Yine başladık;
Sana konser yaptırmayacağız…
Seni bitireceğiz…
Müzik dünyasından sileceğiz…
1. Ben ismimi örgütlerle, derneklerle, partilerle kazanmadım ki kaybedeyim.
2. Konser benim şahsi meselemdir. Cumhuriyet hepimizin ortak meselesidir. Tercih yapmam gerekirse Cumhuriyeti seçerim ve arkama bakmam.
3. Yaşadığım sürece de işimi yapmaya devam edeceğim. Siz istiyorsunuz diye üzerimize yağmur yağacak değil.
4. Önüne konser kemiği atarak susturduğunuz, tehditlerle kapı kulu yaptığınız, parayla terbiye ettiğiniz, medya gücüyle esir aldığınız zevatla da beni aynı kefeye koymanıza asla izin vermem.
5. Her konserden sonra söylediğim gibi;
Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti,
Yaşasın Laik Cumhuriyet,
Yaşasın Mustafa Kemal Atatürk…
İletişim bilimi açısından YENİ Parti logosunun Netflix veya bir içki markasına benzetilerek tiye alınması bir kriz değil, kusursuz bir görünürlük paradoksu.
Sosyal medyada dalga geçildiği sanılırken, zihinsel çıpalama devreye girdi. Yeni bir siyasi hareketin en büyük handikabı olan bilinirlik bariyeri; sıfır maliyetle, milyonluk PR bütçelerinin bile başaramayacağı bir hızda aşıldı. Siyasette estetik eleştiri markayı yıkmaz, aksine hafızalara mühürler. Logo bir günde milyonlara ulaştı.
ODTÜ BİRİNCİLERİ SUSTURULUYOR!
Konuşma hakkı elinden alınan 8 ODTÜ birincisi olarak bizlere yapılan haksızlığı paylaşıyoruz.
• ODTÜ’den 4.0 ortalama ile mezun olan 9 üniversite birincisi olarak hepimiz, törenden iki gün öncesine kadar her yıl birincilerin yaptığı gibi Devrim'de konuşma yapacağımızı zannediyorduk. Ancak birincilerden yalnızca birine konuşma hakkı verildi.
• 17 Temmuz'da derece öğrencileri için bir tören düzenlendi. Bu tören öncesi düzenlenen toplantıda bizlere süre yetersizliği sebebi ile Ankara'dan ve Kıbrıs'tan birer birincinin konuşacağı bildirildi. Konuşmalardan sonra bu kişiyi kararlaştırmak için tekrar çağrıldığımızda bize seçim kriterlerinin hala belirlenmediği aktarıldı.
• 19 Temmuz'daki törenden bir gece önce telefonla arandık ve konuşma yapmayacağımızı öğrendik. Hangi kritere göre seçim yapıldığı ise talep etmemize rağmen bize açıklanmadı.
• Programın sıkışıklığını bahane eden yönetim, bu konuşmayı yapmaya hak kazanmış öğrencilere üçer dakika süre vermek yerine üniversite tanıtım videoları izletti ve Athena grubuna yaklaşık 70 dakikalık bir konser verdirtti. Grubun sahneye çıkmasının beklendiği 20 dakika boyunca hiçbir şey yapılmaması da eklenince “program sıkışıklığı” bahanesinin ne kadar asılsız olduğu gözler önüne serildi.
Tüm dönem arkadaşlarımızla bize karşı yapılan bu büyük ayıbı kınıyoruz!
Biz bu şekilde sansürlenmeyi kabul etmiyoruz. Bu sebeple ODTÜ birincileri olarak çok büyük bir hevesle hazırladığımız ancak yapamadığımız konuşmalarımızı bu gönderiyi alıntılayarak paylaşma kararı aldık. Bizim dillendiremediklerimizi okumanız bizi çok mutlu edecektir.
Ben müziklerimin Kılıçdaroğlu ve ekibinin kampanyalarında kullanmasına şu an bir şey demeyeceğim. Ama sonra telif davasıyla alacağım yaptırımlı bedelin tamamını Özgür Özel’in kampanyalarına bağışlayacağım.
hadi bakalım yargı yolu hukuk devleti
📣 Sencer Solakoğlu'ndan Kemal Kılıçdaroğlu'na:
⭕Girdiğiniz 13 seçimi kaybetmekle kalmayıp bir de memleketin bu hale düşmesine vesile oldunuz..
⭕Sorumluluk kabul etmeyip halen gündemde kalmanız aslında “King Baby” sendromunun ta kendisidir.
⭕Genellikle bağımlılarda sık karşılaştığımız bir klinik durumdur.
⭕Siz, güç ve koltuk bağımlısı olmuş bir müptelasınız ve acilen tedavi olmanız hem kendiniz hem ülkemizin geleceği için şarttır.
⭕Size en ufak bir sempatim olmadığı gibi CHP içinde sizden medet uman kifayetsiz muhterislerle beraber kendinize bir parti kurup boyunuzun kaç mm olduğunu görmek isterim.
⭕Hatta teklifim şu, gelin ikimiz yarışalım.
⭕5 aylık bir siyasetçi ben ile 50 yıllık tecrübeli siyasetçi siz.
⭕Ben partisiz bu yarışa girerim.
Bu fotoğraf yanlış hatırlamıyorsam 2014 yılında Trabzon havaalanında çekildi. Yanınızdaki kızım. İlçe Başkanı olduğum dönemden kalma.
Bu çocuk 21 yaşında şimdi, üniversite öğrencisi. İki yıl önce ilk oyunu size vermiş ve göğsünü gere gere arkadaşlarına anlatıyordu.
Bugün telefonda; ‘Allah belasını versin Kılıçdaroğlu’nun’ dedi bana, durup dururken.
Umutlarını tükettiniz gençlerin. Yetmedi güvenimizi de sarstınız, ne söylesek inanmıyorlar artık. Başkası adına utanmayı çocuklarımız önünde yaşıyoruz, utançla…
Ne diyeyim;
Gün yüzü görmeyesiniz…
@kilicdarogluk
Özgür Özel göreve geldiğinden beri çok iyi satranç oynuyor. Üstelik A B C planları da hazır. Kendisi de biliyor polise el kalmayacağını, fiziki olarak ditenemeyeceğini, dirense bile sonuç almayacağını. Kk yı devletin polisini arkasına almasına zorladı ve istediğini aldı. Başka deyişle KK yı B planına geçmeden olabildiğince itibarsızlaştırıyor. Gidebiliyorsa kısa sürede kurultaya gitmek, olmuyorsa Yeni parti o da olmuyorsa adı duyulmamış bir parti ile seçime girip hem KK hem RTE yi tarihin tozlu raflarına gönderecek. Bu durumda büyük ihtimalle KK lı CHP %1 bile alamayacak
Bir Satranççı Gözüyle GM Özgür Özel…
Süreci bir satranççı gözüyle değerlendirince, aslında tablo oldukça net görünüyor.
Yıllardır aynı oyuncu masaya oturuyordu. Rakip açısından bulunmaz nimetti. Tam 13 kez yenilmiş bir oyuncudan bahsediyoruz. Hani turnuvada eşleşme kâğıdında adını görünce insanın içinden:
“Oh be, rahat tur…”
dediği türden.
Kemal Kılıçdaroğlu, iktidarın yıllardır en sevdiği rakipti. Çünkü satrançta bazen kötü hamle yapan rakipten daha değerlisi yoktur. İnsan kendi planını bile geliştirme ihtiyacı hissetmez. Rakip zaten sürekli taşlarını boşta bırakıp, kritik anlarda kendi oyununu bozuyorsa, fazla yorulmaya ne gerek var?
Sonra kaybeden kulüpte homurdanmalar başladı.
“Her türlü desteği veriyoruz ama sonuç hep aynı.”
“Bu oyuncu artık zaman kontrolünü bile yönetemiyor.”
“Her oyunda şah açıkta kalıyor.”
“Yenilmeye doymuyor, sürekli kaybettiği varyantı tekrar oynuyor.”
Dediler ki:
“Dede, artık kalkma zamanı geldi. Biraz daha enerjik biri otursun.”
Ve Özgür Özel geldi.
İlk maçta öyle bir oyun çıktı ki, rakip neye uğradığını şaşırdı. Uzun yıllardan sonra ilk kez karşılarında gerçekten hamle yapan birisi vardı. Üstelik ezber açılışlarla oynanan kahvehane satrancı değil; tempo bilen, merkezi alan, rakibi savunmaya zorlayan bir oyun…
Sürekli çalışıyor, her türlü yeni hamleye en doğru yanıt buluyor, kural dışı (!) hamlelere bile mükemmel savunmalar geliştiriyor, sadece rakiple değil, taraflı hakemlerle de başa çıkabiliyor.
Rakibin yüzü düştü.
Çünkü yıllardır alıştıkları düzen bozulmuştu. Daha önce rakip taşları kendi kendine düşerdi, kendi kendine mat olurdu. Şimdi ise karşı tarafta gerçekten oyun kurmayı bilen birisi vardı.
Daha kötüsü, rakip ilk kez hesap yapmak zorunda kalmıştı. Ama hesaplar da nafile sonuç vermiyordu.
Ve tam herkes:
“Galiba tahtada artık gerçek oyun başlayacak”
derken, bizim eski oyuncu yeniden ortaya çıktı.
Ama kazanmak için değil…
Sanki yıllardır kaybeden kendisi değilmiş gibi, bir anda tahtanın etrafında dolaşmaya başladı. Kaybettiği turnuvanın kupasını, itiraz masasından almaya çalışan oyuncular gibi…
İnsan ister istemez düşünüyor:
Acaba rakip takım adına mı oynuyor?
Çünkü satranç tarihinde nadir görülen bir durum yaşanıyor:
Rakip takımın en sevdiği oyuncu, kendi kulübünce emekli edilince, rakip taraftar daha çok üzülüyor.
İşin trajikomik tarafı ise şu:
İktidar cephesi yıllardır yenemedikleri rakiplerden değil, tam tersine yenmeye alıştıkları rakibin gitmesinden rahatsız oldu.
Düşünün…
13 kez mat etmişsiniz.
Bir gün geliyor, kulüp diyor ki:
“Bu oyuncu artık oynamayacak.”
İnsan ister istemez panikliyor:
“Çünkü yenisi yetenekli bir usta!”
İşte bütün mesele burada.
Çünkü satrançta en büyük sorun, rakibin sizden çok ama çok daha iyi oynamasıdır. Bugün yaşanan tartışmaların önemli kısmı, tam olarak bu korkudan kaynaklanıyor:
Karşılarında artık gerçek bir usta var ve kurallara uygun bir maçı kazanmalarına olasılık yok.
Sorun yeni oyuncunun kim olduğu değil;
ilk kez oyunun gerçekten başlamış olması!!
Ama bu kez oyuncunun arkasında büyük destek var. Yerine, ayak oyunlarıyla, çakma ustaları koymakla kazanmak artık mümkün değil.
#sözümüzVar #CHPÖzgürÖzel #ChpBaşkanıÖzeldir @ozgurozeliletsm@herkesicinCHP@eczozgurozel
Devlet Bahçeli’nin Erzurum'da attığı idam ipini alıp İmralı'da kilim haline getiren öcalan canisi MHP milliyetçiliğinin içinden geçmiştir.
Bu saatten sonra açıp açıp Fatih Kısaparmak'tan Kilim dinlesinler .
Irmağının akışına ölürüm Türkiyem...
Kilimin dilinden ancak anlayan okur demiş ya Fatih Kısaparmak...
Aynen öyle ihanetin iki ucu.
17 sene önce çekilen belgeseldeki penguen kadar gündem olmadı yurtdışı alışverişin yasaklanması :))
Bu kadar kimsenin umrunda değilse, kim yapıyordu Temudan, Sheinden, Amazondan bu alışverişi??
Penguenden istersiniz artık, gelecekte Türkiye'de bulamayacağınız ürünleri de.
Türk bayrağını indirmek; bu milletin onuruna, tarihine ve şehidine alçakça meydan okumaktır! O bayrak, uğruna can verilmiş kutsal bir emanettir! Buna cüret edenlere Türk milletinin tavrı ve tepkisi hep en ağır şekilde olmuştur! Bu yapılan affedilemez, mazur görülemez, geçiştirilemez! Türk bayrağına saygısızlık eden, karşısında bu milletin durduğunu aklına yazmalı! 🇹🇷 #terörülanetliyoruz
1980’li yıllarda Boston’da doğup büyüyen iki gencin hikayesi.
Aynı mahallede büyüyen Ben Affleck ve Matt Damon, tanıştıkları esnada aynı zevkleri ve hayalleri paylaştıklarını fark ediyor.
Matt Damon, içine kapanıkken Ben Affleck; daha cesur ve atılgan bir yapıya sahip. Zamanla ikisi de aynı filmleri izlemeye başlıyor, not tutuyor ve hayallerini birbirleriyle paylaşıyor.
Hedef belli: Sinemanın içinde yer alabilmek. İkilinin çevresi bu hayalleri imkansız gibi görürken bu olumsuz geri dönüşleri takmayıp birbirlerini daha da gaza getiriyor ve daha çok çalışmaya başlıyorlar.
Üniversite döneminde Matt Damon, bir dersi için essay yazmaya başlıyor ve bu essay’i bir senaryoya çevirmeye karar veriyor. En yakın dostu Ben Affleck’le hayatlarını değiştirecek senaryo da böylece ortaya çıkıyor: Good Will Hunting
Senaryoyu stüdyo çok beğendiği için satın almak istiyor ancak ikilinin tek bir şartı var: Başrolde biz yer alacağız. Böylece ikilinin hayatını değiştiren film, Good Will Hunting Oscar ödül töreninde ‘En İyi Senaryo’ ödülünün sahibi oluyor.
Bir gecede hayallerine kavuşan Boston’lı iki gencin zaman zaman yolları ayrılsa da dostlukları bâki kalıyor ve bu iki genç yıllar geçmesine rağmen Hollywood’un en başarılı sinemacıları arasında yerini alıyor.
Aşağıda gördüğünüz "Lider", Cumhurbaşkanı seçildikten 6 yıl sonra dünya çapında tarihin gördüğü en büyük ekonomik kriz yaşandı.
Yani (1929) Büyük Buhran.
Kriz Amerika ve Avrupa'da başladı...
Milyonlarca insan işsiz ve evsiz kaldı.
Almanlar bile ısınmak için karşılıksız bastıkları paraları yakmak zorunda kalmıştı. Sanayi ülkeleri, tarım ülkelerine muhtaç olmuştu...
Mustafa Kemal Atatürk ne mi yaptı?
682 nolu (1925) kanunla (682 Her Nevi Fidan ve Tohumların Meccanen Tevzi ve Devlet Uhdesinde Bulunan Arazinin Fidanlık İhdası İçin Ziraat Vekaletine ve İdarei Hususiyelere Bilabedel Teffizi Hakkında Kanun) vatanın, bir zamanlar padişahların kişisel malı olan tüm ekilebilr arazilerini, öküzüyle beraber çiftçiye bedava dağıttı.
Osmanlı döneminde ekenden ekmeyenden, evlenenden bekar kalandan ya da hayvanını kaybedenden bile vergi alınırdı...
Atatürk tüm bu lüzumsuz vergileri kaldırdı..
Ekildi, biçildi.
Verimli üretim için çağdaş tarım okulları açtı.
Okuma bilmeyeni millet mektebine çağırdı.
Bir an evvel okuma öğrenilsin diye yeni alfabeyi getirdi..
Sonunda Avrupa'ya döndü ve "Malımı alanın, malını alırım." dedi.
(Kliring Sistemi: Kliring, ülkeler arasındaki iki yanlı ticaret anlaşmalarının temelde malla ödemeyi öngören bir türü. Kliringde anlaşmalı ülkeler arasında ithalat ve ihracat işlemleri döviz kullanılmadan mahsup ve takas yoluyla ve kliring kurumları aracılığıyla gerçekleştirilir...)
Sanayi ülkelerine yüksek fiyattan tarım ürünü sattı.
Kazandığı her kuruş parayla da bir başka fabrika açtı.
Bir yandan da sanayiye yatırım yaptı.
"Atatürk hiç borç almadı." derler. Bu bilgi tam olarak gerçeği yansıtmıyor.
Doğrusu ise, Atatürk'e kimse borç vermek istememiştir.
Nitekim bulduğu parayla fabrika açıyordu.
Mesela Rusya'dan alınan borç ile Karabük Demir Çeliği açmıştır...
Bu "Yüce Adam"ın ülkesi, tarihin gördüğü en sert küresel buhrandan yara almadan çıktı.
Hem de iktisatçısı yokken !...
Okuma yazma bilmeyen çiftçisiyle yaptı bunu.
Bu başarıyı incelemek için İngiltere'den maliyeciler gelmiştir...
Çobandan pilot, kağnıdan uçak çıkaran " Adam"dır
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK !...
Bu ülkenin adı Yugoslavya’ydı ve halkına da Yugoslav halkı denirdi.
Yugoslav halkı ülkenin bir ucundan diğer ucuna rahatlıkla gidebiliyordu.
Sonra birisi ben Hırvatım, Sırpım, Bosnalıyım vs vs diyerek eşitlik adı altında ayrımcılık ve ayrıcalık istediler.
Halk olamadıkları şimdi dedelerinin mezarına pasaport ile gidebiliyorlar.
Bu olaya Türkiye gözü ile de bakabilirsiniz. Kürtüz, Lazız, Çerkesiz vs vs ama biz Türk halkıyız. Yarın eşitlik adı altında ayrımcılık isterseniz, İstanbul'daki evimizi bırakıp Mardin'e göç etmek, Diyarbakır'daki dedenizin mezarını pasaport ile ziyaret etmek zorunda kalırız.
@dr_murselguler Hayatında hiç sınava girmediğini düşündüğüm birinin bu kadar kolay bir şekilde büyük miktarda paralara ulaşmış olması daha da üzücü bence..
@GarantiBBVA Veee kartı iptal ettikten 2 ay sonra aradılar... size 1.000 tl bonus ile kart gönderelim. Şubeden gelirinizi güncelleyin diye.. cidden şakacılar😃 @GarantiBBVA ordan bakınca dilenci gibi mi görünüyorum acaba!! Asla girmem bir daha o topunuzu..
Bugün ayın 19 ve iptal edemedim. aradığımda çok tatlı bir arkadaşı ikna edemedim. İyi niyetli idi allem etti kalem etti promosyon teklif etti şubeye yönlendirdi.demetevler şb ye gittim.dinlemedi bile.şubeden kapatma işlemi yokmuş kayboldu diyin dedi😃 şaka gibisiniz @GarantiBBVA