Kilit altında kalmak, sesinizin duyulmayacağını düşündüğünüz anda umutsuzluğa dönüşür. Umutsuzluk ise insanı içten içe çürütür.
Ama sesimizin duyulduğunu bilmek, karamsarlığa kapılan insanlara umut olabildiğimizi görmek, umudun büyüdüğünü, Maya'nın ayaklandığını bilmek çok güzel.
Sesleriyle bu yürüyüşe ortak olan, kitaplarımızı okuyarak bize güç veren sevgili @baristerkoglu, @barispehlivan, @ozngndgdu, @MirgunCabas, @timursoykan, @aydinsule1, @GaniMujde, @unsalunlu, @melikeilgun, @bernalacin35_5, @bedia_guzelce, @gamzepamuk, @Haydar_Ergulen, @SunayAkin ve Beste Kökdemir’e yürekten teşekkür ederim.
Ayrıca, Ömür Hanım'a yazdığı dizilerden ilham aldığım sevgili Şükrü Erbaş'a da ayrı bir teşekkür borçluyum.
İyi ki varsınız. İyi ki bu umudu birlikte büyütüyoruz.
#MüjdeKuşu
@krmzkedikitap@pinarcaliskn
Mardin / Midyat Süryani Kiliselerinde gördüğümüz perdelerin bir benzerini İstanbul Samatya Süryani Kilisesi'nde görebilirsiniz👇
Süryani Şımmeshındi ailesi, Mardin’de iki yüz yıldır baskı-boyama ve resim sanatını bir aile geleneği olarak sürdürüyor.👇 https://t.co/FOTOX4HZou
Aşı karşıtları ile covid dönemi uğraştığımız yetmedi, yıllar içinde o dönem aşı yaptırmış insanların arasında da her hastalığı/ölümü aşıya bağlayanların sayısı arttı. Çünkü bu bir ideolojik pozisyon, dünyayı okuma biçiminin parçası haline geldi.
Coronavirüs salgını bitti ama aşılarla ilgili tartışmalar devam ediyor. 28 milyon kişinin 4 yıllık takibini kapsayan bir çalışma ise komplo teorilerini çürüten nitelikte. Araştırmaya göre aşılar yalnızca coronavirüsten değil başka nedenlerden ölüm riskini de azalttı. En az bir doz mRNA aşısı olmuş kişilerin herhangi bir nedenden ölüm riski yüzde 25 daha düşük çıktı.
Eşim Tayfun Kahraman, yıllardır tedavisini üstlenen hekimlerin gözetiminde olacak.
Bu süreç boyunca bizlerin yanında olan tüm dostlarımıza teşekkür ediyorum. Ayrıca bu zorlu süreçte her türlü kolaylığı ve bilgilendirmeyi sağlayan Marmara Kapalı Cezaevi idaresi ve Adalet Bakanlığı yetkililerine de teşekkür ederim.
Haklılığımız ve masumiyetimiz apaçık ortadayken, Anayasa Mahkemesi’nin kararı tartışmasız bir biçimde önümüze konmuşken tüm bunların yaşanmasından dolayı büyük bir keder duyuyorum.
Artık adalet bizim için bir yaşam hakkı meselesidir...
Elinde bastonuyla direnişin en önündeydi. Ormanını, toprağını, suyunu savundu. O da bugün Akbelen Ormanı’ndaki binlerce ağaç gibi toprağa düştü.
90 yaşındaki İkizköylü Akbelen direnişçisi Zehra Yıldırım, namıdiğer Zehra Nine bugün hayatını kaybetti.
Hepimizin başı sağ olsun…🩷
"Medeni Haklarımızdan Vazgeçmiyoruz” Kampanya Grubu olarak yaklaşık otuz kadın örgütü, feminist örgüt, sendikalardan, meslek örgütlerinden, siyasi partilerden kadınlar ve bağımsız feministlerden oluşuyoruz.
Medeni haklarımızdan vazgeçmiyoruz!
Kadınların emeğini yok sayan, erkeklere “mallarını gasp edin” diye yol gösteren, LGBTİ+’ları hedef alan bu hutbeler suçtur. Anayasa’nın eşitlik ilkesini ve Medeni Kanun’un hükümlerini çiğneyemezsiniz!
Watch as legendary filmmaker Ken Loach, aged 89, joins an Edinburgh demonstration against the proscription of Palestine Action.
The award-winning director stood with activists wearing shirts reading: "Genocide in Palestine, time to take action.'
@HavasGH .@HavasGH 19.15 yine aradık biz orda 45 dakikadır bekliyorken müşteri temsilcisi havaş'ın Urla'ya gelip yolcu aldığını söyledi, bizim orda olduğumuzu ve aracın gelmediğini söyledik yine beklemeye alındık. Bu nasıl bir ciddiyetsizlik. Mağdur ettiniz herkesi. Doğru bilgi vermeyerek
Çanakkale zor bir gece geçiriyor.
Sahada herkes dayanışma içinde elinden geleni yapmaya çalışıyor.
Bizler de bu dayanışmaya katkı sunmak adına bu eksiklerin giderilmesine destek olabiliriz.
#CANAKKALEYANIYOR
Eyüp Can 12 yaşında gece dönercisinde çalışıyordu. Emekli olduğu halde geçinebilmek için gazinolarda çalışan babası gibi..
Resmiyette 7. sınıfa geçecekti, ama bir gece komisine dönüştü.
Ne bir öğretmen “Nerede bu çocuk” diye sordu, ne de resmi bir kurum hesap sordu.
Bir sabaha karşı tuhaf şekilde ölene kadar 'kağıt üstünde' kaldı Eyüp Can..
Sabırla :)
Hukuk kuralları insanlar tarafından oluşturulmuştur” diyorsunuz? evet, doğrudur. Ama eksik. Çünkü bu kurallar, sadece bireysel inançlardan değil, tarihsel mücadelelerden, toplumsal dönüşümlerden ve bilimsel birikimden doğar.
SSÇ (suça sürüklenen çocuk) kavramı, keyfi bir “inanç” değil; çocuk gelişimi, nöropsikoloji, pedagojik kuramlar ve insan hakları belgeleri temelinde inşa edilmiş, yüzlerce yıllık deneyimlerin sonucudur.
Dünyanın düz olduğu inancı, bilimsel bilginin yokluğunda var olmuş bir yanılgıydı. Ama SSÇ kavramı, tam tersine, bilimsel verilerin ışığında geliştirilmiş bir tanımdır.
Yani mesele bireysel bir “doğru-yanlış” meselesi değil; kamusal sorumluluğun ve adaletin yeniden tanımlanmasıdır.
SSÇ kavramı, çocuğun bireysel suça meyli değil, toplumsal olarak suça itildiği koşulların tespiti üzerinden işler. Bu, modern toplumun kendi ayıbıyla yüzleşme biçimidir.
“Eskiden böyle düşünülüyordu, şimdi değişmeli” diyorsanız, sorun şu: Neyle değiştiriyorsunuz? Hangi bilimsel veriyle, hangi çocuk gelişimi araştırmasıyla, hangi toplumsal analizle?
SSÇ kavramı, geçici bir politik tercih değil; sistemin çocuğa yüklediği yükleri adalet terazisinde dengelemeye çalışan bir onarıcı çabadır. Buna “inanç” değil, mücadeleyle elde edilmiş kazanım denir.
işçilerin ve gönüllülerin can güvenliğinden sorumlusunuz. yangınları söndürmekten önce önlemekle sorumlusunuz.
kimsenin kahraman olmasını değil, hiç bir canlının ölmemesini, ormanların, yaşam alanlarımızın korunmasını, gereken önlemlerin alınmasını istiyoruz. #bursayanıyor
Emine Ocak'ın kızı Maside Ocak:
"Senin gözlerinin derinliğinde kaybedilenlerin adını ezberledik. Şimdi seni uğruna ömrünü adadığın Hasan'ının yanına uğurluyoruz. Ve biliyoruz ki bir halkın hafızası bir annenin kalbiyle atar. Senin yerin hepimizin yanı. Sen hepimizin kalbindesin. Buradayız. Senin için, Hasan için, kayıplarımız için ve kaybettiğimiz tüm annelerimiz, babalarımız için bu meydanda olmaya devam edeceğiz"
https://t.co/sv4MKcJkvz
fazla çalıştırma, angarya, mesai ödememe... turizm sektörü emekçileri için fiilen işleyen sömürüye yasallık kazandırılıyor.
hadi bakalım, "rızaya dayalı" diyerek savunacaklarını göreceğiz
Turizm sektöründe kölelik pekişti!
10 günlük iş haftası 11 saatlik işgünü!
Turizmde hafta tatili hakkının kullanımı için çalışılması gereken süreyi 6 günden fiilen 10 güne çıkaran yasa Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak bugünkü (14 Temmuz 2025) Resmi Gazete’de yayımlandı.
Böylece turizm işçileri 6 gün çalışıp 1 gün hafta tatilini yapma hakkını kaybediyor. Hak ettikleri hafta tatilini 7. gün değil 11. gün kullanacaklar.
Üstelik hak ettikleri hafta tatilinde çalıştırılan işçilere fazla çalışma ücreti de ödenmeyecek.
Bu düzenleme Anayasa ile güvence altına alınan dinlenme hakkının yok edilmesidir.
Düzenleme Anayasanın dinlenme hakkı hükmüne ve eşitlik ilkesine aykırıdır.
Düzenleme ayrıca Türkiye tarafından onaylanan uluslararası sözleşmelere de aykırıdır.
Bu düzenleme hafta tatili hakkına ve dinlenme hakkına açık bir saldırıdır ve diğer sektörlere de sirayet edebilir.
Bu düzenlemeyle turizm sektöründe çalışma düzeni daha da keyfileşti. İyice kuralsız hale geldi.
Bilindiği gibi İş Kanununda geçmişte yapılan başka bir değişiklikle günlük çalışma süresinin 11 saate çıkarılmasını sağlayan denkleştirme süresi diğer işçiler gibi 2 ay değil 4 ay süreyle uygulanıyor.
Diğer bir ifadeyle 4 ay boyunca günde 11 saat çalışma yasal hale geliyor.
Turizm bakanının turizm patronu olduğu ülkede şaşırtıcı değil! Patron esnek ve kuralsız çalışma istiyor!
Yeni düzenlemeyle birlikte turizm sektöründe artık 10 günlük iş haftası ve 11 saatlik işgünü düzenine geçilmiş oldu.
Haftayı 7 günden 10 güne çıkaran bu kanun iptal için AYM’ye götürülmelidir.
Turizm sektöründe kölelik pekişti!
10 günlük iş haftası 11 saatlik işgünü!
Turizmde hafta tatili hakkının kullanımı için çalışılması gereken süreyi 6 günden fiilen 10 güne çıkaran yasa Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak bugünkü (14 Temmuz 2025) Resmi Gazete’de yayımlandı.
Böylece turizm işçileri 6 gün çalışıp 1 gün hafta tatilini yapma hakkını kaybediyor. Hak ettikleri hafta tatilini 7. gün değil 11. gün kullanacaklar.
Üstelik hak ettikleri hafta tatilinde çalıştırılan işçilere fazla çalışma ücreti de ödenmeyecek.
Bu düzenleme Anayasa ile güvence altına alınan dinlenme hakkının yok edilmesidir.
Düzenleme Anayasanın dinlenme hakkı hükmüne ve eşitlik ilkesine aykırıdır.
Düzenleme ayrıca Türkiye tarafından onaylanan uluslararası sözleşmelere de aykırıdır.
Bu düzenleme hafta tatili hakkına ve dinlenme hakkına açık bir saldırıdır ve diğer sektörlere de sirayet edebilir.
Bu düzenlemeyle turizm sektöründe çalışma düzeni daha da keyfileşti. İyice kuralsız hale geldi.
Bilindiği gibi İş Kanununda geçmişte yapılan başka bir değişiklikle günlük çalışma süresinin 11 saate çıkarılmasını sağlayan denkleştirme süresi diğer işçiler gibi 2 ay değil 4 ay süreyle uygulanıyor.
Diğer bir ifadeyle 4 ay boyunca günde 11 saat çalışma yasal hale geliyor.
Turizm bakanının turizm patronu olduğu ülkede şaşırtıcı değil! Patron esnek ve kuralsız çalışma istiyor!
Yeni düzenlemeyle birlikte turizm sektöründe artık 10 günlük iş haftası ve 11 saatlik işgünü düzenine geçilmiş oldu.
Haftayı 7 günden 10 güne çıkaran bu kanun iptal için AYM’ye götürülmelidir.