Machine learning engineer specialized in finance. Interests are reinforcement learning, quantum machine learning, GANs, and their applications in finance
➖3 Merkez Bankası Başkan Yardımcısı;
💡Biri Merkez Bankası'nı dolandırdığı için bir süre tutuklu kaldı, şu an ev hapsinde.
💡Diğeri fon vurgunu yaptığı iddiası ile tutuklu.
💡Bir diğerinin ise (Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik Genel Müdürlüğü'nü fon vurgunu ile dolandırdığı gerekçesi ile) mal varlığına tedbir kondu, yurt dışına çıkışı yasaklandı.
🖊️Her üçünün de cebimizdeki parada imzası var, iyi mi?
🍏Gökten 3 çürük elma düştü, üçü de Merkez Bankası'na düştü!
MSCI oldukça sert bir uyarıda bulundu.
Türkiye endekslerindeki yeni hisse girişlerini, pay artırımlarını ve yukarı yönlü tüm revizyonları dondurduğunu açıkladı.
Haziran'a kadar yeterli şeffaflık ve denetim adımları atılmazsa EM statüsünden düşürülebileceği uyarısında bulundu.
Bu piyasada özellikle 2020'den beri biriken ve görmezden gelinen bu kirli düzenin sonuçları olacaktı elbet;
Finans merkezi olacağız iddiasıyla Milyar USD'lar harcadığımız binalar yasta...
Bu manipülasyon işlerini organize eden manipülatörden göz yuman denetleyici ve düzenleyiciye kadar tamamı, eksiksiz!! en sert cezaları almalı.
Ama, Kasıma kadar verilen süre Hazirana uzatılmış, yani bu açıdan bakmaya çalışalım...
Türkiye hiçbir zaman böyle kapkara ve geleceksiz olmamıştı. Askeri yönetim bile seçimle iktidarı bıraktı. Şimdi ise rıza üretemediği için seçim kazanamayacağını düşünen 25 yıllık bir iktidarın o koltukları bırakmamak için ülkeyi çok karanlık bir tünele soktuğunu görüyoruz.
#SonDakika | Özgür Özel, Erdoğan'a seslendi:
"Sayın Erdoğan'ın zaman zaman ifade ettiği bir şey var. Tam olarak kendisine söyleyeyim.
Ey Erdoğan; atayan AK Partili, atanan AK Partili, soyan AK Partili, soyulan AK Partili.
Biz bu işin hiçbir tarafında yokuz, sen tam göbeğindesin. Biz bu işin mağdurlar tarafındayız."
https://t.co/kxZm36ZJI7
💥 “Hücredeki ilk günümde hayatımın en güzel uykusunu uyudum, kendimi en az yalnız hissettiğim dönemdi...”
💥Deniz Göktaş, cezaevinden çıktıktan sonra ilk kez New York Times'a konuştu:
• Tahliye edilmeyi beklemiyordum, bu yüzden büyük bir rahatlama hissettim.
• Savunmamı okuyan herkes, avukatlarım ve çevremdekiler, bu savunmanın cezaevinde biraz daha uzun kalmama neden olabileceğini söyledi. Benim önceliğim bir an önce dışarı çıkmak değildi.
• Özür dileyen bir tutum takınmak istemedim. İfade özgürlüğü yalnızca burada yaşanan bir sorun değil. Dünyanın pek çok yerinde insanlar konuşurken cezalandırılmaktan ya da toplumun tepkisini çekmekten korkuyor.
• Komedi yapan diğer insanlara bir örnek olmak istedim. Özgürce konuşabilirsiniz. Korkmak zorunda değilsiniz.
• Üç ay cezaevinde kalmak korkunç ama bunun bir sanatçının bir ilkeyi savunmak uğruna katlanamayacağı bir şey olmadığını göstermek istedim.
• Daha fazla tanındıkça, sektördeki yerim sağlamlaştıkça kaybedecek daha çok şeyim oldu. Yaptığım işte otosansür uygulamaya başladım. Bu da beni rahatsız ediyordu.
• Gösterilerime gelen insanlar, öğrenciler, emekliler, gündelik hayatlarında benden daha cesur davranırken ben giderek daha korkak biri oluyordum. Bu da kendimi ikiyüzlü hissetmeme neden oluyordu.
• Çok sevdiğim bir şarkı var, gösterimin kapanış jeneriğinde de çalıyor. Kendini satan bir şairi anlatıyor. O şarkıda kendimden bir şeyler bulmak kötü hissettiriyordu. Kendimi daha iyi hissedebilmek için sonuçlarını düşünmeden, komik bulduğum her şeyi yeniden söylemeye başladım.
• Biraz romantik gelebilir ama hücredeki ilk günümde hayatımın en güzel uykusunu uyudum.
• Bütün bu süreç boyunca kendimden duyduğum şüphe ortadan kalktı. Daha önce sahip olmadığım bir özgüvenin tadına vardım.
• Şimdi o duyguyu bir kez tattıktan sonra onsuz yaşayabileceğimi sanmıyorum. İyi hissettirdi.
• Türkiye geçmişte de pek özgür bir ülke değildi ama ana akım televizyonda benim yaptıklarımdan çok daha sert espriler yapan komedyenler vardı.
• Onlar da sorunlar yaşadı ama şaka yapmanın sonuçları bu kadar ağır değildi. Benim esprilerimi duysalar hafif bulurlardı.
• Son yıllarda tahammül seviyesi ciddi biçimde düştü. Garip bir şekilde, bunda cesaret verici bir şey de var.
• Yöneticiler şakalar karşısında bu kadar kırılgan olabiliyorsa bu, komedinin gücünü gösterir.
• Bir saniye bile pişman olmadım. Hayatımda kendimi en az yalnız hissettiğim dönemdi. (New York Times)
Eğer Yeni anayasa yazılacaksa, otu çöpü bırakıp ifade özgürlüğünü katı garantiler altına alıcı hükümler koymamız lazım.
İfade özgürlüğünün bu kadar siyasi konjonktüre göre sınırlanabildiği bir ülkede demokrasi falan oturmaz.
İnsanlar ses çıkaramaz hale geldi. Herkes kabuğuna çekildi. Bu sağlıklı değil.
Fikrini söyleyen herkesin hapse atıldığı bir ülke kalkınamaz, gelişemez
Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak:
▪️ Hisse senetlerine ve bireysel emeklilik fonlarına yatırım yapanlar da dahil olmak üzere en az 2 milyon mağdur var. Bu sayı aileleriyle en az 5 milyon kişiye denk geliyor.
▪️ Olayın boyutu da 20 milyar dolardan çok daha fazla. Fon krizinde temel sorumlu kurum SPK. Her şey iyi giderse resmin tamamını, krizin boyutunu 5-6 ayda görebiliriz.
▪️ Tera’nın patronu Emre Tezmen zamanında engellenseydi bu tahribat olmazdı. Devlet bu çarkı kuran o eli bulup kırmalı. Bu el ülkeye vatan hainliğinden daha fazla zarar veriyor.
▪️ 45 yıllık sermaye piyasası tarihinin en tahrip edici ve en çok mağdurun yaratan kriziyle karşı karşıyayız.
▪️ Fon krizi en çok tahribat, en çok güven kaybı yaratan olaylardan biridir.
▪️ Bu tahribat göz göre göre yaratıldı. Bürokrasi, siyaset ve yargı içinden bu yapı destek görmeseydi 45 yıllık sermaye piyasası tarihindeki en büyük krizi yaşamazdı.
▪️ Ama resmin tamamını görmeden gerçek suçlulara da ulaşamayız. Bunun için de 2021’e gitmek gerekiyor.
▪️ 2021’de Kasım Garipoğlu’nun Türkiye’de SPK lisansı olmadan faaliyet gösteren GKFX isimli bir şirketi var. Lisansı olmamasına rağmen faaliyetlerine devam edebilmiş. Şirketi ABD ve Rus makamları kara para aklayan şirket olarak tanımlıyor.
▪️ Garipoğlu gidip yöneticileriyle ilgili “30 milyon dolarımı çaldı” diye şikâyette bulunuyor. Savcılık 2021’de inceliyor.
▪️ Tera Yatırım, Azko ve Venbey gibi şirketlerle GKFX arasında çanta ve valizlerle gerçekleştirilen yaklaşık 350 milyon dolarlık para trafiği ortaya çıkıyor.
▪️ Burada inceleme ilerletilmiş olsaydı Tera, fon krizinin baş aktörü olmazdı ve 2021’deki o meşhur kapalı fonu oluşturamazdı.
▪️ 524 katlık değerin yaratıldığı, bir anlamda orada kara para aklandığını düşünüyorum.
▪️ 2021’deki soruşturma gerçekten yapılsaydı Tera 2022’de halka arz izni alamazdı. 2023’te de banka kurma iznini alamazdı.
▪️ BDDK Tera’ya banka izni vermekle onlara itibar kazandırdı. Kapalı fonlardaki hisseler çeşitli şaibelerle 2025’te tam 524 kat artış sağlıyor.
▪️ Muhtemelen 2021’deki kara paraları buraya soktular. Borsa kazancı gibi legalleştirdiler.
▪️2025’te bu fon TEFAS’a açılıyor, halka arz ediliyor. İnsanlar bu kadar yüksek getiriyi görünce yatırım yapıyorlar. Çünkü bakan yardımcıları, rektörler var. Bu yüzden insanlar daha çok güveniyor.
▪️ Ben fonlardaki şaibeler ve dolandırıcılık işlemlerini gördüğüm için Temmuz 2025’te CİMER’e, MASAK’a başvurdum.
▪️ Ama ben Kasım 2025’te Emre Tezmen’in şikâyetiyle gözaltına alındım. Sonra bilgilendirmeye devam ettim. Nisan 2026’da yine Emre Tezmen’in şikâyetiyle ikinci kez gözaltına alındım.
▪️ Bu 5 milyon insan ödemelerini yapamayacağı, alışveriş yapamayacağı, kredi kartını ödeyemeyeceği, birçok şeyi yapamayacağını düşündüğümüzde dalga dalga toplumu etkileyecek. Bunun faturasını 86 milyon kişi ödeyecek.
▪️ Ekonomik, sosyal ve siyasal olarak bu sürecin çok iyi yönetilmesi gerekiyor. İyi yönetilmezse sosyal olarak daha kötü yerlere varabilir.
▪️ Kamunun ağır ihmali sonucu ortaya çıkan mağduriyet giderek büyüyor.
▪️ Bu göz göre göre, bile bile gelen bir kriz bu. Destek almadan bu kadar büyük organizasyonlar, bu kadar büyük mağdurların olması mümkün değil.
▪️ Fonzedelerin parasını Hazine’ye başvurmadan, kim çaldıysa onlardan alacaksınız.
▪️ Çakılan hisseleri de tespit etmek gerekiyor. Burada birileri 100 milyarlarca lira kazandı.
▪️ Mağduriyetlerin azaltılması mümkün değil, her gün artacaktır. Çünkü her gün paralar değer yitiriyor. Ama çözüm için tek yol var. Çalandan alacaksınız.
▪️ Devlet bu çarkı kuran o eli bulup kırmalı. Bu el ülkeye vatan hainliğinden daha fazla zarar veriyor.
- Nefes
Son birkaç gündür herkes Vestel’i konuşuyor. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in şirketin kredi notunu yüksek riskli seviyeden finans dünyasında kelimenin tam anlamıyla iflasın eşiği sayılan Ca seviyesine düşürmesi, ağır borç yükü ve çalışan sayısının 2024 sonundaki 19 bin 509’dan Haziran 2026’da 11 bin 822’ye gerilemesi gündeme bomba gibi düştü.
Sosyal medyaya bakıyorum. Kamuoyu yine üçe bölünmüş: Bir kesim “Binlerce insana ekmek kapısı, sahip çıkılsın” diyor. Bir kesim, alt taşeronların ve Ege sanayisinin kırılmasından endişeli. Bir kesim ise IMEI düzenlemelerini hatırlatıp tüketici kırgınlığını dile getiriyor.
Herkes bir şirketin krizini kendi hayatı üzerinden anlatıyor. Ve aslında haklılar. Bir şirketin bilançosu, binlerce hanenin mutfağına dokunur.
Ama ben bu tartışmada başka bir şey görüyorum. Vestel’in yaşadığı şey, tek bir şirketin hikayesi değil. Türkiye’de sanayinin son 30 yılda nasıl para kazandığının, şimdi neden kazanamadığının hikayesi.
Önce şunu netleştirelim: Vestel, Türkiye’nin en büyük elektronik üreticilerinden biri. Milyonlarca ürün üretti, on binlerce insana iş verdi, ihracat rekorları kırdı. Bunlar küçümsenecek şeyler değil. İçeride yönetimsel hatalar yapıldı mı, risk yönetimi ve borçlanma tercihleri ne kadar doğruydu, bunu ancak kapalı kapılar ardındaki bilançoları inceleyenler kesin olarak bilebilir.
Ama yönetim tercihlerinden bağımsız olarak, dışarıdan net şekilde görünen bir gerçek var: Vestel’in karı, uzun yıllar boyunca sadece üretimden değil, bilanço yönetiminden geldi.
Bunu açayım.
Türkiye’nin 1990’lardan 2010’lara kadar kurduğu sanayi modeli, kimsenin açıkça itiraf etmediği bir denklem üzerine oturuyordu:
Düşük faizle döviz borçlan. Ucuz iş gücüyle üret. Güçlü para birimiyle sat. Aradaki farkı kâr olarak cebe at.
Biz buna yerli üretim dedik. Ama aslında bu, tam anlamıyla bir finansal arbitraj modeliydi. (Arbitraj, en yalın haliyle; aynı varlığın farklı piyasalardaki fiyat, kur ya da faiz farkından tek kuruş risk almadan veya üretim yapmadan kar yaratma sanatıdır.)
Şirketler üretimde değil, gelir tablosuyla bilanço arasındaki bu kur ve faiz farkından para kazanıyordu. Fabrika, bu oyunun sahnesiydi; asıl oyun, finans departmanında kuruluyordu.
Vestel bu modelin en saf örneklerinden biriydi. Kar, sadece televizyon satmaktan değil; kur, faiz ve hacim üçlüsünün aynı anda doğru yönde hareket etmesinden geliyordu.
Bu bir suçlama değil; olgusal bir tespit. Çünkü Türkiye’nin makroekonomik koşulları, uzun yıllar boyunca sanayiciye bu modeli teşvik etti. Düşük faizli döviz bolluğu döneminde, bu denklemi kullanmayan şirketler ölçek büyütmekte zorlanıyordu.
Dört sütun aynı anda çöktü
Bu model dört sütun üzerinde duruyordu. Son 10 yılda dördü de aynı anda çöktü:
1) Ucuz iş gücü gitti.
Türkiye’de maliyetler arttı. Ama daha önemlisi, otomasyon işgücünü verimsizleştirdi. Bugün bir Çin fabrikası, bir Türk fabrikasından daha az insanla daha çok üretiyor. İşgücü artık avantaj değil, maliyet.
2) Düşük faizli döviz borcu gitti.
Küresel faizler yükseldi, risk primi arttı, borçlanma maliyeti katlandı. Borç aynı borç ama çevirmesi artık çok daha pahalı.
3) Döviz geliri TL maliyet artışına yetişemedi.
Kurun artması ihracat gelirini TL bazında büyüttü ama içerideki yüksek TL enflasyonu, işçilik ve operasyonel maliyetler o geliri eritti. Üstüne bir de döviz borçlarının katlanan faiz yükü eklenince, ihracat geliri bilançoyu kurtarmaya yetmedi.
4) Ölçek ekonomisi gitti.
Ölçek, ancak marj varsa anlamlıdır. Marj yoksa ölçek, sadece daha büyük bir zarar demektir. 19 binden 11 bine düşen istihdam bunun kanıtı: Şirket sadece küçülmüyor, model küçülüyor.
Asıl soru: Vestel neden bu kadar savunmasızdı?
Cevap rahatsız edici ama adil: Vestel, güçlü bir marka olma potansiyelini hiçbir zaman fiyatlama gücüne dönüştüremedi.
Türkiye’de buzdolabı ve televizyon denince akla gelen ilk isimlerden biriydi. Ama Vestel, markasını kapasitesini beslemek için kullandı; kapasitesini markasını beslemek için değil.
Ürünü kimin adına sattığı, hangi fiyata sattığı, rafta nasıl konumlandığı bunlar fason/OEM üretimin doğası gereği Vestel’in tam kontrolünde değildi. Kontrol edebildiği ana unsur, fabrikanın kaç bant çalıştırdığıydı.
Kapasite şirketleri kur şokuna dayanamaz. Çünkü kapasite fiyatlama gücü değildir. Fabrika marka değildir. Hacim marj değildir.
Türkiye iş dünyası 30 yıldır bu kavramları birbirine karıştırıyor.
Peki ne yapmalı?
Ezber cümleleri tekrarlamayacağım. “Katma değere geçin” demeyeceğim; çünkü o bir reçete değil, temennidir.
Gerçek reçete üç maddede:
1) Bilanço, stratejiden önce gelir.
Bir şirketin kaderini ne ürettiği değil, nasıl finanse edildiği belirler. Döviz borcu olan, doğal hedge’i olmayan, nakit akışı döngüsel her şirket kırılgan. Sektörü ne olursa olsun. Türkiye’de artık CFO’nun masası, CEO’nun masasından daha kritik.
2) Marka, kur şokuna karşı tek tampondur.
Fason üretim yapan şirket, kriz geldiğinde artan maliyeti müşteriye yansıtamaz. Kendi markası olan şirket ise bir yere kadar yansıtır. Türkiye’nin ihracatının büyük bölümü hala fason. Bu oran değişmeden hiçbir şey değişmez.
3) Ölçek değil, derinlik.
Daha çok üretmek değil, daha vazgeçilmez olmak. Bir parçayı dünyada sadece sen üretiyorsan, kur ne olursa olsun ayaktasın. Bir parçayı herkes üretiyorsa, en ucuz üreten kazanır ve o genelde sen değilsin.
Peki bunu kim yapacak?
Reçeteyi yazmak kolay. Uygulamak zor. Çünkü bu dönüşümün üç aktörü var ve üçü de şu an aynı yöne bakmıyor:
Şirketler yapacak ama kısa vadeli borç çevirme baskısı, uzun vadeli strateji kurmalarını engelliyor. Her ay bilanço çeviren bir yönetim, üç yıl sonrasını planlayamaz.
Devlet yapacak ama teşvik sistemi hala kapasiteyi ödüllendiriyor, markayı değil. “Kaç kişi çalıştırıyorsun” sorusu, “ne kadar katma değer üretiyorsun” sorusundan daha çok soruluyor.
Yatırımcı yapacak ama Türkiye’de uzun vadeli sabır sermayesi yok. Herkes çeyrek bilanço izliyor. Sabırlı sermaye olmadan marka olmaz.
Yani mesele “ne yapmalı” değil. Mesele, bu üç aktörün aynı anda aynı yöne bakması. Bu olmadan Vestel bir istisna olarak kalır; olursa, Vestel bir uyarı olur.
Rahatsız edici sonuç
Vestel haberi, bir şirketin haberi değil. Türkiye’nin son 30 yılda kurduğu sanayi modelinin son kullanma tarihinin dolması.
Bu modeli savunanlar, Türkiye’yi değil; eski alışkanlıkları savunuyor. Ama o model artık borçtan başka bir şey üretmiyor.
Yeni dönem kapasiteyi değil, konumu ödüllendirecek. Kendi ekosistemini ve markasını yaratan şirketler kazanacak. Geri kalanı, ne kadar büyük olursa olsun, bir sonraki kur şokunda masadan kalkacak.
Vestel masadan kalktı mı? Henüz değil. Ama sandalyesi çoktan çekildi.
#Vestel #ekonomi
Özgür Özel, Erdoğan kürsüdeyken TBMM Genel Kurulundan Ayrıldı: "Dinlemeye harcayacak vaktimiz yok"
"Bu vakitten sonra partimize yargı darbesi yapıp partinin Genel Başkanı'nı, yönetimini değiştirip yerine işine gelen bir atama yapan birisini;
Cumhurbaşkanı adayımızı hapse tutan birisini;
daha bu sabah Türkiye Belediyeler Birliği seçimlerini kazanabilmek için suçsuz, günahsız Mersin Belediye Başkanı'na operasyon yapan birisini;
her gün ilçe belediyelerinin belediye meclis üyelerini tehdit ve transfer ederek İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yürümeye çalışan birisini;
fon kriziyle yoksulları soydurtan, buna sessiz kalan, gündem değiştirmek için de yine CHP'ye saldıran birisini dinlemeye harcayacak vaktimiz yok."
FotoHaber - Bir grup AKP'linin diğer bir grup AKP'liyi denetlememesi nedeniyle patlayan fon vurgunu, başka bir grup AKP'li tarafından denetlenecek. Ayrıntılar geliyor... https://t.co/dbOdioskzR
#SONDAKİKA | Özgür Özel fon vurgunu hakkında konuştu:
"Fatma Betül Sayan Kaya var. Orada da nefsine uymuş. 'Tayyip Bey de üzgün.' Öyle bir şey yok. 455 bin kişi, aileleriyle birlikte 2 milyon kişi ve dolaylı etkilenen neredeyse 5 milyon kişi...
Size bu fon gerçeğini şöyle açıklamak isterim: Paranızı çoğaltıp da çalanlar değil de ona zemin hazırlayanlara bir bakın ki her birinin orada, fonda hesapları da var.
▪️Emre Alkın: Tera'nın tutuklu yönetim kurulu üyesi. Kim bu? Bizzat Cumhurbaşkanlığı Akademik İstişare Kurulu üyesi. Atamasının altında Erdoğan'ın imzası var.
▪️Kerem Alkın: Tera bağımsız yönetim kurulu üyesi. Türkiye'nin OECD Daimi Büyükelçiliğine Erdoğan tarafından atanmıştı. Varlık Fonu ve Halkbank'ın yönetimindedir.
▪️Emre Tezmen: Tera Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı, Fatma Hanım'ın ve ailesinin yakın arkadaşı.
▪️Erkan Kilimci: Tera'nın Başkan Vekili ve Genel Müdürü. Eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı. Atamasını Erdoğan yaptı; 200 liranın üzerinde imzası var.
▪️Fecir Alptekin: Tera'nın Yönetim Kurulu Üyesi, Cumhurbaşkanı Danışmanı, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Üyesi.
▪️Abdülkadir Özkan: Yönetim Kurulu Üyesi, Başbakanlık Başdanışmanı, Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı'nda basın müşaviri.
▪️Erdin Özel: Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı, AK Parti Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısı. Önce inkâr ettiler, Anadolu Ajansı kayıtlarını silmeyi unuttular ve AK Parti Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısı olarak basın açıklamaları ortada.
▪️Serdar Turan: Pusula'nın tutuklu Yönetim Kurulu Başkanı, eski AK Parti Gençlik Kolları Başkanı.
▪️Muhammed Yarız: Pusula Portföy'de yönetici ve tutuklu, eski AK Parti İstanbul Gençlik Kolları Yönetim Kurulu Üyesi.
▪️Özdemir Ataseven: Özatadenizcilik Yönetim Kurulu Başkanı, AK Parti Tuzla İlçe Başkan Yardımcısı.
▪️İskender Balcı: Fonda yönetici, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik'in damadı.
Hepsi Erdoğan'ın ekibi. Tamamının atamasının altında aynı mürekkep, aynı imza var: Recep Tayyip Erdoğan. Burnunun ucunu göremeyenden, bu işlerden haberi olmayandan Cumhurbaşkanı olmaz. Bu kumpas çetesini, bu kirli çeteyi, asrın soygununu yapanları teker teker atayandan Cumhurbaşkanı olmaz."
29.09.26
Sevgili Deniz Göktaş,
Öncelikle tahliyene çok çok sevindim. Beraber bir arada dönme hayalini, bugün haberlerde senden duymak beni çok duygulandırdı ve sevinçten ağlattı.
Şuna güveniyorum;
“Ekmeğin yanında gelen poğaça”nın yarattığı duyguyu anlayacak sayılı kişilerden biriyim :)
Özgür günlerde, bunun muhabbetlnl yapmak istersen ki; ben çok isterim şimdiden söyleyeyim.
Sevgi ve selamlarımla.
Sinem Dedetaş
Ey Erdoğan;
Hiç lafı eveleyip geveleme…
YAKALANDINIZ!
Benim savunduğum arkadaşlarımı didik didik ettiniz üzerlerinden 2 lira çıkmadı.
Ama senin yanındaki bakanın, genel başkan yardımcın milleti 2 milyar lira dolandırdı.
Bu dönen dolaplardan haberin var mıydı?
Haberin varsa sen bu tezgahın başındasın demektir.
Haberin yoksa devlet yönetme kabiliyetini kaybetmişsin demektir.
Haberin varsa istifa edeceksin, haberin yoksa sandığı getirip emaneti ehline teslim edeceksin.
Yatırım fonlarının 1'den 7'ye kadar derecelenen riski daha çok geçmiş oynaklığa göre hesaplanıyor. Para piyasası az oynak: 1, altın ve borsa çok oynak o zaman risk 6 veya 7 gibi..
Oysa karşı taraf riski de çok önemli. Para piyasası fonunda güvenli özel sektör tahvilleri tutanlarla zayıf ve şişirilmiş şirketlerin tahvilini tutan bir olur mu?
Risk değerlendirmesi yapılırken karşı taraf temerrüt riskinin de dikkate alınması gerekir, ama alınmıyor.
Eğer bu yapılmış olsaydı insanlar "nasıl olsa riski 1" diyerek sorunlu para piyasası fonlarına bu kadar ilgi göstermeyebilirdi. Ayrıca son krizde sorunlu fonları alanlara "siz riski tercih ettiniz, bedelini de ödeyeceksiniz" denebilirdi. Şimdi bunu söylemek adil olmadığı gibi kanuni de değil.
Bir yerin finans merkezi olabilmesi için ilk koşul itibar ve güven tesis etmektir. Yüksek binalar yapmakla finans merkezi olunmaz, sadece trafik artar.
Önce Anthropic CEO'su Dario Amodei, ardından OpenAI CEO'su Sam Altman ve Elon Musk...
Hepsi aynı noktayı işaret etti: "Yapay zekâ gelişim hızının yavaşlatılması lazım"
Kamuoyuna göre bu açıklamaların arkasında ise çok daha farklı bir hikâye olabilir. 👇 https://t.co/YwCZYaO696
Değerli Yurttaşlarımız;
Bu gece itibarıyla motorinin litre fiyatı 100 lirayı aşmış olacak.
Bu 100 liranın 20 lirası ÖTV ve KDV’den oluşacak.
2009’da tedavüle giren 100 liralık banknotumuz, o gün 40 litre mazot alıyordu. Bugün aynı 100 lira, sadece 1 litre mazot alacak.
Sayın Erdoğan, 2023 seçimleri öncesinde, “Gabar’da günlük 100 bin varillik petrol bulunduğunu” müjdelerken mazotun litresi 20 liraydı. Bugün 100 lirayı geçecek.
Mazota gelen zam, pompada kalmayacak.
Meyve-sebzeden okul servisine kadar, iğneden ipliğe her şeye zam olarak yansıyacak. Mutfaklarda et değil, daha fazla dert kaynayacak.
Artık vatandaşın bu yükü taşıyacak takati kalmamıştır.
YENİ Parti olarak önerimiz; acil olarak akaryakıttaki vergilerin kaldırılmasıdır.
Dünyanın en yüksek faizlerini öderken, yollara ve köprülere fahiş garanti bedelleri aktarırken hesap yapmayanların eli, sıra vatandaşa geldiğinde titremeyecek.
Giderayak millete daha fazla zulmetmeyin, gerekli adımları atın.
Zaten YENİ Parti iktidarında bu adaletsizlik kökünden çözülecek.