Bunlar, sözüm ona kutsadıkları, “Mehmetçik” dedikleri 19-20 yaşındaki askerleri tuzağa çekip, Suriye’den getirdikleri cihatçı gruplara boğazlatan bir çetedir.
Bunlarla hak, hukuk, adalet diyerek; normal siyaset yöntemleriyle mücadele edebileceğini sananlar yanılır.
İmamoğlu’nu da, Özgür Özel’i de çiğ çiğ yerler.
Ancak birbirleriyle hakimiyet kavgasına tutuştuklarında yıkılıp giderler.
Çünkü hakimiyet mücadelesinde kelle kesmekten kaçınmayacak kadar gaddardırlar.
Bunların anlayışında, iktidar söz konusu olduğunda baba evladını beşikte boğar.
Müebbetlik askeri öğrenciler yana yakıla köprüde askerler öndeyken sırtından vurulan insanların vücutlarından çıkan kurşunların hangi silahlara ait olduklarının araştırılmasını istediler de Akpli hakimleriniz izin vermedi utanmazlar.Bıkmadınız ölmüş insanlarn üzerinde tepinmekten
Sırtında 22 vida bulunan üniversite öğrencisi Meryem Yılmaz (21), arkadaşıyla aynı evde kalmak, Bosna'ya geziye gitmek ve babasının KHK'lı olması gibi suç unsuru taşımayan sebeplerle tutuklandı.
Meryem'in annesi kızının cezaevindeki durumunu anlatıyor:
"Avluya bile çıkamadığını söylüyor. Koğuş iki katlı. Ne yemek işlerini ne de diğer günlük ihtiyaçlarını tek başına yapabiliyor. Hep koğuştaki arkadaşları yardımcı oluyor. Biz onu evde gözümüz gibi koruyorduk. Yaşadığı stres sırtındaki ağrıları artırıyor, ardından bayılıyor."
@MuyesserYildiz
Meryem22Vidayla Cezaevinde
#KadınınSesi
Damar tıkanıklığı şüphesiyle anjiyo olmak üzere devlet hastanesine başvuran bir dostumun hastane izlenimleri:
“Hastane personelinin, tavır ve davranışları soğuk, itici ve kaba idi. Hasta bakıcılar, hastalara; kaba ve sert, adeta gardiyan gibi davranıyorlardı. Sanki onlara bir borcumuz varmışçasına bize karşı minnetsiz bir tutum sergiliyorlardı ve sürekli azar işitiyorduk.”
“Tespit edilen damar tıkanıklığı için balon yapılması ve stent takılması gerektiği söylendi. Fakat, karşılaştığım bu tutum nedeniyle, bu işlemler için özel hastaneye gitmeye karar verdim.”
“Özel hastanede sağlık personeli son derece güler yüzlü ve nazik insanlardı. Hele hemşireler gülücükler dağıtıyordu. Sonra öğrendim ki, uzun çalışma sürelerine rağmen; çok düşük, asgari ücret civarında maaş alıyorlarmış.”
“Kamuda ve özeldeki sağlık personelinin hastalara karşı bu birbirine zıt davranışlarını karşılaştırdığında; insan, devlet hastanesinde çalışanların sanki işlerini bedava ve angarya olarak yerine getirdikleri düşüncesine kapılıyor.”
Türkiye'de genç/çocuk oranı korkunç bir hızla eriyor. Var olanı da tarihin gördüğü en berbat, en gelecek kaygısı gütmeyen, en ideolojik, en bencil, en zavallı yönetici kadrosu elinde heder etmekle meşgulüz.
Her gün, bir önceki günden daha karanlık...
The experience of being a child depends (upon many things) on how plentiful kids are in your neighbourhood. In the 1975 the younger Baby Boomers were still part of the 0-14 age group. Over the last 50 years many European countries saw their share of kids cut in half.
Türkiye, evine gelen misafire zengin görünmeye çalışan görgüsüz fakir gibi. Sarsylar, mehterler, togglar. Lan faiz yüzde 40 enfkasyon yüzde 35, dolar 46, euro 53 lira. Hapishanerlerde 450 bin kişi var. 3 milyon terörist ilan edilen halk. Konuşanı içeri atıyorsunuz. 😆
Tuğg. Gökhan Şahin Sönmezateş;
“Beni Hulusi Akar görevlendirdi.”
“Evlat sen bu işi halledersin, onu alıp bana getireceksin. Ben ona ne yapacağımı biliyorum!” dedi.
Defalarca, “Aman bir sorun çıkmasın, sana güveniyorum.” dedi.
“15 Temmuz gecesi de irtibat halindeydik.”
Özel Kuvvetler kurs bitimini neden 1 ay önceye çektirip 14 Temmuz 2016 Perşembe günü yaptırdınız?
O gün kurs bitimi nasıl konuşma yaptınız ve neden? 15 Temmuz günü programınızı neden değiştirdiniz ve bu değişikleri neden özel kalem müdürünüze haber vermediniz? @hulusiakarmedya
Futbol siyasetle hiç bir dönemde bu kadar iç içe girmemişti.
Bilal Erdoğan resmen federasyon başkanı gibi davranıyordu.
Federasyon başkanına zaten değinmeye bile gerek yok.
Bu pislikten temiz çıkılamazdı.
Nitekim çıkılmadı!
Buyrun buyrun, hepiniz buyrun!
Türkiye'de kamu ihaleleri, teşviklerin dağıtımı ve yandaş şirketlere kaynak aktarımı konusunda halkın eli kolu bağlanmış durumda. Sıfır şeffaflık, sıfır denetim. Her zamanki gibi, dostlar alışverişte görsün kafasıyla kaynak israfı...
Bu harcamaların ne kadarı gerçekten temel bilime gidiyor?
Ne kadarı savunma sanayiine gidiyor?
Ne kadarı vergi teşviki adı altında belirli şirketlere aktarılıyor?
Ne kadarı gerçek inovasyon üretiyor?
Akademik özgürlük olmadan bu kadar harcama ne kadar etkili olabilir?
Türkiye mutlak harcama olarak ilk 10'a girebiliyor.
Ama Nobel ödülü, yüksek etkili yayın, patent kalitesi, üniversite sıralamaları ve beyin göçü göstergelerinde aynı başarıyı göremiyoruz.