#VNL2026 Another VNL. Another MVP. 🏆✨
Melissa Vargas 🇹🇷 once again proved why she's one of the most dominant players in world volleyball.
📺 Watch the replays on VBTV: https://t.co/tLeKGVNZId
🏐 #BePartOfTheGame#Volleyball
Tuzla Belediye Başkanı Ali Eren Bingöl'ün geçmişteki açıklamalarına baktım “Ekrem Başkan İstanbul'un biz de Tuzla'nın muhafızıyız” demiş. Siyaset bu kadar basit olmamalı. Dün kara dediğine bugün ak demek, demediğini bırakmadığın partiye jet hızında gitmek halka hakaret...
Enflasyon bir servet aktarım mekanizmasıdır da, bu yüzden bir politik enstrüman haline getirildi.
Kişisel gelir 18 bin dolar, oysa toplumun büyük çoğunluğu için 3-4 bin dolar seviyesinde bu, Rejimin çıkarlarını savunduğu %10'luk bir kesim için ise öğün başına on binlerce lira harcama, bütçeleri için standart durumda..
Birkaç şeyi birden eleştiriyorum. İstanbul’un küresel zenginler için vergi avantajı, ucuz vatandaşlık ve gayrimenkul sunan bir servet parkına çevrilmesini eleştiriyorum. Zenginler gelsin kulağa yatırım gibi geliyor ama bunun bedelini kim ödüyor? Konut ve kira fiyatları yükseliyor, mahalleler halkın yaşayamayacağı hale geliyor, şehir zengin yabancıların tüketim alışkanlıklarına göre yeniden düzenleniyor. Vergiden muaf edilen veya avantaj sağlanan insanların yarattığı maliyet ise altyapıdan güvenliğe kadar burada yaşayanların sırtına kalıyor. Servet geliyor ama topluma dağılıp üretim yaratmak yerine gayrimenkule, lüks tüketime ve rant ekonomisine yığılıyor. İstanbul da içinde yaşayan insanların şehri olmaktan çıkıp küresel elitlere satılan bir varlığa dönüşüyor.
Üstelik bu model ekonomiyi daha da kırılgan hale getiriyor. Üretim, teknoloji, sanayi ya da nitelikli istihdam yerine emlak fiyatlarının ve finansal girişlerin ekonomiyi ayakta tuttuğu bir düzen yaratıyorsunuz. Kısa vadede para girişi olabilir ama uzun vadede şehir, burada yaşayanların ihtiyaçları yerine dünyanın en zengin yüzde 1’inin taleplerine göre şekillenmeye başlıyor. Kafelerden mağazalara, yeni konut projelerinden kamusal alanlara kadar her şey onların satın alma gücüne göre tasarlanıyor. Bunun sonucunda kendi kentinde yaşayan insanlar giderek misafire dönüşüyor.
Bir de vergi meselesi var. Normal vatandaş gelir vergisini, KDV’yi, ÖTV’yi öderken dünyanın en zengin insanlarına “gelin size özel vergi avantajı sağlayalım” demek bana çok tuhaf geliyor. Devlet kendi vatandaşına göstermediği cömertliği küresel sermayeye gösteriyor. Bunun adı yatırım politikası olabilir ama aynı zamanda açık bir servet transferi tercihi.
Karşılaştırılan şehirler de Dubai ve Londra. Bunlar zaten küresel servetin yoğunlaştığı, konut krizinin ciddi boyutlara ulaştığı, yerel halkın merkezden dışarı itildiği şehirler. Biz neden aynı yolu örnek almak zorundayız? İstanbul’un bugün en büyük sorunlarından biri zaten erişilebilir konut, hayat pahalılığı ve rant ekonomisi. Çözüm bunları daha da büyütecek bir modele geçmek mi gerçekten?
Ayrıca siyasi boyutu da açık. Milyonlarca oyla seçilmiş belediye başkanı hapse atılıyor, yerel demokrasi fiilen askıya alınıyor, sonra aynı şehrin geleceği küresel sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden tasarlanıyor. Hukukun zayıf, kurumların kişiselleştiği, demokratik denetimin aşındığı bir ülkede vergi cenneti modeli çok sorunlu hale gelir. Böyle bir model üretimden ziyade ayrıcalıkla büyür. Sermayeye siyasi yakınlık ve özel muamele vaat eden bir düzen oluşur. Böyle bir yapıda devletin temel refleksi kendi vatandaşını güçlendirmenin aksine küresel sermaye için mümkün olduğunca cazip bir platform kurmak olur. Kendi vatandaşı ise yüksek vergiler, düşük ücretler, pahalı konut, zayıflayan sosyal haklar ve giderek azalan pazarlık gücüyle bu düzenin maliyetini taşır.
Beni asıl rahatsız eden de bu toplum modeli. Bir tarafta küresel finans için mümkün olduğunca engelsiz, düşük vergili ve yüksek karlı bir alan yaratılıyor, diğer tarafta ise bu sistemi ayakta tutacak ucuz emek, pahalı hayat ve otoriter bir siyasal düzen üretiliyor. Demokrasi zayıfladıkça, sendikalar güç kaybettikçe, yargı bağımsızlığını yitirdikçe ve hesap verebilirlik ortadan kalktıkça bu modelin maliyetini topluma yüklemek de kolaylaşıyor. Sonunda ortaya çıkan küresel finansın kendini son derece rahat hissettiği ama kendi vatandaşının giderek daha fazla sıkıştığı bir ülke.
O yüzden bu haber nasıl bir Türkiye hayal edildiğinin özeti gibi bir şey. Vergi avantajlarıyla küresel serveti çeken, emlak üzerinden büyüyen, rantı ödüllendiren, kendi kentlerini yatırım aracına dönüştüren ve bütün bunları otoriter bir devlet yapısıyla yöneten bir model. Açıkçası bunun Türkiye’de yaşayan insanların çoğunluğu için neden iyi bir fikir olduğunu göremiyorum. Benim gördüğüm şey, küresel sermaye ve dar bir çıkar grubu için daha elverişli, geri kalan herkes için ise daha pahalı, daha eşitsiz ve daha güvencesiz bir ülke.
BirGün, CHP’nin İstanbul’daki rozet takma törenine 950 lira karşılığında figüranların götürüldüğüne dair haberine karşı iftira ve hakaret içerikli açıklamalarda bulunan Gürsel Tekin ve Müslim Sarı hakkında 950 liralık manevi tazminat davası açtı.
Ayrıca Tekin ve Sarı’ya yönelik yaptıkları açıklamalar nedeniyle Savcılığa suç duyurusunda da bulunuldu.
Hâlâ sandık ve demokrasi diyor ya... Sen git belediye başkanını tutukla sonra da tam yeteri kadar meclis üyesini tehditle/teşvikle kendine çevir. Bu üyeler anlaşılmasın diye ilk iki tur atmayıp üçüncü tur atsın. Plan işlemeyice dördüncü turda yine yenil. Hâlâ da ağlıyorsunuz.
Tarihten tek bir şey öğreneceksek o da Otoriterleşmenin çoğu zaman zorbalıkla değil, en erdemli kavramların arkasına saklanarak inşa edildiği gerçeğidir.
Ak Parti’nin de bu açıdan belki en temel özelliği araçları amaç diye pazarlama gücüdür. Öyle ki 2010’da yargının bağımsızlaştırıldığı söylendi. Vesayetle hesaplaşıldığı, 12 Eylül’ün izlerinin silindiği anlatıldı. O gün bu “ulvi amaç” için kendini siper edenler varken, iktidar açısından amaç iktidarını kısıtlayan kuvvetler ayrılığını siyasallaşmış yargıyla ikame etmekten ibaretti.
Ardından “beka” ve “terörle mücadele” söylemiyle başkanlık sistemi ve olağanüstü yönetim pratikleri meşrulaştırıldı. Bugün ise aynı işlevi “barış” söylemi görüyor.
“Ulvi amaçlar” değişse de iktidarın gücünü daha da merkezileştiren düzenlemelerin meşruiyet zemini hâline gelmesi değişmiyor.
Üstelik bütün bunlar yaşanırken ana muhalefet partisi üzerindeki hukuki ve siyasal baskılar sürüyor. Eğer gerçekten demokratik bir normalleşme hedeflenseydi, ilk emare siyasal rekabet alanının genişlemesi olmalıydı hiç şüphesiz.
Bu yüzden tartışılması gereken, kimin barış isteyip istemediğinden ziyade barış söylemiyle nasıl bir siyasal rejimin inşa edilmeye çalışıldığıdır.
İktidar o kadar alıştı ki seçimle bükemediği bileği yargı kararıyla eğmeye Üsküdar Belediye Meclisi'nde gerçekleşen seçim sonucunda da algı yaratıyorlar.
Evet algı yaratıyorlar!
27'ye karşı 16 oyları olmasına rağmen 1 oyları iptal edilmese sanki seçimi kazanacaklarmış gibi açıklamalar, paylaşımlar yapıyorlar.
Kanundan kaynaklı gerekçelerle yapılan iptal oy aynı gerekçelerle bizim de 3 oyumuz iptal edildi.
Sanki sadece AKP'nin oyu iptal edilmişçesine kamuoyu oluşturup seçimi aslında biz kazandık ama oyumuzu iptal ettiler ve kaybettik davranışı sergiliyor.
Bunlar kadar pişkin, bunlar kadar yalan yere mağdur olup utanmadan bağıran çağıran başka bir siyasi oluşum yok bu ülkede.
Üsküdar'da bizim 3, rakibin ise 1 oyu iptal edilmiştir.
Seçim sonucunda da 22'ye 18 oy ile adayımız Sibel Tan Çetinkaya başkanvekili olmuştur.
Hem haksız yere başkanımız Sinem Dedetaş'ı tutuklayıp hem de vekillik seçimlerinde hile var algısı ile işi mahkemede çözmeye çalışanlar bilsinler ki millet bu oyunları görüyor. Kaybedeceksiniz!
Öğrencilerimin başlattığı change org kampanyasını yaygınlaştırabilir misiniz?
Trans öğretmen Zoe Lila için adalet! - Kampanyaya imza ver! https://t.co/aFWOgTL0jG
Today I join others from across our game and call for Gianni Infantino to resign as FIFA President.
Infantino has debased the office that he promised to elevate. He has lied, deceived and tried to feather his own nest at the expense of the game he is supposed to serve.
He has lost the support of his senior staff, his closest advisers, the vast majority of people who devote their lives to this sport and even, it would seem, the FIFA Peace Prize winner.
It is too late to save his dignity but it is not too late to save football. He should go. Now.
#Infantinout
https://t.co/j93k5MnlK2
Congratulations @AbdulElSayed!
Outspent 11 to 1, Abdul proved that people-powered campaigns can still beat big money. Michiganders chose hope over fear, and a future rooted in dignity, justice, and opportunity.
They want money out of politics, money in their pockets, and Medicare for All.
Now it's time to unite, build on this momentum, and send Abdul to the U.S. Senate by defeating Mike Rogers. All hands on deck to win big in November.
no one hates america and americans more than the republicans who burn our tax dollars on endless wars for profit and plunder at the behest of the epstein class. you are their servant. you will lose.
Ben Meltem Gökhanoğlu.
Bir önceki hesabım dün gece ceberrut iktidarın talimatıyla erişime engellendi. Sadece Ekrem İmamoğlu'nu savunduğum için her anlamda abluka altındayım.
Korkmuyorum, korkmuyorum, korkmuyorum!
Herkes özgür kalana, herkes düşüncesini korkmadan ifade edebilene kadar mücadelenin bir ucundan tutmaya devam edeceğim.
Bu gönderiye etkileşim vererek yeni hesabımın duyulmasına katkıda bulunabilirsiniz 🙏🏼🤍
Önce halk görüntü paylaşamasın diye yaylaya jammer getirdiler şimdi de yaylayı yağmalamak isteyenlere karşı mücadele eden halka trafik cezası gönderiyorlar. Her şey bu kadar açık. Direnişi büyütüyorlar. Haklılığın getirdiği o meşru direnme hakkı kök salıyor.
Gerçekten ibret verici ya. AYM ve AİHM kararlarına uymak için rapordan bahsediyorlar. Yahu siz zaten AYM ve AİHM kararlarına uymak zorundasınız. Can Atalay için 4 AYM kararına uymadınız. Demirtaş için 3 AİHM kararına uymadınız. Siyasete göre şekil alan bir hukuk sistemi yarattınız.
muhalif görünümlü olan ve kritik her mevzuda akp’ye çalışan 3 gazetecinin son 24 saatte attığı twitler... takipçiyi de parayı da muhalif seçmenden kazanıyor bu kişiler.