Batman'da Âlimler ve Medreseler Birliği (İTTİHADUL ULEMA) bünyesindeki medreselerde Arapça medrese eğitimi alan 62 kız öğrenci için icazet ve mezuniyet programı düzenlenmiş.
3 Mart 1924 tarihli 430 sayılı devrim kanunu Öğretim Birliği Yasası ile medreseler kapatıldı; bu yasaya göre Türkiye’de tüm eğitim ve öğretim kurumlarının Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olması gerek.
Açık açık yasa çiğneniyor! @tcmeb@Yusuf__Tekin
Dün işimden istifa ettim.
Ne iki hafta önceden haber verdim ne de “biraz daha dayanayım” dedim.
Sadece bir dilim pastayı masada bıraktım, çantamı aldım ve kızımın evinden çıktım.
İşverenim kızım Zeynep’ti.
Maaşım neydi biliyor musunuz?
Altı yıldır “sevgi” sandım.
Ama dün anladım ki bizim aile ekonomisinde benim sevgimin piyasası yokmuş.
Yeni alınmış bir tabletin yanında hiç yokmuş.
Benim adım Emine.
64 yaşındayım.
Devlete göre emekli hemşireyim.
Kısıtlı emekli maaşımla İstanbul’un kenar semtlerinden birinde yaşıyorum.
Ama hayata göre ben:
• Tam zamanlı şoförüm
• Aşçıyım
• Temizlikçiyim
• Hakemim
• Rehber öğretmenim
İki torunum var:
Mert (9) ve Kerem (7).
Hani derler ya:
“Bir çocuğu büyütmek için bir köy gerekir.”
Bizde o köy,
sabah ezanıyla kalkıp
akşam bel fıtığıyla yatan
tek bir anneannedir.
Kızım Zeynep reklamcılık yapıyor.
Damadım Ahmet finans sektöründe.
İyi insanlar…
En azından kendime öyle diyorum.
Kreşler ateş pahası.
Bakıcı ayrı dert.
Ev kredisi desen ömür boyu.
Mert doğduğunda bana öyle bir baktılar ki…
O bakış hâlâ gözümün önünde.
“Anne,” dedi Zeynep,
“kimseye güvenemiyoruz.
Sen olmasan biz bittik.”
Yük almak için omurga oldum.
Saatim her gün 05.45’te çalar.
Otobüsle, dolmuşla onların evine giderim.
Kerem hazır kahvaltı yemez, mutlaka ev yapımı ister.
Yatakları toplarım,
bulaşıkları dizerim,
çocukları giydiririm,
okula bırakırım.
Sonra eve döner,
kirletmediğim çamaşırları yıkar,
kullanmadığım banyoyu temizlerim.
Öğleden sonra çocukları alırım.
Futbol, piyano, etüt…
Ödev başında beklerim.
Ben çocuklara “hayır” diyen anneanneyim.
Sebze yedirenim.
Ekranı kapatanım.
Rutin olanım.
Bir de Sevil var.
Ahmet’in annesi.
Nişantaşı’nda oturur.
Yüzü gergin, saçı fönlü, hayatı tatil.
Torunlarını yılda iki kez görür.
Mert’in alerjisini bilmez.
Kerem kriz geçirdiğinde ne yapılacağını bilmez.
Hiç ateş ölçmemiştir.
Hiç kusmuk silmemiştir.
Ama o “evet” diyen babaannedir.
Dün Mert’in 9. yaş günüydü.
Ben üç aydır ona bir şey hazırlıyordum.
Param yoktu ama niyetim vardı.
Uykusu düzensiz diye
ellerimle ağır örgü bir battaniye ördüm.
Renklerini tek tek seçtim.
Her ilmeğe dua koydum.
Bir de gerçek tereyağıyla ev yapımı çikolatalı pasta yaptım.
Doğum günü 16.00’daydı.
Sabah 07.00’den beri oradaydım.
Saat 16.15’te kapı çaldı.
Sevil içeri girdi.
Önce parfümü geldi.
“Benim aslanlar nerede?” diye bağırdı.
Çocuklar beni itip ona koştular.
Kucağı yoktu.
Poşeti vardı.
Markalı poşet.
“Ne severler bilmiyorum,” dedi.
“Mağazadaki çocuk ne verdiyse onu aldım.”
İki son model tablet çıktı.
“Sınırsız internet,” dedi göz kırparak.
“Bugün kural yok. Babaannenin günü.”
Çocuklar çıldırdı.
Zeynep gülümsedi.
Ahmet şarap doldurdu.
“Sevil Hanım, çok şımartıyorsunuz,” dedi.
“Ne kadar düşüncelisiniz.”
“Babaanne böyle olur,” dedi Sevil.
“Sever, şımartır, gider.”
Ben mutfakta
battaniyeyle kaldım.
Mert’e yaklaştım.
“Oğlum,” dedim,
“anneannenin de hediyesi var.
Pastayı da ben yaptım.”
Başını bile kaldırmadı.
“Anneanne, şimdi olmaz. Oyun var.”
“Ben bütün kış bunu senin için ördüm…”
Ofladı.
“Anneanne, kim battaniye ister ya?
Babaanne tablet aldı.
Sen hep sıkıcısın.
Hep yemek, kıyafet…”
O an
içimde bir şey koptu.
Zeynep’e baktım.
Bir şey desin diye.
Güldü.
“Anne, hemen alınma.
Çocuk bu.
Sevil eğlenceli babaanne,
sen günlük anneannesin.”
GÜNLÜK.
Günlük bulaşık gibi.
Günlük trafik gibi.
Kerem de ekledi:
“Keşke babaanne burada yaşasa.
O ödev yaptırmıyor.”
Battaniyeyi katladım.
Tezgâha koydum.
Önlüğümü çıkardım.
“Zeynep,” dedim sakin bir sesle.
Sözümü kesti:
“Pastayı keser misin anne?”
“Hayır.”
“Ne demek hayır?”
“Her şeye hayır.”
“Anne, ne diyorsun?”
“Ben yardımcın değilim.
Ben annenim.
Ve görünmez hizmetçi olmaktan yoruldum.”
Sevil güldü.
“Ay Emine, demagoji yapma.
Menopoz falandır.”
Ona döndüm:
“Sevil, madem eğlenceli babaanne sensin,
iki saat sonra gelecek şeker krizini de sen yönetirsin.
Bir de yukarıda çamaşırlar var.”
“Benim belim ağrıyor,” dedi.
“Benim kalbim,” dedim.
“Bel daha çabuk geçer.”
Kapıya yürüdüm.
“Anne!” diye bağırdı Zeynep.
“Yarın işim var!
Çocuklara kim bakacak?”
“Bilmiyorum,” dedim.
“Belki tableti satarsınız.
Ben köylüyüm ya…
Belki köyün diğer üyesi kalır.”
“Anne, bize bunu yapamazsın!”
Durup döndüm:
“İşte sorun bu.
Bana ihtiyacınız var
ama beni görmüyorsunuz.”
Mert başını kaldırdı:
“Anneanne, yarın gelir misin?”
İlk kez
her şeyi düzeltme isteği duymadım.
“Hayır oğlum.
Yarın kuralsızsınız.
Kolay gelsin.”
Çıktım.
Nefes aldım.
Telefonum susmuyor
ama cevap vermiyorum.
Bu sabah saat dokuzda uyandım.
Kahve yaptım.
Balkonda kuşları izledim.
Yıllar sonra
sırtım da kalbim de ağrımıyor.
Bir şeyi geç anladım:
Biz bu ülkede aile ile ücretsiz emeği karıştırdık.
Torunlarımı seviyorum.
Ama artık hizmetçi değilim.
Eğer “anneanne” istiyorlarsa,
saygıyla isterler.
Şimdilik izin aldım.
Belki ben de kursa yazılırım.
Yoga olur,
halk oyunu olur…
Ne de olsa
eğlenceli anneanneler öyle yapıyormuş.
Hayatın yükü ağır…
Koşturan, emek veren, yetişmeye çalışan, kıymet bilen herkese saygıyla.
Alıntıdır
Yeni ve yürek burkan bir görgü tanığı videosu, dünyanın en gizli tutulan sektörlerinden biri olan toksisite testlerine ışık tutuyor.
Birleşik Krallık’tan gelen bu daha önce hiç görülmemiş görüntüler, hayvanların acı çekmesi ve modası geçmiş bilimsel yöntemler üzerine kurulu küresel bir “güvenlik testi” sistemini ortaya koyuyor.
Çoğu insan, günlük kullandığımız ilaçların, temizlik ürünlerinin ve diğer ürünlerin, bir maddenin hangi düzeyde zarar vereceğini belirlemek için hayvanlar üzerinde toksisite testlerine tabi tutulduğunu bilmiyor.
Bunu değiştirmeye ve böylece her yıl milyonlarca hayvanın çektiği acıyı sona erdirmeye kararlıyız.
Onlar seçim yapamaz, reddedemez. Ama biz yapabiliriz.
Değişiklik talebimize katılmak için aşağıya #hayvantestlerineson ve #stopanimaltests etiketlerini yazın. @bhhtoplulugu
Son dönemlerde bazı gazetecilerin felsefe, tarih ve kuram içerikli köşe yazılarını yapay zekaya yazdırdıklarından eminim...
Yapay zeka, eldeki bilgiyi teyit etmek için önemlidir fakat o sizin adınıza yazar ve düşünürse, haliniz görseldeki gibi olur. Yapay zeka düşünmeyi teşvik etmiyor, aksine düşünmemeyi teşvik ediyor.
Dünya geleceği tartışıyor, Türkiye sahabelerin hayatını tartışıyor.
Dünya bilimi konuşuyor, Türkiye deccalın kim olduğunu konuşuyor.
Dünya uzayı keşfediyor, Türkiye hadisleri keşfediyor.
Dünya felsefi sorunları inceliyor, Türkiye kimin kimle olduğunu inceliyor.
Dünya sanat yapıyor, Türkiye sanatı kovuyor.
Dünya gençliğini hazırlıyor, Türkiye gençliğini yurtdışına gönderiyor…
Bir Kahramanmaraşlı olarak çok üzüldüm.
Evlatlarını ve yakınlarını kaybeden ailelerin acısını derinden paylaşıyorum.
Saldırıya bakıldığında bunun bir güvenlik zaafiyeti sorunu olmadığını, aksine birçok açıdan toplumsal çürümeden kaynaklandığını görebiliyoruz.
Bu olayların sebeplerine gelince:
1. Uyuşturucu bağımlılığının öğrenciler arasında yaygınlaşması.
2. Uyuşturucu ticaretinin neredeyse alenen yapılır hale gelmesi ve buna göz yumulması.
3. Radikal dinciliğin devlet yöneticileri tarafından kışkırtılması ve bunların faaliyetlerinin hoşgörüyle karşılanması.
4. Mafya özentili dizilerin yaygınlaştırılması.
5. Devlet yöneticilerinin, mafyayla ve dinci tarikatlarla iç içe olan kesimlerin, orta dereceli okullarda faaliyet yürütmesine izin vermeleri ve hatta protokol yapmaları.
6. Eğitim Bakanlığı, @Yusuf__Tekin tarikat ve ülkü ocaklarıyla yaptıkları işbirliğini ve protokolleri iptal etmelidirler.
Biliyorum şimdi her okulun önüne bir polis dikip kontrol yapılması istenecektir, fakat bunlar kanayan yaranın üzerine yara bandı yapıştırmaktır.
Hiçbir güvenlik tedbiri, toplumsal düzenleme yapılmadan bu olayları durduramaz.
#Kahramanmaraş
ÇORUM’DA AHIR MÜHÜRLENDİ 300 HAYVAN KADERİNE TERK EDİLDİ!
Çorum merkeze bağlı Deniz Köyü’nde hayvancılıkla uğraşan Hamza Hayır’a ait ahır, Orman İşletme Müdürlüğü ekipleri tarafından kaçak yapı olduğu için mühürlenmiş. Olayın, taraflar arasında devam eden mülkiyet davası sürecinde gerçekleştiği belirtildi.
Yaklaşık 150 yıldır arazinin kendilerine ait olduğunu öne süren Hamza Hayır, Tapu Kadastro ile süren davanın henüz sonuçlanmadığını söylüyor.
300 HAYVAN İÇERİDE KALDI
Dava süreci devam ederken ahır mühürlenince içeride 300 hayvan kalmış, “Hayvanlarımız ölmek üzere. Elektriğimizi, suyumuzu da kestiler” diyen Hayır, bu nedenle hayvanlara bakım yapılamadığını söylüyor.
İddialara göre ekipler yalnızca ahırı değil, bahçeye çıkan kapıyı da mühürledi.
Hayvanların oradan kurtarılması gerekiyor! @CorumValiligi@corumtarimorman@ValiAliCalgan@HibrahimASGIN
İsrail'den ne kadar nefret edilse yeridir.
10 dakikada 100 füzeyle saldırarak 250 insanı öldürüyor, 1000'in üzerinde insanı yaralıyor.
Bununla kalsa yine iyi.
Lübnan ve Suriye'nin ekili tarım arazilerine zehir püskürterek bitkilerin öldürülmesini, toprağın zehirlenmesini sağlıyor.
Siz nasıl yaratıklarsınız ki bunları yapabiliyorsunuz?
Nazilerden mi öğrendiniz zehir kullanmayı?
🚢Sığır taşıyan gemilerin biri geliyor, biri gidiyor.
➖Nereye biliyor musunuz?
🐄“Sığır eti üretiminde Avrupa birincisi” olan Türkiye’ye,
🐄5 binden fazla sığırla birlikte,
🌎Güney Amerika’dan yola çıkan gemi,
🚢Bandırma Limanı’na geldi,
🐄Angusları bıraktı,
🚢Ve yenilerini getirmek üzere geri döndü.
💡Dünyanın en fazla sığır eti üreten ülkelerinden biriyiz,
💡Dünyanın en fazla sığır ithal eden ülkesiyiz
💡Ve dünyanın en pahalı sığır etini tüketen ülkelerinden biriyiz!
🤔Türkiye Yüzyılı diye mi böyle oluyor acaba?
Aşağıdaki iki iletiye bakın. Solda, doğal tarım yaparak yok edilmek istenen ata tohumlarının bereketini kanıtlayan idealist @fatihcolak19831 .
Sağda, yoz politikacıları satın alarak ata tohumu satışını yasaklatan ve Türkiye’yi kimyasal ilaçlı tarıma mecbur bırakan tröstlerin ürünü.
Bu ülkede organik tarım bile GDO’lu ya da türüyle oynanmış tohum ve fidelerle yapılıyor. Mantık, hiç olmazsa organik tarımın ata tohumuyla yapılmasını gerektirmez mi❓
Ama hayır. Tarım ilacı ve gdo tröstleri, insanlığı daha az besleyici, daha az vitamin ve daha az mineral içeren, bazıları düpedüz zehirli ürünlere mecbur ediyorlar ki, hastalansınlar ve aynı tröstlerin ürettiği kanser vb. ilaçlarını da satın almak zorunda kalsınlar❗️
Bu muazzam, canice bir çark. Onların soysuz ürünleriyle hasta olunacak, yine onların ilaçlarında deva aranacak❗️
Ata tohumlarının satışı da yasaklanacak ki, YÜKSEK KALİTELİ ürünle rekabet etmesinler, değersiz ürünleri tek seçenek olsun❗️Fatih Çolak’ı tehdit edenler, işte bu insanlık düşmanı düzeneğe hizmet edenler❗️
18 Şubat tarihli yazımda alıntıladığım Uğur Mumcu’nun yazısını görsel olarak da paylaşmıştım. Özge Mumcu Aybars, “telif hakkı gazetede değil bizdedir ve bu paylaşım telif hakkına aykırıdır” diyerek DM gönderdi.
Yazı Nedim Şener tarafından bile kopyala yapıştır şeklinde tweet olarak paylaşılmış, her yerde görselleri var ama madem öyle paylaşımı kaldıracağım.
Çok üzüldüm gerçekten… https://t.co/oci0zKHLnI