Her zaman, her şartta galip, muvaffak, kazanan olacağız. Türk gençlerini de bu yönde yönlendireceğiz. Karamsarlık, ümitsizlik, kaybetmek Türk'ün töresinde yoktur. Biz kazananların, tarihi yazanların evladıyız. Kaybedenler bu sebepten bizlere düşmanlar; kaderlerini biz yazdık.
@medihanurargali İkisi de Türkçü değil; Türk üst kimliğine inanan ulusalcı isimler.
Sizin Türk soyu, Türk kanı vurgusu yapıp Türklüğü bir çatı kavram olarak gören ulusalcılara hayran olmanıza şaşırdım.
The adult world is a bloody place which annihilates the weak.
But if you love war, more than you love winning or losing, you’ll have a great time.
You can not always win.
You will not always lose.
But if you simply love to fight for fighting's sake, life is one serious adventure.
Bir milleti ayakta tutan; toprağı değil, o toprağa duyduğu sadakattir.
Bayrağına sahip çık, tarihini unutma, aileni koru, inancına hürmet et.
Çünkü kökünü kaybeden ağaç yeşermez; değerlerini kaybeden millet de yükselmez.
Vatan, ancak onu sevenlerin omuzlarında yükselir...
“Timur’un askerleri, Ankara Savaşı’nın başlayacağı sabahın gecesinde kurt gibi uluyarak, Osmanlı askerlerine karşı psikolojik savaşı başlatmıştı.”
Kaynak: Jean Paul Rox, Türklerin Tarihi
Very special; a new Khazar male dated to 700 AD shares exact C-Y10420>FT156571 subclade with Chepni clan in Turkey with 500 AD TMRCA, strongly suggesting the Chepni clan has Khazar ties before joining Oghuz confederation.
@deadlifter1_4 6-8 tekrar giriyorum son üç aydır. Görece düşük karb almama rağmen, gelişim gördüm; kalori yakmadan kasa hasar veriyorsun neredeyse. Ancak sinir sistemi üzerine de yük bindiriyor sanki. Bir süre 12-15'e çıkıp set sayısını da artırmayı planlıyorum. Tabii ekstra karb ile.
İnsanların büyük bir kısmı farkında bile olmadan görünmez anlaşmayla yaşar.
“Ben iyi bir insanım, başıma iyi şeyler gelmeli.”
“Ben çok çalıştım, başarılı olmalıyım.”
“Ben onu gerçekten sevdim, o da beni seçmeli.”
“Ben yıllarımı verdim, karşılığını almalıyım.”
Ama ortada böyle bir anlaşma yok.
Sen kendi içinde bir hesap yapmış olabilirsin.
Ne kadar fedakârlık yaptığını, ne kadar emek verdiğini, ne kadar sabrettiğini biliyor olabilirsin.
Fakat dünya senin iç muhasebeni okumaz.
Hak etmek ahlaki bir değerlendirmedir.
Sonuç almak ise bambaşka bir mekanizmadır.
İyi bir insan olman değerlidir.
Ama iyi olmak, başarı üreten bir strateji değildir.
Çok çalışman değerlidir. Ama yanlış iş üzerinde çok çalışıyorsan yalnızca daha hızlı yorulursun.
Birini sevmen gerçektir. Ama senin sevgin, karşındaki insanın seni sevmek zorunda olduğu anlamına gelmez.
Bir konuda yetenekli olman önemlidir. Ama yeteneğini görünür hâle getiremiyor, doğru yerde kullanamıyor ve değer üretemiyorsan kimse gelip seni keşfetmek zorunda değildir.
İnsanların en büyük yanılgılarından biri budur.
“Ben bunu hak ediyorum, o hâlde bunu almalıyım.”
Hayır.
Hak ediyor olabilirsin.
Yine de alamayabilirsin.
Çünkü hak etmek ile almak arasında kendiliğinden kurulmuş bir köprü yoktur.
O köprüyü;
doğru eylemle,
beceriyle,
stratejiyle,
zamanlamayla,
dayanıklılıkla,
görünürlükle,
seçim yaparak,
gerektiğinde savaşarak
sen kurarsın.
Psikolojide buna adil dünya yanılgısı denir.
İnsan, dünyanın iyi insanları ödüllendirdiğine ve kötü insanları cezalandırdığına inanmak ister.
Çünkü aksi düşünce rahatsız edicidir.
“Doğru davranırsam güvende olurum.”
“İyi olursam kaybetmem.”
“Emek verirsem karşılığını mutlaka alırım.”
Bu inanç insana geçici bir güven verir.
Ama hayat böyle çalışmaz.
İyi insanlar kaybedebilir.
Çalışkan insanlar başarısız olabilir.
Sadık insanlar aldatılabilir.
Yetenekli insanlar görünmeden ölebilir.
Hiç hak etmeyen insanlar büyük fırsatlar yakalayabilir.
Bunu kabul etmek karamsarlık değildir.
Çocukça adalet beklentisinden çıkıp gerçekliğe girmektir.
Çünkü “Ben hak ediyorum” cümlesi bazen insanı güçlendirmez. Tam tersine onu pasifleştirir.
Kişi sonucu üretmek yerine sonucun kendisine verilmesini bekler.
Kimsenin görmediği emeğine güvenir.
Kimsenin bilmediği yeteneğine güvenir.
İyi niyetine güvenir.
Geçmişte yaptığı fedakârlıklara güvenir.
Sonra hayat istediğini vermediğinde kırılır.
“Bunca şeyi boşuna mı yaptım?”
“Benden daha kötüler nasıl kazanıyor?”
“Neden sıra bana gelmiyor?”
Çünkü hayat sıra sistemiyle çalışmıyor.
Kimse kapının önünde senin ne kadar hak ettiğini hesaplayıp seni içeri çağırmıyor.
Dünya çoğu zaman şunlara karşılık verir.
Ne ürettin?
Neyi çözdün?
Ne kadar dayanabildin?
Kendini ne kadar geliştirdin?
Doğru insanlara ulaşabildin mi?
Fırsat geldiğinde hazır mıydın?
Kaybettiğinde yeniden ayağa kalkabildin mi?
“Ben hak ediyorum” demek kolaydır.
Zor olan nedir?
Hak ettiğine inandığın şeyi taşıyabilecek insana dönüşmek.
Başarıyı hak ettiğini mi düşünüyorsun?
O zaman başarıyı üretecek beceriyi, disiplini ve sistemi kur.
Saygıyı hak ettiğini mi düşünüyorsun?
Önce sınırlarını, sözünü ve karakterini sağlamlaştır.
Sevilmeyi hak ettiğini mi düşünüyorsun?
Doğru. Her insan sevgiye layıktır.
Ama belirli bir insan seni seçmek zorunda değildir.
Sevgiye layık olmakla birinin sevgisine sahip olmak aynı şey değildir.
Daha iyi bir hayatı hak ettiğini mi düşünüyorsun?
O hayatın bedelini ödemeye, eski alışkanlıklarını bırakmaya ve yeni bir kimlik inşa etmeye hazır ol.
Mağduriyet dediğin şey de tam burada başlar.
İnsan, hak ettiğini düşündüğü şey gelmeyince dünyayı suçlamaya başlar.
Ailesini.
İş verinini.
Eşini.
Ekonomiyi.
Geçmişini.
Şansını.
Sistemi.
Bunların gerçekten etkisi olabilir.
Her yaşadığının sebebi sen değilsin.
Ama bundan sonra vereceğin cevabın sorumluluğu sana aittir.
Sürekli dışarıyı suçladığında eline bir açıklama geçer, ama güç geçmez.
Haklı olabilirsin.
Yine de yerinde kalırsın.
Bu yüzden bir şey ters gittiğinde yalnızca şunu sorma:
“Bunu hak etmedim, neden benim başıma geldi?”
Şunu da sor:
“Buradan istediğim sonucu almak için bende neyin değişmesi gerekiyor?”
Belki daha çok çalışman gerekmiyordur. daha doğru çalışman gerekiyor.
Belki daha çok sevmen gerekmiyor. daha doğru insanı seçmen gerekiyor.
Belki daha sabırlı olman gerekmiyor. artık karar vermen gerekiyor.
Belki daha iyi olman gerekmiyor. daha güçlü, görünür ve yetkin olman gerekiyor.
Hak etmek değerlidir.
Ama tek başına sonuç üretmez.
Hayat, kendini layık gören herkese istediğini dağıtan bir ödül masası değildir.
Hak ettiğine inandığın şeyi bekleme.
Onu üretecek insana dönüş.
Çünkü dünyada milyonlarca insan daha iyi bir hayatı hak ettiğine inanıyor.
Ama çok azı o hayatı kurabilecek bedeli ödüyor. :)
Hak ettiğini söylemek, vicdanını rahatlatır.
Hak ettiğin hayatı inşa etmek ise karakter ister.
Timur’a Moğol diyen aptallar görüyorum, nasıl olurda Türkçe konuşan, Türk kültür ve devlet anlaşına sahip olan, ordusunun neredeyse tamamını Türklerden oluşturan bir lidere siz nasıl Moğol dersiniz!
Sizin için birkaç kanıt;
1. İspanyol elçisi Clavijo’nun aktardıkları
1403-1406 yıllarında Timur’un sarayını ziyaret eden Ruy González de Clavijo, seyahatnamesinde Timur’un sarayında konuşulan dilin Türkçe olduğunu ve emirlerin Türkçe verildiğini aktarır. Ayrıca Timur’un çevresindeki emirleri “Türkler” olarak tanımlar.
2. Zafernâme’deki ifadeler
Şerefeddin Ali Yezdî tarafından yazılan Zafernâme‘de Timur’un ordusu ve halkı için sık sık “Türk” ifadesi kullanılır. Eserde Timur’un askerleri “Türk askerleri”, ülkesi ise “Türklerin memleketi” gibi ifadelerle anılır.
3. İbn Arabşah’ın tanıklığı
Timur’a muhalif bir tarihçi olan İbn Arabşah bile Timur’u ve çevresini “Türkler” olarak nitelendirir. Düşmanı olmasına rağmen bu ifadeyi kullanması dikkat çekicidir.
4. Timur’un diplomatik mektupları
4a. “Türkistan” vurgusu
Timur bazı mektuplarında ülkesini Türkistan olarak anar. Bu, kendisini Türkistan hükümdarı olarak gördüğünü gösteren önemli bir işarettir.
4b. “Türk askeri” ifadesi
Timur’un mektuplarında ve bunları aktaran çağdaş kroniklerde ordusundan zaman zaman Türk ordusu veya Türk askerleri şeklinde bahsedilir. Bu, ordusunun kimliğini Türk dünyasıyla özdeşleştirdiğini gösterir.
4c. Yıldırım Bayezid’e hitabı
Bayezid’e yazdığı mektuplarda iki hükümdarın da İslam dünyasının ve Türk hükümdarlık geleneğinin temsilcileri olduğu vurgulanır. Timur, Bayezid’in gazalarını öven ifadeler kullanır ve aralarındaki ihtilafı Müslüman hükümdarlar arasındaki bir mesele olarak sunar.
@deadlifter1_4 Düşük hacim, yüksek şiddet antrenman programı yapıyorum; 6-7 tekrar çıkıyor maksimum. Ancak hipertroye, yüksek hacimli programdan daha fazla katkı sağladığını söyleyebilirim.
Ey gidi Karadeniz’in bağrından çıkan Çepni uşakları yüreğinde 3 kilo barutla gezen o yiğitler Mangal dağı'nda Yunan’ın amına koydular Karadeniz’i Rum piçlerine mezar ettiler.Kürdistan hayali kuranları asıp kesip yok ettiler
Çepni beylerine bin selam olsun şehadetleri kabul olsun
Kızılbaşlıkla Bektaşilik bambaşka şeylerdir.
Bektaşilik kurumsal bir tarikat. Orjin metinleri de klasik Sünni İslama sadık.
Kızılbaşlık Şeyh Haydarın 12li kızıl başlık taktırması ile ortaya çıkmış bir olay. Safevilerle bütünleşik gulat bir Şiilik.
19 Temmûz 1974... Türkiye, Kıbrıs'a müdâhale ve gerekirse Yunanistan'ı ezmeye bu şekilde karar verdi. Şanlı Türk ordusu da, Türklüğünün görevini yerine getirdi.
Türk muzafferdir...
@ruya1260137@Berkkdemirci@tigin40 Kılıcıyla fethedip güçlü olanın dayanılmaz çekiciliğine kapılmışlar işte. Beğeni kara kaşına gözüne değil, asaletine, kudetine olmuş ATAlarımın. Var olsunlar.
Sosyal medyadan öğrendiği iki üç şeyle tarih/kalıtım bildiğini sanan ve marjinal görünmeye çalışan bu (oe) veletlerin bilmediği en önemli şeylerden birisi günümüzde %100 Hitit olarak modellenen hiçbir bireyin/toplumun kalmamış olmasıdır. Yani, Hititler dışında etnik olarak Hitit olan bir topluluk yok, Türkler de içinde.
Bunun yanında bu siboplar sanıyor ki Anadolu Türkleri kalıtsal olarak Hititlerin falan doğrudan ardılı. Oysa tarihteki hiçbir Hitit örneğinin ortalama %25 Onok mirasıyla modellenemiyor olması bile Türklerin Hititler ile bir ilgisinin olmadığını bize doğrudan gösterir. Biz geldiğimizde tarihte Hitit diye bir toplumun kalmamış olmasından söz etmiyorum bile. O dönem bölgede Rum-Ermeni diyebileceğimiz topluluklar yaşıyordu ve yine onlar üzerinden de düşününce günümüz Türkleri etnik/kalıtsal olarak onlar değil.
Daha da komiği; bunlar tarih bilmediği için Hititleri Anadolu'nun ilk yerlileri falan sanıyor ancak Hititlerin üzerine yürüdükleri topluluklar bile Anadolu'nun ilk yerlileri değildi. Ayrıca Hititler kendi gerçek atalarıyla o karar düşük kalıtsal süreklilik gösteriyordu ki bir Hitit'in etnik olarak Hititliği, bir Türk'ün etnik olarak Türklüğünden daha düşük düzeydeydi. Hititler bölgede kayda değer hiçbir kalıtsal değişime neden olmadılar.
Yine de biz ne kadar bilimsel veri ve kaynak üzerinden anlatırsak anlatalım, gerçek yaşamında dikkat çekemediği için ilgiyi sosyal medyada travmaları üzerinden arayan böyle veletler Anadolu Türklerinin Orta Çağ Türkleri ile etnik/kalıtsal olarak Türk sayılabilecek düzeyde bir kalıtsal süreklilik gösterdiğini kavrayamayacaklar.
Doğru Latinizasyon:
"Türük Oguz Begleri bodun eşidiŋ! Üze teŋri basmasar asra yir telinmeser Türük bodun iliŋin törüŋin kim artatı udaçı erti?"
Günümüz Türkçesi:
"Türk, Oğuz Beyleri, budun işitin! Üstte tanrı basmasa, astta yer delinseme; Türk budun ilini töreni kim bozabilirdi?"