Toplumun çoğunluğu böyle ki. Böyle olmayan insan ararsanız çevrenizde maksimum üç kişi kalıyor kendimden biliyorum. Belki de marifet insanların böyle olduğunu kabullenmektedir.
Hayatınızdan süratle çıkartmanız gereken insanlar
1- Sen yaşıyor muydun (Bir müddet görüşmediğiniz birisinin size ilk söylediği)
2- Her karşılaştığınızda ilk 3 dakika içinde fiziksel durumunuzu kritik edenler ( çok kilo almışsın veya vermişsin, aşırı yorgun gözüküyorsun vs)
3- Aradığınızda ulaşamadığınız halde size ihtiyacı olunca pişkin pişkin arayanlar
4- Açıkça başarınızı kıskananlar
5- Sürekli dert anlatanlar
6- Dedikodu haricinde sohbeti olmayanlar
kusura bakma kanka dugunune gelemeyecegim 25+ insanlarla ayni masaya oturup herkesin hayatini ne guzel kurdugunu dinleyip benim hayatimin tam olarak nerede raydan ciktigini dusunecek psikolojik dayanikliliga sahip degilim mutluluklar dilerim
Buna yıllar boyunca çok fazla maruz kaldığımdan mı yoksa bağlanma biçimimden mi bilmiyorum son zamanlarda en ufak emareden aşırı tetikleniyorum. Yani milletin flörtleşmesinden bana ne normalde, ama bu konu özelinde o kadar zorlanıyorum ki terapi almayı düşünüyorum (overshare)
Evli iş arkadaşlarının flörtleşmesi, aslında şirketlerin sözleşmeye yazmadığı ama sessizce onayladığı görünmez bir motivasyon paketidir. Şirket size özel sağlık sigortası, yemek kartı ve evet, biraz da kontrollü adrenalin sunar.
Sistem, o sıkıcı açık ofiste sabah dokuz akşam altı kalabilmeniz için size küçük bir fantezi dünyası bahşeder. O küçük kaçamak bakışlar ya da kahve otomatı başındaki imalı şakalar yani o flörtleşme olmasa, o iş yerinde bir gün bile duramayacağınızı bilir. Sistem, çalışanların kendilerini bu küçük illüzyonla özgür ve isyankar hissetmesine izin verir.
Fakat işin ironik tarafı, bu heyecan tam da ertesi gün o ofise tıpış tıpış dönme isteği yaratır. Yani sözde başkaldırı, en nihayetinde şirket verimliliğine hizmet eden bir yakıta dönüşür.
Burada çekici gelen şey kesinlikle o kişinin kendisi değildir. Asıl büyü, yakalanma riskinin yarattığı adrenalin ve yasak olanın cazibesidir.
Düşünsene, bu iki insan işten ayrılsa, ikisi de evliliklerini bitirse ve sıradan bir kafede teklifsizce buluşup standart bir ilişkiye başlasa ne olur? Bütün o gizem ve tutku ilk beş dakikada buharlaşır. Bütün o tutku, fotokopi makinesinin arkasındaki gizli bakışmalar bittiği an yok olur.
Demek ki fanteziyi ayakta tutan şey aşk değil, plazanın o klimalı, steril ve baskıcı atmosferidir. Kurumsal hiyerarşi onların libidosunun yakıtıdır.
O küçük bakışmalar, dünkü sunumda harikaydın mesajları... Bunlar nedir biliyor musun? Bunlar sistemin size sunduğu küçük, kontrollü kaçış valfleridir.
Bu iki insan gerçekten birbirine aşık mı? Kesinlikle hayır. Onlar birbirlerini değil, o gruba, o plazaya duydukları nefreti paylaşıyorlar. Birbirlerinin gözlerinde aslında kendi monoton hayatlarının bir yansımasını görüyorlar. Evdeki düzenli, güvenli ama sıkıcı hayat ile işteki o boğucu performans baskısı arasında sıkışan modern insan, fantezi dünyasında kendine minik bir vaha yaratıyor.
Ama bu fantezi sadece gerçekleşmediği sürece tatlıdır.
Evli iş arkadaşlarının flörtleşmesi, aslında şirketlerin sözleşmeye yazmadığı ama sessizce onayladığı görünmez bir motivasyon paketidir. Şirket size özel sağlık sigortası, yemek kartı ve evet, biraz da kontrollü adrenalin sunar.
Sistem, o sıkıcı açık ofiste sabah dokuz akşam altı kalabilmeniz için size küçük bir fantezi dünyası bahşeder. O küçük kaçamak bakışlar ya da kahve otomatı başındaki imalı şakalar yani o flörtleşme olmasa, o iş yerinde bir gün bile duramayacağınızı bilir. Sistem, çalışanların kendilerini bu küçük illüzyonla özgür ve isyankar hissetmesine izin verir.
Fakat işin ironik tarafı, bu heyecan tam da ertesi gün o ofise tıpış tıpış dönme isteği yaratır. Yani sözde başkaldırı, en nihayetinde şirket verimliliğine hizmet eden bir yakıta dönüşür.
Burada çekici gelen şey kesinlikle o kişinin kendisi değildir. Asıl büyü, yakalanma riskinin yarattığı adrenalin ve yasak olanın cazibesidir.
Düşünsene, bu iki insan işten ayrılsa, ikisi de evliliklerini bitirse ve sıradan bir kafede teklifsizce buluşup standart bir ilişkiye başlasa ne olur? Bütün o gizem ve tutku ilk beş dakikada buharlaşır. Bütün o tutku, fotokopi makinesinin arkasındaki gizli bakışmalar bittiği an yok olur.
Demek ki fanteziyi ayakta tutan şey aşk değil, plazanın o klimalı, steril ve baskıcı atmosferidir. Kurumsal hiyerarşi onların libidosunun yakıtıdır.