I wonder if the endgame is every app becoming forkable by its users.
Instead of only the developer prompting the agent to change the app, every user could have their own fork and modify it with prompts. The app evolves differently for each user, on demand.
Could work especially well for games.
(I cannot comment, hence the re-post)
✨ I think I've been coding almost solely on my VPS with Claude Code for almost a year now
All I can say it's just fantastic:
- no need to keep laptop open ever
- no laptop battery drain
- can switch to phone or any other device you like whenever you want to continue (like when you're outside)
- it just keeps going all night while you sleep (esp with /goal)
- you can start hacky projects from scratch and go live in seconds because you're already on the server which is great to ship things and get it used by people fast (not stuck on your local laptop webserver)
- it just feels like living in the future
I used to code on my laptop, test locally, then push to GitHub, then it auto pulled and deploy to production, that'd take me ~1 minute to get a new feature out
But then when I bought a new Mac Book Pro a few years ago I was too lazy to install a local Nginx environment, so I just started pushing to prod and everything went fine, and I sped up deploying to about 3 seconds from laptop to server, which people called me crazy for too
But now with Claude Code on my VPS in the last year, it just live edits on my production server, which sounds like it should go wrong but it just doesn't, it's very careful and only twice in 12 months messed up which meant my site didn't load for 10 seconds which is OK
If I wasn't working solo, like at a big company, I' think I'd recommend the same workflow but with a staging server, so it wouldn't touch production, for safety and regulatory reasons etc. but for me it's fine
I agree with @theo completely, it's clear to me this is where it's going, also seeing @karpathy with Claude moving to the cloud (via Slack etc), I think AI "agents" and AI coding will operate on servers / from the cloud first
P.S. I have 3-2-1 backups, multiple on-site and off-site backups which you should also even if you wouldn't code with AI, safety first!
Kim uydurmuşsa "ahlaki üstünlük" diye bir kavram vermişler eline.
Kimi neyle suçluyursa, kendisi mislisini yapıyor.
Aziz İhsan Aktaş'ın zırhlı aracına yıllarca neden bindiğini açıklayamıyor.
Şimdiki Genel Başkan Yardımcısı Cemal Canpolatın, İstanbul İl Başkanıyken, belediyelerden tahsilat için 10 milyon TL istediği ve İmamoğlu'nun bu kampanyada bu rüşvete katkı sağlamadığına ilişkin şikayet videosuna yorum yapamıyor.
Erdoğan Toprak'ın, KK'dan aldığı talimat üzerine TV kurmak için belediyelerden milyonlarca para tahsil ettiği iddiasına cevap veremiyor.
Genel Başkanlığı kaybettiği kurultaydan sonra sürdürdüğü siyasi faaliyetlerinin, finansal kaynaklarını açıklayamıyor.
AKP ile kurduğu ilişkiler başta olmak üzere, daha sayarım da burada susayım.
AKLANAMIYOR, ARINAMIYOR, ARLANAMIYOR.
Özgür Özel Avrupa standartlarında gerçek bir sosyal demokrat siyasetçi. İktidardakiler dahil herkes Pedro Sanchez övüyor. Alın Pedro Sanchez burada işte. Tutuklanma riski altında siyaset yapıyor.
#FatoşPınarTürker ‘in savunmasını butlancılar da okusun. Emeğiyle kazanabileceği en üst gelire sahip bir kariyeri kamu hizmeti için bırakıyor. Ömrünce kazandığına çöküyorlar, bekar bir anne, çocuklarıyla tehdit ediliyor, kızların eğitimi aksıyor. İşkence görüyor ve satmıyor. Doğrudan şaşmıyor. Ne için satıldınız peki? Daha fazla ne kaybedebilirdiniz de sattınız?
Bir kişi bir konuyu ihbar ettiğinde, cevap muhatabı ihbar edilenin kendisi değildir.
Ihbar edilenin hukuka aykırı davranmış olup olmadığı ve ihbara konu iddiaların doğru olup olmadığı hususlarını soruşturup karara bağlama yetki ve sorumluluğuna sahip birimlerdir. Bu olayda, yetkilendirilecek savcıdır.
96 yaşındaki insanın söylediği bir söz dolayısıyla derhal soruşturulduğu ülkede, gayet detaylı biçimde işkence ihbarında bulunan bir potansiyel mağdurun da konunun objektif olarak soruşturulmasını sağlayabileceği umulur.
Dün, adalet ve hukuk sistemi adına utanç verici bir gündü.
Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker mahkemede, uğradığı şantajı, işkence ve taciz gibi zorbalıkları anlattı.
Salondaki herkesin tüyleri diken diken oldu. Bu anlatımları ben de milletimizle paylaşmak istiyorum.
İBB kumpas davasının, 19 Mart darbesinin sahibi saraydaki zihniyetin nasıl metodlar kullandığını ibretle okuyacaksınız.
Yargıyı yerle bir eden bu zihniyetin peşinden koşan ve “arınma” ifadesini dilinden düşürmeyen, pankartlar asan “saray kayyumu” da bu vahim ifadeleri derhal okusun!
https://t.co/39BNFNzjca
Partimizde herhangi bir diyalog zeminine gerek yoktur. Parti hukukumuz yani tüzüğümüz açıktır. Parti hukukunun dışına asla çıkılamaz! Tedbir kararı olağanüstü kurultay yapmamıza engel değildir.
Partimiz 103 yıllık tarihinin en ağır günlerini yaşıyor. Parti olarak olağanüstü zamanlardan geçiyoruz ve bu olağanüstü sorunların çözümü "olağanüstü" kurultayı toplamaktan geçer. Bunun için partimizde yeterli imza toplandı. Olağanüstü kurultay talebi göz ardı edilemez, uygulanmamazlık yapılamaz!
Partimiz bir çukurun içine itilmiştir ve bu çukurdan çıkışın tek yolu olağanüstü kurultaydır. Olağanüstü kurultaya gitmeme gerekçeleri asla kabul edilemez.
Fatoş Pınar Türker, savunmasının son kısmında tutukluluk ve cezaevi sürecinin en soğuk, en yıkıcı, en korkunç yanlarını anlattı. Salonda avukatlardan izleyicilere, tutuklulara kadar herkes ağladı. Bunu ilk defa yazıyorum ama lütfen sonuna kadar okuyun:
Türker, savunmasının sonunda önce gözaltındaki çıplak arama sürecini şu sözlerle anlattı:
“Vatan Emniyet’teyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Eldiven giyen bir polis üstünü çıkar dedi çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. Cinsel organını aç dedi, arkanı dön-eğil dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum”
Daha sonra, tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldığını belirten Türker, şöyle devam etti:
Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun ya da dedi malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. Bunu çok düşündüm çünkü şimdi Düzce'ye götürüldüm. Düzce'de insanın benim şeyim bozuldu... İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu. Çünkü Düzce'ye bir gittim, 40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız... Artık mesela bir Roman gördüğümde ben onun çadırcı mı, göçebe mi, arabacı mı olduğunu anlarım. Valla anlarım. Uyuşturucu mu satıyor, hırsız mı onu da anlarım. Hani böyle bir bilgi benim neyime yarayacak bilmiyorum ama... Ve o, hani bir kız getirdiler hamile, 5 aylık, 4 aylık. 1.5 yaşındaki kızını duvara vura vura öldürmüş. İddianamesini ben okudum. Ama diyor ki: "Eşime benziyordu." diyor. "Çok ağlıyordu." "Dayanamadım." diyor. "Ama benim içim" diyor, "çok ferah. 7'sini de yaptım, 40'ını da yaptım, mezarı da çok güzel." diyor. Hamile bir de. Devlet de gayet iyi bakıyor yani gerçekten hamile diye.
Ama ben o insanlarla birlikte kaldım. Mesela 1 yaşında, o Roman bir aile vardı 5 kişi; anneanne, iki kızı, iki torun filan, ailecek kalıyorlar uyuşturucudan. Ama annesi çok bakmak istemiyor, 1 yaşındaydı Afra da geldiğinde, daha yürümüyordu. Mesela ona bakıyordum. Ne yapayım? Onunla teselli ediyordum kendimi. Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de: "Çekilin" dedim, "madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?" Ama hani olduğu gibi anlatıyorum, bilmiyorum... Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan: "Kestik! Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı." filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor. Tutukluyuz biz hakikaten.
Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben %100 beraat edeceğime, %90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar'ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi? Bak geçen sene mezun oldu Nehir. Londra'ya gidemedik, o okuldan kabul olamadı. Benim kızım tüm dünyada yapılan sınavda %1'lik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zeka okulunda okuyor. Bak mezun oldu, ben göremedim. Orada benim güzel kızım. Babalarıyla... Diyor ki: "Anneciğim kepimi saklıyorum, sen eve geldiğinde havaya atacağım." Yani şu kadar, bacak kadar da onu ilkokula verdiğimde, mezun oldu, ben göremedim. Can sağlığı olsun. Ben kendim için yani rüşvet almadım, 15 aydır yatıyorum, bir şey çalıp çırpmadım, mal varlığıma tedbir kondu. Hakikaten, hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair bir şeyim, böyle bir yaşama sevincim, bir şeyim kalmadı.
Çok yorgunum. Anneme dedim ki, demesem iyiydi çünkü benim annem babam ablamı kaybetmişler, çok agresif bir lösemiden 9 ayda... Anneme dedim ki: "Keşke" dedim, "idam cezası olsa da kalemi kırsa, bitse bu iş." O kadar yorgunum, o kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim, isteğim yok. Ama Sayın Hakim lütfen vicdanınıza sesleniyorum, Sayın Savcım sizin de. Yargılayın ama Pınar'ı yargılayın da anne Pınar'ı ne olur tahliye edin. Ev hapsi verin, ben çocuklarımla zaten el ele oturmak istiyorum. Teşekkür ederim.”
Kılıçdaroğlu Özgür Özeli halk ayaklanması çığırtkanlığı yapmakla suçluyor. Bu sinsi bir ihbar mesajıdır. Halk ayaklanmıyor, onu uğradığı haksızlık karşısında kararlılıkla destekliyor. Halk ayaklanmasından korkması gerekenler ise halktan ve demokrasiden korkanlardır.
Gezi eylemleri için iktidar sözcüleri ve kalemlerinin kullandığı dilin aynısı. O dil nedeniyle insanların hayatı karardı, yıllardır cezaevindeler. Ama daha önemlisi Gezi 21. yy'da açıkça CHP kitlesinin en değer verdiği eylemdi. Adam partisinin ruhuyla bu derece zıtlaşmış durumda.
@kilicdarogluk Dış müdahale sizsiniz, Kılıçdaroğlu. Halk desteği ve mazbata yoksa, zemin de yoktur. Zemin hazırlama telaşı, sizindir. Beyhudedir. Hazindir.
Stratejileri bu: Tabandaki tepki yavaş yavaş sönümlenecek, durum kanıksanacak, sonra Altı Ok Atatürk'ün partisi denilerek seçimde gene CHP'ye oy verilecek ve standart %20-25 oyla CHP ana muhalefet olmaya devam edecek, bu işbirlikçiler de CHP'nin rantını yemeye kaldığı yerden devam edecek. Ama öyle olmayacağını çok yakında anlayacaklar.