1500 yıl önceki Doğu Roma Arenalarından, bugünkü Amed’e arena değişti;
iktidarın kalabalığı yönetme tekniği pek değişmedi. Roma’da gladyatörün kanı akıtılır, tribüne ekmek ve gösteri verilirdi.
Öfke yukarıya değil arenaya yöneltilirdi. Modern çağda kılıçların yerini sloganlar, gladyatörlerin yerini kimlikler aldı; seyirci bağırırken sistem görünmezleşti, öfke aşağıya aktı, sadakat yukarıya.
Amedspor bu yüzden yalnızca 90 dakikalık futbol değildir. Kürd kimliği, güvenlik siyaseti ve tribün dili aynı stadyuma sıkıştırıldığında saha kolayca modern arenaya dönüşür: forma kimlik olur, rakip “düşman”, tribün öfke korosu.
Gladyatörler değişti, arena kaldı. Kanın yerini nefret, kılıcın yerini slogan aldı. Ve Roma’dan beri değişmeyen en eski oyun yine sahnede:
Aşağıdakiler birbirine bağırırken, yukarıdakiler oyunu yönetir.
Abdullah Öcalan böyle bir karakterdir.
Abdullah Öcalan, 50 yıldır Kürt milletini en ucuz şekilde harcayarak edindiği “Kürt Halk Önderliği”, “KCK Başkanlığı” gibi statüleri, Kürdistan’ı zihinsel ve siyasal düzlemde yeniden Türk, Arap ve Acem devletleri arasında paylaştırırken Kürt milletini kandırmak amacıyla kullanıyor.
Ancak öyle görünüyor ki bu statüler, kendi nazarında hiçbir gerçek değer ifade etmiyor. Öyle ki Türk devletinin vereceği bir “koordinatörlük memurluğu” için takla üzerine takla atıyor.
Türk devletinin, Kürt milletini Türk devletine bağlamak için vereceği en ucuzundan bir memurluk bile onun gözünde en şerefli makamdan daha değerlidir.
Abdullah Öcalan böyle bir karakterdir.
Peşine takılanların karakterini ise mevcut ölçüm araçlarıyla tespit etmek mümkün görünmüyor. Belki bir gün kuantum karakter ölçüm teknolojisi gelişir de onu da ölçmek mümkün olur.
Bu adamın beynindeki konuşma merkezi ile anlama merkezi koordineli çalışmıyor. Ağzından çıkan saçmalıkları anlama merkezi algılamıyor. Yani adamın gerçekten yapısal bir beyin hasarı olmuş olabilir.
Şubat 2026’da Medyascope’ta şöyle demişti: İsrail’de Kürt dosyası yok. Proje yok, devlet yok, güvence yok. Sempati belki vardır ama taahhüt yoktur.
Şimdi de çıkmış “herkesle konuşun, bölge devletleriyle kazanın” diyor. Bölgede asıl devlet de Türkiye.
Yani iması çok net. İsrail’in Kürt projesi yok, Türkiye’nin var. O yüzden İsrail’e güvenmeyin, Türkiye’ye bağlanın.
Gri alan dediği şey budur. “Taraf seçmeyin” dediği şey de bu. İsrail’le yürümeyin, hesabı Türklerle görün. Onlara teslim olun.
Peki bu adam kim? İsrail araştırma merkezinin ABD direktörü. Gerçekten bu pozisyonda mı? İsrail koltuğunda oturacaksın da Kürtlere “gidin Türklerle anlaşın” mı diyeceksin?
Adam Kürt olabilir ama Kürtler adına hiçbir şey söylemiyor. Hak koymuyor. Statü açmıyor. Kapı bırakmıyor. O zaman neden konuşturuluyor?
KÜRTLER KİMİN SAFINDA? CENG SAĞNIÇ’TAN “GRİ ALAN” MESAJI
İsrail–Türkiye gerilimi, yeni ticaret yolları ve Ortadoğu’daki güç mücadelesi Kürt aktörlerini yeni bir stratejik tercihle karşı karşıya bırakıyor. Ceng Sağnıç’a göre Kürtlerin geleceği, herhangi bir bölgesel kutba eklemlenmekten değil, bütün aktörlerle aynı anda ilişki kurabilmekten geçiyor.
Ortadoğu’da dengeler yeniden kurulurken, Kürtlerin bölgesel güç mücadelelerindeki konumu da giderek daha fazla tartışılıyor.
İsrail ile Türkiye arasındaki gerilim, Batı Suriye ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeler, yeni ticaret yolları ve bölgesel aktörlerin değişen pozisyonları Kürt siyasetinin önündeki stratejik seçenekleri yeniden gündeme taşıyor.
Ceng Sağnıç’a göre Kürtlerin bu denklemde tek bir blokta saf tutması mümkün değil. Sağnıç, Kürtlerin ne İsrail’in ne Türkiye’nin ne de Suudi Arabistan merkezli bir kutbun tamamen parçası olabileceğini savunuyor.
Sağnıç’ın dikkat çektiği nokta ise oldukça net:
Kürt siyaseti, bir kutba teslim olmak yerine bütün aktörlere aynı anda ulaşabilecek bir alanı korumalı.
“GRİ ALAN” KÜRTLER İÇİN STRATEJİK AVANTAJ MI?
Sağnıç, bölgedeki güç mücadeleleri içerisinde Kürtlerin kendilerini tek bir aktörle sınırlamasının hareket alanlarını daraltabileceğini belirtiyor.
Bu nedenle “gri alan” olarak tanımladığı yaklaşımın önemine dikkat çekiyor.
Buradaki temel mesele, herhangi bir aktörle ilişki kurmamak değil; İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan ve diğer bölgesel aktörlerle aynı anda konuşabilecek siyasi ve diplomatik kanalları açık tutabilmek.
Sağnıç, Erbil’in farklı aktörlerle eşzamanlı temas kurmaya dayalı siyasetinin bu açıdan Kürtler için dikkate alınabilecek bir örnek oluşturduğunu ifade ediyor.
İSRAİL–TÜRKİYE GERİLİMİNDE KÜRTLER NEREDE DURACAK?
İsrail ile Türkiye arasındaki olası gerilim, Kürtler açısından da kritik bir başlık olarak öne çıkıyor.
Özellikle Batı Suriye ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin bölgesel dengeleri değiştirebileceği değerlendirilirken, Kürtlerin bu gerilimde erken bir taraf seçmesi yeni riskleri de beraberinde getirebilir.
Bu nedenle tartışmanın merkezinde şu soru bulunuyor:
Kürtler Ortadoğu’daki yeni kamplaşmalardan birinin parçası mı olacak, yoksa bütün kutuplarla aynı anda konuşabilecek stratejik alanı mı koruyacak?
Sağnıç’ın yaklaşımına göre Kürt siyasetinin gücü, kendisini tek bir ittifakın içine kapatmasından değil, farklı güç merkezlerine aynı anda erişebilmesinden geçiyor.
“KÜRTLER NE İSRAİL’İN NE DE SUUDİ ARABİSTAN’IN KUTBUNDA”
Ceng Sağnıç, Kürtlerin bölgesel güç mücadelelerindeki konumunu şu sözlerle ifade ediyor:
“Kürtler ne tamamen Suudi Arabistan’ın başını çektiği kutbun bir parçası olabilirler, ne İsrail’in başını çektiği kutbun bir parçası olabilirler.”
Sağnıç’ın ikinci vurgusu ise Kürt siyasetinin gelecekteki hareket alanına ilişkin:
“Kürt siyasetinin başarı felsefesi… bütün aktör ve kamplaşmalara eş zamanlı erişimi olmasına bağlı.”
Ortadoğu yeni ittifaklara ve yeni kamplaşmalara doğru ilerlerken, Kürt aktörlerinin bu denklemde hangi stratejiyi izleyeceği bölgesel siyasetin en önemli tartışma başlıklarından biri olmaya devam ediyor.
@cngsgnc
Dildar TV – Ceng Sağnıç söyleşisinden ilgili kesit.
https://t.co/Er7yewnRit
#Kürtler #KürtMeselesi #KürtSorunu #KürtSiyaseti #Kürdistan #Rojava #Başûr #Rojhilat #Bakur #Kürtçe #Zazaca #KürtDili #AnaDilHakkı #KürtKimliği #KürtHalkı #KürtGençliği #KürtDiasporası #KürtBirliği #KürtDiplomasisi #KürtTarihi #Kürtlerİçin #Türkiye #TürkiyeGündemi #Suriye #Irak #İran #Ortadoğu #Jeopolitik #RojavaGündemi #RojavaDevrimi #SDG #SuriyeKürtleri #Şam #Erbil #Kerkük #GüneyKürdistan #KuzeyKürdistan #DoğuKürdistan #BatıKürdistan #İmralı #İmralıSüreci #ÇözümSüreci #BarışSüreci #Barış #Demokrasi #Anayasa #YerelYönetim #Özerklik
Cellada Ahlak Uyduran Apocular
Apocu harekette asıl korkunç olan Öcalan’ın cellatlığı değil, Apocuların cellatlığa ahlak uydurmasıdır. Cellat zaten cellattır. Asıl suçlu, celladın yaptığını meşrulaştırandır . Başkasının boynundaki ipi “dava” diye kutsar, celladı “önderlik” diye savunursan, sıra sana geldiğinde itiraz edecek bir ahlakın kalmaz. Susarsın.
Kendi yetiştirdiği insanları birer birer gözden çıkarıp hâlâ onlardan sadakat bekleyen bir harekette ahlakta aranmaz. Orada itaat vardır. İtaat bir süre sonra insana yalnızca ne yapacağını değil, neyin iyi olduğunu da öğretir. Cellat kutsanınca kötülük iyilik olur. Cinayet fedakârlık, ihanet disiplin, ölüm de mücadele diye anlatılır.
Gün gelir cellat senden vazgeçer. İnsanlar bunu felaket sanır. Ama asıl felaket çok önce olmuştur. Sen onun uğruna onurundan vazgeçtiğinde, iradeni teslim ettiğinde, vicdanını “dava” diye rafa kaldırdığında iş bitmiştir.
Cellattan daha tehlikeli olan, cellada kendisini haklı gösterecek bir teori veren zihindir.
Apoist cevap :
Mazlum yoldaş hiçbir görev almayacağını söylemişti, sonra danışmanlığı kabul etti diye ağlayanlar süreci okuyamıyor. Bu bir bürokrasi değil, irade dayatmasıdır. Şam’ı masaya oturttuk. Kürtler olmadan Suriye olmaz gerçeğini kabul ettirdik.
Statü kazandık. Tanınma kazandık. Fiili özerklik kazandı, resmiyet de gelecek.
Bu bir yenilgi değil, taktik konumlanmadır. Stratejik zaferdir. Teslim olmadık, mücadeleyi siyasete taşıdık. Düşman bize geldi, biz ona gitmedik.
Cemil yoldaşın eleştirisi doğrudur, biz de eleştiriyoruz. Ama eleştiri düşmanı sevindirmez. İç düşman, ajan, provokatör, tasfiyeci çizgi bu süreci sabote etmek istiyor. Önder Apo’nun çizgisi dışında hiçbir şey yoktur. Her adım Onun iradesidir. İmralı kazandı. Manifesto kazandı. 27 Şubat kazandı. Barış ve Demokratik Toplum Süreci kazandı.
Cemil Bayık’tan Mazlum Abdi’ye “danışmanlık” eleştirisi:
“Önce hiçbir görev almayacağını söyledi. Fakat daha sonra danışmanlığı kabul etti.
Üstelik Kürtlerden sorumlu bir danışman değil, herhangi bir danışman, bir bürokrat oldu.
Buna yönelik eleştiriler doğrudur, biz de eleştiriyoruz. Bunu kabul etmemeliydi.”
https://t.co/TiBocN3Uu9
Riyakârlık psikolojisi, kişinin başkasına uyguladığı kuralı kendine uygulamamasıdır. Burada bir örnek:
Ceng’i eleştiriyi ertelediği için eleştiren Samira, ben onu Öcalan konusunda eleştirince blokluyor.
Happy Block🎊🎉🎊🎉
@danyarcanda Mazlum Abdi açısından ne hazin bir son. Şara’dan önce, yıllarca manevi babası diye anılan Öcalan tarafından devre dışı bırakılıyor. Abdi, Öcalan için daha ne kadar onursuz olabilirdi ki ?
Yıllarca gençlerin, çocuk yaşta ölenlerin fotoğraflarını “mücadelenin bedeli” diye duvarlara astınız; evladından geriye gömecek bir beden bile kalmayan ailelere bir fotoğrafın önünde cenaze kaldırttınız, yas tutturdunuz.
Kürdistan devleti kurma hedefi uğruna size geri getirilemeyecek hayatlar veren kürd halkı , bugün çıkıp “devlet istemiyoruz” deme hakkını size veriyor mu?
Cemil Bayık: “Türkiye devletinden fazladan bir şey istemiyoruz. Türkiye devletini parçalamak ve bir devlet kurmak istemiyoruz. Devlet Kürtlere özgürlük sağlamıyor, baskı uyguluyor.”
“Çıkarılan yasanın içeriği süreci geciktiriyor” diyen Bayık, devamında şunları söyledi:
“Bu yaklaşım ve Türkiye'nin adım atmadaki ağırlığı nedeniyle sürecin yalnızca kasım ayına kadar değil, gelecek yıla kadar bile uzaması ihtimali var. Önder Apo'ya, hareket adına süreci yürütmesi ve devletle ilişki kurması gerektiğini söyledik. Bu görevi ona verdik. Bu nedenle devlet onu esas alıyor. İnisiyatif onda olsa da Önder Apo hareketi ve halkı esas alıyor. Görüşlerimiz, taleplerimiz ve eleştirilerimiz dikkate alınıyor. Önder Apo süreçte önemli bir rol üstleniyor. Ona, hareket adına devletle iletişim kurması için yetki verdik; kendi başına bu süreci yürütmüyor, orada bazı arkadaşlar da var. Taleplerimiz açıktır. 50 yıl boyunca mücadele ettik, bedeller ödedik ve büyük acılar yaşadık. Sonuç olarak Kürt halkını ayağa kaldırdık. Kürtler kendi kimliği, dili ve kültürüyle konuşmak ve kendi topraklarında özgürce yaşamak istiyor. Bu bizim doğal hakkımızdır. Türkiye devletinden fazladan bir şey istemiyoruz. Türkiye devletini parçalamak ve bir devlet kurmak istemiyoruz. Devlet Kürtlere özgürlük sağlamıyor, baskı uyguluyor.”
Devamı:
Siz "önderliği" ve paradigmasını anlamıyorsunuz.
Taktik ve stratejik farkı bilmiyorsunuz.
"Önderlik" olmasaydı Rojava olmazdı, hatta Kürtler olmazdı. Kürtler uçurumun kenarında iken o Kürtleri uçurumun kenarından aldı, Ankara'nın ve Şam'ın merkezine koydu. Kürtler bugün varsa o'nun sayesindedir."