@dogalmaxx Rozasea hastası olarak retinol,peptit gibi şeyler kullanamıyorum. Belirli bir rutinin dışına çıkamıyorum. Önerilerinizi alabilir miyim? (Çiğ havuç salatası cepte,onu ilk okuduğumdan beri her gün tüketiyorum:))
Fizik yasalarının bize oynadığı en acımasız oyunlardan biri kütleçekim hızının ışık hızıyla aynı olmasıdır yani güneş şu an bir anda tamamen yok olsaydı biz bunu ancak 8 dakika sonra fark edebilirdik ama işin çılgın ve ürkütücü tarafı şu ki dünya o yok olmuş güneşin etrafında 8 dakika boyunca hiçbir şey olmamış gibi kusursuz bir yörüngede dönmeye devam ederdi çünkü kütleçekiminin yokluk bilgisi bile uzayda bir hız sınırına tabidir ve o bilgi bize ulaşana kadar evrende çoktan yok olmuş bir hayaletin etrafında dönmeye devam edersin
Her şey normal görünür güneş tenini ısıtmaya devam eder bitkiler fotosentez yapar sabah uyandığında her şey yerli yerindedir ama merkez tamamen bomboştur sadece o yokluğun haberi henüz sana ulaşmamıştır
Şimdi şunu düşün hayatımızda da bizi ayakta tutan bizi kendine çeken o çok sevdiğimiz veya hayatımızın koskoca merkezine koyduğumuz insanların içten içe bizi çoktan terk ettiğini bizi artık sevmediğini veya hayatımızdan zihnen tamamen çıktığını aylar yıllar sonra fark etmemiz tam olarak bu kozmik gecikme yüzünden midir
Birisi senden vazgeçtiğinde bu anında gerçekleşen bir patlama değildir merkezdeki yıldız aniden söner ama sen onun yörüngesinde dönmeye devam edersin çünkü o vazgeçişin kütleçekim dalgası sana henüz ulaşmamıştır aynı evin içinde yaşanır aynı masaya oturulur gülüşülür yarına dair planlar yapılır sen her şeyin eskisi gibi olduğunu sanırsın ama o insan oradan çoktan gitmiştir sadece o mesafeyi katetmesi gereken zaman henüz dolmamıştır
Biz çoktan yok olmuş hayalet sevgilerin hayalet dostlukların etrafında hiçbir şey yokmuş gibi dönmeye devam eden ve o acı çekim dalgasının bize ulaşıp bizi uzay boşluğuna savurmasını bekleyen çaresiz birer gezegen miyiz
Bazen bir ilişkinin bittiğini anladığın o yıkıcı an bitiş anı değildir o sadece yokluk bilgisinin sana nihayet ulaştığı andır ve sen o an anlarsın ki aylardır belki de yıllardır orada olmayan birinin etrafında dönüp durmuşsun dokunma diye bir şey yok yörünge diye bir şey yok sadece evrenin bize söylediği en tatlı yalanın bitişi var
Bunun bir adı var: Ruhani Materyalizm. Chögyam Trungpa adlı Tibetli Budist üstad, 1970 yılında Cutting Through Spiritual Materialism adlı kitabında bunu tanımlıyor. Ruhsal bir yolda olduğunu düşünen kişi, sıradan eski alışkanlıklarını terk ettiği için kendini özel hissetmeye başlayabilir; aydınlanma umuduyla biriktirdiğimiz her ruhsal deneyim ve teknik bizi diğer insanlardan "üstün" kılıyor gibi hissedebiliriz; hatta genelde böyle hissederiz.
Kısacası benlik, ruhsal pratikleri de kendini şişirmek, genleştirmek için pekala kullanabilir. Peki bunun önüne nasıl geçilir? Birkaç yolu var: Birincisi,beklenti içinde olmaktan ve her şeyi kontrol etme takıntısından vazgeçmektir. Benlik sürekli olarak kendini güvenceye almak, korumak ve spiritüel deneyimleri kişisel bir başarı olarak kendi koleksiyonuna katmak ister. Bu tuzağı kırmanın yolu, ruhsal gelişimle bir şeyler elde etme veya dış dünyadan mistik bir kurtuluş bekleme umudunu tamamen terk edip gerçekliğe teslim olmaktır.
İkincisi, kendi gelişimini denetleyen izleyici pozisyonunu terk etmektir. Gelişimi puanlayan ve kendini sürekli daha üstün, daha erdemli bir konuma taşımaya çalışan bu izleyici ortadan kalktığında benlik zeminini yitirir ve çabalamak yerini basitçe "olmasına izin vermeye" (letting be) bırakır.
Üçüncüsü, manevi gelişimi ölümcül derecede ciddi ve "büyük bir mesele" haline getirmeyi bırakmaktır. Bir şeye gereğinden fazla anlam yüklediğinizde, onu yapay bir şekilde devasa ve korkutucu hale getirdiğinizde, o şey aslında gerçek ciddiyetini ve doğallığını yitirir; içi boş bir "kağıttan kaplana" dönüşür der Trungpa.
Dördüncüsü ve en önemlisiyse, bu aşamaları tecrübe etmiş, yol gösteren bir rehbere (mürşid-üstad-guru vb) sahip olmak ve ondan acısız, "anestezili" ve büyülü bir kurtuluş beklememektir. Dahası için kitabı şuradan indirip kendiniz okuyabilirsiniz:
https://t.co/WgPS5b3Ym0
Duygusal zekâsı yüksek kişi, tam anlamıyla nefret edemez. Çünkü karşısındakinin davranışlarının ardındaki ıstırabı görür. Öfkelense bile yüreğinin bir köşesinde anlayış kendine yer bulur. Kızgınlık zamanla sessizleşir, yerini derin bir kavrayışa bırakır. İnsanı anlamak, affetmese bile onu yargılamaktan uzaklaştırır.
Şebnem Ferah’a verilen reaksiyonu sadece ‘müzik zevki’ sanıyorsanız mevzuyu kaçırıyorsunuz.
İnsanlar sadece bir rock sanatçısına bilet almıyor. Kendi gençliğine, kaybettiği ülkeye, artık var olmayan bir atmosfere dokunmaya çalışıyor.
Bir dönem üniversite şenlikleri vardı bu ülkede. Gerçekten vardı. Öğrenci dediğin şey AVM’de story çekip kahve zincirinde oturan bir müşteri profili değildi sadece. Çimlerde saatlerce oturulurdu. Vega çıkardı. Şebnem Ferah çıkardı. Mor ve Ötesi çıkardı. İnsanlar birbirine benzemeden aynı yerde durabiliyordu.
Ve en önemlisi, herkes bu kadar öfkeli değildi.
Şimdi daha çok Z kuşağı, ‘Şebnem kim ya’, ‘vasat rockstar’ falan yazıyor. Yazabilir. Zevk meselesi. Kimse herkes aynı şeyi sevsin demiyor zaten. Ama bazı yorumlarda korkunç bir tarih yoksunluğu var. İnsan kendi yaşamadığı dönemin duygusunu küçümsememeli. Çünkü bazen cehalet, fikir sahibi olmak değil; bağlamdan habersiz özgüven oluyor.
Arkadaşlar, muhtemelen çoğunuz müziğe Spotify algoritmasıyla doğdunuz. Biz bir şarkının klibini görmek için saatlerce power, mtv falan açık bekliyorduk. Siz her şeye sınırsız erişimle büyüdünüz ama hiçbir şeye tam bağlanamadan büyüdünüz. Aradaki fark bu.
Bir de şu var. O dönem insanlar birbirini sürekli politik kimlik etiketiyle tartmıyordu. Şimdi bir sanatçının söylediği bir selam, ettiği bir cümle yüzünden komple insan silmeye çalışılıyor. Herkes birbirine savcı gibi davranıyor. Sürekli bir linç mahkemesi kuruluyor. Bu konuda bile ve bu çok yoruuc maalesef:)
Bu yüzden Şebnem Ferah’a olan ilgi sadece nostalji değil. İnsanların ‘normal’ hissedebildiği son dönemlerden birine duyduğu özlem. Tıpkıı Çilekeş'de olduğu gibi. Ama tabi ki ve tabi ki Şebnem'in sesini, müziğini, performansını, hep bi ağızdan o şarkıları söylemeyi özledik. Mevzuyu basitleştirmeyim :)
Ama kötü haber de şu ki, bazı şeyler geri gelmiyor. Mesele sadece bir konser hiçbir zaman değil. Ülkenin ruh hali değişti. Kampüs kültürü gitti. Ucuz konserler gitti. Bir arada yaşama refleksi gitti. Genç olmanın o hafif yanı gitti.
Şimdi geriye dönüp bunu anlatınca bazı insanların anlamaması çok normal. Çünkü insan hiç yaşamadığı bir kaybın yasını tutamaz. 🥲
Şimdi ben buraya ne yazsam heyecanımı tarif etmeye yetmeyecek, bir şeyler eksik kalacak.
O yüzden kısa tutuyorum.
Buluşana kadar gün sayıyor olacağım.
Görüşmek üzere ♥️🥹♥️