Our 2026 third/cup shirt is available now, in partnership with Massive Attack and raising funds for medical aid to Cuba.
The jersey, designed by the legendary Bristol artists in conjunction with Bohemian FC designers, pays homage to Cuban kits of the past and to the connection between Cuba and Ireland.
The shirt is available now from the Bohs Store: https://t.co/zPv4DACWQ9
Thirty per cent (30%) of profits will be shared between the Cuba Solidarity Campaign's Cuba Vive medical appeal and mediCuba-Europe.
The video, set to Massive Attack's iconic track "Teardrop", is an intimate weaving of the craft of Dublin artist Jim Fitzpatrick, creator of the iconic Che Guevara poster, alongside the texture of the strip itself. It was made by Unit 3 Films in Bristol with videography in Dublin by Steve Battle & Albert Hooi.
More information here: https://t.co/tZhSCjcNm0…
IMPORTANT: Please ensure all sizes & contact/delivery details are correct when ordering as these can NOT be amended after. Be especially careful if you use an autofill feature.
It may take up to 10 days to dispatch all orders and once out of stock it will be 4/6 weeks for the next batch.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Bugün Ankara’da NATO’ya karşı yürürken polis şiddeti sonucu yaralanan ve durumlarının ciddiyeti nedeniyle gözaltıları sona eren partili arkadaşlarımızla birlikteydik. Moralleri iyi. Kaburga ve kol kırıkları iyileşir. Sizin NATO sevdanızın ise tedavisi yok ne yazık ki.
Ankara’da “Bağımsız Türkiye” için NATO’yu protesto eden TKP üyelerine dönük polis şiddetinde yedi arkadaşımız kafalarından ağır darbe almış, bazı arkadaşlarımızın kol ve göğüs kafeslerinde kırıklar oluşmuş, bir arkadaşımız kalp krizi şüphesiyle anjiyoya alınmıştır.
Yaralanan ve gözaltına alınan yoldaşlarımızın durumlarını yakından takip ediyoruz. Gözaltılar derhal serbest bırakılsın!
Futbolun "Çizgi Metin"i, hayatını yalnızca başarılı bir spor insanı olarak değil, aynı zamanda yurtsever bir komünist olarak geçirdi.
Sömürünün, eşitsizliğin kol gezdiği dünyada yeteneğini ve ününü servet edinmek için değil emekçi halk için kullandı.
Aramızdan ayrılışının 13. yılında yoldaşımızı saygıyla anıyoruz.
🇹🇷 Bir Türk Vatandaşının Vize Çilesi
Bir konsere gitmek istedim. Aylar öncesinden biletimi aldım, otelimi ve uçak biletimi peşin ödedim. Vize başvurumu yaptım, ret aldım. 21 Temmuz’da Hollanda’ya itiraz dilekçemi gönderdim. Hâlâ bir V number (dosya numarası) bile verilmedi. 👇
🎫 Başvurumda ne vardı?
Geçerli Schengen vizem (5 Eylül’e kadar)
Benim seyahatim 8–15 Eylül arası planlanmış
Konser biletleri (Ayreon 30. Yıl Özel Etkinliği)
Uçak bileti
Otel + Airbnb rezervasyonları
Tatil için Euro cinsinden ayrılmış hesap dökümü
Her şey eksiksizdi.
📬 İtiraz Süreci
Vize reddine karşı itirazımı yazılı olarak (evraklı, düzenli, indeksli) bir klasör halinde IND’ye postaladım. Takip numarasına göre 21 Temmuz’da ellerine ulaştı.
Ama hâlâ:
Bir e-posta almadım
Dosya işlenmedi
V numarası verilmedi
📞 Durumu öğrenmeye çalıştım:
IND’yi telefonla aradım → “Henüz işlenmemiş”
Zivver ile e-posta attım → Henüz yanıt yok
Web formu doldurdum → Otomatik cevap
Sosyal medya → "Yardım edemeyiz, arayın"
Yani tam bir kısır döngü.
🕰️ Peki itiraz kaç günde sonuçlanır?
Ret mektubu: "En fazla 16 hafta"
IND telefonla: "9 ay sürebilir"
Dışişleri Bakanlığı e-postası: "12 ayı bulabilir"
Hangi bilgiye güveneceğiz? Süreler keyfi gibi.
🤖 Yeni başvuru da yapamıyorum
VFS Global üzerinden randevu almak neredeyse imkânsız. Botlar sistemleri ele geçirmiş, tüm randevular saniyeler içinde kapılıyor. Normal vatandaşlara “para karşılığı” satılıyor.
💸 Bu arada:
AirBNB iptal edilemiyor (geri ödeme yok)
Uçak bileti yanacak
Konser biletleri elimde kaldı, Türkiye'de paypal yok, ticketswapten devredemiyorum
👥 Çevremde aynı evraklarla vize alanlar var
Kız arkadaşım aynı belgelerle onay aldı. Ben ret yedim.
Aynı dosya → Farklı sonuçlar.
Ve kimse bu kararlara itiraz etmiyor.
Eden biri olarak sonuç alamamak çok moral bozucu.
🇳🇱 Yorumum:
Vize retlerine yapılan itirazlar konsolosluklara yönlendirilseydi:
Süreç daha hızlı olurdu
IND'nin yükü azalırdı
Yabancı başvurular yerinde incelenebilirdi
IND, kendi vatandaşlarına daha iyi hizmet verebilirdi.
Bu yaşadıklarımı anlatmak istedim. Çünkü bu sadece benim değil, binlerce Türk vatandaşının ortak hikayesi.
#SchengenVisa #HollandaVizesi #VizeReddi #IND
@arjenuijterlind@NLinTurkiye@NLinIstanbul
HERKES KONUŞACAK, CUMHURİYETÇİLER SUSACAK, ÖYLE Mİ!
Abdülhamit özlemle anılıyor, Vahdettin övülüyor.
Saidi Nursi ve Şeyh Said halk kahramanı ilan ediliyor.
Cumhuriyetten İmparatorluğa geçiş tartışılıyor, Barrack denen bir adam Osmanlı’nın erdemleri konusunda referans gösteriliyor.
Ümmetçi çözümler en yetkili ağızdan dillendiriliyor. Din temelli kardeşlikten söz ediliyor.
Suriye’de “Amerikalıların ve İngilizlerin adamı” Şara başa getiriliyor. İsrail memnun, Ankara’dakiler memnun, Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi de memnun.
Bütün bunlar olurken grevler yasaklanıyor, ücretler yerlerde sürünüyor, eşitsizlikler derinleşiyor, yoksulluk kural hâline geliyor. Küçük bir azınlık yine memnun!
Yıllar boyunca PKK ve bir kısım “sol”, “Kürt sorunu çözülürse bu ülkenin bütün sorunları çözülür” diyordu. Bir süredir iktidar da aynısını söylüyor. “Kürt sorunu” demiyor belki ama adı hâlâ konamayan bir süreç, her şeyin anahtarı hâline geldi.
“Bu sorunu çözelim, demokrasi gelecek.”
“Bu sorunu çözelim, ekonomi düzelecek.”
“Bu sorunu çözelim, emperyalizm çuvallayacak.”
“Bu sorunu çözelim, İsrail açığa düşecek.”
Dahası da var.
“Bu sorunu çözelim, Türk-Kürt-Arap birliği kurulacak.”
“Bu sorunu çözelim, Türk dünyası şahlanacak.”
Bu nasıl bir yaygaradır!
Her şeyin üzerinde ve diğer sorunlardan ayrı bir Kürt sorunu yoktur. TKP yıllardır bunu söylüyor. TKP, Kürt sorununun ülkenin temel sorunlarıyla birlikte ele alınması gerektiği düşüncesinde.
Bu ülkede her şeyin üstünde temel tek bir sorun vardır: Kapitalist sömürü düzeni.
Cumhuriyeti bu düzen kemirmiş, tarikatları başımıza bu düzen yeniden bela etmiş, eşitsizlik ve yoksulluğa bu düzen neden olmuş, Türkiye’yi NATO ve ABD hegemonyasına bu düzen sokmuştur.
Kürt sorunu bu tablonun içinde değerlendirilmelidir.
Şu anda “çözüm” diye karşımıza çıkarılan süreç bu tabloyla uyumludur. Cumhuriyetle hesaplaşan, holdingler ve tarikatlar düzeni ile uyumlu, ABD ve İsrail’in bölgesel planlarıyla örtüşen bir süreçle karşı karşıyayız.
Daha önce sayısız kez olduğu gibi, bu sürece itirazı olanları bastırmak için her yolu deniyorlar.
AB’ye üyelik başvurusu yapıldığında böyle oldu, Ergenekon operasyonunda böyle oldu, Anayasa Referandumu’nda böyle oldu, önceki “çözüm süreci”nde böyle oldu.
Hiç susmadık. Yine susmayız.
Bize dayatılan bu sürecin ABD, İngiltere ve İsrail’in bölge planlarıyla uyumlu olduğunu, sermaye sınıfının ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiğini, siyaseti ve kamusal alanı bütünüyle laiklikten uzak bir anlayışa teslim etme niyetiyle geliştirildiğini düşünüyoruz.
“Sol”culuk adına, Osmanlıcılık adına ya da “yerli ve millilik” demagojisi adına yazıp çizilenlerin bu içeriğin üzerinden atlaması yeterince açıklayıcıdır.
Partimizin inisiyatifi ile hazırlanan ve sonrasında çok geniş bir kesime yayılan “Ülkemizin Uçuruma Yuvarlanmasına İzin Vermeyeceğiz” açıklamasının yarattığı etki, toplumda sürece ilişkin soru işaretlerinin yaygınlığını göstermektedir. Siyaset dünyası, kamuya mâl olmuş bir açıklamaya kısa sürede ve kendi iradeleriyle destek beyan edenlere sıfat aramakla oyalanmak yerine, sürece ilişkin gündeme getirilen soruları ve itirazlara konu olan maddi gerçekleri tartışmalıdır.
TKP ortaya çok güçlü ve açık bir program koymaktadır. Türkiye’yi bağımsız ve egemen, herkesin kardeşçe ve eşitlik içinde yaşadığı bir ülke hâline getirmek, refaha ve barışa ulaşmak, laikliği tesis etmek, Cumhuriyet fikrini ayağa kaldırmak mümkündür. İnsanın insanı sömürmediği, holding ve tarikatların yerine emekçi halkın iradesinin egemen olduğu düzenin adı sosyalizmdir.
🔴#SONDAKİKA | Rusya doğusundaki 8.8 büyüklüğündeki depreme ait başka bir görüntü.
73 yıl önce aynı bölgede 9.0 büyüklüğünde deprem olması nedeniyle, deprem için gerekli önlemlerin alındığı ve henüz can kaybının olmadığı bildirildi.
https://t.co/vI4gADszzn
Türk Hava Savunma Sistemleri dün gece Suriye üzerinde uçan İsrail uçaklarına sinyaller yollayarak, Suriye hava sahasını kullanmasına izin vermedi.
Suriye artık İsrail’in kafasına göre at koşturacağı yer değildir !
Kızılbük’e yapılan saldırı bariz ideolojik. TKP’li grup, huzurlu bir yaşamı hedef alıyor. Çevrecilik kisvesi altında nefret siyaseti yürütüyorlar.
Sonra polis müdahale edince, savcı gözaltı kararı verince özgürlük hak hukuk gak guk saydırıyor.
Yaşamı boyunca işçi sınıfının kurtuluşu için verilen mücadelenin ön saflarında yer alan bir komünisti, üretken bir aydını, yoldaşımız, parti üyemiz Yusuf Ziya Bahadınlı'yı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Devrim ve sosyalizm mücadelesi onun hayatının her anının merkezinde yer aldı. Cumhuriyet'in kuruluşunun hemen ardından yetişen ilk kuşaklardandı, Köy Enstitüsünde aldı eğitimini. Sonrasında da hep halkının aydınlanması ve kurtuluşu için bıkmadan, yorulmadan mücadele etti. Yayıncılık yaptı ve üretti, meclis kürsüsünün işçi sınıfı için nasıl kullanılacağını gösterdi, meydanlarda, sokaklarda verilen mücadelenin hep merkezinde yer aldı.
Her daim örgütlü mücadelenin parçası oldu, partisinden, mücadelesinden hiç kopmadı.
Anısı mücadelemizde, sosyalizm kavgamızda yaşayacak.