Sayın Erkan Baş'ın söyleşindeki sözlerini dün gece 02.00'de farkedip, sanırım ilk paylaşanım.Bu yüzden bir kaç kelam etmek isterim.
Öncelikle Kürtler olarak TİP'e siyasi hat çizmek gibi ne bir misyonumuz var ne de haddimize. TİP ayrı bir parti. Yarın gidip, başka bir parti ile ittifak da yapabilir. Erkan Baş'ın DEM'i siyaseten eleştirisine, çözüm sürecinde DEM iktidar ile içli dışlı gibi imalı sözlerine de gerekirse siyaseten cevap verilir. Eleştiri tonu yeter ki tahripkar olmasın.
Son yerel seçimlere kadar KÖH'nin siyaseten Türk sosyalistleri ile ittifakını her platformda savundum. Ta ki Dersim'de belediye başkanlığı seçimi öncesi Dersim'de sosyalist yapıların Kürt Hareketini ittifak çalışmaları dışına çıkarma çabalarını görene kadar. Hatta yazı yazdığım gazetede çok sert bir yazı yazdım ve gerekirse yolları ayırmalıyız dedim. Ve sosyalistler işçi kentlerinde mesala Gebze'de örgütlenmeli, orda aday çıkarabilmeli dedim. Tesadüfen sonrasında Erkan Baş Gebze Belediye Başkanı adayı oldu ve Kürtler aday çıkarmayıp, Baş'ı destekledi. Son genel seçimlerde, TİP'in YSP çatısı altında seçime girmeyip, ittifak şeklinde girme isteğine de tepki gösterdim. Çünkü Kürtlerin %7 seçim barajını geçmesini kullanarak bir çok yerde DEM adayına karşı aday çıkarma durumu olacaktı. Nitekim öyle oldu. Bu bencil tavır yüzünden kaybedilen vekillikler yaşandı.
Kürt Hareketi Türkiye Sosyalistleri ile hep ilkesel ittifaklar yaptı ve hep sayısal olarak veren konumunda, fedakarlık tek taraflı oldu. Bunları göremeyecek kadar saf olduğumuzu düşünmesinler. Meclis, kendisini Türkiyeli sosyalistler olarak adlandırılan insanları, (Ufuk Uras'tan bu yana) gördüyse, Kürtlerin ahmaklığından değil, sosyalist yoldaşlar dediği insanlara alan açmak için bu imkanı yarattı.
Bütün bunlar orta yerdeyken, çocukları cezaevinde olan insanlar, kardeşlerini, sevgililerini, arkadaşlarını dağlarda yitirmiş olan insanlar, Kürt aday olursa, desteklemeyiz diye size oy verip, meclise yollamadı. Size bu desteği verirken, sizden de beklentileri varda. Gazze kadar Rojava için de ses çıkarasınız diye, Kürt sorununun çözümü için Kürtlerin ölümüne yanında durun diye oy verdi. Emek mücadelenizi yapmayın demedi ki. Yani milletvekili olmanıza katkısı oldular diye kimse emrimize girin demedi. Sadece zor dönemeçlerde patinaj yapmanıza kızgınlar. Yoksa yollarımız ayrılsa bile AKP iktidar olacağına, CHP iktidar olacağına TİP iktidar olsun isteriz. Biz yalın, zor günde dayanışan dostlar istiyoruz. Çok şey değil istediğimiz. Meramımız budur.
Sayın Baş, siz o cümleyi kurarken, fikir jimnastiĝi yaparken, ömrü zulüm altında geçmiş, işkencelerden çıkmış, Cizre bodrumlarında sevdiklerinin diri diri yakılmasına şahit olmuş ve seçimlerde sizle dayanışan, oy veren insanların ruh halini hiç düşündünüz mü? Mesele tam da burası.
@aysederancelik@hdpdemirtas esir alındıktan sonra devlet tarafından Hdp kayyum atadılar yoksa KÜRD siyasi hareketi bu kadar aptal insanları vekil ve bld başkanı yapmazlar dı
BASINA VE KÜRT KAMUOYUNA
Diyarbekir Barosu’nun, Avukatlık Kanunu’nun kendisine yüklediği temel görev ve sorumlulukları açıkça ihmal ettiği bir süreçle karşı karşıyayız.
Sosyal medyada ve Kürt kamuoyunda yoğun çağrılara rağmen, Kürdistan Vejîn Hareketi Sözcüsü Ferid Azad ve bazı hareket üyelerinin 10 Haziran 2026 tarihinde Diyarbakır’da polis tarafından maruz kaldıkları iddia edilen hak ihlalleri karşısında Diyarbekir Barosu Yönetimi derin bir sessizliğe gömülmüştür. Bu tutum, baroların kanuni yükümlülükleriyle doğrudan çelişmektedir.
Avukatlık Kanunu’nun 76. ve 95. maddeleri, baroların “hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve temel özgürlükleri savunmak ve korumak” görevini açıkça hükme bağlamıştır.
Barolar; siyasi görüş, etnik aidiyet veya düşünce ayrımı yapmaksızın, herhangi bir kişinin ya da grubun hukuka aykırı muameleye maruz kalması halinde harekete geçmekle yükümlüdür. Bu, mesleki bir tercih değil, kanuni bir zorunluluktur.
Ne yazık ki Diyarbekir Barosu Yönetimi, bu açık hukuki görevi yerine getirmek yerine söz konusu olay karşısında sessiz kalmayı tercih etmiştir.
Bu sessizlik;
Baroların bağımsızlığına ve tarafsızlığına zarar vermekte,
Kürt kamuoyunda barolara duyulan güveni aşındırmakta,
Özellikle hak ihlallerinin yoğun yaşandığı bir bölgede avukatlık mesleğinin itibarını ciddi biçimde zedelemektedir.
Barolar, iktidarın veya herhangi bir siyasi yapının uzantısı değildir ve olmamalıdır. Aksine, barolar hukukun üstünlüğünün ve bireysel hakların korunmasının en önemli güvencelerinden biridir.
Diyarbekir Barosu’nun yalnızca belirli kesimlerin hak ihlalleri söz konusu olduğunda sesini yükseltip diğer durumlarda suskun kalması, kabul edilemez bir çifte standarttır.
Bu itibarla Diyarbekir Barosu Yönetimi’ni derhal Avukatlık Kanunu’ndaki görevlerini hatırlamaya ve Kürdistan Vejîn Hareketi Sözcüsü Ferid Azad ile bazı hareket üyelerine yönelik iddia edilen hak ihlalleri konusunda gerekli inceleme, takip ve kamuoyu açıklamasını yapmaya davet ediyoruz.
Aksi takdirde bu sessizlik, baro yönetiminin hukukun evrensel ilkelerinden ziyade ideolojik saiklerle ve siyasi konjonktüre göre hareket ettiği yönündeki kanaatleri güçlendirecek ve Kürt kamuoyunun vicdanında ağır bir yük olarak kalacaktır.
Hukukun üstünlüğü seçici değildir. Hukuk ya herkes için geçerlidir ya da hiç kimse için geçerli değildir.
Basına ve Kürt kamuoyuna saygıyla duyurulur.
11 Haziran 2026
İMZACILAR (ALFABETİK SIRAYLA)
Ali Çeven, Aktivist
Cahit Akbulut, Akademisyen
Canan Doğan, Öğretmen
Cemal Necmi Fırat, İş İnsanı
Çiya Artos, Siyasetçi
Dara Atilla Aras, İş İnsanı
Devran Karakaya, İş İnsanı
Ercan İlgin, Yazar
Erol Hişyar Özsubaşı, Araştırmacı
Evin Bulut, Aktivist
Harun Ece, Tekstilci, İş İnsanı
Hasan Ali Fırat, Çiftçi
Haydar Çirkin, Avukat
Helin Evrim Baba, Almanya Eski Federal Meclis Üyesi
Hifzullah Kutum, Akademisyen
İbrahim Güçlü, Avukat, Siyasetçi
İhsan Deniz, Yüksek Mimar, İş İnsanı
İlhami Sertkaya, Gazeteci
İlyas Çelik, İç Mimar
İrfan Kaya, Eğitimci Yazar
Latif Epözdemir, Siyasetçi
Maşallah Erdoğan, Yazar
Mehmet Sanrı, Gazeteci
Mehmet Sevinç, Eğitimci
Mehmet Şah Eren, HAK-PAR Genel Başkan Yardımcısı
Nevin Zenginoğlu, Mühendis, İş Kadını
Nurullah Küçükoğlu, Avukat
Onur Kaya, Bilgisayar Mühendisi
Osman Sarıtaş, Emlak Danışmanı, Siyasetçi
Osman Taşdemir, Hukukçu
Ömer Özmen, Eğitimci Yazar
Ronî Aydın Dere, Gazeteci, Yazar
Ruken Zehra Erdem Taşdemir, Avukat
Sacit Güneş, Doktor
Salih Dündar, Yazar, Jeolog
Şeref Nedim Kaya, İş İnsanı
Ulaş Boz, Gazeteci
Vera Köyü, Edebiyatçı
Yahya Munis, Aktivist
Yaşar Karadoğan, Yazar
Yüksel Avşar, Siyasetçi
@Diyarbakirbaro@UrfaBarosu@VanBaro
Biz yıllar önce çıplak arama var derken AKP'li Özlem Zengin bize onursuz demişti.
Bu kasıtlı uygulanan suç ne yazık ki hâlâ devam ediyor
Çıplak arama işkence suçudur ve zaman aşımı yoktur.
Lütfen izleyin👇
#çıplakaramasuçtur
@AdelinaSfishta Yazık daha ne yapsın Ürdün 🇯🇴 var mısır var birleşik Arap emirlik 🇦🇪 var Suudi Arabistan 🇸🇦 var Irak var Türkiye 🇹🇷 var bunlar hepsi İsrail yanında İran’a düşman
Van'daki eski SSK(Sigorta)Hastanesi arazisi Toplu Konut İdaresi Başkanlığı'na(TOKİ)devredilmiştir.
arsa sahibi tarafından hastane olması şartlı ile hibe edilmişti, sonrasında arsa sahiplerinin malikleri yapı olduğu işin mahkemeye başvurdukları ciddi iddiaların olduğu söyleniyor.
Kürt kadınlarını sözde bir esprinin içine hapsetmeye çalışan #Rahmikoç:
Biz, inkâra rağmen konuşan dilin, baskıya rağmen ayakta kalan kimliğin ve susmayan hafızanın kadınlarıyız.
Yüzyıllık bir direnci birkaç cümle ile küçültebileceğini sananlar aslında kendi faşistliğinin farkında değil.
📍Kürt halkı üzerinden samimiyetsiz siyaset yapan,
📍Kürt siyaseti üzerinden haksız para kazanan.
📍Kürt anneleri acısı üzerinden alçakça prim kasan.
📍Kürt dili ve kültürü üzerinden inançsız sanat yapan,
📍Kürt milleti adı altında kökensiz hayat süren kim varsa, yaşanan tüm sorun ve sıkıntılarda sessiz kalıp köşeye çekilip kafayı kuma gömüyorsa bilsin ki, reklamcıdır, afişçi ve ekmekçidir.
Ücretini ödeyen öttürüyor.
Size bilinmeyen bir dille sesleniyoruz.
Şıma pênc quruş nê kênê..!