Normal doğum elbette teşvik edilmelidir ancak normal doğumu teşvik etmekle sezaryeni "kriminalize etmek" aynı şey değildir. Her gebelik farklıdır. Her hasta özeldir. Aynı oran, her hekim için aynı anlamı taşımaz. UJOD’un da vurguladığı üzere yalnızca oranları hedefleyen politikalar hekim bağımsızlığının zedelenmesine ve nihayetinde anne-bebek güvenliğinin olumsuz etkilenmesine neden olabilir. Sağlık politikalarının amacı hekimleri sayılarla baskılamak yerine bilimsel karar verme süreçlerini, hasta haklarını ve güvenli doğumu korumak olmalıdır.
#SezaryenCezalarıKaldırılsın
#SuçlanmadanÇalışmakİstiyoruz
#SezaryenSuçDeğildir
#KadınDoğumculukZorİş
@saglikbakanligi@drmemisoglu@sagliklicozum
Bir yıl tutuklu kaldı, özgür olmasına rağmen koltuğunda hala kayyım garabeti var. Bir an olsun ayrılmıyor meydanlardan, bir an olsun bırakmıyor yol arkadaşlarını. Sana helal olsun Ahmet Özer! @profdrahmetozer
Doğurttuklarıma derim ki ‘ dayan insan doğurmak kolay değil , çok ama çok zor ‘
Demokrasiyi doğurmak da öyle olacak
Sancısı çok zor ama doğurunca kutsal ferahlık
Herkes bilsin ki;
Türkiye bir doğum sancısındadır!
Bugün yaşanan acılar bir matemin işareti değildir.
Bugün yaşananlar, değişimin doğum sancısıdır!
Bana bu yolda kime güveniyorsun diye soruyorlar:
Ben millete güveniyorum!
Herkes bilsin ki;
Türkiye bir doğum sancısındadır!
Bugün yaşanan acılar bir matemin işareti değildir.
Bugün yaşananlar, değişimin doğum sancısıdır!
Bana bu yolda kime güveniyorsun diye soruyorlar:
Ben millete güveniyorum!
Ece Üner: Size bırakıyorum taktiri..!
“Bir AKP İlçe Başkanı'nın evinden, neredeyse İBB Soruşturması'nda tutuklananların çoğundan fazla para çıkıyor. Ama sorarsanız bütün yolsuzluğu yapan CHP, yolsuzlukla mücadele eden de AKP.”
Şu rezaleti savunanları neden ciddiye alamam biliyor musunuz?
Bir insanı, attığı tiviti bahane edip, hukuken hiçbir yaptırımı olamamasına rağmen hapse atıyorsanız, hukuktan bahsedemezsiniz. Ederseniz ciddiye alamam.
Anayasaya göre serbest kalması gereken insanları tutsak edip Anayasayı çiğnerseniz, Anayasanın öneminden bahsedemezsiniz. Ciddiye alamam.
Kul hakkına girip, çalana çırpana, gasp edene, çökene “bizdendir” deyip susarsanız, dinden, imandan, ahlaktan bahsedemezsiniz. Ederseniz ciddiye alamam.
Sabah programlarında grup yapan dayılar, kayınvalidesine atlayan damatlar, eşini zehirleyip ele kaçanlar kol gezerken, eteğin boyundan, makyajın tonundan bahsedemezsiniz. Ciddiye alamam.
Cümle kuramayan yazarlar, bebek öldüren doktorlar, torpille atanan yeğenler, sahte diplomalı mühendisler varken yarını hedefleyemezsiniz . Ciddiye alamam.
Yazılı kuralları vardır hukukun. Kafanıza göre kural ekleyemez, işinize geldiği gibi şekillendirip, adına “adalet” diyemezsiniz. Derseniz ciddiye alamam.
Ardına saklandığınız tüm değerleri çıkarlarınız uğruna yok etmek üzeresiniz. Şeffaf duvarlar ardında, gizleniyoruz zannettiniz. Yanlışsınız! Elbette yanlışınıza “yanlış” diyeni susturur, sindirir, hapsedebilirsiniz! Ancak dünün tarihini nasıl değiştiremediyseniz, yarının kitaplarına da “haklı” geçmeyeceksiniz. Kendi yazdığınız kitaplara elbette geçersiniz, ama ciddiye alamam.
Sokakta dayak yiyen gençler, hakkını arayan ablalar, abiler, kardeşler, 70 yaşında ekmek derdine düşmüş dedeler, neneler! Halk işte. Değil derseniz, ciddiye alamam.
Her şey Türkiye için diyorsunuz. Biz Türkiye değil miyiz? Milletin refahı için diyorsunuz, biz millet değil miyiz? “Öyleyiz” derseniz, ciddiye alamam.
Yıkıldıysa Cumhuriyet bilelim. Geçersizse hukuk bilelim. Korkulmuyorsa Allah’tan bilelim. Aksi taktirde, her birini haksızca ağzınıza alıp, kimseden susmasını bekleyemezsiniz. Beklerseniz, ciddiye alamam.
Ben bu ülkede başörtüsüyle büyüdüm.
İç Anadolu’nun kalbinde, Konyalı muhafazakar bir ailenin kızı olarak doğdum.
Mahallemde, okulda, üniversitede hep aynı cümleyi duydum:
“Sen bizdensin, değerlerin uyuşmaz. Onlar sana yer vermez.”
İçime şüphe düştü mü? Evet.
Çünkü çocukluğum, iktidarın korku hikayelerini okumakla geçti.
CHP’ye dair anlatılan her şeyde o mahalleyle bir mesafe yaratıldı arama.
Sanki orası başörtülü bir kadının asla adım atamayacağı bir yerdi.
Sanki Cumhuriyet, bizden çalınmıştı ve biz sadece izleyiciydik.
Sonra bir gün, bambaşka bir şey oldu.
Ekrem İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu’yla tesadüfen bir kafede karşılaşıp kahve içtik.
Sadece bir fotoğraf…
Ve üzerime yağan binlerce linç mesajı:
“Nasıl oturursun onunla?”
“Çıkar o başındakini, AK Parti sayesinde takıyorsun onu."
“CHP seni sadece vitrin süsü yapar.”
En çok “bizden” denenler incitiyor insanı.
Başörtünü çıkar diyen bir CHP’li olmadı hiç.
Ama bana “o örtüyü AK Parti sayesinde taktın” diyen, "Onu taşıyamazsın.” diye aşağılayan çok fazla AK Partili oldu.
Benim başörtümü inancımın sembolü değil, bir siyasi sembol olarak gördüler.
Ben Ekrem İmamoğlu’yla ilk karşılaştığımda, daha CHP’ye üye bile olmamıştım.
Sadece kısa bir sohbet ettik. Ama öyle içten, öyle samimi bir andı ki…
Bana döndü dedi ki
“Bilmiyorum neden ama… Seninle bir gün yollarımız kesişecek öyle hissediyorum.”
Yıllar önceydi bu.
Sonra Cumhuriyet Halk Partisi’ne katıldım.
Ve hiçbir gün, bir tek an bile, “Burada ne işin var?” hissini yaşamadım.
Başörtümle, inancımla, emeğimle kabul gördüm.
Saygı gördüm. Samimi yol arkadaşlığı gördüm.
O gün söyledikleri, kalbimde kaldı.
Çünkü o sadece bir temenni değil, bir inançtı bence.
Ve nitekim öyle de oldu.
Yıllar sonra, mücadeleye omuz omuza devam ettiğimiz bir yolda buluştuk.
Siyaset bazen büyük sözlerle değil, küçük anların samimiyetiyle şekillenir.
Benim için Ekrem Başkan’la o karşılaşma, bu yolculuğun en güzel başlangıç işaretlerinden biriydi.
Ama bu yolda yalnız yürüdüm.
Ailemden de çok tepki gördüm.
Yanımda olmalarını beklediğim birçok insan, beni yalnız bıraktı.
Hayat mücadeleme tek başıma başladım.
Ama inancımı da umudumu da hiç bırakmadım.
Bugün ben, beni hiçbir zaman ayrıştırmayan, yargılamayan,
Beni kardeşi gibi gören, ailem gibi sahiplenen yol arkadaşlarımla ve partimle birlikte,
bu ülkenin kutuplaştırıcı dilini yok etmeye ant içtim.
Ramazan’da beraber oruç tuttuğum, iftar açtığım CHP’li arkadaşlarım oldu.
Teravih’e birlikte gittiğim partili yöneticilerim oldu.
Kimse gösteriş için değil, sadece inandığı için yapıyor.
Ve şimdi Ekrem Başkan bana ilk elini uzattığında ne hissettiysem,
Bugün o hissin milyonlarca insana yayılacağına inanıyorum.
Bu ülkeye yeniden umut, yeniden birlik, kucaklaşma yeniden vicdan getireceğine inanıyorum.
Çünkü Ekrem İmamoğlu kalbiyle yürüyen, herkese yer açan bir insan.
Ve şimdi sizden tek bir ricam var.
Hangi partiden olursanız olun,
Kimseyi inancından, yaşam tarzından dolayı ayrıştıran bu korkunç dile inanmayın.
Bugün iktidarın, AKP Genel Başkanı’nın CHP’yi hedef alarak kullandığı dili burada tekrar etmek bile istemiyorum.
Alkol üzerinden, yaşam tarzı üzerinden bir partiyi şeytanlaştırmak, kendi seçmenine düşman göstermek...
Bu kadar kirli, bu kadar korkunç bir siyasi anlayış olamaz.
Kim yaparsa yapsın, susmayın.
Bunun karşısında durun.
Ben Cumhuriyet Halk Partisi’nde inancımla, emeğimle, kimliğimle varım.
Gururla, dimdik, başımörtülü alnım açık yürüyorum.
Çünkü #CumhuriyetHepimizin.
Ve kimse bizden çalamaz.
Dalga geçtikleri bu fotoğrafın tarihi 10 Temmuz 2013.
Sırrı Süreyya Önder mecliste konuşma yaparken, Gezi Parkı’nda polisin kendisine sıktığı plastik mermilerin izlerini gösteriyor ve halka uygulanan şiddeti gündeme getiriyor.
Kutsal olan onurlu ve haysiyet sahibi bir yaşam, size de asla nasip olmayacak şey bu.
Soldaki Selçuk Tengioğlu. 2 çocuğunu öldürdü. Esrar, tehdit gibi bir çok suçtan kaydı var. Elini kolunu sallayarak sokakta geziyor. Sonunda Özgür Özel’e saldırdı.
Sağdaki Esila. Demokratik hakkını kullandığı için haftalardır cezaevinde. Sınavlarını kaçırdı.
Alın size adalet!
Sanatında nasıl, insancıl, barışçıl, güzelliklerden ve iyiden yana ise, siyasi hayatına da aynısını yansıttı, dost oldu , iyi oldu, iyiliği savundu. Çok özgün bir kişilik idi. Bir nesil duruş sahibi olmayı ondan öğrendi.
Sırrı Süreyya Önder…
Yeri dolmaz. Büyük kayıp.
Hepimiz ona çok şey borçluyuz.
Nur içinde uyusun…