüş, aslında tümünün ölümünü anlatır ve bu sadece avcı için ziyafetin başlangıcıdır.
Keklik için bu bir hayatta kalma çabası, var oluş biçimidir. Var oluşunun doğal halidir.
Ama insan için…❓
‼️Demem o ki; Her sese, her çağrıya koşulmaz…
Hakikat…
Gülde dikende aynı sudan beslenir,
İyilik ile kötülük aynı vicdanda barınır,
Sevgi ile nefret aynı ağızdan söylenir,
Doğru ile eğri aynı yolda izlenir,
Fakirlik ile zenginlik aynı ruhta saklanır,
Ölüm ile yaşam aynı bünyede yeşerir,
Can ile canan aynı yürekte tanışır,
Mutluluk ile keder aynı yüzde şekillenir,
Dost ile düşman aynı cephede saflanır,
Cahil ile alim aynı terazide tartılır,
Güzelik ile çirkinlik aynı aynada görülür,
Barış ile savaş aynı gaye için yapılır,
Nankörlük ile kadirşinaslık aynı insana yönelir,
Yapmak ile yıkmak aynı elle gerçekleşir,
Sevinç ile acı aynı gözde yaşarır,
Açlık ile tokluk aynı mideden ses verir,
MUHALEFETLERİN İÇYÜZÜ
"Siyasi tarihimiz, henüz bir idealist muhalefeti kaydedemedi.
Her muhalefet bayrağı altında mürtecilerin, hırsızların, vatan hainlerinin, yabancı parasıyla yabancı dilekleri yürütmek isteyen satılmışların hükmü yürütülmek istendi.
Aralarında kalan birkaç namuslu bile, bu korkunç çoğunluğun içinde yandı gitti...
Bu memlekette iktidarın eleştirilecek yeri yok mudur?
Her memlekette olduğu gibi vardır.
Ne fazla, ne de eksik.
Ne yazık ki, muhalefetin niyeti bozuk.
Muhalefetin davası millet davası değil, post kavgasıdır."
Mahmut Esat Bozkurt (Anadolu, 7 Ağustos 1931)
İÇ CEPHEYİ GÜÇLENDİRMEK⁉️
İç cephe dediğiniz ne olaki?
Açlığa mahkum ettiğiniz;
Emekli mi?
İşçi mi?
İşsiz genç mi?
Uyuşturucu tutsağı çocuklar mı?
Siftah yapamayan esnaf mı?
Kapanan KOBİ’ler mi?
İlaç bulamayan hastalar mı?
Barınacak yer bulamayan sokaktakiler mi?
Adaleti bulamayan mağdurlar mı?
İcra dairelerinin kapısındaki milyonlar mı?
Çöplükte yiyecek arayanlar mı?
Çetelerin, cemaatlerin himayesine sığınmış çocuklar mı?
KİM❓
Milletin %70’inin canından bezdiği, öfkesini canına, cananına kustuğu bir toplumda, İÇ CEPHEYİ güçlendirelim lafının ne kıymeti olabilir⁉️
Cüzdansızlarla vicdansızlar nasıl aynı cephede olabilir❓
Barışın lafta, adaletin-paylaşımın sözde, kabileleşmenin-aşiretleşmenin-cemaatleşmenin zirvede, cepheleşmenin namlu hızasında, rövanşist duygunun had safhada olduğu bir toplumun İÇ CEPHE DİYE BİR ARAYIŞI OLABİLİR Mİ❓
📌Trajikomik bir durum, VESSELAM…
Terör demokrasi için değil beka için bir risktir ve bu risk teröristle pazarlık edilerek ortadan kaldırılamaz. Terörün ve teröriste destek veren her bir kimsenin, etnik bölücüğü destekleyen kim varsa her biri için demokrasi sadece bir söylemsel araçtır. Bir taraftan tedhiş eylemlerine , teröre, demokrasinin ruhunu meydana getiren insana ve insanın en temel hakkı olan yaşamaya hakkının hilafına iş görüp, diğer taraftan da bunu savunurken ‘demokrasi’ demek sahtekarlıktır, yalancılıktır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi tezlerine, kurucu ilke ve değerlere karşı olmanın kıymet görmek için geçer akçe olduğunu gören bu aykırı tavırla ekmeğini tuttukları köşelerden, kürsülerden kazanan fonlanmış kimselerin PKK terör örgütü ve siyasi bağlantıları lehine yaptığı PR, etnik bölücülüğü ıkına ıkına demokrasi ile yan yana getiren zihniyet demokrasiden de itibardan da haysiyetten de uzaktır.
1984’ten beri başta Kürt kökenli vatandaşlarımız olmak üzere binlerce insanımızın hayatına mal olan, bölücülük üzerine kurulu siyasi anlayışın temsilcileri bir yandan “demokratik cumhuriyeti biz kuracağız” gibi aldatıcı söylemlerle halkı oyalarken; öte yandan şiddet ve terörle milyonların özgürlüğünü, huzurunu gasp etmiş ve iktidardan aldıkları yüzle “pişman değiliz” naraları atmışlardır. Bu çarpık demagojinin arkasındaki gerçek niyet; etnik temelli hakimiyet ve ülke bütünlüğümüzün parçalanmasıdır.
Demokrat Parti olarak temel itirazımız nettir: PKK terör örgütünü, iktidar eliyle herhangi bir etnik grubun “hamisi” veya temsili konumuna yerleştirmek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve Milletimize karşı işlenmiş en büyük ihanettir. Devletin kurumları ve milletin iradesi, terör örgütlerinin kuklası haline getirilemez. Hiçbir siyasi hesap, şehitlerimizin kanını, gazilerimizin fedakârlığını ve milletimizin birliğini pazarlık konusu yapma hakkı vermez.
İktidarın iki ortağının, AKP ve MHP’nin teklifi ve siyasi hesaplarla ilgili yasaya ‘evet’ diyen muhalefet partileri PKK’yı veya liderini toplumsal muhatap haline getirmiş, Türkiye'de temelde etnik ayrıma maruz kalmaksızın her bir vatandaş bir demokrasi ve insan hakları sorunu ile mücadele ederken bunu bir etnik grubun sorunu olarak idrak etmiş, bu hali ile bölücülüğe paye vermiştir.
Biz; Türkiye Cumhuriyeti’nin birliğini, bütünlüğünü, laik ve demokratik esaslarını savunuyoruz. Etnik kimlikleri; vatandaşlarımızın onuru, kültürü ve zenginliği olarak korur, saygı duyarız, fakat hiçbir etnik kimliği, terör örgütlerinin siyasi amaçlarına alet etmeyeceğiz. Türkiye’yi parçalanmış, parçalı yönetimlere mahkûm etme peşindeki her girişimin karşısında dimdik duracağız.
Türkiye’nin ihtiyacı, terörle arasına net bir mesafe koymuş, demokratik siyaseti güçlendiren, hukuk devletini tahkim eden ve milletimizin birliğini esas alan bir yaklaşımdır. Devletin otoritesini zayıflatan değil, demokratik meşruiyetini güçlendiren adımlar atılmalıdır.
Bu açıklama sadece bir itiraz değildir.
Bu açıklama, Gazi Meclis’in iradesini, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini ve Türk Milleti’nin ortak geleceğini savunma kararlılığımızın ilanıdır.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bu hükmün karşısında hiçbir örgüt, hiçbir pazarlık ve hiçbir siyasi hesap duramaz.
Çözüm demokrasidir, adalettir, hukukun işletilmesidir.
Demokrat Parti olarak bizim 'çerçeve'miz budur!
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez hakkında, Sincan cezaevindeki bir olaya ilişkin yaptığı açıklamalar nedeniyle soruşturma başlatılması, demokratik hukuk devleti açısından ciddi bir meseledir.
İddia yanlışsa cevap bellidir: Gerçeği ortaya koymak.
Siyasetçinin açıklamasını soruşturma konusu yapmak değil, iddiayı şeffaf biçimde araştırmak gerekir.
Hakikat soruşturulmaz, araştırılır.
Dün, Ankara Kent Konseyi tarafından düzenlenen "Ankara'ya İz Bırakanlar" etkinlik serisi kapsamında, Genel Başkanımız Sn. Gültekin Uysal'ın katılımlarıyla Gençlik Parkı'nda keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Ankara Kent Konseyi Başkanı Sn. Halil İbrahim Yılmaz başta olmak üzere, programda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
FIVB Milletler Ligi finalinde Brezilya'yı 3-1 yenerek Dünya Şampiyon olan, bizlere yine büyük bir gurur yaşatan Kadın Voleybol Milli Takımımızı yürekten kutluyorum.
İyi ki varsınız #FileninSultanları
Bizler Demokrat Parti olarak, dün olduğu gibi bugün de darbelerin karşısındayız. Türk Milleti, 27 Mayıs’ın acısını yaşamış; Başvekilimiz Adnan Menderes’i, Bakanlarımız Fatin Rüştü Zorlu’yu ve Hasan Polatkan’ı idam sehpasına gönderen vesayet düzeninin en ağır bedelini ödemiştir. Demokrat Parti’nin hafızasında darbeler sadece hükümetleri değil, millet iradesini hedef alan karanlık teşebbüslerdir.
Bu sebeple 15 Temmuz FETÖ Darbe Teşebbüsüyle bu ihanete kalkışanları lanetliyor, Aziz Şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyoruz.
Biz inanıyoruz ki güçlü devlet; korkuyla değil hukukla, kutuplaşmayla değil adaletle, kişilere bağlılıkla değil kurumlara bağlılıkla inşa edilir.
Cumhuriyetimizi yaşatacak olan; güçlü Meclis, bağımsız yargı, tarafsız devlet yönetimi, hesap verebilir siyaset ve hür vatandaş iradesidir.
15 Temmuz’un gerçek nasihati de budur.