Sosyal medyada paylaşabileceğim hiçbir şeyin hissettiğimi ya da düşündüğümü karşılayamayacağına neredeyse emin halde yaşıyorum. Yorgunum ve söylemimdeki samimiyet giderek azalıyor. Sorun eski, sonuç eski, çözüm eski. Yeni ne söylenir bilmiyorum ve sessizlikten de nefret ediyorum
Babasızlık insanın ömründen çalar. Olmayanın hatrında olanın eli omuzunda olsun. Her daktilo her arı benim babamın kadim hatırlatıcısıdır. babam daktilograf babam arıcı.. babam prensip kelimesini 10 yaşımda bana öğretendir...
Çok sevdiğiniz güvendiğiniz biri size lütfen aldığın yere koy yada kaybolmamasına dikkat dediği birşey o gün kaybolur..içinizde birşeyler kırılır. yeri dolacak eşya kocaman bir boşluk olur kalbinizde... İnsan değil eşya biriktirir o kişi
Kişinin Kendine yetiyor olabilmesi ne güzel.. dost yok arkadaş ise boşaltım sistemi... kendini dayatan saatlerce sana ait olmayan bir empatininin zorlu sınırları.. ki ben bana yetemiyorum bazen. Kimsenin çöp kutusu değilim,degilsin.
Yolun nerde başladığı değil nerde nasıl biteceği düşüncesi bir başkaldırı meselesidir. Yolcunun yolu izlerken şoförün bir anlık dalgınlığına izin mi vermeli??
Olmaktan korktuğum ortalamanın ortasında boğuluyorum... erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü bir ülkede karşı cinsin yarattığı tahribatın yıkıntılarını konuşurken anladım küresel tüm meselelere kulak tıkladığımı. Kimse bu kulaklara daha elzem meseleleri anlatmadı..
Ağaçların çatısından yüksek olduğu bir evde doğdum. Sabah gövdesi ve gölgesi, gece sesi. Hangi yaprak hangi ağacın yüzüdür bilirim ve sonsuz severim her türlüsünü.
bugün bir kadının elinde herman hesse'nin ağaçlar kitabını gördüm. bu kitabı birilerinin okuduğunu görünce çok mutlu oluyorum. yanına gidip sormak istedim ağaçları dinlemeyi öğrendiniz mi diye. çünkü ben öğrendim ve herkes ile paylaşmak istiyorum bu sevincimi.
Film biter bitmez açıp tekrar izledim. Eski İstanbul'u Yıldız Kenter'i, bu harika senaryoyu hanımın güzelliğini,o acıyı ve olmamışlığı sindire sindire hüznün harikalığiyla izledim.
insan ruhu inceldikçe (algı kapasitesi arttıkça) daha küçük daha narin daha zarif şeylere eğilim duyar. oysa eğitimsiz kaba ve küçük ruhlar haz alabilmek için daima kocaman, büyük, iri şeylere yönelirler; büyük yapılar, büyük takılar, büyük arabalar…
Dicle üniversitesinde intihar eden kız ve marmaray olayından sonra oluşan linç havası bize bu toplumun faşizme ne kadar yakın durduğunu gösterdi,Hitler yahudi komşuları ile güllük gülistanlık ilişkileri olan Almanları bu psikoloji ile bir günde onları katleden canavarlara dönüştürdü.Devlete,egemene hukuksuzluğa karşı ezilen erkeğin kendine zayıf bir kurban seçip onu ayinle yok etme psikolojisi,rejim baskısını artırdıkça bu histerik ruh hali sürekli kurban arayacak,bu bazen bir mülteci bazen bir Kürt,bazen bir kadın,bazen sıradan zayıf bir insan olacak.
Ve böyle bir hayat yaşamaya değer değildir. Bir kere doğanın yazdığı şiiri okumamış, çizdiği resmi görmemiş olanın duygusu yavan ve egretidir. İnsandan başka gayesi olamayanın mutlu olma ihtimali konuşulmaya değer değildir. "Bana göre"
Tanrıyla iletişimi maddi aşka dair dilekler.
Felsefeden anladığı maddi aşkın halleri.
Edebiyattan aldığı maksimum verim aşka dair herşey.
Resim içinde aşk varsa sanat değeri görür.
Bilim aşkın kimyasını anlatıyorsa ilgi çekicidir.
Ve doğa göz ucuyla bile görülmeye değer değildir.
Birbirini sevmeyen, birbirinin dedikodusunu yapan, miras kalsa birbirlerinin gözünü oyacak olan aile ve akrabalar da şimdi "Mutlu Bayramlar" diyerek sahte yüzlerle birbirlerine sarılacaklar değil mi? E hadi başlasın o zaman tiyatro. Ha bir de gençlerimizi serbest bırakın.