Kendini de eleştirebiliyorsan, kaybetmekten korkmuyorsan, ilkin kendini sorgulayabiliyorsan, düzeltilmekten gocunmuyorsan, oldukça fazla yol katedebilir ve asıl konuyu tartışabiliriz.
Dünyada üretilmiş tüm bilgi şu an birkaç terabaytlık veri olarak iki tuşlama uzağımızda.
En çok sorulan sorular; İkili ilişkiler, burçlar, fal vs.
Kısıtlı bir insan kümesinin ilgi alanını herkese eşitçe dağıtma fikrinin ne kadar manasız olduğunu bugün dahi anlamamışsınız.
Daron Hoca burada çok yüzeyel bir açıklama yapmış bana kalırsa ve katılmıyorum.
Yıllar önce Lüksemburg futbol maçını izlerken, sunucu takımın eğitim seviyesine ve mesleklerine atıfta bulunmuştu. Takımda mühendisler, öğretmenler, bankacılar, devlet memurları ve üniversite öğrencileri ağırlıktaydı. Mesleklerinin yanında iyi futbolculardı.
Bir insanın mesleği spor yapmasına, sanat ile ilgilenmesine engel değildir.
Hatta tam tersine vizyonu geniş insanlar kendi mesleklerinde de bu avantajı yaşar ve hiç ummadığınız başarılar yakalarlar.
Demem o ki; bir elektrikçi bol bol Shakespeare okumalı, Mozart, Bach dinlemeli, Gogh sevmeli, İbnü'l-Arabi, İbn-i Haldun bilmeli.
Mesleki becerisinin yanında sanat, felsefe, spor ve insani becerilerini de arttırmalıdır.
Tam bir insan olmak bunu gerektirir.
Yoksa robottan bir farkımız kalmaz...
@PersonaMim “Herkesi eğitirsek mükemmel dünyaya erişiriz” düşüncesi iflas etmiştir.
Günün sonunda eğitimin zorla dayatılması çare olmaktan çok uzak, ütopik ve hatta robotik bir düşünce.
Her katmanı eşitleme hülyalarından uyanmanız gerek.
@PersonaMim Devamı da şu; Sahte mezuniyetlerle gereksiz yığınlar oluşuyor.
Şimdi Türkiye’de bulunan 200 Bin avukat edebiyat bilse ne olacak?
Geçim sağlamaları için olması gereken suç ve anlaşmazlıkları hesab edin.
Matematik ve mantık derslerini es geçmediyseniz net sonucu göreceksiniz.
@PersonaMim 1 milyondan fazla öğretmen, 20 milyon öğrenci var.
Herkes birbirine bir şeyler öğretiyor. Görüntüde her şey güzel.
Yığılmalar olmasın diye kimse başarısız kabul edilmiyor, komuyla ilgilenen üç beş öğrenci, konuyla ilgisiz stres kaynağı sınıf mevcudu ile enerji tüketiyor…
Akşama ve tarihe not
FON KRİZİNİN AK PARTİ’YE ÖDETTİĞİ BEDELİN FARKINDA MIYIZ?
Fon krizi yalnızca ekonomik ve mali bir mesele değildir. Bu kriz, AK Parti’nin kendi sosyolojik tabanına çok ağır bir bedel ödetmektedir.
İnsanların yılların emeğiyle oluşturduğu tasarrufları erirken zihinlerde çok daha tehlikeli bir soru büyümektedir:
“Bundan sonra kime ve hangi kuruma güveneceğiz?”
Tasarrufların erimesi kadar vahim olan, devlete ve kurumlara duyulan güvenin sarsılmasıdır. Oluşan bu güvensizlik ortamının AK Parti’ye ve Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu iradeye nasıl zarar verdiğinin farkında mıyız?
Süreç içerisinde sorumluluk makamında bulunanlar; görevlerini zamanında ve gereği gibi yerine getirmemenin, yönetim zafiyetinin, ihmalin ve kişisel ihtirasların meydana getirdiği bu ağır tablonun hesabını nasıl verecekler?
Birilerinin ihtiraslarının, yetersizliğinin veya ihmalkârlığının bedelini ne milletimiz ne AK Parti’nin sosyolojik tabanı ne de Sayın Cumhurbaşkanımız ödemelidir.
Unutulmamalıdır ki güvenin sarsıldığı her alan, Türkiye’ye yönelik ekonomik, siyasi ve toplumsal operasyonlara yeni bir zemin hazırlamaktadır. Küçük yatırımcının parasını, milletin devlete olan güvenini ve ülkenin ekonomik istikrarını koruyamayan bir yönetim anlayışı, yalnızca mali bir krize değil, çok daha geniş çaplı bir siyasal kırılmaya da kapı aralar.
Üstelik karşımızda; devletin, hükûmetin ve kamu bürokrasisinde görev yapan kişilerin adını kullanarak güven devşiren, ülke insanının birikimlerini kendi çıkarları uğruna istismar eden bir yapı bulunmaktadır.
Bu yapının üzerine kararlılıkla gitmek; yalnızca hukuki ve idari bir görev değil, bu topraklara, milletimize ve savunduğumuz değerlere karşı borcumuzdur.
Çünkü insanların alın terini, tasarrufunu ve geleceğini koruyamazsak; kul hakkından, ahlaktan, adaletten, dürüstlükten ve manevi değerlerden topluma söz etme imkânımız kalmaz. Söylediğimiz sözün inandırıcılığını, savunduğumuz değerlerin ise toplumsal karşılığını kaybederiz.
Şimdi açıkça soruyoruz:
Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ı ekonomik, toplumsal ve siyasi sonuçları ağırlaşan bir hibrit müdahale tehlikesiyle karşı karşıya bırakanlar, bunun bedelini nasıl ödeyecekler?
Milletin alın teri de tasarrufu da güveni de sahipsiz değildir.
Sorumlular tespit edilmeli, ihmali bulunanlardan hesap sorulmalı, haksız kazançların üzerine gidilmeli ve küçük yatırımcının kaybını giderecek adımlar gecikmeksizin atılmalıdır.
Bu mesele para meselesinin ötesinde; devletin itibarı, siyasetin ahlakı ve milletin geleceği meselesidir
@tcbestepe@RTErdogan@erkmacit@malikejder@Gulumser_Heper@betulsoysalb@onralpyilmaz@Oguzpolatbilek@Bilalsaygili@yeniakit@ErbayKucet_@NO_haber35srb@nurtugbaaktay@ulkucuhareketr
Küçükken dünyayı kurtarabileceğimi düşünürdüm.
Sonra farkettim ki; herkes dünyayı kurtaracağını iddia ediyor ve sorumluluğu ötekine yüklüyor.
Kurtarmaktan vazgeçtim, sadece yaşıyorum.
En az temasla, olabildiğince uzakta…
@EmrahMaraso Eğitim verilen değil alınan bir kavramdır.
Talep olmayan noktaya zorla enjekte ederek insanları istediğiniz seviyeye - niye gelmek zorundalarsa - çıkaramazsınız.
@altangxx@savas_k14 Tabi evladım ya, milliyetçilik ırkçılık değildir.
“Türk olmayanların tek görevi bu ülkede köleliktir” diyen Ziya Gökalp’i analım bir de.
@altangxx@savas_k14 Tipik olan sensin Altan.
Senin gibi düşünmeyen herkes Türk düşmanı oluyor. Öcülerin harekete geçti.
Siz değişmez ve asla gelişemezsiniz. Umut yok.
Yeni Şafak yazarı İsmail Kılıçarslan:
"Türkiye sevgimizi ve Recep Tayyip Erdoğan'a bağlılığımızı kullanarak bizi 'salak' zannetmenize de en hafif tabirle içerliyoruz artık.
Farkında olup olmadığınızı çok merak ettiğimiz bazı şeyler var. Bunlardan ilki, son 4-5 yılda nasıl bu denli yoksullaştığımızın farkında olup olmadığınız.
Aracımıza benzin almaya korkuyoruz, marketten gönlümüzce alışveriş yapmaya korkuyoruz, ev kiralamaya korkuyoruz, işçi çalıştırmaya korkuyoruz, işçi olarak çalıştığımızda aldığımız paranın geçimimize yetmeyeceğinden korkuyoruz.
Siz de arada bir çıkıp yeni vergi kalemlerini sayıyor, hatta 'Savaş olmasaydı enflasyon şu kadar olurdu' falan diyorsunuz. Okullar olmasaydı da maarifi yönetmek çok kolay olurdu zaten.
İkinci anlamadığımız taraf şu. Kimin yetkili olduğunu bilmeden söylüyorum. Fonlar, sahibi oldukları şirketleri borsada spekülasyonlarla milyar dolarlık hacimlere ulaştırıp vatandaşın parasını cukkalarken bu işin yetkilileri tam olarak ne işle meşguldü?
Hadi adamlar aşırı uzmandı da fark edilmediler diyelim. İstifalar nerede o vakit? 'Yahu bu fonlar vatandaşın 15 milyar dolarını çalarken ben uyumuşum, kusura bakmayın' diyerek istifa eden yöneticiler nerede?
Üçüncü anlamadığımız taraf şu. Bazı beyaz, aşırı beyaz, bembeyaz adamların niçin 'başımızın üzerinde yeri' oluyor her seferinde? Özel toplantılarında 'Ya bu Tayyip de çok şey abii' diye ağzını yaya yaya konuşan bit yavrularıyla Recep Tayyip Erdoğan'ın adamı olduğunu iddia edenlerin ne işleri oluyor her seferinde?"
@altangxx@savas_k14 Herkesin kapasitesi de isteği de ihtiyaç anlayışı da farklı. Ama herkeste olan tek şey: Arzuların kara deliği.
İçine ne atarsan at dolmaz.
İnsanları tatmin edemezsin.
O yüzden kendi hallerine bırakacaksın, devleti küçülteceksin, alan açacaksın.
Dikta ile gideceğin yer RTELand
@altangxx@savas_k14 Bu tarih boyu tekrar eden bir döngü.
Bugün iletişim çağında Orta Çağ kafasıyla düşünüyorsunuz.
Çöpçü adam Google Translate ile Arjantinden sevgili yapıyor.
Dönem değişti ama siz geride kaldınız.
Hala koyun gibi güdersek ütopyamız herçekleşir kafasındasınız.