Zafer Hoca dedi ki:
"Sosyal mecra müctehidi" olmak için gerekli şartlar:
- Hakiki bir müctehidin bir meselede istidlal ettiği herhangi bir delile herhangi bir kitapta rast gelmiş olmak.. (Delili görenler mukallidlikten direkt olarak “sosyal mecralar mezhep içi müctehidliği” makamına terfi edebiliyor..)
- Sosyal mecralarda belirli bir kitle oluşturup “flying monkey” yetiştirmek..
- Cehalet ve cahil özgüveni.. (Dunning-Kruger etkisi)
- Karşıdaki kişiyi cehaletle itham edip, kendinin alim olduğunu ispat etmeye çalı��mak..
- Cerbeze, eyyam ve manipülasyonda ustalık..
- Cedelci/tartışmacı olmak..
- Üstenci ve suçlayıcı bir üslup.. (Karşı tarafın kabul etmediği suçlamalar olursa daha makbul..)
Not: 18 yaşını doldurma ve askerlik vazifenizi yapma şartı aranmıyor.. Zihinsel engellerinizin olması tercih sebebidir..
Çekilin yoldan, müctehid geliyor!
- Nereden anladın müctehid olduğunu?
- Fetva vermiş :)
Şaka bir yana, Altay’ın daha ilk örneğinde yaptığı hata tam olarak bu: Fetva vermekle ictihad etmeyi aynı şey zannediyor.
Müftü, adı üstünde fetva verendir, müctehid ise hükmü delillerinden istinbat edendir.
Müftü bir müctehidin mezhebine bağlı olarak fetva verir. Nakleder, tercih eder, mezhep kaidesini hadiseye tatbik eder.
Bunların hepsini ictihad torbasına doldurursan fıkıhtaki bütün mertebeleri birbirine karıştırırsın.
İbn Kemal Paşa boşuna mı fakihleri yedi tabakaya ayırmış?
Altay’ın taksimi daha kolay:
Fetva vermiyorsan ictihad etmiyorsun.
Fetva veriyorsan ictihad ediyorsun.
E iyi... Bu hesaba göre müctehid olmak için o kadar usûl, fürû, hadis, Arapça tahsiline ne gerek var? Müftülük yapan herkes zaten ictihad ediyor.
Ben açayım şimdi en basit bir fıkıh metninden hatta ona gitmeye de gerek yok, açayım bir ilmihal kitabından bir fetva nakledeyim oldum müctehid!
İşin daha komik tarafı, bütün yazı da bu cehaleti başkalarına anlatmak için yazılmış. :)
İnsan başkasına Sen ictihad ediyorsun ama sorumluluğunu almıyorsun diye sayfalarca ayar vermeden önce, fetva vermekle ictihad etmek arasındaki farkı bir öğrense fena olmaz yani.
@EbubekirSifil Allah-u Teala razı olsun hocam, bu konuya değindiğiniz çok iyi oldu. Söylediğiniz vasıfları taşıyan iki vasıfsız (Altay, Fikret) ve onların türevleri gençlere fikir satmakla meşgul. Ehli Sünnet alimlerimiz bir şey demedikçe de virüs gibi çoğalıyorlar.
Can Azerbaycan’da ortaöğretim öğrencilerine tek tip forma giyme mecburiyeti getirildi.
Ortaokul/lise seviyesindeki öğrencilerin şort, kısa etek gibi kıyafetlerle okula gitmesinin hem disiplin hem de toplum ahlakı açısından mahzurlu görülmesi elbette normal karşılanmalıdır.
Bu uygulamanın ilerleyen zamanlarda bilhassa kız öğrencilere dönük umumi bir “tesettür/başörtüsü yasağı”na dönüşmesinin, Sn Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in aşağıdaki videolarda ortaya koyduğu iradeyle bağdaşmayacağını düşünüyoruz.
https://t.co/LcPcMwszra
📌 Günümüz Müfessir ve “Müçtehitlerine” Uyarılar!
Nakşibendi meşayihinden Hasan Yenen (Adana-Saimbeyli Eski Müftüsü) Efendi Hazretleri, günümüz ilim erbabı, müfessir ve araştırmacılarına yönelik çok kritik nasihatlerde bulunarak günümüzde yaşanan fikri savrulmaların derin bir tahlilini yapmıştır.
İslam’da niyetin iyi olması, metodun yanlışlığını meşru kılmaz. "Hayırlı ve faydalı bir iş yapma" iddiasıyla yola çıkıp, Asr-ı Saadet’ten bu yana İslami ilimlerin ve Ehl-i Sünnet alimlerinin inşa ettiği temel esasları yıkmak son derece tehlikeli bir cehalet veya idrak kaymasıdır.
İlmi çalışmalarda ve dini yorumlarda düşülen en büyük tuzaklar şunlardır:
Selef-i Salihini Hiçe Saymak: Geçmiş alimlerin birikimini hiçe sayarak dine yaklaşmak.
İcmanın Dışına Çıkmak: Dört mezhebin (Hanefi, Maliki, Şafii, Hanbeli) üzerinde ittifak ettiği (icma sağladığı) meseleleri "günümüze ışık tutmuyor" iddiasıyla kenara atmak.
Heva ve Aklı Tek Hüccet Görmek: Ayet-i kerimeleri ve hadis-i şerifleri şahsi arzulara (hevaya) göre yorumlamak; nakli ve usulü bir kenara bırakıp yalnızca kendi aklını yegane mutlak ölçü (hüccet) kabul etmek.
Dinin ana omurgasını esneten bu sığ anlayış, tarihte de günümüzde de yıkıcı yapılara zemin hazırlamıştır. Kendi aklını, icmanın ve geleneksel usulün üstünde gören bu sakat zihniyet, Türkiye'nin yakın tarihinde de felaketlere yol açmış; bu ilmi ve fikri savrulmanın toplumsal ve manevi ağır bilançosuna 2016 yılında hep birlikte şahit olunmuştur. Efendi Hazretleri de konuşmasının başında bu hususa dikkat çekmiştir.
Bu esasları yok saymak, şahsi yorumları dinin merkezine oturtmak hem bireysel hem de toplumsal düzeyde büyük bir maddi-manevi tehlikedir.
Günümüz ilim erbabının üzerine düşen; yenilik adı altında tahrîb yapmaktan sakınmak, ilmi müktesebata sadakat göstermek ve Ehl-i Sünnet çizgisinden ayrılmamaktır. Bu nevi yöntem ve istikamet hatalarına düşenlerin hakikati idrak ederek bir an önce tövbe ve rücu etmeleri, ümmetin vahdeti ve dinin muhafazası açısından en büyük duamızdır.
Zafer Hoca dedi ki:
"Dürtüsel, tepkisel hareket eden; dürtüselliği, onun narsistik ve makyavelist tavırlar sergilemesine vesile olan kişiler, bulundukları sahayı terörize eder. Bu kişilerin dürtüselliği onları türlü hatalara sürükler. Narsistik tavırlar sergilemeleri, insanlara karşı üstenci bir üslup takınarak konuşmalarına sebep olur ve hatalarını kabul etmelerine engel olur. Makyavelist olmaları ise en basit hatalarını bile her türlü manipülasyonu mübah görerek örtmeye çalışmalarına vesile olur. Bu hasletlerin birleşimine psikolojide “dark triad (karanlık üçlü)” denir. İslami perspektiften, bu hasletleri taşıyan kişilere, cahil insanları peşinden sürükleyen “Azgın şeytanlardandır.” denilebilir.
“İnsanlardan kimi vardır ki hiçbir bilgisi olmadığı halde Allah hakkında tartışmaya girer ve her azgın şeytanın ardına düşer.” (Hac 3)
Dürtüsel hareket eden, narsistik ve makyavelist tavırlar sergileyen kişiler, sokaktaysa sokağı terörize eder. Bu tip kişiler, bizim ülkedeki bazı saf genç kızların da sevgilisidir. Bu kızlar, bu tipleri, “... Ama Necati sizin bildiğiniz gibi değil. Özünde çok güzel insan!” diye savunur. Sonra kafaları gövdelerinden ayrılmış bir şekilde akşam haberlerine konu olurlar.
Bu üç hasleti taşıyan tipler, siyaset sahasındaysa ülkeleri, hatta dünyayı terörize eder (Bknz. Donald Trump). Bu tipleri, koca koca ülkeleri yöneten devlet başkanlarıyla bile dürtüsel, hesapsız ve patavatsız bir şekilde konuşurken görebilirsiniz. Narsistik tavırlarla, üstenci bir üslupla, rahatsız edici ve siyasi nezaketten uzak bir şekilde devlet başkanlarına hitap ederken görebilirsiniz. Makyavelist olmaları sebebiyle kazanmak için her yolu mübah görerek dünyayı terörize ederler. Onlar istediklerini aldıktan sonra dünyanın terörize olmuş olması umurlarında bile olmaz.
Bu hasletleri taşıyan tipler, ilim sahalarında bulunuyorsa bulundukları ilim sahalarını terörize eder. Misal, fıkıh sahasında bulunuyorlarsa, “Siz fıkıh bilmiyorsunuz! Ben size fıkıh anlatacağım!” tadında rahatsız edici ve üstenci bir üslupla konuşur. Hata yaptıklarında, yaptıkları hatayı kabul etmek yerine türlü çarpıtmalarla ve manipülasyonlarla konuyu saptırmaya çalışır. Haklı olarak insanlar bu kişilerin hatalarına itiraz edince bu kişiler ortalığı velveleye verip kaos çıkararak hatalarının konuşulmasına engel olmaya çalışır. Sonra kendi adamlarını manipüle edip konsolide edebilmek için kah duygusal kah provokatif konuşmalar yapar. “İnsanların/Müslümanların yegane kurtarıcısı”, “kötülüklerin amansız savaşçısı” gibi rollere bürünerek insanları manipüle etmeyi severler. Bu durum Nazi Almanyası'nda yapılan manipülasyonlara çok benzer. Yalnız gerçeğin açığa çıkma gibi bir huyu vardır.
“2. Dünya Savaşı’nda Rus tankları Berlin'e girene kadar Almanlar Rusya'yı işgal ettiklerine inanıyorlardı. Çünkü Alman gazeteleri öyle yazıyordu.”
Bu hasletleri taşıyan tipler matematik sahasına girerse aynı yöntemlerle matematik sahasını terörize eder; lügat sahasına girerse lügat sahasını terörize eder; felsefe sahasına girerse felsefe sahasını terörize eder. Terörize faaliyetlerin olduğu yerde ilim konuşulamayacağı için insanlar da kaosun, tozun, dumanın içerisinde hiçbir şey anlayamaz. Allah z.c. Hz.leri ise fesadı ve ifsad faaliyetleri yürütenleri sevmez..
“... Allah ise bozgunculuğu sevmez. Ona 'Allah'tan kork.' denildiği zaman, gururu onu daha da günaha sürükler. Artık böylesinin hakkından cehennem gelir. O ne kötü yataktır!” (Bakara 205-206)
Bu hasletleri taşıyan tipler “bizim köyün adamı” diye kesinlikle ama kesinlikle desteklenemez. Hz. Musa (a.s.) bu hatayı yaptı. Allah z.c. Hz.leri, Hz. Musa'nın (a.s.) hatasını bize ibret olması için Kitab-ı Şerif'inde anlattı. Bu saatten sonra, “İbret almayan ibret olur!”
“Musa, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Musa da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Musa, 'Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır.' dedi.” (Kasas 15)
“Musa, 'Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmettim. Beni affet.' dedi. Allah da onu affetti. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Kasas 16)
“'Rabbim! Bana verdiğin nimetle asla suçlulara arka çıkmayacağım.' dedi.” (Kasas 17)
“Korkarak, etrafı gözetleyerek şehirde sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen yine feryat ederek ondan yardım istiyordu. Musa da ona, 'Belli ki sen azgın bir kimsesin!' dedi.” (Kasas 18)
Hz. Musa (a.s.), kendi köyünün adamının esas azgınlardan olduğunu ikinci kavgada anladı. Siz kaçıncı kavgada problemin kimden kaynaklandığını anlamayı düşünüyorsunuz?
Cedelci, tartışmacı, kavgacı tipler, ulül azm peygamberlerden olan Hz. Musa'nın (a.s.) bile ayağını kaydırdı. Sizin mi ayağınızı kaydıramayacak?
“(Hal böyle iken) nereye gidiyorsunuz?” (Tekvir 26)"